Toplam 68 sayfada 64 İlkİlk ... 14546263646566 ... SonSon
1013 sonuçtan 946 --- 960 arası gösteriliyor
  1. #946
    Kıdemli Üye
    Imbat kullanıcısının avatarı

    Giriş Tarihi
    02 10 2003
    Mesajlar
    2726

    Varsayılan


    Yunan gazetesinden Osmanlı yemekleri!

    TaNea adlı Yunan gazetesi, promosyon olarak Osmanlı yemeklerinin tarif edilip tanıtıldığı İstanbul'un Saray Mutfağı adlı bir yemek kitabı verdi.


    YUNANİSTAN'IN en yüksek tirajlı gazetesi TaNea, okurlarına promosyon olarak Osmanlı Mutfağı kitabı verdi. Yazar Marianna Yerasimou'nun 40'ı aşkın Osmanlı ve Türk yemeği tarifini derleyerek son derece özenle hazırladığı kitapta, onlarca gravür ve resim de yer aldı. Kitabın orijinal adı Osmanlı Mutfağı ancak, TaNea gazetesi promosyonunda kitabı İstanbul'un Saray Mutfağı olarak tanıttı.
    KİTABIN giriş bölümünde yazar Yerasimou, İyi pişmiş bir imambayıldı, bir iç pilav, herhangi başka bir yemekten çok daha üstün, ancak tüm Osmanlı mutfağına kıyasla bunlar kırıntı ifadesini kullandı. Kitapta aşçı adaylarına yemekleri çok hafif ateşte pişirin, unutmayın ki yemekler yüz yıllarca odun ve kömürle pişirildi telkininde bulunuluyor. Kitapta yemek tariflerinden önceki giriş bölümünde ise şu ifade dikkati çekiyor: Yemek tarifleri bizden, pişirmesi sizden, iştah Tanrı'dan.

    Börekten pilava 99 yemek tarifi

    Toplam 99 yemek ve tatlı tarifinin yer aldığı kitap; çorbalar, et yemekleri, pilavlar, börekler, balık, dolma, salata ve turşular, tatlılar şeklinde bölümlere ayrılıyor. Kitapta ayrıca kadınbudu köfte, uskumru yahnisi, fincan böreği, pancar turşusu, karadut peltesi gibi yemeklerin ayrıntılı tarifleri yer alıyor.


  2. #947
    Kıdemli Üye
    whitesnow kullanıcısının avatarı

    Giriş Tarihi
    22 04 2005
    Mesajlar
    1266

    Varsayılan


    Yemek siparişleri 6 milyona koşuyor

    Bin 800 restoranla çalışan ve 260 bin üyesi olan yemeksepeti.com, 6 milyonuncu siparişe koşuyor 3 arkadaş 24 saat boyunca yemek servisi yapıyor..

    Nevzat Aydın, üniversiteyi Boğaziçi'nde okuduktan sonra gittiği Amerika'dan aklında yeni bir iş fikriyle döndü. Döner dönmez yaptığı ilk iş Boğaziçi Üniversitesi'nden arkadaşı Melih Ödemiş'e bu fikri açmak oldu. İki arkadaş yanlarına çocukluk arkadaşları Cem Nufusi'yi aldı ve yemeksepeti.com adlı bir internet sitesi kurma konusunda çalışmaya başladı. İşin teknik kısmı sorunsuz yürürken, restoranları sepete dahil etme konusunda sıkıntı yaşandı. Amerika'daki modeli uygulamak için harekete geçildive ve ilk aşamada 15 restoran hedef seçildi. Herkes üç restorana gitti ancak sonuç hüsran oldu.. 15 restorandan hiçbiri internetten satışa inanmadığı için bu işe para yatıramayacaklarını söyledi. Kısaca restoranlar aç karnına internet olmaz dediler. Akşam, Boğaziçi Üniversitesi'nin kantininde buluşan üç arkadaş, farklı bir model uygulamaya karar verir bu kez. Alışveriş başına küçük bir komisyonla işi yapabileceklerini düşünürler. Bu şekilde restoranlara para kazandırdıkça restoranlar bu işe girmeye başlar. 2000'lerde interneti Banu Alkan'lı reklamlarla tanımaya başlayan restoranlar, birbiri ardına yemeksepeti'nin menüsüne girmeye başlar. Nevzat Aydın, Bize 'Bu olmaz bununla uğraşmayın' diyen restoran sahipleri 18 aylık uğraştan sonra bizi aramaya başladı. Siparişler artmaya başladı. Bugün günlük 21 bin kişiyi doyuran bir sepet haline geldik şeklinde gelinen noktayı özetliyor.

    GECE SİPARİŞLERİ ARTTI
    Çalışanlardan öğlen saatlerinde sipariş alırken, son dönemde evlerden internet bağlantısının artmasıyla siparişlerin artmaya başladığını söyleyen Aydın, Öğlen siparişlerinin 1.5 katı siparişi gece almaya başladık diyor. Şu anda Türkiye'nin beş büyük kentinde bin 800 üye restoranla hizmet veren yemeksepeti.com, yedi yıl içerisinde 260 bin kayıtlı üyeye ulaştı. Geçen yılın sonunda 4 milyonuncu siparişini alan yemeksepeti. com, 2007 yılı sonuna kadar 6 milyonuncu siparişe ulaşmayı hedefliyor. Sipariş verilen yemeğin ücreti, restoranın kabul ettiği şekilde kapıda nakit, kredi kartı veya yemek çeki ile ödenebiliyor.

  3. #948
    Kıdemli Üye
    MAZI kullanıcısının avatarı

    Giriş Tarihi
    10 04 2004
    Mesajlar
    1599

    Varsayılan


    Karpuz yeme taktikleri!

    AA - ADANA - Yaz aylarının gözdesi karpuzun açken ve çekirdekleriyle yenilmesi önerildi. Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Endokronoloji ve Metobalizma Anabilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. Murat Sert, İyi bir lif kaynağı olduğu için bağırsak hareketlerini düzenleyen karpuz günde en az bir ya da iki porsiyon tüketilmeli. Fazla tok değilken karpuz tüketmek, özelliklerinden daha çok yararlanmamızı sağlar dedi. Sert'e göre karpuzu çekidekleriyle yemek gerekiyor: Karpuz çekirdeklerindeki cucurbocitrin adlı maddenin kan basıncını düşürmede ve böbrek fonksiyonlarının düzenlenmesinde etkisi var. Bu nedenle tamamı olmasa da en azından bir bölümü çekirdeğiyle tüketilmeli. Ancak, çekirdeği çok fazla tüketmek de kabızlık sorunu yaratabilir.


  4. #949
    Kıdemli Üye
    Sansli kullanıcısının avatarı

    Giriş Tarihi
    16 09 2001
    Mesajlar
    2913

    Varsayılan


    Çay ile gelen bir bardak keyif

    Özellikle Türk insanı için sabah kahvaltılarının vazgeçilmezi çayın aslında bilmediğimiz bir çok özelliği var. Sütsüz ve şekersiz alındığı sürece kalorisi olmayan çay, vücudun su dengesinin korur, kahveden çok daha canlandırıcı ve tazeleyicidir...

    Tiryakilere çay ile ilgili bilgiler.

    ÇAYIN KİMYASI
    Camelia Sinensis bitkisinin yaprakları, çaya kendine has koku ve tadını veren birçok kimyasal madde, amino asitler, karbonhidratlar, mineral iyonları, kafein ve polifenolik bileşimler içerir. Ayrıca % 75-80 oranında su içerirler; ki bu oran işleme sürecinin ilk soldurma aşamalarında % 60-70'e düşer. Oolong ve siyah çay işlemenin mayalanma (veya oksitlenme) aşamasında, polifenolik flavanoller (veya katekinler) havadaki oksijenle oksitlenerek o benzersiz tad ve rengi yaratırlar. Kavurma (veya kurutma) işlemi, oksidasyona neden olan enzimi etkisiz kılar ve hatta içinde bulunan su oranını % 3'e düşürür.

    Siyah çayın kokusu çok karmaşıktır. Bugüne kadar hidrokarbonlar, alkoller ve asitler olmak üzere 550'den fazla kimyasal madde tespit edilmiştir. Bunların çoğu işleme sırasında oluşur ve kimyasal madde kendi önemli özelliklerini ekkeleyerek, çayı içenin koku alma duyusuyla çayın tadına katkıda bulunur. Ancak tad, esas olarak çeşitli (çok yaygın ama hatalı olarak tanen diye bilinen) polifenolik bileşimlerin kafeinle değişime uğraması sonucu ortaya çıkar.

    Kafein, çayın en önemli bileşenlerinden biridir. Hafif bir uyarıcı olarak hareket eder ve midedeki sindirim sağlayan suların faaliyetini artırır. Her tip çay -yeşil, Oolong, siyah- farklı miktarlarda kafein içerir.
    Yeşil çayda Oolong'dakinden daha az kafein vardır. Oolong'daki kafein ise siyah çaydakinden daha azdır. Genel olarak ortalama bir fincan çay 8,36 mg, Oolong çayı 12,55 mg ve siyah çay 25-110 mg kafein içerirken, ortalama bir fincan kahve 60-120 mg kafein içerir. Dolayısıyla kafein alımı konusunda endişelenenler yeşil çay veya Oolong çayı gibi açık renkli, hafif demli çaylar tercih etmelidirler. Önemli başka bir nokta da, kahvedeki kafeinin vücut tarafından çok çabuk emilmesidir. Buna bağlı olarak kahve uyarıcı etkisiyle kan dolaşımını ve kadiyovasküler faaliyeti hemen artırır. Oysa çaydaki poliflavanoller emilme hızını yavaşlatır. Kafeinin etkileri daha yavaş hissedilirken vücutta kalma süresi daha uzun olduğu için çay, kahveden çok daha canlandırıcı ve tazeleyici bir içecektir.

