2 sonuçtan 1 --- 2 arası gösteriliyor
  1. #1
    Üye
    turkuvaz kullanıcısının avatarı

    Giriş Tarihi
    10 10 2004
    Mesajlar
    182

    Varsayılan

    Domuz etı yedırıyorlar



    Domuz ve ürünleri konusunda tartışmalar sürerken Dünya Gıda Teşkilatı (FAO)’nın açıkladığı istatistikler konunun çok farklı bir boyutunu gözler önüne serdi.
    İstatistiklere göre geçtiğimiz yıl 3 bin ton domuz yağı tüketmiş Türkiye. Bu rakamın bir özelliği de Türkiye’nin domuz ürünleri tüketen ülkeler sıralamasında 10’uncu sırada yer alıyor olması. Müslüman bir ülkede bu kadar domuz ve domuz ürünlerinin tüketilmesi dikkat çekici bir olay. Oysa domuz Müslümanlar için haram ve domuzdan üretilenler de “necis”. Peki bu kadar domuzu kim tüketiyor? Ya da kimler farkında olmadan da olsa bu kadar domuz ürününü kullanmak zorunda kalıyor? Türkiye tükettiği 3 bin ton domuz yağını nereden buluyor?
    Türkiye’deki çok sayıda domuz çiftliğinin varlığı uzun süredir bilinen bir gerçek. Gözden uzak yerlerde kurulan bu çiftliklerden ne kadar ürünün piyasaya sürüldüğü de detaylarıyla belli değil. Çünkü bir çok çiftlik sahibi domuz ürettiğini kabul etmiyor bile. Domuzun kaynağı konusunda bir diğer nokta ithalat yoluyla getirilmesi. 23 Aralık 1998 tarihli Bakanlar Kurulu kararı ile “domuz ve domuz ürünlerinin Avrupa ülkeleri ve eski SSCB ülkelerinden ithaline” izin verildi. Bir ürünün ithali yoluna gidilmesi yurt içi kaynaklarının yeterli olmadığının ve dahası talebin fazla olduğunun bir göstergesi. Oysa kamuoyuna yapılan tüm açıklamalarda bütün firmalar domuz ve domuz mamullerini kullanmadıklarını ilan ediyorlar.
    İthalat teşvik kapsamında
    Bakanlar Kurulu kararı ile serbest bırakılan, aynı zamanda teşvik kapsamında da olan domuz ürünleri ithalatında bir çok soru işareti takılıyor akıllara. Öncelikle domuz yağları ve domuz ürünleri, direkt olarak domuz ürünleri olarak ithal edilmiyor. ‘Hayvansal gıda ithalatı’olarak gösterildiği için tam olarak ne kadar domuz yağının kim tarafından ithal edildiği de kesin değil. İstanbul Gümrük Müdürlüğü Gıda Müdürü Raib Aksoy’a göre İstanbul Gümrüğü’nden domuz yağı girişi yapılmamış. Diğer gümrüklerle yaptığımız görüşmelerde sonuç alamadık, çünkü gümrük yetkilileri bu konunun ‘şirket sırrı’ kaps***** girdiğini söyleyerek bilgi vermekten kaçındılar. Dış Ticaret Müsteşarlığı Ekonomik Araştırmalar ve Değerlendirmeler Genel Müdürlüğü verilerine göre domuz yağı ithalatı için başvuran firmalar genellikle sanayi kolunda çalışan büyük firmalar. Müsteşarlık kayıtlarına göre son iki yılda ‘sıvı domuz yağı’ve ‘diğer domuz yağları’kategorisinde 11 bin 332 kilogram domuz yağı ithal edilmiş, bu ithalat için de 19 bin 892 dolar para ödenmiş. Kayıtlar domuz yağı ithal eden firmaları ise Mobil Madeni Yağlar A.Ş, Derimod Konfeksiyon Ayakkabı Deri Sanayi ve Kurtsan İlaçları A.Ş. olarak gösteriyor. Bu firmalar değişik zamanlarda değişik miktarlarda ithalat yapmışlar.
    Derimod Konfeksiyon firmasının üretim müdürü Alaaddin Gedik firmalarının domuz yağı ithalatı yapmadığını savunuyor. Rakamlarla ve tarihleri ile gümrük kayıtları sonrasında domuz yağının firmalarınca ithal edildiğini söylediğimiz Gedik sorularımızı “Bizim firma olarak ne kullandığımız şirket sırrıdır. Şirket sırrını da açıklayamayız. Domuz yağı birebir kullanılmaz, ancak deri sektöründe kullanıldığı doğrudur. Ama ben Derimod firmasının kullanıp kullanmadığını açıklayamam çünkü bu firma sırrıdır” şeklinde cevapladı. Domuz derisinden ayakkabı imalatında yararlanıldığı ve yağından elde edilen malzemelerin deri kıyafetlerde kullanıldığı biliniyor.
    Mobil Madeni Yağlar A.Ş’nin Dış İlişkiler Müdürü Deniz Güzelöz de firmalarının uluslararası standartları olduğunu ve yardımcı ürün olarak ithalat yapılmış olabileceğini söyledi. Mobil Madeni Yağları düzenli aralıklarla domuz yağı ithalatı yapmış. Mobil Dış İlişkiler Müdürü Deniz Güzelöz niçin böyle bir konuyu haber olarak işlemek istediğimizi anlayamadığını söyledikten sonra domuz yağlarının motor yağlarında katkı maddesi olarak kullanıldığını ve firmaların bu amaçla domuz yağı ithal ettiğini açıkladı. Domuz yağının sanayide tercih edilmesine sebep yüksek ısıya dayanması. Yüksek basınç ve sıcaklıkta kullanılacak olan makina, silindir ve dişli yağlarında katkı maddesi olarak kullanılıyor.
