PDA

Tüm Versiyonu Göster : Amerikada yaşayan tüm türkler okusun



SCIENCETURK
03 11 2009, 14:52
Amerikada ne yazıkki yıllardan beri Genetiği Değiştirilmiş Organizmalardan Oluşmuş yiyecekleri tüketiyoruz.Bunlarin ne gibi Etkileri olduğunu lütfen aşağıda okuyun.Çocuklarınızın ve ailenizin beslenmesine çok ama çok dikkat edin.


Milliyet Gazetesi.3Kasım2009 tarihli Güngör Uras Yazısı

ABD’de bazı şirketler var. Bu şirketlerde dünyanın en cin uzmanları çalışıyor. Bu uzmanların “cinliği” canlının hücre yapısıyla oynayarak “pireyi deve yapmak”. Örneğin, tavuk yumurtadan çıkar. İnek doğum yaparak ürer. Onlar farelerin hücre yapısıyla oynuyor, fareden tavuk yapıyor. Kargaların hücre yapısıyla oynuyor, kargalar inek oluyor.

İnsanlar tavuk yerine fare, inek eti yerine karga eti yiyor.
İyi de bunları yapan şirketlerin, bunları yapmaktan yararı ne? Yararı: Para... Çünkü insanlar buna alışırsa, bundan sonra tavuk yumurtadan çıkmıyor. İnekler doğum yapmıyor. Tabiatın doğal üretim sistemi çöküyor. Tavuk yetiştirecekler her seferinde o şirketin fareden üretilmiş civcivini, inek yetiştirecekler kargadan üretilmiş buzağıyı satın almak zorunda oluyor.
Canlıların hücre yapısıyla oynanması ve doğal yapının değiştirilmesi sonunda elde edilen ürünlere “genetiği değiştirilmiş organizmalar“ (Kısaca: GDO) deniliyor.

Sağlık ve doğa tehlike altında
Şimdilerde mısır, soya ve pamuk üretiminde giderek daha fazla GDO esaslı tohum kullanılıyor. GDO esaslı tohum kullandığımızda iki sorun var: (1) Bu tohumla tarım yapılırsa, tarladan 5-10 km çevreye yayılan polenler o alandaki her türlü bitkiyi zehirliyor. Kısırlaştırıyor. (2) Bu tohumlarla üretilen mısır ve soya ve de pamuğun yağı değişik gıda ürünlerinde ve de özellikle çocuk mamalarında kullanıldığında, insan vücudunun dengesini bozuyor. İnsanı bir anlamda zehirliyor.
İşte bu nedenle, dünyada her ülke GDO’lar konusunda “halkını koruyucu” önlem alıyor.
(1) Genel önlem: Halkı GDO’lu ürünler konusunda uyarmak oluyor. Satılan gıda maddelerinin üzerinde GDO içerip içermediğinin yazılması zorunluluğu konuluyor. Bunun için devlet GDO’lu ürünleri sıkı denetim altına alıyor.
(2) Özel önlem: Bazı ülkeler GDO’lu ürünlerin kullanımını, ülkeye girişini sınırlıyor. Özellikle Avrupa ülkeleri bu konuda çok duyarlı.
Bizim hükümetimiz bugüne kadar GDO konusuna ilgisiz kaldı. Bilindiği gibi, biz yurtdışından (1) Hem tohum olarak (2) Hem de yetişmiş şekilde mısır ve soya ithal ediyoruz. Bugüne kadar ithal ettiğimiz tohumlar, bugüne kadar ithal ettiğimiz mısır ve soya ürünleri GDO’lu mu, değil mi bilemiyoruz.

Hükümet kapıyı açtı
GDO‘lu tohum ve ürün konusunda bir kanunla düzenleme yapılması beklenirken, bir yönetmelikle hükümetimiz GDO‘ya ülkenin kapılarını açtı.
Yayımlanan yönetmeliğe göre, GDO’lu ürünler (örneğin GDO’lu mısır,soya,pamuk yağı ve bunlar ile üretilen gıda maddeleri)bundan böyle ülkeye girebilecek.Satılabilecek. Şimdilik GDO’lu tohum ithalatı ve GDO’lu tohumdan üretim yok ama…İleride “dışarıdan alıyoruz,neden biz üretmeyelim” diyerek o da başlayacak.
Yayımlanan yönetmeliğe göre, (1) Bir ürünün içinde binde 9’a kadar GDO’lu madde varsa, bunun etikete yazılmasına gerek yok. Halkımız bilmeden GDO’lu ürürünü afiyetle yiyebilir.

Yönetmelik satıcıyı destekliyor
(2) GDO’lu ürüne karşı olan bir üretici halk sağlığına önem verir ve de ürününün üzerine GDO’suz üründür diye yazmak isterse yazamaz. Çünkü bunu yazarsa halk hangi ürün GDO’lu hangisi değil diyerek sağlığına dikkat eder. GDO’lu ürünler satılamaz.
Açık anlatımıyla, yönetmelik halk sağlığını korumayı değil, yabancı GDO’lu ürün satıcılarını desteklemeyi hedef alıyor.
Bu olağandır. GDO’lu tohum üreten az sayıdaki şirket, bu kazançlı işi büyütebilmek için dünyanın her yanında büyük harcamalar yapıyor. Adam tavlıyor. Medyaya yansıyan haberlere göre, bizim ülkemizden de çok sayıda politikacı ABD’ye davet edilerek “beyin temizliğine tabi tutuldu”. Böylece “alelacele” yönetmelik çıktı.
Ne yazık ki GDO’lu ürünler halkımızın sağlığını, Türkiye’nin doğasını nasıl bozacak bunu tartışan yok.

SCIENCETURK
03 11 2009, 15:07
GAZETEVATAN NECATİ DOĞRU 1KASIM2009

AB ülkeleri, “GDO’ya Frankeştayn ürün” adını taktı, kılı kırk yarıyorlar.

Çünkü genetiği değiştirilmiş tohumdan üretilen bitkiler, onlardan elde edilmiş gıdalar; yiyeni yavaşça öldürüyor.

Usul usul salaklaştırıyor.

İnsanda ve hayvanda organ hasarı, karaciğer yetmezliği, böbrek kifayetsizliği, kısırlık, erken doğum, düşük ne varsa kötü hastalık hepsini bu genetiği değiştirilmiş organizma(GDO) adı verilen ürünler yapıyor.

SCIENCETURK
03 11 2009, 15:25
İşte Amerikada bizim ve çocuklarımızın yedikleri içtikleri...:(

Akrep genli domates

Genetiğiyle oynanmış gıdaların adını bir süredir daha sık duyar olduk. Genetiği Değiştirilmiş Organizma (GDO), biyoteknoloji ile farklı organizmaların genlerinin evlendirilmesiyle ortaya çıkan yeni ürüne verilen isim.