    ÇAY VE SAĞLIK
    Keşfedildiğinden bu yana çayın, sağlığa yararlı birçok yönü olduğu düşünülmüştür ve modern araştırmalar da yüzyıllar boyu ileri sürülenlerin doğru olduğunu göstermektedir. Çayın en önemli özelliği tamamen doğal bir ürün olması, kokulu çaylardaki çiçek, meyve veya baharatlar hariç hiçbir yapay renklendirici, koruyucu ve kokulandırıcı içermemesidir. Ayrıca sütsüz ve şekersiz alındığı sürece kalorisi yoktur ve vücudun su dengesinin korunmasında önemli bir rol oynar.

    Çay doğal olarak florür içerdiği için, diş minesini kuvvetlendirir ve ağızdaki bakterileri kontrol altında tutarak plak oluşumunu azaltır, diş eti hastalıklarına karşı koruma oluşturur. Yapılan araştırmalar, hem yeşil hem de siyah çayların tüketilmesinin kanser riskini -özellikle akciğer, bağırsak ve cilt kanseri- azaltabileceğini göstermektedir. Siyah çayın bileşenlerinin antioksidan etkisinin olabileceği, kanser yapıcı hücrelerin oluşmasını engelleyebileceği düşünülmektedir. Geçtiğimiz yıllarda yapılan çeşitil araştırmalar çayın kalp hastalıkları, felç ve tromboza karşı olası etkilerini göstermektedir. Çaydaki kafeinin kalp ve dolaşım sistemi için hafif bir uyarıcı olabileceği ve böylece arteoskleroz (damar sertliği) olasılığını azaltabileceği düşünülmektedir. Ayrıca çaydaki polifenollerin, kolekstrolün damarlar tarafından emilmesini ve kan pıhtılarının oluşmasını engellediğine de inanılmaktadır.

    Çaydaki kafein, konsantrasyonu artırabilir, tat ve koku alma duyularını güçlendirebilir. Çayın hazım sağlayan sıvıları, böbrekler ve karaciğer de dahil olmak üzere metabolizmayı uyarır. Böylece toksinlerin ve diğer istenmeyen maddelerin vücuttan atılmasına yardımcı olur.

    ÇAYIMDAKİ SORUN NE?
    Çay sert ve acı: Büyük olasılıkla fazla çay koymuşsunuzdur. Genellikle, gerektiğini düşündüğümüzden daha azı yeterli olacaktır. Başlangıç olarak, bir ölçek de demlik için kuralından vazgeçin. İkinci olasılık da gereğinden daha uzun bir süre demlemenizdir. Çıkarılabilir filtreli demlikler veya presli cafetiere tipi çaydanlıklar idealdir.
    Çay bulanık görünüyor: Bu aslında iyi bir işaret olabilir; kaliteli Assam Çayı köpüklenebilir ve ışığı yansıtır. Ancak çay gerçekten çok bulanıksa ya su ya da çay kötüdür.
    Çayda metalimsi bir tad var: Bu sorun genellikle kötü sudan kaynaklanır veya çay kalitesizdir.
    Çay tortulu görünüyor: Bu da, genellikle kötü sudan kaynaklanır, sudaki tortular bardağın veya fincanın yan duvarlarına yapışır. Sorun düşük kaliteli, küçük yapraklı çayların kullanımına da bağlı olabilir. Şişe suyu veya filtreden geçirilmiş su deneyin.
    Çayın tadı yavan: Bunun nedeni kötü kalite çay kullanıyor olmanız. Kendinize daha iyi davranın ve daha iyi çaylar kullanın. Suyu tekrar kaynatmış veya servis yapmayan kaynamasını beklememiş olabilirsiniz.
    Çay tatsız: Çay, rafınızda gereğinden uzun bir süre beklemiş olabilir. Küçük miktarlarda ve sık sık çay alın, hem böylece değişik lezzetli çayları da deneme şansınız olacaktır.

    ÇAY ÇEŞİTLERİ
    Assam: 1830'larda Hindistan'ın kuzeydoğu vilayetlerinden Assam'da İskoçyalı Robert Bruce tarafından keşfedildi. Koyu renkli, güçlü ve kokuludur.
    Seylan: Küçük kalite farklılıkları ile Sri Lanka'dan gelen her çay bu cinstendir. Ne kadar yüksekte yetişirse o kadar kalitelidir. Hoş kokulu ve aromalıdır.
    Darjeeling: Dünyanın en kaliteli çaylarından biridir. Nepal yakınlarındaki dağların doruklarında yetişir. Çayların şampanyası da denilen Darjeeling'in tadı misket ya da frenküzümüne benzetilir.
    Earl Grey: Darjeeling, Assam, Seylan siyah çaylarından birisi ile bergamot yağının özel uyumunu yansıtır.
    English Breakfast: Güne iyi bir başlangıç için, Hindistan ve Seylan'ın güçlü çaylarından bir harman.
    Formosa Oolong: Aroması şeftaliyi andıran Tayvan mahsulü.
    Gunpowder: Toplandıktan sonra yapraklarının sıkıca sarıldığı yeşil Çin çayı. Tad ve aroması ince ve kırılgandır.
    Jasmine: Yasemin çiçekleri eklenmiş yeşil ya da siyah ve yeşil çay karışımı.
    Lapsang Souchong: Souchong, Çin orijinalinde çayın büyük yapraklarını tanımlar. Kuvvetlidir, duman rengindedir ve zengin bir aroması vardır.
    Orange Pekoe: Pekoe çayın küçük olan yaprak boyutlarını tanımlar. Bu siyah çay kökenine ve işlenmesine bağlı olarak aromasında çeşitlilik gösterir.

    ÇAY DEMLEMENİN ALTIN KURALLARI
    Taze ve soğuk su kullanın.
    Daha iyi bir demleme ısısına ulaşmak için demliği ısıtın.
    Çayın ölçüsüne dikkat edin; fazla çay koymak hem ekonomik değildir hem de çay acı olur.
    Su kaynadığı anda, suyu demliğe ekleyin.
    Tüm lezzetin açığa çıkabilmesi için 3-5 dakika demleyin.
    Eğer çayınızı süt ile içmek istiyorsanız daha iyi karışması için fincana önce sütü koyun.
    Çayı kuru, hava almaz bir kapta muhafaza edin.

    ÇAY NASIL SAKLANIR?
    İyi işlenmiş siyah çaylar, vakumlu ambalajlarda veya kapalı teneke kutularda iki yıla kadar dayanabilmesine rağmen, çayın tam olarak ne zaman toplandığını tespit etmek zor olabilir. Çoğu çaylar, deniz yoluyla taşındığı için satış noktalarına varmaları birkaç ay sürer. Yalnızca, mevsimlerin belirgin olarak ayırdedilebildiği bölgelerde yetişen, Darjeeling gibi birinci ve ikinci sürgünlerden alınan çayların toplanma zamanı belirlenebilir. Örneğin, haziran ayında satılan birinci sürgünler üç aylıktır. Bunlar gibi narin siyah çaylar en fazla altı ay dayanır ve bu durum yeşil çaylar için de geçerlidir. Çayı koyu renkli ve hava almaz bir kap içinde, rutubet ve buğulaşma tehlikesi olmayan bir yerde saklayın. Baharatlardan ve keskin kokulu yiyeceklerden uzak tutun çünkü çay kolayca bozulabilir.

    İYİ ÇAY İÇİN BİRKAÇ ÖNERİ
    Su on saniyeden fazla kaynayıp fokurdamamalıdır yoksa gereğinden fazal oksijen kaybeder.
    Soğumuş suyu asla yeniden kaynatmamak gerekir.
    Demlenmiş çayı porselen çaydanlığa boşaltmadan önce bir kez karıştırın.
    Yeşil çay, altlığı olmayan fincanla, siyah çay ise altlıklı fincanla sunulur.
    Demliğin, çaydanlığın ve çay bardaklarının metal olmamaları ve deterjanla yıkanmamaları gerekir. Metal çaydanlıkta yapılan çayda metal tadı olur.

    ÇAYLA İLGİLİ BİRKAÇ NOT
    Çay bitkisinin uçlarında ve dallarında küçük çiçekler açar. Meyve üç gözlü kapsüldür. Çay bitkisinden yalnızca çay elde etmek için değil, ilaç üretmek için de yararlanılır. Thea Sinensis ve Thea Assamica (Theaceae) çaygillerin ekonomik açıdan en ilginç olanlarıdır. Literatüre bakılırsa, özellikle de tropik ve astropik ormanlarda, 28 cins ve 520 türde karşımıza çıkar. Çayın işlenmesi; soldurma, kıvırma, mayalama ve kurutulmayla yapılır.
    Dört kilo yeşil yapraktan yaklaşık bir kilo çay elde edilir.
    Avrupa'ya ilk çay 1610 yılında, o sırada henüz sekiz yıllık bir geçmişe sahip olan Hollanda Doğu Hindistan Kumpanyası'nın bir gemisiyle geldi.
    Buzlu çay, 1904'te Saint Louis Dünya Fuarı'nda icat edildi.