    Kuruluş sicilinde ilaç üretiminden kozmetiğe, deterjandan gıdaya kadar çok çeşitli alanlarda faaliyet izni almış olan Kurtsan İlaçları A.Ş ise, domuz yağı ithal etmediklerinde ısrarlı. Domuz yağı ithal ettiklerini kabul etmeyen firmanın ithalat müdürü Leyla Ayaz, “İthalat müdürü olarak öyle bir ithalatımızın olmadığını biliyorum. Sanıyorum rakamlarda hata var. Biz Kurtsan olarak öyle bir ithalatta bulunmadık”şeklinde açıklamada bulunuyor.
    Firmanın Genel Müdürü aynı zamanda da sahibi olan Niyazi Kurtsan da, domuz yağı ithal ettiklerini bilmediklerini söylüyor. “Tüm ithalat dosyalarımızı gözden geçirdim. Biz zaten bitki özlü malzemeler kullanıyoruz. Ama domuz yağı katkı maddesi olarak değişik ürünlerin hammaddesi olabilir. Ben böyle bir ithalatımızın olduğunu siz söyleyinceye kadar bilmiyordum. Domuz yağını katkı maddesi olarak hangi üründe kullanıyorsak onu tespit edeceğim ve o ürünü üretimden kaldıracağım” diyen Niyazi Kurtsan, “Müslüman mahallesinde salyangoz satılmaz” şeklinde konuşuyor.
    Türkiye’nin kullandığı söylenen üç bin ton domuz yağının kim tarafından kullanıldığı belli değil, ancak bir başka soru işareti de bu araştırmanın nasıl yapıldığı. Çünkü Dünya Gıda Teşkilatı (FAO) Türkiye Temsilciliği, kendileri tarafından böyle bir açıklama yapılmadığını, Dünya Gıda Teşkilatı’nın havyansal gıdalarla ilgili bir çalışması olmadığını da söylüyorlar.
    Çiftliklerde üretim yaygın
    Türkiye’de üç bin ton domuz ürünü tüketildiğine ve ithal edilen miktarın sadece yaklaşık 12 ton olduğuna göre geriye kalan miktar nereden bulundu.? Türkiye’de domuz çiftliklerinin varlığı yılardır bilinen bir gerçek. Domuz çiftliklerinde önemli ayrıntılardan birisi domuzun neden talep gördüğü sorusu. Çünkü domuz yetiştiriciliği kârlı bir iş kolu. Domuz üretken bir hayvan. Cinslerine ve yaşına göre yılda bir, iki, bazen de üç kez ve her batında 15—20’ye kadar varan yavru dünyaya getirebiliyor. Bir domuz yılda iki kez doğum yapsa, her batından 10 yavru yaşasa, 20 sene yaşayan bir domuzun 400 yavrusu olacaktır. Ve dahası yeni doğmuş bir domuz 4—5 ayda 100 kiloya kadar çıkabiliyor. Normal şartlarda evcil bir domuzun yüzde 30’u yağ olarak ayrılabilmekte iken bu rakam bazen yüzde 50’yi bulabiliyor. Yani 150 kg.lık bir domuzdan 75 kiloluk yağ elde edilebiliyor. Bu da dana ya da koyuna göre tercih edilmesinde önemli bir etken. Beslenmesi kolay, cam dışında her şeyi yiyebiliyor. Durum böyle olunca birileri mutlaka bu sektöre girecekti ve girdi de.
    Bizim tespitlerimize göre şu anda İstanbul, Bursa, İzmir, Denizli, Aydın, Mersin ve Adana başta olmak üzere Türkiye genelinde 20 civarında domuz çiftliği halen faaliyette. İstanbul’da Ayazağa köyünde büyük bir çiftlik, halen İstanbul piyasasına domuz mamullerinden üretilmiş salam ve sosisleri sürüyor. Haralambi Çerkezo’ya ait bu çiftlik, Ayazağa’nın arkasında bir vadiye yerleşmiş. Çiftlikte çalışanlar çiftlik hakkında bilgi vermek istemiyorlar. Çiftliğin sahibi ve Çerkezo Salam Sosis firmasının sahibi Haralambi Çerkezo ürettiği domuzları kendi imalathanesinde kesip, kendi deyimi ile ‘büyük markezlere’ veriyor. Ayazağa’daki imalathanenin herhangi bir tabelası yok, dışarıdan bakıldığında da ne iş yaptığı belli olmayan bir yer. Firma yetkilileri sadece domuz üretimi değil büyükbaş hayvancılık da yaptıklarını söylüyorlar. Ancak dikkati çeken, bütün kesimlerin aynı yerde aynı malzemelerle yapıldığı. Firma sahiplerine göre şu anda çiftlikte bir kaç yüz domuz var. Firma yetkilileriyle görüşmemiz sırasında satışa hazır hale getirilmiş salam ve sosislerin üzerlerinde hiç bir etiketin olmaması dikkat çekiyor. Çerkezo ve Şütte firmalarına ait kesimhaneler yanyana ve herhangi bir işaret koymamışlar. Her iki firmanın Teşvikiye’deki fast—food’larında satılan ürünlerin üzerinde de herhangi bir işaret yok. Sorduğumuzda da dana janbon olduğu söyleniyor.