Amaç, istenilen tatta, kokuda, şekilde, renkte vs. dayanıklı, “kaliteli” ürün elde etmek. Soğuğa dayanıklı bir domates elde etmek için domatese köpekbalığı geni transfer edilirken, ürünü zararlılardan korumak için akrep geni naklediliyor. Sebze ve meyvelere nakledilen genler arasında “ihtiyaca göre” domuz geni ve insan geni de bulunabiliyor.

Daha kaliteli olacağı iddia edilen GDO’lar devasa bir tehlike.

Daha şimdiden kansere, kısırlığa, alerjiye, bağışıklık sisteminin zayıflamasına yol açtığı tartışmaları sürerken, genetik değişim gibi, etkileri uzun bir sürenin ardından görülebilecek, şimdiden tespit edilmesi mümkün olmayan muhtemel çarpıklıkları düşünmek ürkütüyor. Farklı genler biraraya gelerek bambaşka özellikler kazanabilecek; bu ise GDO’ların, doğada etkileşim halinde olduğu diğer bitkilerde ve o ürünleri tüketen insan ve hayvanlarda farklı tuhaflıklar yaratabilecek. Zaman içinde insan, hayvan ve bitkilerin soy kütüğüne işlenerek nesilden nesile aktarılacak.

ABD’nin başını çektiği GDO üretiminin tüm dünyaya yayılması için çaba harcanıyor.

Kimi Avrupa ülkelerinin de içinde bulunduğu pek çok ülke GDO’ya hayır, diyor. Türkiye heyetinin ABD gezisi sıralarında İskoçya Çevre Bakanı da “Biz, GDO karşıtı diğer tüm uluslarla omuz omuza durmaya ve insanlarımız istediği için mücadele etmeye hazırız” diye açıklama yapmıştı.

Zaman ayarlı bir bomba olan GDO meselesi, insan klonlama ile ilgili tartışmalarda kullanılan “gen-etik” tanımının, tüm genetik çalışmaları, biyoteknolojiyi hatta teknolojinin bizzat kendisinin sorgulanmasında da kullanılması gerektiğini hatırlatıyor.

İnsanlara vaat edilen parıltılı modern dünyanın nimetleri siyanür enjekte edilmiş yasak elmalardan başka bir şey değil.

Hastalıkları tedavi edebilmek umuduyla geliştirilen teknolojinin bizzat kendisi hastalık sebebi. Yıllar evvel adını duymadığımız, ne olduğunu bilmediğimiz hastalıklarla pençeleşiyoruz. İnsanın gen haritası çıkarıldı, müjdeleri bu geni yavaş yavaş çürütecek yeni projelerin habercisi.

http://nicomedian.blogspot.com/2009_07_01_archive.html

farhat.12
03 11 2009, 17:14
laf bunlar

Amerikada 50 yildir hormonlu ve genetigi degistirilmis sebze meyve yeniyor ee hicbir sey oldugu yok

yukarida bahsedilen muhabbetin hicbirisi kanitlanabilmis degil

Kicinizdan sallamayin

SCIENCETURK
03 11 2009, 17:59
Genetiği Değiştirilmiş Organizma İçeren Besin Maddelerinin Zararları :

Toksinler ve Zehirler

Genetik mühendisliği uygulanmış ürünler potansiyel olarak toksik olup insan sağlığını tehdit edici bir konumdadır. 1989 yılında L-tryptophan isimli çok bilinen bir maddenin genetik mühendisliği uygulanmış bir türü 37 Amerikalı’nın ölümüne ve 5000 kişininde sakatlanıp ölümcül ve ızdıraplı bir kan hastalığına yakalanmasına (eosinophilia myalgia syndrome ‘’EMS’’) sebep olmuştur.

Japonya’nın üçüncü büyük kimyasal şirketi olan Showa-Denko ilk defa 1988-89 yıllarında serbestçe satılan bileşimde genetik mühendisliği uygulanmış bakteriler kullanmıştır. Düşünülen odur ki DNA nakli işlemi sırrasında bakteriler bir şekilde kirlenmiş ve de bu insanların hastalanmasına neden olmuştur. Bu yüzden Showa Denko şirketi ilaçdan zarar görüp EMS hastağına yakalanan kişilere 2 milyar dolar tazminat ödemiştir.

1999 yılında İngiliz basını Rowett Enstitüsün’den bilim adamı Dr.Arpad Pusztai’nin yaptığı detaylı araştırma genetiği değiştirilmiş patateslerin de zararlarını ortaya koymuştur.

Laboratuar testlerinde snowdrop çiçeğinin (kar damlası çiçeği, Avrupa’da yetişir ve daha kar kalkmadan çiçek açar) DNA sı ile bilinen bir viral promoter olan Cauliflower Mosaic Virus (CaMv) kullanılarak genetik yapısı değiştirilmiş patateslerin memeliler için zehirli olduğu tesbit edilmiştir. Kimyasal kompozisyonu normal patateslerden oldukça farklı olan bu patatesler farelerin hayati önemi olan organlarına ve bağışıklık sistemlerine zarar vermiştir. En tehlikelisi ise farelerin midelerinin iç yüzeyinde son derece ciddi bir viral enfeksiyon ortaya çıkmıştır ki bunun da nedeninin CaMv denilen viral promoter olduğu kesindir ve de bu madde bütün genetik mühendisliğinin yarattığı ürünlerde kullanılmaktadır.

Dünyada her geçen gün artan sayıda bilim adamı genetik manipülasyonun besinlerde doğal olarak bulunan bitki toksinlerinin seviyesini arttıracağını veya yeni toksinler yaratacağı konusunda ikazlarda bulunmaktadırlar.

Bütün bunlara rağmen yeterli denetim olmadığı için tüketiciler kobay olarak kullanılmak durumundadırlar.

Artan kanser riski

1994 yılında FDA, bir firmanın Büyüme Hormonu satmasını ve süt veren ineklere bu hormonun enjekte edilmesini bilim adamlarının tüm itirazlarına rağmen onaylamıştır. Bu ineklerin sütünden elde edilen besinleri tüketen insanlarda göğüs, prostat ve kolon kanserine yakalanma riski oldukça fazladır.

1998 yılında Kanada’da hükümetin görevlendirdiği bilim adamları farelerde yaptıkları deneylerde prostat kanseri ve tiroid kistleri olasılıklarına rastlamışlardır. Sonuç olarak 1999 yılı başlarında Kanada hükümeti süt veren ineklerde bu hormonun kullanılmasını yasaklamıştır.