  5. #950
    Kıdemli Üye
    whitesnow kullanıcısının avatarı

    Giriş Tarihi
    22 04 2005
    Mesajlar
    1266

    Varsayılan


    Turistin yeni gözdesi kızarmış dondurma

    Balıkesir'in turistik Ayvalık ilçesinde Alibey Adası'nda Hamit Arslan'ın hazırladığı kızarmış dondurma büyük ilgi görüyor.


    Özel hazırlanmış dondurmayı fritözde kızarttıktan sonra servis yaptığını belirten Arslan, kızarmış dondurmanın çok ayrı bir tadı olduğunu söyledi. Ünlü Alibey Adası'nda dondurma ustası Hamit Arslan'ın satışa sunduğu kızarmış dondurma büyük ilgi görüyor. Soğutucudan çıkardığı dondurmayı fritözde kızarttıktan sonra servis yapan Arslan, kızarmış dondurmanın büyük ilgi görerek çok talep aldığını ifade etti. Fritöze konan dondurmanın üstünde kaplı olan kısmın piştiğini belirten Arslan, Fritözden çıkarılan dondurmayı üzerine sos dökerek servis yapıyoruz. Dış kısmı pişen dondurmanın iç kısmı aynı soğukluğunu korumaktadır. Çok değişik bir tadı olan kızarmış dondurma büyük ilgi gördü. Kızarmış dondurmanın bir porsiyonunu 5 YTL den satıyoruz dedi.

  6. #951

  7. #952
    Kıdemli Üye
    Sansli kullanıcısının avatarı

    Giriş Tarihi
    16 09 2001
    Mesajlar
    2913

    Varsayılan


    Günde 12 milyon ekmek çöpe gidiyor

    Çevre ve Tüketici Haklarını Koruma Derneği (ÇETKODER) Genel Başkanı Mustafa Göktaş, günde 12 milyon ekmeğin çöpe gittiğini söyledi.

    Göktaş, Lütfen ekmekleri çöpe atmayalım. Birçok vatandaşımızın yokluktan şekerli suya banarak yediği ekmekte, milletçe tasarrufa yönelmek zorundayız. diye konuştu.


  8. #953
    Kıdemli Üye
    Sansli kullanıcısının avatarı

    Giriş Tarihi
    16 09 2001
    Mesajlar
    2913

    Varsayılan


    Ramazan sofraları için hazırlanan yemekler

    Ramazan ayında, Türkiye'nin birçok bölgesinde yöresel yemekler sofraları süslüyor.

    Erzurum'da ayran aşı çorbası ve kadayıf dolması, Ardahan'da katmer ve un helvası, Erzincan'da gasefe ve ekşili, Kars'ta erişte pilavı, Iğdır'da revani, ramazan sofralarının vazgeçilmez yiyecekleri arasında yer alıyor. İlde kıymalı yumurta da ramazanda en çok tercih edilen yemeklerin başında geliyor.

    Ardahan'da ramazan ayında katmer, un helvası ve mantı çok tüketiliyor.

    Erzincan'da ise kayısıyla yapılan ve üzerine bolca şerbet dökülerek yenen gasefe tatlısı ile biber ve domatesle yapılan ve üzerine tandır ekmeği konulan ekşili, vazgeçilmez yemekler arasında sayılıyor.

    Kars'ta vatandaşların vazgeçemediği ramazan yemeği ise erişte pilavı. Sulu köfte ve etli nohut da kentte tercih edilen ramazan yemekleri arasında bulunuyor.

    Iğdır'da da revani, ramazan tatlısı olarak anılıyor. Nohutlu yahni, yaprak sarması ve yoğurt çorbası, ilde ramazana özgü yemekler arasında yer alıyor.

    ADANA
    Adana'da ramazan sofralarının vazgeçilmezleri arasında, kebaptan sonra içli köfte, analı kızlı köftesi, Mersin'de sini köftesi, Hatay'da kaytaz böreği, Şam oruğu bulunuyor. Adana'da babagannüç adıyla bilinen patlıcan salatası, Hatay'da abugannüç olarak hafif yemek isteyenlerce tercih ediliyor.

    Siyah havuçtan yapılan şalgam da hiçbir sofradan eksik olmayan bir yöre içeceği. Böbreklere iyi geldiği belirtilen şerbet, lokantaların yanı sıra caddelerde özel kıyafetli satıcılar tarafından, sıcaktan bunalan ve serinlemek isteyenlere ikram ediliyor.

    İnce yufkadan yapılan Karakuş tatlısı ve halka tatlı ise ramazanda ağızları tatlandırıyor.

    MERSİN
    Mersin'de ramazan sofrasının bir zamanlar vazgeçilmezi olan sini köftesi, orta yaşın üzerindekiler tarafından tercih ediliyor. Yağsız çiğ köftelik kıyma, ince bulgur, soğan, tuz, kırmızı biber, margarin, ceviz, tereyağı, karabiber, tarçın ve maydanozdan yapılan sini köftesi, gençlerin birçoğu tarafından neredeyse bilinmiyor.

    HATAY
    Hatay'da lokantalar, özellikle ramazan dolayısıyla yerel yemek sayısını artırıyor.

    Sultan Sofrası işletmecisi Metin Tansal, ramazan süresince kentte her evin mutfağında çorbasından tatlısına en az 7 çeşit yemek yer aldığını söyledi.

    Lokantalarında menüleri ramazan için yeniden düzenlediklerini ifade eden Tansal, her gün iftarın ya yoğurt çorbası ya da ekşi aşı ile açıldığını kaydetti.

    Sofralarda kıyma et, soğan ve çeşitli baharatların karışımıyla oluşturulan ve yöresel bir meze çeşidi olan kaytaz böreği ile hafif bir yemek olan patlıcan, maydanoz, sarımsak ve nar ekşisi ile hazırlanan, patlıcan salatası olarak bilinen abugannüçe yer verildiğini bildirdi.

    Anavatanı Şam olan, birçok kentte içli köfte olarak bilinen ve Antakya'da genel olarak dini bayramlarda yapılan Şam oruğunun, etli olmasının yanı sıra cevizli olarak da yapılabildiğini belirten Tansal, bu yemeğin özellikle bayramda her evde sofraları süslediğini ifade etti.

    ŞANLIURFA
    Şanlıurfa'da lahmacun, boranı ve çiğ köfte gibi yemeklerin yanı sıra şıllık ve küncülü akıt gibi tatlılar, iftar ve sahur sofralarını süslüyor.

    Genellikle et ağırlıklı yemeklerin tercih edildiği kentte, et, pancar, nohut, bulgur ve çeşitli sebzelerin yoğrulmasıyla hazırlanan ve sarımsaklı yoğurtla servis edilen Boranı, özel günlerde konuklara ikram edilen en önemli yemeklerden biri.

    Geçmişi Hz. İbrahim'e kadar dayandırılan çiğ köfte de ramazan ayında sofraların vazgeçilmez tatları arasında yer alıyor.

    Kazan kebabı, içli köfte, sıkma, Siverek ekşisi ve kebap çeşitleri de ramazan yemeklerinin vazgeçilmezleri arasında bulunuyor.

    Yemeklerin yanında ikram edilen ve sebzelerin ezilmesiyle hazırlanan Bostana ise iftar sofralarının meşhur salatalarından.

    İftarda yemeklerin ardından konuklara cevizli şıllık tatlısı veya pekmezin susam ve çeşitli baharatlarla kaynatıldıktan sonra kurutulmasıyla hazırlanan küncülü akıt gibi tatlılar da ikram ediliyor.

    GAZİANTEP
    Gaziantep'te özellikle lokantalarda deneyimli aşçılar tarafından hazırlanan beyran çorbası, vazgeçilemeyecek çorbalar arasında yer alıyor.

    Bakır sahanlara konulan pirincin üzerine et ilave edilmesi, yüksek ateşe konulan sahana sıcak et suyunun dökülmesiyle hazırlanan acılı beyran çorbasının müdavimleri, zaman zaman lokanta önlerinde uzun kuyruklar oluşturuyor.

    Gaziantep ve yöresine ait, kuzu ciğeriyle yapılan cartlak kebabı, sahurda lokantalarda servis yapılıyor.

    ADIYAMAN
    Adıyaman'da içli köfte, patlıcanlı köfte, kaburga, kızartmalar ve yahni, ramazan sofralarının önemli yemekleri arasında yer alıyor.

    Adıyamanlılar, tatlı olarak, kadayıf, helva, tane helvası, peksimeti tercih ediyor.

    KİLİS
    Yörede meşhur Kilis tavasına sahip Kilis'te, keşkek, kölük aşı, iç katması, teşrübe, ekşili yahni, yoğurtlu köfte, kumbülmüşviye, sucuk hamra, elanazik, öcce, çürütme, oruk, Kilis tava, içli köfte, lebeniye ve yaprak sarması en önemli ramazan yemekleri.

    Ramazan gerebici, Ramazan kahkesi, katmer ve peynirli künefe ise kentin önemli tatlıları arasında yer alıyor.

    KAHRAMANMARAŞ
    Kahramanmaraş'ta yöresel tarhana çorbası, Ramazan sofrasının en önemli yemeği olarak nitelendiriliyor.