    Ayazağa’da bir başka domuz çiftliği ise Kemerburgaz yolu üzerinde. Ancak bu çiftlik yaklaşık 2 yıl önce kapatılmış ve domuzları Çerkezo firması satın almış. Arnavutköy’de de bir domuz çiftliğinin varlığı biliniyor. Gaziosmanpaşa Acımaşlı Köyü’nde de bir domuz çiftliği mevcut. Her çiftlikte ortalama 500 domuz olduğu varsayılsa 20 çiftikte 10 bin domuz eder. 5 bin domuzun 2.5 bininin yavru yaptığı ve her batında 10 yavru doğurduğu kabul edilirse bu rakam 50 bini bulacaktır. Bu da yılda Türkiye genelinde yüzbinlerce domuz üretildiği anl***** geliyor. Bir de Ormancılık Özel İhtisas Komisyonu’nun rakamlarına göre Türkiye ormanlarında yaklaşık 80 bin yaban domuzu barınıyor. Avcılar tarafından avlanan domuzlarında çeşitli firmalara satıldığı biliniyor. Ancak bu işlem kayıt dışı olduğu için net bir rakam ve isim dile getirilemiyor.
    Bu ve benzeri çiftliklerden resmi olarak iki firma domuz satın alıyor: Çerkezo ve Şütte. Haralambi Çerkezo, aldıkları domuzları Çerkezo Salam Sosisleri olarak piyasaya sürerken Ayazağa’daki Şütte firması da salam, sosis ve jambonlarını Piggy olarak piyasaya sürüyor. Ancak bilinen bu firmalar ürünleri çeşitli zamanlarda farklı isimlerde piyasaya sürüyorlar. Daha önce Şütte olarak piyasaya sürülen domuz mamulleri son dönemde Piggy olarak piyasaya sürülüyor. Bu firmalar özellikle büyük alışveriş merkezlerinde ayrı bir stand açıyorlar. Ancak küçük şarküterilerde karışık olarak duruyor ve bir çok tüketici farkına varmadan domuz ürünlerini satın alabiliyor. Domuz hammaddeli salam ve sosislerin kesiminin yapılıp piyasa sürüldüğü bir başka yer de Dolapdere’deki İdeal Salam Sosis imalathanesi. Katmerli sokak 8 numaradaki imalathanede domuz kesimi yapılıyor ve reyonlarda satışa sunuluyor. Ancak gerek çiftliklerde gerekse kesimhanelerde olduğu gibi burada da herhangi bir işaret, ya da tabela yok. Dışarıdan ne olduğu belli olmuyor imalathanenin. Firma yetkilileri sadece domuz işi yapmadıklarını, sığır ve dana sosisleri ürettiklerini söylüyorlar. Gazetecilere konuşmak istemeyen çalışanlar kendilerinin sadece kesim işini yaptıklarını söylüyorlar. Ancak, kesimhanede açılan stantta salam ve sosis satılıyor. Üzerlerinde ne bir işaret, ne de hangi ürünlerden imal edildiğini gösteren bir yazı yok. Şirket yetkilileriyle görüşmemiz sırasında bir çok kişi ne eti aldığını sormadan salam ve sosislerden aldılar. Bizim ne eti içerdiğini sorduğumuzda ise hepsinin domuz içerdiğini ısrarımız sonucu söylediler. Uzun araştırmalarla bulabildiğimiz İdeal Salam Sosis imalathanesini bilen bir çok müşterinin çok miktarda salam ve sosisle çıkması domuz çiftliğinde çalışan bir işçinin ‘markasızların büyük kısmı büfelere veriliyor’şeklindeki sözünü doğruluyor.
    Ne yediğinizi nasıl bileceksiniz?
    Domuz yağı ve domuz ürünleri aslında son derece karmaşık bir konu. Tespit ettiğimiz firmalar domuz yağını sanayide yardımcı madde olarak ithal ediyor ancak ya iç piyasaya sürülenler? Şüphelendiğiniz bir ürünün domuz etinden mi yoksa dana etinden mi olduğunu tespit etmek de o kadar kolay değil. Çünkü işlenmiş bir et ürününün yapısını tespit edebilmek çok pahalı bir teknolojiyi gerektiriyor ki, halen bu teknoloji sadece İstanbul Üniversitesi Veteriner Fakültesi’nde mevcut. “Elektrofore” yöntemi ile yapılan bu testlerde et mamulünün hangi malzemeden yapıldığı tespit edilebiliyor. Biz de domuz ürünleri içerdiğinden şüphelendiğimiz birtakım örnekleri test ettirmek için laboratuvara ***ürdük, ancak Türkiye’nin tek laboratuvarı teknik problemler nedeniyle test edemedi. Ancak gerek Büyükşehir Belediyesi Sağlık Daire Başkanlığı Laboratuvarları gerekse Sağlık Bakanlığı’nın Hıfzıssıhha Lobartuvarları etten üretilmiş bir mamulün hangi etten yapıldığını tespit edemiyor. İstanbul genelinde de hiçbir özel laboratuvar bu teknik imkanlara sahip değil. Hal böyle olunca şüphelenip test etmek istediğiniz mamulü ancak İstanbul Üniversitesi Veteriner Fakültesinde kontrol ettirebilirsiniz. Şu anda o da mümkün değil. 11 milyon insanın yaşadığı bir kentte tüketilen et mamullerinin özellikle de salam sosis gibi büfelerin çok tercih ettiği ürünlerin yeterince ve sıkı bir şekilde kontrol edilmesi pek mümkün de değil, başka bir deyişle. Zaten piyasaya gizli olarak sürülen domuz salam ve sosisleri açık, yani markasız olarak kalabalık yerlerdeki büfelere veriliyor.