Antibiyotik Direnci

Gen mühendisleri bir bitki veya mikroba yabancı bir gen ilave ettikleri zaman onu başka bir gene bağlarlar ve bu da antibiyotik direnç simgesi (antibiotic resistance marker-ARM) olarak isimlendirilir. Bu sayede ilk verilen genin ev sahibi organizmada başarılı bir şekilde kalıp kalmadığı tesbit edilir.

Bazı araştırmacılar bu ARM genlerinin beklenmedik bir şekilde hastalık yapan bakteriler veya mikroplarla birleşebileceği ikazını yapmakta ve geleneksel antibiyotiklerle tedavisi mümkün olamayacak hastalıkların ortaya çıkabileceğini belirtmektedirler. Örneğin salmonella’nın yeni tipleri,e-coli, kampilobakter bunlardan bazılarıdır. Avrupa Birliği yetkilileri bütün genetiği değişmiş ve ARM taşıyan besinlerin yasaklanmasını öngörmektedirler.

http://www.genetikbilimi.com/gen/geneetigide.htm

SCIENCETURK
03 11 2009, 18:01
TOPRAKTA VE ÜRÜNLERDE DAHA FAZLA TARIM İLACI KALINTISI

Yapılan çalışmalarda genetiği değiştirilmiş ürünler yetiştiren Amerikalı çiftçilerin geleneksel tarım yapan çiftçilere göre daha fazla tarım ilacı kullandıkları tesbit edilmiştir, çünkü bu bitkiler tarım ilaclarına karşıda dirençlidir.

İlaca karşı dirençli olan bu bitkilerin özelliği tarım ilaçlarından zarar görmemeleridir. Dolayısıya çiftçiler bitkilerdeki haşeratı öldürmek için tarım ilaçlarını fazla miktarlarda kullanabilmekte ve bitkide bundan zarar görmemektedir:

Bio teknolojide lider olan şirketler aynı zamanda toksik tarım ilaçlarınıda üretip satmaktadırlar, dolayısıyla bu şirketler bitkileri özellikle genetik olarak ilaca karşı dirençli olarak dizayn etmekte ve böylece çiftçilere daha fazla tarım ilacı satma imkanı bulmaktadırlar:

GENETİK KİRLİLİK

Genetiği değiştirilmiş ürünlerin ekili olduğu alanlardan genetiği değiştirilmiş polenler rüzgar, yağmur, kuşlar, arılar ve polen taşıyıcı böcekler tarafından hem organik hem de normal tarımın yapıldığı alanlara taşınmakta ve buradaki ekinlerin DNA sını kirletmektedir.

Organik tarımla uğraşan çifçiler genetik kirliliğin kontrol edilemeyeceğini savunmakta ve bunların yaşayan canlılar oldukları için çoğalabileceklerini, göç edebileceklerini, mutasyona uğrayabileceklerini belirtmektedirler.

Faydalı Böceklerin ve Toprak verimliliğinin zarar görmesi

Bu yılın başlarında Cornell Üniversitesinden bazı araştırmacılar şaşırtıcı bir keşifte bulundular. Genetik olarak değiştirilmiş mısırların polenleri Monarch kelebeklerini zehirlenmesine sebep olmaktaydı. Araştırmalar bu tür ürünlerin yararlı böceklere ve topraktaki yararlı mikroorganizmalara belki de kuşlara bile zarar verdiğini tesbit etmiştir.

Yeni virüs ve bakterilerin yaratılması

Yıllar önce Michigan State Üniversitesinde yapılan deneyler bitkilerin genetiğini değiştirmenin ve onları virüslere karşı dirençli yapmanın söz konusu virüslerin mutasyonla daha etkin bir hale gelmesine yol açtığını belirlemiştir.

Sosyo ekonomik Zararlar

Genetiği değiştirilmiş yiyecekler ve bio teknoloji ürünü gıdaların kullanımı 12.000 yıldan beri devam edegelen geleneksel tarım üretimine sekte vurmakta, kullanılmakta olan Terminatör Teknolojisi gibi metodlar tohumların kısırlaşmasına sebep olmaktadır. Böylece dolaylı bir şekilde zorlanan çiftçiler çok daha pahalı olan genetik mühendisliği ürünü tohumları bir avuç global monopolden almak zorunda kalmaktadırlar.

http://www.bioforum.gen.tr/smf/index.php?action=printpage;topic=39.0

SCIENCETURK
03 11 2009, 18:14
Dünyada şu anda 80 çeşit bitkinin genetiğinin değiştirilerek üretim yapıldığına dikkatİ çeken Demirkol, yoğurt sanayisinde de bu tür üretim yapıldığını belirtti.

Sanayi türü yoğurtların enzimlerinde değişiklik yapılarak üretiminin gerçekleştirildiğini kaydeden Demirkol, bunun ''çeşitli rahatsızlıklara ve anormalliklere'' neden olabileceğini belirterek, ''Benim eşim de hekim. 1,5 yaşındaki bir hastasının kasığında tüylenme meydana gelince nedenini araştırmaya başlamışlar. Sonunda, çocuğun yediği yoğurdu kestiklerinde kasıklarındaki tüylenmenin ortadan kalktığını tespit ettiler'' iddiasını dile getirdi.

Prof. Demirkol, GDO'lu ürünlerin kısırlığa da neden olduğunuifade ederek, şöyle konuştu:
''Viyana Üniversitesi'nde fareler üzerinde yapılan araştırmalarda GDO'lu domatesleri yiyen farelerin üç nesil sonra kısırlaştığı görülmüş. İnsan ömrü fareden uzun. İnsanların 30 yaşında evleneceğini düşünürsek, bizim de bunu anlamamız için 90-100 yıl geçmesini mi bekleyeceğiz?''

Genetiği değiştirilmiş ürünlerin ticaretinin yaygınlaşması için Amerika Birleşik Devletleri'nin dünyaya baskı uyguladığını savunan Demirkol, ''Amerika, dünyadaki ürün çeşitliliğini yok edip, GDO'lu ürünlere mahkum ederek, bu sayede dünyaya hükmetmek istiyor. GDO, aslında bir egemenlik sorunudur'' dedi.

http://www.cumhuriyet.com.tr/?im=yhs&hn=87232

tembelkarinca
03 11 2009, 18:18
Kesin rakamlari bilmiyorum ama otistik cocuklarin en cok goruldugu ulkelerden biri Abd, 150 cocuktan biri otistik. Bu hastaliga sindirim sistemindeki bazi aksaklarin neden oldugunu goz onune alirsak, gidanin ne denli etkileyebildigini gorebiliriz. Biraz genis pencereden bakmak lazim, birileri sallamiyor olabilir yani

SCIENCETURK
03 11 2009, 18:22
FARHAT12 lakaplı arkadaşımız ezbereden bilgi verme.
Genetiği değiştirilmiş organizma içeren gıdalar Amerikada ilk kez 1996da üretildi.
50 SENE ÖNCE DEĞİL, 1996DA üretildi.