    Ramazan ayında pide fırınları, susamlı, yumurtalı pideler ve susamlı somun ekmeği, geleneksel Maraş çöreği hazırlanıyor.

    Tarhana çorbası, yoğurtlu çorbalar ve şehriye çorbasından sonra tas pilavı, Acem pilavı, etli, tavuklu pilav, dövme pilavı, içli köfte, cevizli, fıstıklı, içli köfte suda haşlanmış içli köfte, yağda kızartılmış içli köfte, sömelek köfte, bezdirme, yoğurtlu köfte ve sulu yağlı köfte önemli yemekler arasında yer alıyor.

    Bölgede sıcak yemeklerden mantı, dolma çeşitleri, sarma, mimbar dolması, tatlı olarak ev kıvrımı, kadayıf çeşitleri, harmanda baklavası, tulumba tartılı, lokma tatlısı, el böreği, çullama, irmik tatlısı, peynir tatlısı, revani ve bal, tercih ediliyor.

    DİYARBAKIR
    Diyarbakır'da yıllardır ramazan ayında sofraların vazgeçilmez yemeği olan kaburga dolması, ekşili güveç (meftune) ve kadayıf, bu yıl da sofraların vazgeçilmezleri arasında yer alıyor. Siirt'in ünlü yemekleri arasında, yaklaşık 1 metre çapında ve 3 metre derinliğindeki çukurlarda, yaylalarda beslenen oğlak eti havada çengellere asılarak kuyunun dibine konulmuş ateşin etkisiyle doğal ortamda pişirilerek yapılan büryan geliyor.

    Çevre ve Kültür Değerlerini Koruma Vakfı (ÇEKÜL) Siirt Temsilcisi Ayhan Mergen, Siirt'in en önemli yemeklerinden birinin büryan, diğerinin ise perde pilavı olduğunu ifade etti.

    Ayhan Mergen, kitelin (bir tür içli köfte) de Siirt mutfağında yer aldığını, tatlıların başında ise varak tazenin (bir tür pekmez tatlısı) geldiğini kaydetti.

    Mardin'de ise un, tuz, kıyma, soğan, maydanoz, yeşil biber, karabiber, yumurta ve maya ile yapılan semusek yemeğinin yanı sıra kuzu veya oğlak işkembesi, kuş başı et, kuyruk yağı, nane, tuz, pirinç, karabiberle yapılan kibe mumbar dolması, en çok yapılan yemekler arasında yer alıyor.

    KAYSERİ
    Türkiye'de sucuk ve pastırma üretiminin merkezi olarak bilinen Kayseri'de ramazan ayında iftar sofralarında en çok sucuk içi tüketiliyor.

    Kıyma haline getirilmiş etin toz biber, kimyon, sarımsak, tarçın, karabiber gibi baharatlarla yoğrulmasıyla hazırlanan sucuk içi, soğuyup donmaması için iftar vaktine az zaman kala tavada pişirilip sofraları süslüyor. Pastırma ve sucuk satıcılarıyla bazı büyük marketlerde ramazan aylarında özel olarak üretilen sucuk içi, bazı evlerde geleneksel yöntemlerle hazırlanıp taze taze tüketiliyor.

    Ramazan ayında Kayseri ve çevresinde hamur ağırlıklı yiyecekler tercih ediliyor. Kırk çeşidi olan mantı da sofraların vazgeçilmez yiyecekleri arasında yer alıyor.

    Sahurda ise gün boyu tok tutacağı için kete veya elde yapılan bir tür makarna olan erişte tercih ediliyor. Kete veya eriştenin yanında kayısı hoşafı, yıllardan beri geleneksel olarak sahurda sofraları süslüyor.

    Ramazan boyunca tahin helvası, pekmez, hurma, çömlek peyniri, pastırma, bamya, yaprak sarması, kesme çorba, aşmakarna, yağlama, su böreği, içli köfte de sıkça tüketiliyor.

    KONYA
    Türk mutfağı uzmanı Nevin Halıcı, Konya'da ramazan sofralarının ayrı bir önem taşıdığını, iftar sofralarının 2 kısımdan oluştuğunu ifade etti.

    Halıcı, İftariyelik denilen ilk kısım, insanların oruçtan çıkıp hemen yemek yiyerek rahatsız olmamaları amacıyla yapılıyor. Bir anlamda yemeğe hazırlık olarak görülen, mideyi uyaran iftariyelikler, reçel, peynir ve zeytin çeşitleri, sıcak pide, pastırma ve sucuktan oluşuyor. İftariyelik bitince akşam namazı kılınıyor. Daha sonra ana yemek yeniliyor dedi.

    Ana yemeğe genellikle yoğurt çorbasıyla başlandığını belirten Halıcı, Sofrada ayrıca su böreği, baklava, bol meyve, hoşaf, sarmalar ve pilav olur. Misafir ağırlanırken bütümet mutlaka olur. Kaburga veya kolun haşlanıp ardından kızartılmasıyla hazırlanan bütümet, yazları patlıcan kışları ise patatesle servis edilir' diye konuştu.

    Sahur yemeklerinde birkaç yıl öncesine kadar genellikle börek yenilip hoşaf içildiğini bildiren Halıcı, hoşafın yerini yavaş yavaş çayın almaya başladığını söyledi.

    KARAMAN
    Karaman Kültür ve Turizm Müdürü Dindar Dilbaz, ramazan ayında sahur sofralarında bulgur pilavının mutlaka yer aldığını söyledi.

    Karaman mutfağında çorbanın önemli yer tuttuğunu ifade eden Dilbaz, şöyle konuştu:
    Karaman'da yoğurt çorbası, toyga çorbası, bamya çorbası, mevsime göre sakala sünen çorbası, tarhana çorbasından birisi mutlaka bulunur. Yemeğe çorbayla başlanır. Sakala sünen çorbası erişte ve mercimekle yapılır. Karaman'a özgüdür. İnce uzun kesilmiş erişte çorbanın içinde sündüğü için adı sakala sünen olarak kalmıştır. Karaman'a has calla yemeği ise özellikle misafir davet edilen günlerde sofrada yer alır. Mevsimine göre sebze yemekleri, zeytinyağlı dolmalar, salatalar yapılır. Tatlılarda ise ev yapımı baklava ile ekmek kadayıfı, güllaç tercih edilir.

    Sahurda genellikle kahvaltı yapıldığını fakat orta yaş üzeri insanların sahurda da belli alışkanlıkları olduğunu belirten Dilbaz, Keyfine düşkün bazı aile beyleri mutlaka sahurda hanımına saç böreğini yaptırır. Sulu pilav denilen bir çorba pişirilir dedi.

    AKSARAY
    Aksaray'da, ramazan ayında iftar sofraları unlu mamuller, et ve süt ürünleri, meyve ve sebzeyle zenginleştiriliyor.

    Aksaray'da her evde iftar sofrasında mutlaka ramazan pidesi bulunuyor. İftarda çorba, et yemeği, mantı, sebze yemekleri, salata ve tatlı çeşitleri yer alıyor.

    Sahurda ise genellikle sac böreği ve erişte tüketiliyor.

    İncelek tatlısı ve kuskus pilavı da sahur sofralarını süslüyor.

    SİVAS
    Sivas'ta, ramazan ayında bir araya gelen kadınlar, yakınları ve komşularıyla içli köfte, sulu köfte, sarma yapıyor.

    Ramazan ayında yapılan çorbalar arasında un, yarma, yeşil mercimek ve yoğurt pişirilerek hazırlanan peskütan çorbası, pancar çorbası, kesme çorbası (hamur çorbası), tarhana, şalgam, patates, şehriye, mercimek, bulgur, düğülcek çorbaları yer alıyor.

    Yaprak sarması, lahana sarması, kızartma köftesi (kadınbudu köfte), sulu köfte (bulgurlu köfte), mirik köftesi (etsiz), yahni ve mıhlama gibi yemekler de Sivas'ın ramazan sofrasında önemli yer tutuyor.

    Ramazan ayında ağırlıklı olarak sebzeli yemekler yapılıyor. Kabak yemekleri (kavurma, sütlü kabak, üzümlü kabak), şalgam kavurması ve yemeği, patates tiritlisi, baharda kırlarda kendiliğinden yetişen bir bitki ve kurutulunca kışın da yenilebilen madımağın yemeği de sofraların vazgeçilmez tatları arasında bulunuyor.

    Bulgur, pirinç, kuskus, erişte pilavları değişik lezzet ve görünümde olan çeşitlerin yanı sıra Sivas mutfağının börekleri de lezzetin vazgeçilmezlerinden. Su böreği, köylü böreği, yufka böreği, tel böreği, yarımca börek gibi yöreye özgü börek çeşitleri de ramazan sofralarını donatıyor.

    İlde ramazanda baklava, hurma, tava hurması, sarığıburma, Kırım baklavası, kadayıf, yufka böreği, helva, hasuda (aside), paluza (pelte), karaş, pestil kızartması, incir dolması, ballı börek ve güllaç tüketiliyor.

    EDİRNE
    Birçok uygarlığın yaşadığı, Osmanlı İmparatorluğu'na 92 yıl başkentlik yapan Edirne'de, saray mutfağından bugüne kadar gelen etli yemekler, hamur işleri ve tatlılar, özellikle iftar sofralarının vazgeçilmezleri arasında yer alıyor.