    Peki herhangi bir yerden aldığınız salam ya da sosisin görünüşünden domuz eti olup olmadığını nasıl anlarsınız? Domuz etinden üretilen mamuller dana etinden yapılana göre biraz daha yağlı. Yendiği zaman damağa yapışıyor. Domuz etinden yapılan salam ve sosisler dana etine göre biraz daha yumuşak ve açık renkli.
    Rujlara dikkat!
    Üretimi kolay olan domuz aslında iğneden ipliğe kadar her alanda kullanılabiliyor. Üretiminin kolay olması da tercih edilmesinde önemli bir etken. Domuzun en çok kullanıldığı sektör salam, sosis ve sucuk. Bunların da kaynakları domuz çiftlikleri. Bunun yanında deri sanayiinde hem derisi hem de yağı katkı maddesi olarak kullanılıyor.
    Domuzun tıp alanında kullanılması da aslında yeni değil. Latince Adeps Suillus, Fransızca Axonge olarak adlandırılan domuz, ilaç kapsüllerinin yapımında kullanılıyor. Bunların yanında kozmetik ve temizlik maddeleri sektöründe de domuz ürünleri bir kaynak. Özellikle kozmetik sanayiinde domuz yağı sıklıkla kullanılan bir katkı maddesi. İmalat Ansiklopedisi’ne göre bir dudak rujunun nelerden yapıldığı şu şekilde açıklanıyor: Balmumu, serezin, lard (domuz yağının kozmetikte kullanılan biçimi), lanolin, parafin tetrabromofluorescein ve boya maddesi. Lard maddesi için domuzların karın boşluğu ve bağırsaklarının arasından elde edilen yağlar kullanılıyor. Rujlarda olduğu gibi sabunlarda da katkı maddesi olarak kullanılıyor. Ancak sabunlarda sodyum hidroksit çözeltisiyle birleşince sabun haline geliyor. Böylece kimyasal değişime uğruyor domuz yağı.
    Domuz tartışmalarını uzun süre gündemde tutan konu ise margarinlerde kullanımı meselesi. Margarin yapımında “iç esterleşme” yöntemi kullanılıyorsa bu domuz yağı kullanılarak yapılıyor.
    Tıp alanındaki son gelişme de geçtiğimiz günlerde meydana geldi. Domuzdan insana organ nakli gündeme geldi ve konu henüz deneme aşamasında. Konunun çok tartışılan dini boyutuna ise son noktayı Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Nuri Yılmaz koydu ve zaruret halinde domuzdan organ naklinin caiz olabileceğini söyledi.
    Piyasadaki domuz ürünleri tartışmasının artmasının ardından Tarım ve Köy İşleri Bakanı Mahmut Erdir bir basın açıklaması yaptı. Türkiye’de kullanılan gıda ürünlerinin hiç birinde domuz yağı olmadığını söyleyen Mahmut Erdir, “Türk Gıda Kodeksi Yönetmeliği’ne göre gerek yurt içinde üretilen, gerekse yurt dışından ithal edilen gıda maddelerinin etiketlenme aşamasında eğer ürünün bileşiminde hayvansal gıdalar var ise, üzerinde etiketle bildirilmesi gerekli. Bakanlığımıza müracaat eden üretici firmaların dosyalarında bulunması gereken belgelerden bir tanesi de ürünün yüzde bileşiminde yer alan hammadde, yardımcı madde, katkı ve aroma maddelerinin spefikasyonları ile aroma maddelerinin klasifikasyonları. Şu ana kadar ürettikleri ürünlere, üretim izni alan ve almak için müracaatta bulunan firmaların üretimlerinde kullandıklarını beyan ettikleri spekifikasyonlarından domuz yağı kullandıklarına dair belgeye rastlanmamış ve bakanlığım tarafından da domuz ürünü ihtiva eden bir ürüne üretim izni verilmemiştir” şeklinde açıklamada bulunuyor.
    Bakanlığın açıklaması sorulara cevap olması beklenirken beraberinde bir çok soruyu da getirdi. Öncelikle Tarım Bakanlığı bildirilen bilgilerin doğruluğunu ne oranda test ediyor? Tarım Bakanlığı şu ana kadar domuz ürünleri içeren bir üretimin yapılmadığını söylüyor. Oysa piyasada çok sayıda domuz ürünleri içeren gıda maddesi var. Bunlar yasadışı mı üretiliyor? Ayrıca gümrüklerden giren sıvılaştırılmış domuz yağının hangi üründe kullanıldığı nasıl tespit edilebilir? Bu tartışmalı ortamda daha düzeyli ilmi delillerle ispatlanmış test raporları beklenirken Tarım Bakanlığı’nın açıklaması kafalardaki soruların açıklanmasına yetmedi.
    Domuz eti ve domuz ürünleri tartışması kolay kolay çözülecek bir noktada değil. Çünkü domuz yetiştirmek ve satmak kârlı bir iş. Bu sektörde mutlaka birileri çalışmak isteyecek ve çalışıyor da. Ancak temel sorun “şeffaflık” prensibinin gıda gibi herkesi ilgilendiren bir konuda tam anlamı ile uygulanmamasında.
    Haberin orjinali http://www.aksiyon.com.tr/detay.php?id=15687