1970lerde başlayan, 80lerden itibaren hızlanan bitki biyoteknolojisinde genetiği değiştirilmiş ilk ürün 1996da Amerikada üretildi. FlavrSavr adı verilen domates, diğerlerine göre daha uzun raf ömrüne kavuşturuldu. Domatesi, gen aktarılmış mısır, pamuk, kolza ve patates takip etti. Modern biyoteknolojik yöntemler kullanılarak geliştirilmiş transgenik ürünlerin dünyadaki ekim alanı 2007 yılı sonu itibarıyla 112 milyon hektarı geçti.

http://www.abvizyon.com/?git=6&haber=4562

candy girl
03 11 2009, 20:12
Sayin ScienceTurk Arkadasim,
Verdigin yararli bilgiler icin sagol,sen bakma bos konusan insanlara.Ne yazikki her yedigimiz urun katki maddeli burda.Ne kadar dogal yemeye calissamda eminimki sonunda gene yedigimin %50 si katki maddeli.Suanda hamileyim ve bu gdalar beni eskisindende cok korkutuyor.Oldugunca organik almaya calisiyorum ama bunlarinda fiyati normalden iki kat fazla.Bunun sonu neye varacak kimse bilmiyor ama sagliksiz,hasta alerjik bir nesil geliyor.Hepimizin sonu hayirli olsun.Degerli paylasimlarini bekliyoruz.

farhat.12
03 11 2009, 22:33
candy girl

Birgun TR ye gidersen yada TR deki gazeteleri okursan goreceksin TR deki yiyecekler ABD den daha beter.

SCIENCETURK
04 11 2009, 08:13
Candy Girl arkadaşım hamileliğiniz süresince doğal organik gıdalar tüketmeye çalışın.USDA Organic (Yeşil Etiketli) gıdalar pahalı olsada hamileliliğiniz Süresince hem sizin hemde bebeğinizin doğal ve sağlıklı beslenmesini sağlar.
Bu forumda yazan okuma araştırma düşünme yetilerinden yoksun bazı karacahil insanların yazılarını lütfen dikkate almayın.Onlar yıllardır bilmeden tükettikleri Genetiği Değiştirilmiş Gıdalar yüzünden artık sağlıklı düşünemez hale gelmişler.

http://www.nal.usda.gov/afsic/pubs/ofp/ofp.shtml

farhat.12
04 11 2009, 10:05
Yaziktir ben hayatimda bu kadar cok sacmalaigin bir dosyada toplandigini gormedim

GDO larin nisan sagligina zararli oldugu kanitlanmamistir.

Aksini iddia eden kanit gostersin internetten link versin.

Eger oyle bir sey olsa ABD hukumeti asla buna izin vermezdi keza Turk hukumetide izin vermezdi. Her yenilige karsi cikmanin bir anlami yok.

candy girl
04 11 2009, 16:53
Evet ScienceTurk arkadasim,ayni dedigin gibi USDA etiketli urunleri aliyorum yada ingred. (icindekiler) i iyice okuyorum....insanlarin bilinclenmesi cok onemli ,ne yazikki bir o kadarda zor.

farhat.12
04 11 2009, 17:38
Siz dua edin ABD de yiyeceklerin uzerinde etiket var hersey yaziyor

Turkiye'dekiler ne yapsin? 6 ay once TR ye gittigimde marketten meyve suyu alayim dedim daha meyve sularinin yuzde kac gercek meyve yuzde kac kimyasal madde var onu yazan ibare yok birakin genetik menetigi.

Hic degilse Amerika'da belli bir standart var.

bir dehic dikkat ettinizmi ABD de kutu sut yok denecek kadar az. Kutu sut bozulmasi cok daha zor cunku sut tozundan ve katki maddelerinden dolayi

Oysa Turkiye'de bu tur sut bayagi yaygin. Insanlar sut ictigini zannediyor ama gercekte Holllanda'dan ithal edilmis sut tozu.

abidinn
04 11 2009, 18:20
yuru kerkenezzz, kim tutar seni

SCIENCETURK
04 11 2009, 20:29
NAZLI ILICAK 4KASIM2009 TARİHLİ YAZISI

Ya GDO kısırlık yaratıyorsa!..

Sizce halkı, ıslak imzalı belge mi ilgilendirir, yoksa, Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar (GDO) ve ürünleri mi?

Doğrusu, Twitter'da bir arkadaş (Yüksekökçeler) uyarana kadar, 26 Ekim'de Resmi Gazete'de yayımlanan GDO yönetmeliğinden haberdar değildim. Ziraat Mühendisleri Odası ve tüketici dernekleri kıyameti koparıyor; muhalefet ayağa kalktı ama, Türkiye'nin gündeminde farklı konular var. Dün, grup toplantısında Tayyip Erdoğan da meseleye eğildi; yeni çıkan yönetmelikle, GDO ve ürünlerinin ithalatına AB standardında bir düzenleme getirildiğini söyledi. Hadise çok teknik ve ben de, bu hususta uzman değilim.

Fakat, dünyada olduğu gibi, Türkiye'de de endişeler varsa, bu durum, birkaç kelime ile, ya da başbakanın verdiği bir teminatla kolay kolay geçiştirilemez, giderilemez. Yönetmeliği okudum. Gerçekten de, yönetmelik, GDO'lu ürünlerin ithalatının daha serbest bir biçimde yapılmasına yönelik değil; sadece, ithalatın şartlarını belirleyen bir düzenleme getiriyor. Zaten, Türkiye pazarında GDO'lu ürünler satılıyor. Özellikle 4 ana üründe, pamuk, soya, kanola ve mısırda GDO var. Bugün, mısırdan ve soyadan üretilen ve GDO içeren 800 çeşit ürünün tüketicinin sofrasında olduğu belirtiliyor:

Bisküvi, kraker, puding, bitkisel yağ, bebek maması, çikolata, gofret gibi. Yönetmelikle, var olan ithalat denetim altına alınıyor. Ama, tüketiciler, bir yasa çıkarılmadan ve yeterince kamuoyunda tartışılmadan, hükûmetin yönetmelikle düzenleme yapmasına karşı. Halkın, kendisini doğrudan ilgilendiren, belki de sağlığını tehdit eden bir konuda, daha iyi aydınlatılması gerekmez miydi?

Anladığım kadarıyla, GDO'lu gıda ya da yemin avantajı, zor bozulması; bir başka ifadeyle, daha dayanıklı olması.

Buna mukabil, insan sağlığına, az ya da çok zarar veriyor olmalı ki, yönetmelik, GDO'lu ürünlerin bebek mamalarında ve bebeklerle küçük çocukların ek besinlerinde kullanılmasını engelliyor.

Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi'nin Başkanı Kemal Özer, haklı olarak soruyor: "GDO ürünleriyle beslenecek bir hamile kadın, ister istemez bebeğine de zararları aktarmış olmayacak mı?"

Öte yandan, yönetmelik, söz konusu gıdanın, "Ancak % 0.9 oranında ya da daha fazla Genetiği Değiştirilmiş Organizma içermesi halinde, 'GDO'lu' kabul edileceğini" belirtiyor. GDO'suz ürünlerin etiketinde ise, "GDO'suz olduğuna dair ifadeler bulunamaz" diyor. Meselâ neden etikete GDO'suz yazılmasına karşı çıkılıyor? Bunu anlayamadım.

SCIENCETURK
05 11 2009, 15:04
Yıllardan beri Amerikada yediklerimiz içtiklerimiz :(

'Genetik' müdahale mide bulandırdı

Tarım Bakanı, 'ithalatına denetim getiriyoruz' dedi ama yönetmeliğin 5. maddesi öyle demiyor. Bebek maması dışındaki ürünler DNA'sıyla oynandığı halde piyasaya sokulabilecek, ancak sağlığa zararı tespit edilirse toplanacak. Üstelik genetiği değiştirilmeyen ürün etikette yer almayacak


'Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar'ın (GDO) ithaline olanak veren yönetmeliğe tepki yağıyor. Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehdi Eker, 26 Ekim 2009 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren yönetmeliğin yasal düzenleme öncesindeki ilk adım olduğunu, ithalatı denetim altına almayı amaçladıklarını savundu. Ancak ziraat ve gıda örgütleri tam 800 çeşit gıda ürününde bulunan GDO'nun suç dosyasını açıkladı.
Yönetmelikte yer alan GDO'lu ürünlerin piyasaya girmeden denetlenmeyeceği, girdikten sonra sağlığı tehdit eden bir unsuru olursa toplanabileceği büyük tepki topladı. İkinci büyük tepki de GDO'suz ürünlerin bunu etiketlerinde belirtemeyecekleri, yani vatandaşın doğal ürünün hangi olacağını anlayamayacağı.

TARTIŞMALI 5. MADDE
Yönetmeliğin en tartışmalı bölümünü, 5 madde oluşturdu. Yönetmelikte, sadece GDO'lu bebek mamaları kesin bir şekilde yasaklanırken, diğerleri için esneklik sağlandı. Piyasaya sokulan GDO'lu bir ürünün, ancak insan veya hayvan sağlığı açısından olumsuzluğu tespit edildiğinde gerekli önlemlerin alınması hükme bağlandı. Buna göre, gıda ve yem işletmecisi, GDO'lu bir ürünün zararı tespit edildiğinde gerekli sağlık ve çevre önlemlerini alarak, hemen bakanlığı bilgilendirecek, söz konusu gıda veya yemi de piyasadan çekecek. Bu da ürünün piyasaya girmeden değil, girdikten sonra denetlenmesini öngördüğü için tartışma yarattı. Türk insanının kobay olarak kullanıldığını belirten meslek örgütleri, bakanlığı topa tuttu.

MISIR, SOYA VE PAMUK ALDIK
Yönetmelikte, GDO'suz gıda üreten firmaların, bunları sattıkları ürünlerin etiketinde belirtilmesi de yasaklandı. GDO lehine olan bu düzenleme de büyük tartışma yarattı. Yönetmelikte, 'GDO'suz ürünlerin etiketinde ürünün GDO'suz olduğuna dair ifadeler bulunamaz' denildi.
TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası, GDO'lar kapsamında düşündürücü bir rapor hazırladı. Raporda, 1998 yılından bu yana, hiçbir sınırlamaya tabi olmadan milyarlarca dolarlık GDO'lu ürün Türkiye'ye girdiği vurgulandı. İthalatın büyük kısmının ABD ve Arjantin'den yapıldığı belirtilen raporda, Türkiye'nin mısır, pamuk ve soyalı GDO'lu ürün aldığı belirtildi.

800 ÇEŞİT GIDADA VAR
Türkiye'nin 2008 yılı itibarıyla 382 milyon dolara ulaşan mısır ithalatının yüzde 62.2'sini ABD'den yaptığına dikkat çekilen raporda, soya ithalatının da ABD, Arjantin ve Brezilya'dan gerçekleştiği vurgulandı.
Raporda, GDO'lu mısır, pamuk ve soya ürünlerinin Türkiye'de işlendiği ve 800 çeşitten fazla gıda olarak tüketici sofrasına ulaştığı, bunun da hiçbir etiketleme yapılmadan satışa sunulduğu vurgulandı.

ANTİBİYOTİĞE DİRENCİ VE ALERJİYİ ARTIRIYOR
- Bağımsız araştırmalara göre, GDO'lu tohumlar, antibiyotiklere karşı direnç, ağır alerji, uzun süreli hayvan deneylerinde organ hasarı, organlarda küçülme, kan biyokimyasında bozulma, kısırlık, ölü doğum oranında ciddi artış, gelecek nesillerde boy ve tartı eksikliği gibi olumsuzluklara yol açtığı ortaya çıkarıyor.

- Bitki hücresine yerleştirilen her gen bir protein üretmektedir. Bu proteinler bugüne kadar insanın besin zincirinde yer almayan, her biri alerji yapabilecek potansiyele sahip kimyasal maddelerdir. Nitekim soya fasulyesine karşı alerjisi olmadığı halde 'raundupR' isimli herbiside dirençli soya fasulyesine alerjik olan insanlar vardır. Bu tür alerjilerle ilerde çok daha fazla karşılaşılacaktır.

- Bu yabancı genlerin sindirim sisteminde tümüyle metabolize edildiği iddia edilirdi. Gerek hayvan deneylerinde gerekse de insan çalışmalarında bu yabancı genlerin bazı fragmanlarının veya tümünün bozulmadan kalın bağırsağa kadar ulaşabildiği hatta kalın bağırsaktaki bakterilerin içine girip bakterilerin genetik yapısını değiştirdiği ve genin üretmekle yükümlü olduğu proteinin (toksin ya da herbisit direnci) üretildiği saptanmıştır.

FARELER ARTIK ÜREYEMİYOR

- Her ne kadar GDO'ların insanlar üzerindeki etkileri henüz bilinmese de hayvanlar üzerindeki etkileri belirlendi. İskoçya Rowett Enstitüsü'nden Dr Arpad Pusztai'nin GDO patates ile beslediği farelerin tümünün iç organlarında küçülme, sindirim sistemlerinde bozukluk, bağışıklık sistemlerinde çökme, kan yapılarında bozulma ve mide çeperlerinde kalınlaşma görülmüştür.