    İl Kültür ve Turizm Şube Müdürü Necmi Asan, iştah açıcılığı ve hafifliğinden dolayı sahur ve iftarda tarhana çorbası içme geleneğinin devam ettiğini bildirdi.

    Asan, etlilerde damat paçası, ciğer sarma, Çerkez tavuğu, kuskus kapaması, yufkalı pilav, Rumeli lokması, salma, kıymalı saray pidesi, etli Rumeli lokması, kandili mantısı; hamur işlerinde piruhi, bulgurlu kol böreği, kaçamak, etli kandilli mantısı, hindi dolma, bulgurlu ve ekşimikli kol böreği, kesme, tarhana bulamacı; tatlılarda ise dilber dudağı, sargı burma, pelte peşim, zerde, nişasta helvası, Selanik tatlısı, keçi patisi, peynir tatlısı, höşmerim, kaşık helvası, nişan kurabiyesinin iftar ve sahurda tercih edilen geleneksel yemekler arasında yer aldığını belirtti.

    Yemek Kültürümüz adlı kitapta yöresel yemekleri tanıtan Müşerref Gizerler ise avcılık geleneği nedeniyle yörenin mutfağında et yemeklerinin ağırlıklı olduğunu bildirdi.

    Erişte, kuskus ve çeşitli meyvelerden kurutularak yapılmış hoşafın sahur yemeklerinin vazgeçilmezleri arasında yer aldığını ifade eden Gizerler, sahur sofralarında akıtma, kol böreği gibi hamur işlerinin de tercih edildiğini söyledi.

    Edirne'nin ekşili köftesinin, kırmızı etten yapılan kapamaların, çeşitli meyvelerden yapılmış reçeller, soğanlı yumurta, ciğer sarma, kandilli mantısının iftar sofralarında yer aldığını kaydeden Gizerler, Osmanlı döneminden kalan, badem ezmesi, gaziler helvası, nişasta helvası, kaşık helvası ve güllacın da ramazan sofralarını süslediğini ifade etti.

    TEKİRDAĞ
    Tekirdağ'da ise ramazan ayında iftar sofralarında genellikle düğün çorbasına yer veriliyor. Geleneksel olarak her yıl evlerde yapılan erişte ve yufkalar, ramazan sofralarının vazgeçilmezleri arasında yer alıyor.

    Genellikle çiftçilik ve hayvancılık yapılan ilde tereyağı, süt, yoğurt ve yumurta evlerde üretiliyor.

    Evde yapılan ekmekler, körpe dana, kaz eti, kuzu eti karışımından elde edilen sucuklar, beyaz peynir ile vişne, kayısı, çilek reçelleri, yumurtalı, susamlı çörek otlu pideler, etli ve sebzeli yemekler, pilav, makarna, erişte, börekler sahurda tercih edilen yemekler arasında yer alıyor. Hardaliye, vişne, nar şerbetleri içiliyor.

    İftarda ise tavuk veya et suyundan yapılan şehriye çorbası ve düğün çorbası, iftar sofralarının ilk yemeği olarak yer alıyor. Ardından pastırmalı yumurta, mevsimine göre kuzu veya hindi kızartması, sebze yemeği ve puf, su ve bohça böreği iftar sofrasına getiriliyor. Yassı veya tel kadayıf, cevizli veya bademli Tekirdağ baklavası ve kaymaklı güllaç da sofraların vazgeçilmez tatlıları.

    KIRKLARELİ
    Kırklareli Kültür ve Turizm Müdürlüğü Halk Kültürü Araştırmacısı Zekeriya Kurtulmuş, il mutfağının kaynağını tarım ürünleri, büyükbaş ve küçükbaş hayvan eti ile deniz ürünlerinin oluşturduğunu söyledi.

    Kurtulmuş, hamurdan yapılan umaç çorbası, közlenmiş patlıcan ve çeşitli sebze katkılı papaz yahnisinin, iftar ve sahur yemeklerinin vazgeçilmezleri arasında yer aldığını belirtti.

    Sahur yemeğine genellikle hafif yiyeceklerle kahvaltı yapılarak başlandığını kaydeden Kurtulmuş, iftarda önce çorba, ardından kuru fasulye, mercimek, nohut, değişik patlıcan yemekleri, çeşitli dolmalar, etli yemeklerden birisi veya birkaçı, ardından ıspanak böreği, kabak böreği, kalın kıyı (kıymalı ve soğanlı börek), soğan böreği, su böreği, süt böreği ve mantıların tercih edildiğini ifade etti.

    Kurtulmuş; hardaliye (hardal katılarak yapılan üzüm şırası) ile erik, kayısı, ayva pestilleri, vişne, kızılcık, kuru üzüm, elma, armut, ahlat, kayısı, erik hoşafları, tatlılardan ise sütlaç, keşkül, ekmek tatlısı, kadın göbeği, şekerpare, kadayıf ve kabak tatlısının ramazanda sofralarda yer aldığını kaydetti.

    BURSA
    Bursa denilince akla gelen lezzetler arasında bulunan İskender kebap, İnegöl köfte, Kemalpaşa tatlısı ve pideli köfte, ramazan ayına özgü olmasa da ramazan sofralarını süsleyen yemekler arasında da ilk sırada yer alıyor.

    Türk mutfağına ait her türlü yemeği tatma imkanının olduğu ancak mahalli yemekler konusunda oldukça fakir olan Bursa'da, Osmanlı'ya başkentlik yaptığı yıllarda ramazan sofralarının vazgeçilmezi olan fukara keşkülü geleneği hala devam ediyor.

    Fukara keşkülü, doyurucu olması ve insanı tok tutması nedeniyle, Kanuni Sultan Süleyman'ın padişah olduğu dönemde fakirlere dağıtılan yüksek kalorili sütlü bir tatlı. Osmanlı mutfağında önemli bir yeri olan tatlının hikayesi şöyle:
    Adalete ve halkın huzuruna çok önem veren Osmanlı kadıları ve dervişleri, belirli zamanlarda halkın içine karışır ve dilencilik yaparlarmış. Topladıkları para da bu keşküllerde birikirmiş. Bu şekilde halkın durumunu görür, sıkıntılarını anlarlarmış. Keşkül adı verilen kaplarda toplanan bu paralar da imaretlere verilir, fakir halka aş olarak dağıtılırmış. Yapılan tatlının bu kaplarda dağıtılması, adının bu şekilde anılmasına neden olmuş.

    KÜTAHYA
    Kütahya'da bir aile, özellikle ramazan aylarının aranan tatlısı olan güllacın üretimini 104 yıldır sürdürüyor.

    İmalathane sahibi Hamdi Güllaşçı, Kütahya'da, güllaç tatlısının çini ve porselen gibi önemli değerler arasında yer aldığını belirtiyor.

    Babasının dedesi Güllaşçı Ahmet'in 2. Abdülhamit döneminde sarayda aşçı yamağı olarak çalıştığını, güllaç yapmayı da burada öğrendiğini, Kütahya'ya döndükten sonra 1903 yılında güllaç imalatına başladığını ifade ederek, şöyle konuştu:
    Babamın dedesi, güllaç yapmayı saray mutfağında öğrenmiş. Onun mesleğini şimdi biz yürütüyoruz. Türkiye'de çok sayıda 5 yıldızlı otele güllaç satıyoruz. Birçok turist, otellerde tadına baktığı güllaçtan ülkelerine ***ürüyor. Almanya, Hollanda, Mısır, İngiltere ve Rusya'ya da güllaç ihraç ediyoruz.

    Güllaşçı, güllaç tatlısının özellikle iftar sofralarının baş tacı olduğunu belirterek yağsız yapıldığı için çok hafif olması nedeniyle tercih edildiğini bildirdi.

    BALIKESİR
    Mahalli yemekleri oldukça zengin olan Balıkesir'de Ramazan ayında yapılan yemekler arasında keşkek, kapama, metez, kaymak hamuru, tirit ve tavuklu mantı bulunuyor.

    Balıkesir'de ramazan sofralarının bir başka lezzeti de kaymak hamuru. Kaymak hamuru, kaymak ocakta un ile helva gibi karıştırılarak yapılıyor.

    Tirit, börülceden yapılan satlama, bulgur, tavuk ve sarımsaktan yapılan sarımsaklı da ilde en çok yapılan yemekler arasında yer alıyor.

    YALOVA
    Yalova'da ramazan sofralarını mahalli yemekler olarak cevizli pide ve güğümde kestane süslüyor.

    Cevizli pide, yaygın olarak merkeze bağlı Elmalık köyü ve çevre köylerde yapılıyor.

    Özel misafirler için ramazan ayının dışında da yapılan cevizli pidenin yapımında un, kurutulmuş ceviz içi ve tarçın kullanılıyor.

    Güğümde kaynatılarak yapılan kestane de özellikle ramazan akşamları köy evlerinde toplanan gençler tarafından tercih ediliyor.

    AYDIN
    Aydın'da ramazan aylarında sofralarda en çok keşkek, yuvarlama, yavru kavurma ve sini böreği tercih ediliyor.

    Aydın'da ramazan ayında sofraları süsleyen yemeklerin başında keşkek geliyor.

    Kıyma, un, karabiber, biber salçası, kırmızı biber, margarin, sıvı yağ, et suyu ve tuz karışımıyla yapılan yuvarlama da ramazan sofralarında yer alıyor.

    Tavuk, Bursa biberi, zeytinyağı soğan ve kırmızı toz biberle yapılan yavru kavurma, ramazan ayında en çok tercih edilen yemekler arasında bulunuyor.