  2. #2
    Üye
    turkuvaz kullanıcısının avatarı

    Giriş Tarihi
    10 10 2004
    Mesajlar
    182

    Varsayılan

    Gaziosmanpaşa Hacımaşlı köyü domuz çiftliğinin suları ve katı atıkları 300 metre mesafedeki Sazlıdere Barajı’na akıyor. Baraj on milyon kişinin su ihtiyacını karşılıyor. Çiftlikte 5 bin domuz var. Türkiye’deki domuz çiftliklerinde yıllık 3 milyon ton civarında et üretiliyor. Bu rakam neredeyse kırmızı et üretiminin yarısı. Üretilen domuzlar otellere, yemek fabrikalarına ve marketlere “kıyma” şeklinde satılıyor.

    Salam, sosis de piyasaya sürme yöntemlerinin en sık kullanılanı.Hıfzısıhha laboratuarlarında test edilen gıda ürünlerinin yüzde 56’sının “uygun olmadığı” belirlendi. Kanunlara göre denetim yapmak zorunda olan Tarım Bakanlığı’nın İstanbul Avrupa yakasında sadece 14 elemanı var. Yaklaşık bir milyon kişiye bir görevli düşüyor.

    Dergimizin 230. sayısında “Dikkat! Domuz yediriyorlar” başlığıyla bir kapak dosyası hazırlamış ve sanılandan kat be kat fazla miktarda domuz etinin değişik yollardan piyasaya sürüldüğünü, herhangi bir denetim yapılmadığını, insanların bilmeden domuz eti yediklerini, laboratuvar kayıtları ve ithal edilen domuz yağlarının gümrük belgeleri ile birlikte ortaya koyarak yetkilileri göreve davet etmiştik. Haftalarca süren takip sonunda varlığı inkar edilen çiftliklerin ve buralarda kaçak kesilen etlerin halka satışının belgelendiği haberin doğurduğu infial ile, ilgili kurumlar denetimleri sıklaştırmış ve “domuza geçit yok” açıklamasını yapmışlardı. Ancak aradan geçen zaman içerisinde çok şeyin değişmediği, hatta daha büyük miktarlarda domuz etinin piyasaya sürüldüğü ortaya çıktı. Öyle ki haberimizde kapı numarasına kadar verdiğimiz çiftlikleri gazeteciler buluyordu ama Tarım İl Müdürlüğü, Sağlık İl Müdürlüğü, Zabıta, Belediye ve diğer ilgili kurumlar bulamıyordu!
    Ölü fareden bulaşan hastalık
    STV’nin, İstanbul’un içme suyuna karışan domuz atıklarını görüntülemesi ve ardından da İzmir’de patlak veren “domuzlu çiğköfte” hadisesi konuyu tekrar gündemimize soktu. Yaklaşık bir ay önce Nusret Usta’dan çiğköfte alarak yiyen çok sayıda kişi, 2 ya da 3 hafta sonra rahatsızlanarak hastanelere başvurdu. Türkiye böylece literatürden neredeyse kalkmış olan bir hastalıkla karşılaşmış oldu. Şiddetli karın ağrısı, kabakulak hastalığına benzer şekilde kulak altlarının şişmesi, eklem yerlerinde ağrılar ve aşırı halsizlik şeklinde ortaya çıkan rahatsızlık için hastanelere başvuran vatandaşlara öncelikle kabakulak, romatizma, grip, hatta kanser teşhisi konuldu. Teşhise göre tedavi gören vatandaşların rahatsızlıklarının devam etmesi sonucu son olarak bazı hastalar Dokuz Eylül Üniversitesi Romatoloji Servisi’ne başvurdu. Burada yapılan tetkiklerde de bir sonuç alınamadı. Bu sırada hastaların kendi aralarında haberleşmesi ile belli bir tarihte adı geçen çiğköfteciden çiğköfte yiyenlerin aynı belirtilerle rahatsızlandığı öğrenildi. Bunun üzerine birkaç hastanın kan örnekleri İtalya’da bulunan Trişin Merkezi’ne gönderildi. Bu merkezin yaptığı tetkikler sonucu hastaların kanında genelde yabani domuzların etinden geçen trişin (trichinella spiralis) parazitinin bulunduğu ortaya çıktı. Konu hakkında bilgisine danıştığımız Prof. Dr. Tahsin Yeşildere ise hastalığın kaynağı ile ilgili olarak “Domuz her şeyi yiyebilen bir hayvan. Bu virüs ölü farelerden bulaşır. Domuz, ölü fare yemiş. O domuzun etinden yiyenler de bu hastalığa yakalandılar” dedi.
    Neden domuz?
    Peki ama dinen yasak olmasına, Türk yemek kültürüne aykırı bulunmasına rağmen neden domuz cazip bir konu? Çünkü domuz yetiştiriciliği kârlı bir iş. Domuz üretken bir hayvan. Cinslerine ve yaşına göre yılda bir, iki, bazen de üç kez ve her batında 15—20’ye kadar varan yavru dünyaya getirebiliyor. Bir domuz yılda iki kez doğum yapsa, her batından 10 yavru yaşasa, 20 sene yaşayan bir domuzun 400 yavrusu oluyor. Ve dahası yeni doğmuş bir domuz 4—5 ayda 100 kiloya kadar çıkabiliyor. Normal şartlarda evcil bir domuzun yüzde 30’u yağ olarak ayrılabilmekte iken bu rakam bazen yüzde 50’yi bulabiliyor. Yani 150 kg’lık bir domuzdan 75 kiloluk yağ elde edilebiliyor. Bu