- Avusturya Tarım ve Sağlık Bakanlığı'nın finansmanı ile Viyana Üniversitesinin geçen yıl yaptığı bir çalışmada ise GDO gıdalarla beslenen farelerin üç, dört nesil sonra büyük ölçüde üreme yeteneklerini kaybettikleri belirlenmiştir.

SCIENCETURK
06 11 2009, 10:24
Sofradaki tehlike! Hangi gıdalar GDO'lu

Mısırdan sonra GDO’lu meyve sebzeler sofralara geliyor

İnsan sağlığını tehdit ettiği iddia edilen genetiği değiştirilmiş organizmaların (GDO) yayımlanan yönetmelik sayesinde yakında sebze ve meyvelerle de soframıza gireceğini söyleyen Prof. Dr. Kenan Demirkol’a göre bugüne kadar ülkemize yasal olmayan şekilde giren GDO’lu mısırın genetiğine böcek ilacı bile işleniyor

Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar (GDO) ile ilgili yönetmeliğe tepkiler çığ gibi büyüyor. Yönetmeliğe göre, GDO’lar hammadde ve ürün olarak ülkeye giriş yapacak.

Özellikle mısır, soya ve pamuk ile bine yakın hazır gıdanın içinde ülkeye giriş yapması yasal hale gelecek. GDO’suz ürünlere, GDO’suzdur yazılmayacak. Vatandaşın paniğe kapılmasına neden olan GDO Yönetmeliği’ni, İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kenan Demirkol ile İstinye Park manavında konuştuk. Demirkol, 1998 yılında Tarım Bakanlığı’nın yayınladığı bir genelgeyle, GDO’lu tohum üretimini yasakladığına dikkat çekerek şunları kaydetti:


“GDO’lu tohumlardan ürün yetiştirilmesi 10 yıl önce yasalanmıştı. Ancak bu ürünler bu süre zarfında kontrol edilmeden ithal edildi. Bu 10 yıl boyunca biz bilmeden bu GDO’lu tohumlarla üretilen gıdaları tükettik. Bu yönetmelikle yasal hale gelmesiyle halkın sağlığı hiçe sayıldı. GDO’lu ürünler çevremizi saracak.”

‘Arkasında Amerika var’

Prof. Dr. Demirkol, yönetmeliğin ABD’nin ve bazı şirketlerin baskısıyla yapıldını iddia ederek, şunları söyledi:

“Sağlığımızı tehdit eden bu yönetmeliğin nereden çıktığı pek dile getirilmiyor. Herkes hatırlar, Başbakan Erdoğan Başkan Bush döneminde ABD’ye gitmişti. Bush kendisine GDO’lu ürün üreticisi Cargill’in işlerini neden yokuşa sürdüğünü sorup sitem etmişti. Ondan sonra gördük ki, bu şirket Bursa’da nişasta bazlı şeker üretmeye başladı. Bunun dışında Monsanto’nun GDO’lu tohum üretiminde yüzde 90’lık bir etkisi olduğunu da biliyoruz. Bu şirketin eski başkan yardımcısı Henry Miller şimdi FDA’da (Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi) danışman. Yani GDO, son derece büyük bir organizasyon. Lideri de ABD, yani Monsanto şirketi. Bu yönetmeliğin çıkma nedenlerinden biri de, inanıyorum ki ABD Başkanı Barack Obama’nın Türkiye ziyareti. Çünkü 7 yıllık bekleyiş, o ziyaretten sonra hızlandı ve karşımıza bu yönetmelik çıktı.”

Demirkol, her yıl 2 milyon ton mısır soyanın ithal edildiğini ifade ederek şunları söyledi: “Türkiye ABD’den yılda 1 milyar dolarlık GDO’lu ürün ithal ediyor. Bugüne kadar bu GDO’lu olarak belirtilmiyordu. Ancak şimdi yasal hale geldi ve rahatça istedikleri kadar gönderebilecekler.”

‘Mısırözü yağı almayın’

GDO’lu ürünlerin antibiyotiklere karşı direnç geliştirdiğini de belirten Demirkol, şunları söyledi: “GDO’lu ürün tüketenlerin antibiyotiğe direnci arttığı için iyileşmek zorlaşacak.

Ayrıca GDO çok sayıda hastalığa neden oluyor. Bunlar fareler üzerinde denenmiş deneylerle ispatlandı. Deneyler daha çok Rusya’da ve Avusturya’da yapıldı. Farelerde organ yani böbrek, karaciğer yetmezlikleri, kısırlık, düşük ve erken ve ölü doğum ve alllerjik hastalıklara neden oluyor.

Mısır özü yağlarına ve margarinlere çok dikkat etmek gerek. Çünkü mısır özü yağlarının yüzde 100’e yakını GDO’lu. Ülkemiz zeytin yağı üretimininde son derece ilerde. Ama iktidarlar teşvik etmediği için daha az tüketiyoruz. Böcek ilacı için kullanılan bakterilerin genetiği, mısırın genetiğine işleniyor. Biz yediğimiz o mısır ürünleriyle o bakterinin genetiğini alıyoruz. Bu organ yetmezliği gibi birçok sağlık sorununa yol açabilir.”

http://haber.gazetevatan.com/Sofradaki_tehlike_Hangi_gidalar_GDOlu/269200/41/Saglik

farhat.12
06 11 2009, 11:29
Turkiye'deki 3 kurusluk gazeteleremi inanicaz yoksa Amerika'nin dunyaca unlu ve TR de kirintisi olmayan teknik donanimlara sahip arastirma laboratuarlarinin sonuclarinami inanicaz?

GDO larin sagliga zararli oldugu kanitlanmamistir. Sacmalamayi birakin. Ilim irfan varken hurafeye inaniyorsunuz.

dextroamphetamine
06 11 2009, 12:09
bu konu biraz benimde alanim ve gdolar zararli gercekten.bu konu hakkinda pek cok veri var ve gercekten korkutucu...

SCIENCETURK
06 11 2009, 12:11
Okuma özürlü karacahil arkadaşlarımız eğer varsa hala içimizde aşağıdaki yazıyı iyi okusunlar.

This article discusses the potential health risks of genetically engineered foods (GMOs). It draws on some previously used material because its importance bears repeating. It also cites three notable books and highlights one in particular - Jeffrey Smith's "Genetic Roulette: The Documented Health Risks of Genetically Engineered Foods." Detailed information from the book is featured below.