    Ramazan ayında, yanında çay ve ayranla çok tercih edilen sini böreği, kesikli pırasa, ısırgan otu ile yarım saatte yapılıyor. Sini böreği, ortasına yoğurt dökülerek de yenilebiliyor.

    Tavuk haşlanan suya kavrulmuş un ve bol miktarda acı biber konulmasıyla hazırlanan arabaşı çorbası da ramazanın vazgeçilmezlerinden.

    İZMİR
    İzmir tarihi ve mutfak kültürü araştırmacısı, gazeteci-yazar Nedim Atilla, İzmir'de eski ramazan aylarında şerbet, sütlü kadayıf ve sütlü börek yapıldığını, artık bu geleneklerin çok az dükkanda yaşatıldığını söyledi.

    Nedim Atilla, Osmanlı dönemindeki ramazan mutfaklarının saray mutfağı ve halkın mutfağı olarak iki ayrı grupta incelenmesi gerektiğini söyledi.

    İzmir'deki vali ve paşaların görkemli iftar yemekleri düzenlediklerini belirten Atilla, halkın mutfağında susam yağı ve zeytinyağının kullanıldığı yemekler yapıldığını ifade etti.

    İzmir'deki iftar ve sahur sofralarının ayırt edici özelliğinin şerbet olduğunu kaydeden Nedim Atilla, İzmir'de aklınıza gelen bütün meyvelerin şerbetleri yapılırdı. İzmir bir şerbet şehirdir. Gelmiş geçmiş bütün İstanbullu ünlü şerbetçiler İzmir'den gitmişlerdir. İzmir'de özellikle bir tür hurmadan demirhindi şerbeti yapılırdı. Karadut, limonata, meyan kökü, portakal ve mandalina şerbetleri de içilirdi diye konuştu.

    Nedim Atilla, şerbetin iftar sofralarının yanı sıra sahur sofralarında da yer aldığını belirtti.

    İzmir'in ramazan aylarındaki yöresel tatlılarının sütlü börek ve sütlü kadayıf olduğunu kaydeden Atilla, Bugün maalesef bu tatlıları yaşatabilen çok az dükkan var. Toplum, Fransız pastalarından etkileniyor diye konuştu.

    ISPARTA
    Isparta Vali Yardımcısı Mehmet Yıldız, Kültür ve Turizm İl Müdürlüğünce Isparta mutfağına yönelik araştırma yapıldığını belirterek, bu araştırmalar sonucunda Isparta mutfağının bir hayli zenginin olduğunun anlaşıldığını kaydetti.

    Isparta'da üç aylarda ve kandil günlerinde irmik helvası, pişi veya nokul dağıtıldığını bildiren Yıldız, muharrem ayında aşure ve ölünün kırkıncı günü pişi yapılarak komşulara dağıtıldığını söyledi.

    Isparta mutfağında tutmaş, oğmaş ve toyga çorbaları ile sülüklü çorba ve irmik çorbasının ayrı bir yeri olduğunu ifade eden Yıldız, et yemeklerinden de tandır kebabı, yoğurtlu et, tas kebabı, çömlek kebabı, banak, yumurta mıhlaması, kapama (bütünet), kabine, pastırmalı keşkek, balık doldurması, kapama (papaz yahnisi), balık kurmasının sık yapıldığını bildirdi.

    Yıldız, ilde sebze yemeklerinden uzun kabak, şalgam aşı, patlıcanla yapılan yatırtma; böreklerden ise kuyruğu sulu, saç böreği, ince börek ve nokulun tercih edildiğini kaydetti.

    Yıldız, tatlılardan da peynir baklavası, samsa, güllaç, zerde, haşhaş helvası ve sırmanın sofraları süslediğini söyledi.

    ANTALYA
    Antalya Tanıtım Vakfı (ATAV) Yönetim Kurulu Başkanı Nizamettin Şen, Ramazan yemeklerinin özenle seçildiği Antalya'da yörük kültürü ve Akdeniz yemek kültürünün bir arada yaşatıldığını bildirdi.

    Şen, tahinli çörek ve serpme böreğinin Antalya'da sofralardan eksik olmayan hamur işleri olduğunu belirtti.

    Akdeniz Profesyonel Mutfak Yöneticileri Derneği Başkanı Ali Rıza Dölkeleş de Antalya mutfağını bölge ürünlerinin şekillendirdiği söyledi. Turunçgiller, muz, susam, yer fıstığı, soya, domates, salatalık, biber, taze fasulye, kabak ve patlıcanın bölgede en çok yetiştirilen ürünler olduğunu kaydeden Dölkeleş, Antalya'da sebze ve meyve ağırlıklı bir mutfak oluştuğunu vurguladı.

    Dölkeleş, Antalya mutfağında, karpuz, portakal, turunç reçelleri, çitlembik ve kulaklı hamur çorbaları, kabak, saç börekleri, ıspanaklı börek, çökelekli biber dolması, ebegümeci kavurması, kabak çintmesi, patlıcan cive, tahinli piyaz, pastırmalı hibeş, şakşuka, mercimek ve tarhana dondurmaları, yoğurt soslu Beydağ kebabı, kuzu etli keşkek, testi kebabı, domatesli tas kebabı, piliç dolması, balık pilaki, dereotlu balık ile Akdeniz balıkları yer alıyor dedi.

    Tatlı çeşitlerinden kireçte tahinli balkabağı tatlısı, palize, zerde ve pekmezli asidenin özel bir yeri olduğunu ifade eden Dölkeleş, dernek üyesi mutfak şeflerinin Antalya'daki 185 beş yıldızlı otelde ramazana ve Antalya mutfağına özgü özel menüler hazırlayarak yerli ve yabancı tatilcilere sunacaklarını sözlerine ekledi.

    ATAV'ın Toroslardan Akdeniz'e Antalya Lezzetleri adlı kitabını hazırlayan Gökçen Adar da Akdeniz'in yenilebilir yabani bitkiler bakımından oldukça zengin olduğuna dikkat çekti.

    Adar, Antalya yöresinde çorbası, yemeği, salatası, böreği yapılan yaklaşık 70 yabani bitki olduğunu söyledi.

    Antalya mutfağında Arap mutfağının etkilerinin de görüldüğünü belirten Adar, tahin ve nohuta katkı malzemesi olarak çorbalarda, salata soslarında, yemeklerde, tatlılarda sık rastlandığını belirtti.

    Adar, Antalya mutfağında kuşkonmaz çorbası, kulak (mantı) çorbası, grida kelle çorbası, tahinli patlıcan közlemesi, çağla cacığı, Toros salatası, kuru patlıcan düzmesi salatası, tahinli Antalya piyazı, radika salatası, domates civesi, cevizli, lorlu biber dolmaları, borana, bal kabağı dolması, şevketi bostan, yörük kebabı, toparlak, yuvalak, kokoşka, holuşka, tahinli un helvası (cillincop), aside, tahinli katmere sıklıkla rastlandığını bildirdi.

    BURDUR
    Burdur Kültür ve Turizm Müdürü Seyit Erdoğan, yüzlerce yıllık tarihe sahip Burdur'un mutfak kültürünün de oldukça zengin olduğunu söyledi.

    Burdur halkının geçmişten gelen yemek kültürünü hala yaşattığına işaret eden Erdoğan, Torosların çam ormanlarında kekik, nane gibi bitkilerle zengin yaylalarda beslenen keçilerin eti kullanılarak özel baharatlarla hazırlanan Burdur şiş kebabının Burdur'un en meşhur yemeği olduğunu söyledi.

    Burdur şişin özellikle Antalya ve yakınındaki illerde meşhur olduğunu vurgulayan Erdoğan, un, şeker ve ceviz kullanılarak yapılan ceviz ezmesinin yörenin önemli ürünlerinden olduğunu kaydetti.

    Erdoğan, Burdur kömbesi (bir çeşit ekmek), cevizli sucuğun Burdur mutfağının en iyi örneklerinden olduğunu, gazel böreği, haşhaş helvası, ekmek dilimi, çekme, kabak helvası ve testi kebabının da bölgeye özgü yemekler olduğunu söyledi.

    Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Eğitim Fakültesi Türkçe Eğitimi Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Şevkiye Kazan da Burdur'da, ramazan ayında, varlıklı kişilerin, evlerinde veya özel yerlerde çok sayıda misafirin ağırlandığı toplu iftar yemekleri verdiğini belirtti.

    Köylerde iftar sofralarında orucun hurma ve suyla açıldığını kaydeden Kazan, tarhana, pirinç, erişte ve mercimek çorbaları ile pirinç veya bulgur pilavı üzerine kuşbaşı et, kavurma, nohutlu pirinç pilavı, ayran, salata, irmik helvası ve ekmekten oluşan cemiyet yemekleri verildiğini söyledi.

    Kazan, ilde ramazan sofralarının baş yemeğinin tarhana çorbası olduğunu vurguladı.

    Eskiden özellikle ramazan ayında yapılan susam helvanın bugün de ilgi gördüğünü ve küçük paketler halinde tüketiciye sunulduğunu bildiren Kazan, Eskiden susam elle dövülüp yoğrulurdu. Günümüzde bu işi makineler yapmaktadır. Bir zamanlar ilin tahin helvası ve helvacıları bugünkünden daha meşhurdu. Etli yemeklerin ardından tahin helva yenmesi adet olmuştu diye konuştu.