da dana ya da koyuna göre tercih edilmesinde önemli bir etken. Beslenmesi kolay, cam dışında her şeyi —leş dahil— yiyebiliyor. Durum böyle olunca birileri mutlaka bu sektöre girecekti ve girdi de. Tespitlerimize göre şu anda İstanbul, Bursa, İzmir, Denizli, Aydın, Mersin ve Adana başta olmak üzere Türkiye genelinde 20 civarında domuz çiftliği halen faaliyette. İstanbul’da ise Tarım İl Müdürlüğü kayıtlarına göre sadece iki çiftlik var. Onlar da sadece resmi başvuru yaptıkları için biliniyor. Yoksa kimse ‘acaba kaç tane domuz çiftliği var?” diye bir araştırmaya girmiyor. Bunlardan birisi Maslak Besicilik Üretim Pazarlama A.Ş. adına Ayazağa Cad. Hacıdere Sok. No. 26’da üretim yapıyor. Herhangi bir üretim ve kesim ruhsatı yok. Sahibi Haralambi Çerkezo. Ayazağa’daki imalathanenin herhangi bir tabelası yok, dışarıdan bakıldığında da ne iş yaptığı belli olmayan bir yer.
    Yılda 100 bin domuz piyasaya sürülmüş
    Domuzla ilgili tartışmaları alevlendiren çiftlik Gaziosmanpaşa Hacımaşlı köyünde. Fomar Gıda Üretim Pazarlama A.Ş adına üretim yapan bu çiftlik Ermeni asıllı Fotino Gradyelin’e ait. 1990 yılında “on domuz beslemek için” ruhsat almış ancak çiftlikte 5 bin domuz bulunuyor. İstanbul Sağlık İl Müdür Yardımcısı Dr. M. Zeki Kaplan “Bu çiftliğin herhangi bir denetimi yapılmıyor. Üretim yapması, kesim yapması, bunları pazarlaması yasak. Ama burada 14 yıldır, yılda ortalama 100 bin domuz üretilmiş ve bu domuzların nerede, kime, nasıl satıldıkları hakkında maalesef bilgimiz yok. Görmezden gelinmiş” şeklinde konuyla ilgili çarpıcı bir açıklama yapıyor. Çiftliğin iki kez kapatıldığını söyleyen Kaplan, Türkiye’de sağlık konusunda denetim sorunu yaşandığına dikkati çekerek “Bu çiftlik ile ilgili İSKİ, Gaziosmanpaşa Belediyesi, Tarım İl Müdürlüğü, Sağlık İl Müdürlüğü ve Büyükşehir Belediyesi görevli. Ama hiç birinin tek başına kapatma yetkisi yok. Etiket kanununa muhalefetten işlem yapılabilir. Onun da cezası 1.5 milyon lira” diyerek tirajik durumu özetliyor.
    Çiftlik burada, sorumlular kayıp!
    Türkiye’nin değişik yerlerindeki çiftlikler şu anda mercek altında. Ancak Hacımaşlı köyündeki Fomar Çiftliği örneğinde olduğu gibi gıda kontrolü konusunda tam bir karmaşa yaşanıyor. Çünkü bir çiftliğin açılması ve denetlenmesi hususunda birden çok kurum sorumlu. Skandal ortaya çıktığı zaman ise herkes başka kurumu sorumlu tutuyor. “Mutlak Koruma Alanı” içerisinde yer alan çiftliği denetlemekten sorumlu kurumlardan olan İSKİ’nin Havza Koruma Şube Müdürü Ali Çolak, çiftlikte kesilen hayvanların kanlarının ve atıklarının doğrudan Domuz Deresi aracılığı ile Sazlıdere Barajı’na karıştığını söyleyerek “Mutlaka kapatılmalı” diyor. Çolak, kurum olarak kapatma yetkilerinin olmadığını, ilgili kurumları defalarca uyardıklarını söylüyor. Çiftliğin bulunduğu bölgeden sorumlu Gaziosmanpaşa Belediyesi yetkilileri ise “Bizim haberimiz yok” diyor. Belediye konu ile ilgili başvurularımıza “Bizde herhangi bir talep yok. Kayıtlarımızda böyle bir çiftlik gözükmüyor” şeklinde cevap veriyor. Oysa çiftlik sahipleri 1990 yılında aldıklarını iddia ettikleri bir izni gösteriyorlar. İmalathane ve kesimhanelerden sorumlu olan Tarım Bakanlığı’nın yetkilileri ise “Bizim kayıtlarımıza göre İstanbul’da domuz kesimhanesi yok” diyorlar. Tarım İl Müdürü Ahmet Kavak “İstanbul’da ruhsatlı domuz kesim imalathanesi yok, hiçbir kurumun da domuz kesme yetkisi yok” diyor. Ruhsat yok ancak fiilen kesimler devam ediyor. Ruhsatsız yerleri denetleyecek ekipler de yok. 1995 yılından bu yana gıda denetimleri yerel yönetimlerden alınarak Sağlık Bakanlığı’na devredildi. Kesimhane denetleme yetkisi ise Tarım Bakanlığı’nda. Fakat 10 milyon insanın yaşadığı İstanbul’un Avrupa Yakası’nda ilgili bakanlığın sadece 14 elemanı var. Yani her görevliye yaklaşık 1 milyon kişi düşüyor. İmalathaneleri çevre açısından denetlemekle yükümlü Çevre Sağlık İl Müdürlüğü Gıda ve Çevre Kontrol Şubesi Müdürü İrfan Yılmaz ise bürokrasiden şikayetçi. Hiçbir kurumun tek başına kapatma yetkisi yok diyen Yılmaz, “Etler, lisansı olmayan mezbahalarda kesiliyor ve kayıt dışı olarak satılıyor. İtiraf etmek gerekirse nerede ne