Genetically engineered foods saturate our diet today. In the US alone, over 80% of all processed foods contain them. Others include grains like rice, corn and wheat; legumes like soybeans and soy products; vegetable oils, soft drinks; salad dressings; vegetables and fruits; dairy products including eggs; meat, chicken, pork and other animal products; and even infant formula plus a vast array of hidden additives and ingredients in processed foods (like in tomato sauce, ice cream, margarine and peanut butter). Consumers don't know what they're eating because labeling is prohibited, yet the danger is clear. Independently conducted studies show the more of these foods we eat, the greater the potential harm to our health.

Today, consumers are kept in the dark and are part of an uncontrolled, unregulated mass human experiment the results of which are unknown. Yet, the risks are enormous, it will take years to learn them, and when we finally know it'll be too late to reverse the damage if it's proved conclusively that genetically engineered foods harm human health as growing numbers of independent experts believe. Once GM seeds are introduced to an area, the genie is out of the bottle for keeps. There is nothing known to science today to reverse the contamination already spread over two-thirds of arable US farmland and heading everywhere unless checked.

This is happening in spite of the risk because of what F. William Engdahl revealed in his powerfully important, well documented book titled "Seeds of Destruction: The Hidden Agenda of Genetic Manipulation." It's the diabolical story of how Washington and four Anglo-American agribusiness giants plan world domination by patenting animal and vegetable life forms to gain worldwide control of our food supply, make it all genetically engineered, and use it as a weapon to reward friends and punish enemies.

Today, consumers eat these foods daily without knowing the potential health risks. In 2003, Jeffrey Smith explained them in his book titled "Seeds of Deception." He revealed that efforts to inform the public have been quashed, reliable science has been buried, and consider what happened to two distinguished scientists - UC Berkeley's Ignacio Chapela and former Scotland Rowett Research Institute researcher and world's leading lectins and plant genetic modification expert, Arpad Pusztai. They were vilified, hounded, and threatened for their research, and in the case of Pusztai, fired from his job for doing it.

He believed in the promise of GM foods, was commissioned to study them, and conducted the first ever independent one on them anywhere. Like other researchers since, he was shocked by his findings. Rats fed GM potatoes had smaller livers, hearts, testicles and brains, damaged immune systems, and showed structural changes in their white blood cells making them more vulnerable to infection and disease compared to other rats fed non-GMO potatoes. It got worse. Thymus and spleen damage showed up; enlarged tissues, including the pancreas and intestines; and there were cases of liver atrophy as well as significant proliferation of stomach and intestines cells that could be a sign of greater future risk of cancer. Equally alarming, results showed up after 10 days of testing, and they persisted after 110 days that's the human equivalent of 10 years.

Later independent studies confirmed what Pusztai learned, and Smith published information on them in his 2007 book called "Genetic Roulette: The Documented Health Risks of Genetically Engineered Foods." The book is encyclopedic in depth, an invaluable comprehensive source, and this article reviews some of the shocking data in it.

Independent Animal Studies Showing GMO Harm

Rats fed genetically engineered Calgene Flavr-Savr tomatoes (developed to look fresh for weeks) for 28 days got bleeding stomachs (stomach lesions) and seven died and were replaced in the study.

Rats fed Monsanto 863 Bt corn for 90 days developed multiple reactions typically found in response to allergies, infections, toxins, diseases like cancer, anemia and blood pressure problems. Their blood cells, livers and kidneys showed significant changes indicative of disease.

Mice fed either GM potatoes engineered to produce Bt- toxin or natural potatoes containing the toxin had intestinal damage. Both varieties created abnormal and excessive cell growth in the lower intestine. The equivalent human damage might cause incontinence or flu-like symptoms and could be pre-cancerous. The study disproved the contention that digestion destroys Bt-toxin and is not biologically active in mammals.

Workers in India handling Bt cotton while picking, loading, weighing and separating the fiber from seeds developed allergies. They began with "mild to severe itching," then redness and swelling, followed by skin eruptions. These symptoms affected their skin, eyes (got red and swollen with excessive tearing) and upper respiratory tract causing nasal discharge and sneezing. In some cases, hospitalization was required. At one cotton gin factory, workers take antihistamines daily.

Sheep grazing on Bt cotton developed "unusual systems" before dying "mysteriously." Reports from four Indian villages revealed 25% of them died within a week. Post mortems indicated a toxic reaction. The study raises questions about cottonseed oil safety and human health for people who eat meat from animals fed GM cotton. It's crucial to understand that what animals eat, so do people.

Nearly all 100 Filipinos living adjacent to a Bt corn field became ill. Their symptoms appeared when the crop was producing airborne pollen and was apparently inhaled. Doing it produced headaches, dizziness, extreme stomach pain, vomiting, chest pains, fever, and allergies plus respiratory, intestinal and skin reactions. Blood tests conducted on 39 victims showed an antibody response to Bt-toxin suggesting it was the cause. Four other villages experienced the same problems that also resulted in several animal deaths.

SCIENCETURK
06 11 2009, 12:12
Iowa farmers reported a conception rate drop of from 80% to 20% among sows (female pigs) fed GM corn. Most animals also had false pregnancies, some delivered bags of water and others stopped menstruating. Male pigs were also affected as well as cows and bulls. They became sterile and all were fed GM corn.

German farmer Gottfried Glockner grew GM corn and fed it to his cows. Twelve subsequently died from the Bt 176 variety, and other cows had to be destroyed due to a "mysterious" illness. The corn plots were field trials for Ag biotech giant Syngenta that later took the product off the market with no admission of fault.

Mice fed Monsanto Roundup Ready soybeans developed significant liver cell changes indicating a dramatic general metabolism increase. Symptoms included irregularly shaped nuclei and nucleoli, and an increased number of nuclear pores and other changes. It's thought this resulted from exposure to a toxin, and most symptoms disappeared when Roundup Ready was removed from the diet.

Mice fed Roundup Ready had pancreas problems, heavier livers and unexplained testicular cell changes. The Monsanto product also produced cell metabolism changes in rabbit organs, and most offspring of rats on this diet died within three weeks.

The death rate for chickens fed GM Liberty Link corn for 42 days doubled. They also experienced less weight gain, and their food intake was erratic.

In the mid-1990s, Australian scientists discovered that GM peas generated an allergic-type inflammatory response in mice in contrast to the natural protein that had no adverse effect. Commercialization of the product was cancelled because of fear humans might have the same reaction.

When given a choice, animals avoid GM foods. This was learned by observing a flock of geese that annually visit an Illinois pond and feed on soybeans from an adjacent farm. After half the acreage had GM crops, the geese ate only from the non-GMO side. Another observation showed 40 deer ate organic soybeans from one field but shunned the GMO kind across the road. The same thing happened with GM corn.

Inserting foreign or transgenes is called insertional mutagenesis or insertion mutation. When done, it usually disrupts DNA at the insertion site and affects gene functioning overall by scrambling, deleting or relocating the genetic code near the insertion site.