    Ramazan ayında özellikle köylerde un, şeker, maya, süt, haşhaş ezmesi ile kömbe yapıldığını belirten Kazan, eskiden ramazan ayında iftar vaktinde çorba (un çorbası, sakal çarban çorba, sülük aşı veya çorbası, tarhana), saç böreği (et böreği) hazırlanıp yenildiğine dikkat çekerek, bugün bunların yanı sıra değişik çorba ve yemekler yapıldığını sözlerine ekledi.

    RİZE
    Ramazan ayında, Rize'de sofralarda muhlama, kara lahana sarması, turşu tava ve kara üzümden yapılan pepecura tatlısı gibi yöresel yemekler yerini alıyor.

    Rize'nin mutfak kültüründe lahana ve mısır yemekleri her zaman önemli yer tutuyor.

    Yörenin en önemli tatlısı olan pepecura, yöreye has olan ve ağustos ayı sonları ile eylül aylarında olgunlaşan kokulu siyah üzümden yapılıyor.

    Bu arada, ramazan ayında Artvin'de erişte ve silor, Gümüşhane, Bayburt ve Trabzon'da ise yufka ve pide sofralarda yerini alıyor.

  9. #954
    Kıdemli Üye
    Imbat kullanıcısının avatarı

    Giriş Tarihi
    02 10 2003
    Mesajlar
    2726

    Varsayılan


    Pratik ve lezzetli sütlü tatlılar
    Türk mutfağının geleneksel sütlü tatlıları dar zamanlarda pratik hazırlanışlarıyla kolaylık sağlıyor!

    KESME MUHALLEBİ
    Hazırlama süresi 20 dakika
    6 kişilik

    Malzemeler:
    50 gram un
    gül suyu
    1 kilogram süt
    50 gram nişasta
    pudra şekeri

    Hazırlanışı:
    Nişasta ile unu karıştırın. 250 ml. süt ile hiç pürüz kalmayacak şekilde ezin.
    Genişçe bir tencerede kalan sütü kaynatın.
    Nişastalı sütü, sicim gibi sütün içine katarak karıştırın.
    Tahta kaşık yardımıyla, dibi tutmayacak şekilde sürekli karıştırın.
    Göz göz patlamaya başladığında ateşten alın.
    Servis tabağının dibine biraz su dökün.
    Üzerine hazırladığınız muhallebiyi boşaltın ve soğumaya bırakın.
    Kesme muhallebiyi soğuması için bekletin.
    Soğuduktan sonra, üzerine elinizle buzlu su püskürtüp, tabağı sağa sola sallayıp, muhallebinin buruşmasını sağlayın.
    Pudra şekeri ve gül suyu ile servis yapın.


    FISTIKLI MUHALLEBİ
    Hazırlama süresi 30 dakika
    6 kişilik

    Malzemeler:
    15 gram nişasta
    150 gram şam fıstık içi
    1 litre süt
    150 gram toz şeker
    15 gram pirinç unu

    Hazırlanışı:
    Şam fıstık içlerini kaynar suya koyun.
    Su ılınıp fıstıkların kabukları rahat soyuluncaya kadar bekletin.
    Fıstıkların kabuklarını tek tek ayıklayın.
    Blender'a fıstıkları koyun ve 250 ml. sütü ekleyerek karıştırın.
    Süt fıstıkların yeşil rengini alana kadar blender'da karıştırmaya devam edin.
    250 ml. yeşil süte nişasta ve pirinç ununu karıştırın.
    Genişçe bir tencereye nişastalı karışımı, kalan sütü ve şekeri ekleyin.
    Koyulaşana kadar tahta kaşık yardımıyla, kısık ateşte pişirin.
    Sıcakken servis tabaklarına bölüştürün.
    Muhallebiyi soğuk olarak, fıstıklı şekerlemelerle süsleyip servis yapın.


    ÇİKOLATALI MUHALLEBİ
    Hazırlama süresi 15 dakika
    6 kişilik

    Malzemeler:
    4 adet yumurta sarısı
    100 gram tereyağı veya margarin
    1 litre süt
    15 gram kakao
    100 gram tozşeker
    50 gram un
    1 paket şekerli vanilin

    Hazırlanışı:
    Derin bir tencereye süt ve şekeri koyun.
    Şeker erimeye başlayınca kakao, un ve şekerli vanilini ekleyin.
    Karışımı kısık ateşte sürekli karıştırarak muhallebi koyulaşana kadar pişirin.
    Muhallebi koyulaşmaya başladığında yumurta sarılarını tek tek, çırpma teli yardımıyla karıştırarak ekleyin.
    Son olarak tereyağı veya margarini ekleyip, ateşten alın.
    Çikolatalı muhallebiyi sıcakken kuplara paylaştırıp soğumaya bırakın.
    Servis yapmadan önce muhallebiyi çileklerle süsleyin.
    Çilekleri kestane püresine batırarak da muhallebinin üzerine koyabilirsiniz.
    Çikolatalı temel muhallebiyi ceviz içiyle de süsleyebilirsiniz.


    KARAMELLİ MUHALLEBİ
    Hazırlama süresi 25 dakika
    6 kişilik

    Malzemeler:
    30 gram un
    125 gram tozşeker
    1 paket etimek
    1 litre süt
    100 gram tereyağı
    1/2 adet limon suyu

    Hazırlanışı:
    Yapışmaz yüzeyli tencerede yağı eritin ve unu ilave edin, çırpma teliyle sürekli karıştırarak çevirin.
    Rengi altın sarısı olunca soğuk sütü ilave edin. Kısık ateşte sürekli karıştırın, 45 gr. şekeri ilave edip, ateşten alın.
    Mikserin karıştırma kabına hazırladığınız muhallebiyi alın ve 10 - 12 dakika çırpın.
    Derince bir servis tabağına etimekleri yan yana dizin.
    Tavaya kalan şekeri koyun.
    Tahta kaşıkla devamlı karıştırın. Şeker karamelleşince 2 - 3 damla limon suyu ilave edin. 150 ml. kaynar suyu şeker bal kıv***** gelene kadar azar azar ilave edin.
    Etimekleri karamel sos ile ıslatın. Üstüne de ılınmış muhallebiyi dökün.
    Buzdolabında soğuttuktan sonra servis yapın.

  10. #955
    Kıdemli Üye
    whitesnow kullanıcısının avatarı

    Giriş Tarihi
    22 04 2005
    Mesajlar
    1266

    Varsayılan

    Türkiye'nin lezzet haritası çıkarıldı

    Ankara Ticaret Odası (ATO) ile Ankara Patent Bürosu, Türkiye'nin lezzet haritasını çıkardı. 81 ili kapsayan lezzet haritasına göre, Türkiye, 2 bin 205 çeşit yöresel yiyecek ve içecekten oluşan zengin mutfağıyla dikkat çekiyor.

    Amasya ve Afyon'un sakala çarpan çorbası, Aydın'ın kulak çorbası, Bolu'nun kedi batmazı, Denizli ve Çanakkale'nin kaçamakı, Rize'nin enişte lokumu, Şanlıurfa'nın şıllık tatlısı, Kocaeli'nin otur fatma tatlısı, Kütahya'nın tosunumu, Tokat'ın bacaklı çorbası, Amasya'nın kesme ibik çorbası ve eli böğründesi, Balıkesir'in mafiş tatlısı, Artvin'in püşürük çorbası, Bartın'ın pumpum çorbası, Malatya'nın kurşun geçmez köftesi, Kırklareli'nin sulu kaçamak ve kuru kaçamakı, Isparta'nın kuyruğu sulusu ve derdimi alanı, ilginç isimli yiyecekler arasında yer alıyor.

    Çeşit açısından Türkiye'nin en zengin mutfağına sahip ili Gaziantep olarak belirlendi. Gaziantep mutfağı tam 291 çeşit yemek, tatlı ve içecekten oluşuyor. Malhıtalı (mercimekli) köfte, yoğurtlu ufak köfte, yağlı köfte, iç katması (kısır), tene katması, haveydi köftesi, omaç, sini köftesi, süzek yapması, cağırtlak kebabı, ayva kebabı, elma kebabı, lebeniye, öz çorbası, maş çorbası, şirinli çorba, beyran, topaç, Köse Sefer kabağı dolması, loğlazlı aş, çiğdem aşı, ekşili daraklık tavası, beyran, şiveydiz, acur oturtması, kakırdak böreği, loğlaz piyazı, yarpuz piyazı, at elması turşusu, çelem turşusu Gaziantep'in ünlü yemeklerinden bazıları olarak sıralanıyor.

    İkinci sırada Elazığ geliyor. Elazığ mutfağı tam 154 çeşit yemek, tatlı ve içecekten oluşuyor. Fasulye çorbası, lobik çorbası, anamaşı, kelecoş, taraklık, kındık köfte, küncülü köfte, muhaşerli köfte, işkene, sapan dolması, kibe dolması, çaypalası, pirpirim boranı, tavşan üfelemesi, kırmanlı pilav, simit pilav, nohut ekmeği, fodula, zarafat, patila, heside, dolanger, hürriyet kadayıfı, orcik, pilit ve gah, Elazığ'ın ünlü yemekleri arasında yer alıyor.