kadar satıldığını bilmiyoruz. Etler başka etlerle karıştırılıp piyasaya sürülüyor ve maalesef bizim bu aşamada bu etlerin ne eti olduğunu tespit etme şansımız yok” diye konuşuyor. Fomar Çiftliği ile ilgili tüm kurumlar sorumluluğu başka kurumların üzerine atıyor fakat ortada çok çarpıcı gerçekler var. Sadece bu çiftlikte 5 bin domuz var. Her domuz yılda iki kez doğurabiliyor. Doğan her domuz bir yılda doğurma çağına geliyor ve yılda iki kez ve her batında 15—20 tane doğurabiliyor. Her domuz da ortalama 80—100 kiloya ulaştığı zaman kesiliyor. Kaba bir hesapla sadece bu çiftlikten yılda yaklaşık 1 milyon ton et çıkıyor. Bu etlerin hangi kanalla, nerelere satıldığı meçhul. Diğer çiftlikler de göz önüne alındığında Türkiye’de yaklaşık 3 milyon ton domuz etinin piyasaya değişik yollarla sürüldüğü ortaya çıkıyor. Türkiye’deki toplam kırmızı et tüketiminin de 6 milyon ton olduğu göz önüne alınırsa tablonun vahameti daha da netleşiyor. Kilosu 1 ile 3.5 milyon lira arasında satılan bu domuz etlerinin ağırlıklı olarak kıyma, sucuk, salam ve sosis olarak satıldığı dile getiriliyor. Çiftlik çalışanlarından İsmail Türk’ün verdiği bilgiye göre kesilen etler toplu olarak büyük otellere, yemek fabrikalarına kıyma ve sosis gibi ürünler olarak satılıyor.
    Bu ve benzeri çiftliklerden resmi olarak iki firma domuz satın alıyor: Çerkezo ve Şütte. Çerkezo, aldıkları domuzları Çerkezo Salam Sosisleri olarak piyasaya sürerken, Ayazağa’daki Şütte firması da salam, sosis ve jambonlarını markasıyla satıyor. Ancak bilinen bu firmalar ürünleri çeşitli zamanlarda farklı isimlerde piyasaya sürüyor. Daha önce Şütte olarak piyasaya sürülen domuz mamulleri son dönemde Piggy adıyla satılıyor. Bu firmalar özellikle büyük alışveriş merkezlerinde ayrı bir stand açıyorlar. Ancak küçük şarküterilerde karışık olarak duruyor ve birçok tüketici farkına varmadan domuz ürünlerini satın alabiliyor. Domuz hammaddeli salam ve sosislerin kesiminin yapılıp piyasa sürüldüğü bir başka yer de Dolapdere’deki İdeal Salam Sosis imalathanesi. Katmerli Sokak 8 numaradaki imalathanede domuz kesimi yapılıyor ve reyonlarda dana eti olarak satışa sunuluyor.
    Test sonuçları: yüzde 60’ı “standart dışı”
    Domuzların kesimi ve satışı kayıt dışı yapıldığı için ne kadar etin piyasaya sürüldüğünü, dolayısıyla hangi mamulde nelerin olduğunu bilemiyoruz. Bu noktada piyasaya sürülmüş etlerin denetimi önem arz ediyor. Fakat denetim konusunda olduğu gibi testler konusunda da skandallar var. Piyasaya sürülen mamullerin rutin kontrollerini Tarım Bakanlığı, Sağlık İl Müdürlüğü ve Hıfzısıhha laboratuarı yapmakla sorumlu. Tarım Bakanlığı ve Sağlık İl Müdürlüğü’nün elemanları ve teknik imkanları yeterli değil. Belediyeye ait Hıfzısıhha ise daha donanımlı ama o laboratuar da üç yıldır tadilatta olduğu için yüzde on kapasiteyle çalışıyor. Halk sağlığı gibi bir konuda neden ‘ödenek yokluğu’ bahanesi üretilir sorusunun cevabı da domuz çiftliğinde kimin sorumlu olduğu sorusu gibi ortada kalıyor. Hıfzısıhha Müdürü Muhsin Öztürk Türkiye’de denetimlerin 1995 yılından bu yana tam bir karmaşa şeklinde olduğunu söyleyerek “Denetimde yetki ve sorumluluk karmaşası yaşanıyor. Sinekler bile aslında söz konusu çiftliğin kapatılması için yeterli ancak hiçbir kurum elini taşın altına sokmuyor. Bizim testlerimizde numunelerin yüzde 60’ı bozuk çıktı. Türkiye’deki gıda ithalatının yüzde 83’ü İstanbul’da yapılıyor. Ama biz kanunen sadece gelen numuneleri test edebiliyoruz” diyor. Veteriner Kontrol ve Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü yetkilileri ise test edilen kıyma ve etlerde sığır etine at ve domuz eti karıştırıldığını, sucuk numunelerindeyse sığır eti yanında domuz eti de bulunduğunu açıkladı.
    Sonuç: Domuz konusunda herkes topu başkasına atıyor. Bu noktada tüketicinin yapması gereken şeyi Çevre Sağlık İl Müdürlüğü Gıda ve Çevre Kontrol Şubesi Müdürü İrfan Yılmaz özetliyor; “Açıktan et ürünü almasınlar, bilmedikleri markaları tercih etmesinler ve mutlaka pişirerek yesinler. Mesela kilosu bir milyona et, salam, sosis almasınlar. Piyasadaki etleri denetlemek mümkün olmuyor.” Kısacası ne yediğinize dikkat edin.


    İSTANBUL VETERİNER HEKİMLER ODASI BAŞKANI PROF.DR. TAHSİN YEŞİLDERE
    KESİLEN ETLERİN YÜZDE 70’İ İMHA EDİLME
    Türkiye’de tam bir gıda terörü yaşanıyor. En büyük sorun da devletin sorumsuzluğundan kaynaklanıyor. Denetim mekanizması hiç işlemiyor. Rant için insanımızın sağlığı feda ediliyor. 7–8 yıldır denetim yapılmıyor. Yasalar yetkinin kimde olduğu konusunda netlik taşımıyor. Denetim yerel yönetimlerden alınıp Sağlık Bakanlığı’na verildi. Bakanlığın yeterli personeli yok, olanlar da eğitimli değil. Halk sağlığı bölümleri hayvan hastalığı konularında bilgi sahibi değil. Çiftliklerden son tüketiciye kadar her aşamada veteriner hekimlerin denetimi şart. Oysa İstanbul’daki et kesiminin yüzde 60’ı kontrolsüz. Ruhsatlı mezbaha oranı sadece yüzde 30. Yani kesilen etlerin yüzde 70’i imha edilmeli. Türkiye’de semt pazarları ile ilgili herhangi bir denetim yok. Denetimlerimiz sonunda içinde hiç et çıkmayan sucuklara bile rastlıyoruz ki bunların arasında çöpe atılması gereken parçalar bile var.


    http://www.aksiyon.com.tr/detay.php?id=11099


 

Bookmarks

Gönderme Kuralları

  • Yeni konu açamazsınız
  • Cevap yazamazsınız
  • Mesaj yazamazsınız
  • Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
  •