    93 çeşit yiyecekle Ankara da zengin bir mutfağa sahip iller arasında. Başkent'in ünü il sınırları dışına taşan Ankara Tavası'nın dışında alabörtme, calla, bici, ilişkik, sızgıç, siyel, pıtpıt pilavı, tohma, altüst böreği, entekke böreği, hamman, papaç, yalkı, carcıran, köremez, tamtak tiridi, öllüğün körü, bırtlak, bezdirme, gizleme, kartalaç ve saçkıran gibi ilginç yöresel yemekleri de bulunuyor.

    Kaynak ve yazının devamı: Milliyet
    http://www.milliyet.com.tr/200...301.asp?prm=0,9027826

  11. #956
    Kıdemli Üye
    Imbat kullanıcısının avatarı

    Giriş Tarihi
    02 10 2003
    Mesajlar
    2726

    Varsayılan


    Tirit ( Ekmek israfını önleyelim )

    Malzemeler:
    Evde bulunan artık ekmekler, 2 yumurta, soğan, yağ (arzuya göre zeytinyağ, margarin veya tereyağ), tuz, biber, maydanoz, karabiber.


    Yapılışı:
    Soğanları yemeklik doğrayalım, yağda kavuralım, daha önce hazırlamış olduğumuz doğranmış ekmekleri soğanların üzerine dökerek bir müddet karıştırarak kavuralım. Ayrı bir kapta çırptığımız yumurtayı ekmeklere ilave ederek yumurtalar iyice ekmeklere karışıp pişinceye kadar karıştıralım. Ateşten alıp servis tabağımızın üzerine koyduğumuz yemeğimizin üzerine maydanoz, pul biber, karabiber gibi baharatlar ekleyerek süsleyelim. Ve servisimizi sıcak yapalım.

    Afiyet olsun.

  12. #957
    Kıdemli Üye
    Imbat kullanıcısının avatarı

    Giriş Tarihi
    02 10 2003
    Mesajlar
    2726

    Varsayılan


    Ekmeğini çöpe atma

    Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, kentte bir günde üretilen 15 milyon ekmeğin 1,5 milyonunun çöpe gittiğini belirterek, bu israfı önlemek için 'Ekmeğini Çöpe Atma' kampanyası başlattıklarını söyledi. Topbaş, İstanbul Halk Ekmek A.Ş. Genel Müdürü Salih Bekaroğlu'yla birlikte şirketin çalışmaları hakkında basın mensuplarına bilgi verdi. Halk Ekmek 'in günde 60 bin aileye 250 bin ekmeği bedelsiz dağıttığını da anlatan Topbaş, İstanbul 'da üretilen 15 milyon ekmeğin yüzde 10 'unun çöpe gittiğini ifade etti. Topbaş, şöyle konuştu:Bunun maliyeti 130 milyon YTL. Bu büyük bir israf. Yıllık ciddi bir maliyet. Fakir, zenginin israf ettiği oranda aç kalır. Ekmek artık aslanın ağzında değil, midesinde. Her gün çöpe giden ekmekle yılda 700 otobüs, 30 okul, 25 hastane çöpe atılmış oluyor.

  13. #958
    Kıdemli Üye
    Sansli kullanıcısının avatarı

    Giriş Tarihi
    16 09 2001
    Mesajlar
    2913

    Varsayılan


    Erigi tuzlamadan yiyin


    Eriğin, karaciğer, kalp, böbrek ve romatizma hastalıkları ile sindirim sistemi rahatsızlıklarına iyi geldiği bildirildi.

    Uludağ Üniversitesi (UÜ) Ziraat Fakültesi Gıda Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Utku Çopur, eriğin, sahip olduğu zengin vitamin içeriği, çeşitli hastalıklara karşı gösterdiği olumlu etki ve düşük kalorisi nedeniyle çok faydalı bir meyve olduğunu söyledi.

    Eriğin düşük kalorisi nedeniyle diyet uygulayan kişilerce de tercih edilen meyvelerin başında geldiğini, iklim açısından çok şanslı olan Türkiye'de ilkbahardan yaz sonuna kadar çeşit çeşit erik bulmanın mümkün olduğunu ifade eden Prof. Dr. Çopur, Bugün Türkiye'de yetişen eriklerin bir kısmı yerli, bir kısmı da yabancı çeşitlerdir. Türkiye'deki en tanınmış erik çeşitleri, 'can', 'papaz', 'mürdüm' ve 'tatlı üryani' erikleridir. 'Can eriği', genellikle yeşil olarak tüketilir. Bu tüketim şekli ülkemize özgüdür dedi.

    ERİĞİN FAYDALARI

    Prof. Dr. Utku Çopur, eriğin bağırsak faaliyetini artırıcı etki gösterdiğini belirterek, şöyle devam etti:

    Ayrıca potasyum ve magnezyum minerali açısından da zengin bir meyve olduğu bilinmektedir. Eriğin karaciğer, kalp, böbrek ve romatizma hastalıkları ile sindirim rahatsızlığı çeken ve tuzsuz diyet uygulayan kişilerce tüketilmesi önerilmektedir. Ayrıca eriğin regl düzenleyici, idrar söktürücü ve terletici özellikleri de bulunmaktadır. Çiğ erikte çeşitli minerallerin yanı sıra C, A ve E vitaminleri ile beta karoten de bulunuyor.

    Prof. Dr. Çopur, eriğin komposto, reçel, marmelat şeklinde tüketildiğinde ilave edilen şekerden dolayı kalori değerinin arttığını, bu nedenle vitamin ve minerallerden daha sağlıklı bir şekilde yararlanabilmek için taze olarak tüketiminin önerildiğini bildirdi. Eriğin Anadolu'da kurutularak da tüketildiğini ifade eden Prof. Dr. Çopur, Kurutulmuş eriğin besin değerinin tazesine göre daha yüksek olduğu bilinmekte ve pişirilmeden tüketilmesi tavsiye edilmektedir dedi.

    ERİĞİ TUZLAMADAN YİYİN

    Bursa Yüksek İhtisas Hastanesinde görevli diyetisyen Aynur Aydın da Türkiye'de birçok çeşidi bulunan eriğin, içeriğindeki vitamin ve mineraller bakımından yararlı bir meyve olduğunu söyledi. Özellikle ilkbaharda çıkan yeşil eriğin tuzlanarak yenildiğini ifade eden Aydın, şunları söyledi:

    Bu bir damak zevki ama erik tuzlanarak yenmemeli. Çünkü fazla tuz tüketimi zararlıdır. Eriğin tuzlanarak yenmesi, vücuda gereksiz yere tuz alınmasını sağlıyor. Gereksiz tuz kullanımı, özellikle riskli gruplarda böbrek ve tansiyon rahatsızlıklarına neden olabiliyor. Ayrıca eriğin tuzlanarak yenmesi bizi her şeyde tuzlu yemeye alıştırabilir. Bunun için eriği tuzlayarak yemekten kaçınmalıyız.

  14. #959
    Kıdemli Üye
    Imbat kullanıcısının avatarı

    Giriş Tarihi
    02 10 2003
    Mesajlar
    2726

    Varsayılan


    Karpuz yerken nelere dikkat etmeliyiz?

    Nihayet karpuz mevsimi geldi.Yaz mevsimin vazgeçilmez yiyeceği.Peki karpuzu nasıl tüketmeliyiz?

    Sakarya Vatan Hastanesi Başhekimi Dursun Bostancı, karpuzun faydasından tam yararlanmak için aç karnına ve çekirdekleriyle birlikte tüketilmesi gerektiğini söyledi.

    Bostancı, karpuz çekirdeği içinde bulunan 'cucurbocitrin' adlı maddenin kan basıncını düşürmeye ve böbrek fonksiyonlarını düzenlemeye yardımcı olduğunu belirtti. Bostancı, Karpuzun çekirdekleri çok faydalı. Karpuz çekirdeği, midede herhangi bir şikayete sebep olmaz. Ayrıca az miktarda olsa bile barındırdığı likopen maddesi de kalbi enfarktüsten koruyor.diye konuştu.

    Karpuzun aynı zamanda iyi bir lif kaynağı olması sebebiyle bağırsak hareketlerini düzenlediğini ve bağırsak kanseri türlerinden koruduğu bilgisini veren Bostancı, Yağ ve kolesterol içermiyor. Büyük bir kısmının su olması sebebiyle vücudun yaz aylarındaki sıvı kaybını önlüyor. Böbrekleri çalıştırıyor, idrarı düzenliyor. Bol miktarda B ve C vitamini içeriyor, zindelik ve enerji veriyor. Antioksidan özelliği ile kanserden koruyucu etkiye sahip. Karpuz, kilo vermeyi kolaylaştırıyor. şeklinde konuştu.

  15. #960
    Üye
    JACARANDA kullanıcısının avatarı

    Giriş Tarihi
    11 08 2007
    Mesajlar
    249

    Varsayılan

    MAZI-Imbat-sanslı-whıtesnow nerelerdesiniz yaa? foruma giriyorsanız nolur devam edelim...en güzel topiclerden biri bu.. yalnız bırakmayın bende katılacağım tarif vermek için(şu an evde defterimin arasında)
    " Dilsiz değilim susamam Öyle ölüler gibi Bu güzel dünyanın ortasında...."


 
Toplam 68 sayfada 64 İlkİlk ... 14546263646566 ... SonSon

Bookmarks

Gönderme Kuralları

  • Yeni konu açamazsınız
  • Cevap yazamazsınız
  • Mesaj yazamazsınız
  • Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
  •