The process of creating a GM plant requires scientists first to isolate and grow plant cells in the laboratory using a tissue culture process. The problem is when it's done it can create hundreds or thousands of DNA mutations throughout the genome. Changing a single base pair may be harmful. However, widespread genome changes compound the potential problem manyfold.

Promoters are used in GM crops as switches to turn on the foreign gene. When done, the process may accidently switch on other natural plant genes permanently. The result may be to overproduce an allergen, toxin, carcinogen, antinutrient, enzymes that stimulate or inhibit hormone production, RNA that silences genes, or changes that affect fetal development. They may also produce regulators that block other genes and/or switch on a dormant virus that may cause great harm. In addition, evidence suggests the promoter may create genetic instability and mutations that can result in the breakup and recombination of the gene sequence.

Plants naturally produce thousands of chemicals to enhance health and protect against disease. However, changing plant protein may alter these chemicals, increase plant toxins and/or reduce its phytonutrients. For example, GM soybeans produce less cancer-fighting isoflavones. Overall, studies show genetic modification produces unintended changes in nutrients, toxins, allergens and small molecule metabolism products.

To create a GM soybean with a more complete protein balance, Pioneer Hi-Bred inserted a Brazil nut gene. By doing it, an allergenic protein was introduced affecting people allergic to Brazil nuts. When tests confirmed this, the project was cancelled. GM proteins in other crops like corn and papaya may also be allergenic. The same problem exists for other crops like Bt corn, and evidence shows allergies skyrocketed after GM crops were introduced.

Another study of Monsanto's high-lysine corn showed it contained toxins and other potentially harmful substances that may retard growth. If consumed in large amounts, it may also adversely affect human health. In addition, when this product is cooked, it may produce toxins associated with Alzheimer's, diabetes, allergies, kidney disease, cancer and aging symptoms.

Disease-resistant crops like zucchini, squash and Hawaiian papaya may promote human viruses and other diseases, and eating these products may suppress the body's natural defense against viral infections.

Protein structural aspects in GM crops may be altered in unforeseen ways. They may be misfolded or have added molecules. During insertion, transgenes may become truncated, rearranged or interspersed with other DNA pieces with unknown harmful effects. Transgenes may also be unstable and spontaneously rearrange over time, again with unpredictable consequences. In addition, they may create more than one protein from a process called alternative splicing. Environmental factors, weather, natural and man-made substances and genetic disposition of a plant further complicate things and pose risks. They're introduced as well because genetic engineering disrupts complex DNA relationships.

Contrary to industry claims, studies show transgenes aren't destroyed digestively in humans or animals. Foreign DNA can wander, survive in the gastro-intestinal tract, and be transported by blood to internal organs. This raises the risk that transgenes may transfer to gut bacteria, proliferate over time, and get into cells DNA, possibly causing chronic diseases. A single human feeding study confirmed that genes, in fact, transferred from GM soy into the DNA gut bacteria of three of seven test subjects.

Antibiotic Resister Marker (ARM) genes are attached to transgenes prior to insertion and allow cells to survive antibiotic applications. If ARM genes transfer to pathogenic gut or mouth bacteria, they potentially can cause antibiotic-resistant super-diseases. The proliferation of GM crops increases the possibility. The CaMV promoter in nearly all GMOs can also transfer and may switch on random genes or viruses that produce toxins, allergens or carcinogens as well as create genetic instability.

GM crops interact with their environment and are part of a complex ecosystem that includes our food. These crops may increase environmental and other toxins that may accumulate throughout the food chain. Crops genetically engineered to be glufosinate (herbicide)resistant may produce intestinal herbicide with known toxic effects. If transference to gut bacteria occurs, greater problems may result.

Repeated use of seeds like Monsanto's Roundup Ready soybeans results in vicious new super-weeds that need far greater amounts of stronger herbicides to combat. Their toxic residues remain in crops that humans and animals then eat. Even small amounts of these toxins may be endocrine disruptors that can affect human reproduction adversely. Evidence exists that GM crops accumulate toxins or concentrate them in milk or animals fed GM feed. Disease-resistant crops may also produce new plant viruses that affect humans.

All type GM foods, not just crops, carry these risks. Milk, for example, from cows injected with Monsanto's bovine growth hormone (rbGH), has much higher levels of the hormone IGF-1 that risks breast, prostate, colon, lung and other cancers. The milk also has lower nutritional value. GM food additives also pose health risks, and their use has proliferated in processed foods.

Potential harm to adults is magnified for children. Another concern is that pregnant mothers eating GM foods may endanger their offspring by harming normal fetal development and altering gene expression that's then passed to future generations. Children are also more endangered than adults, especially those drinking substantial amounts of rbGH-treated milk.

http://www.globalresearch.ca/index.php?context=va&aid=8148

Sandi
06 11 2009, 18:26
mc donalds daki 1 dolarlik chicken burgerlar falan fareden mi yapiliyor..
ne guzel hic sasirmadim..zaten bu fast food etlerinde bi pislik oldugu belliyidi
ah ulan ah hosta doner ah!!

tembelkarinca
06 11 2009, 18:31
ah ulan ah hosta doner ah!!

Ankarali misin?

Sandi
06 11 2009, 18:37
Ankarali misin?
angaraliyim

farhat.12
06 11 2009, 21:11
bu dosyada cok egitimsiz insan var. Ama bu egitimsizler copy/paste yapmsini iyi ogrenmisler

Siz bana 5 dakka verin size Ataturk'un Yahudi oldugunu kanitlayan sitelerde bulurum belgeselde bulurum yada Independent Research de bulurum

Simdi internette boyle yazi var diye inanacakmiyiz?

TABIKI HAYIR

Eger internete koy kahvesinden yada Istanbul'un varoslarindaki Internet cafe lerden giriyorsaniz tabiki inanicaz

Akilli insan internetteki herseye inanmaz. Sorgular ve mantik suzgecinden gecirir

Internet cikti cahiller akilli diye ortaya cikti.

Long live the internet!!!!

SCIENCETURK
07 11 2009, 07:39
Bu yazıyı okuyan tüm arkadaşlardan (Okuma anlama özürlü karacahiller hariç!) ricam bu tehlikeyi arkadaşlarınıza iletmeniz ve onları bu tehlikeyi onlara anlatmanız.Teşekkürler.

Metin Munir Milliyet 7Kasım2009 Yazısı

Genetiği değiştirilmiş ürün, yani GDO ithalatına izin veren yönetmelikteki en ilginç maddelerden biri şudur:

“GDO’suz ürünlerin etiketinde ürünün GDO’suz olduğuna dair ifadeler bulunamaz.”

Yani siz, örneğin, gofret veya bisküvi yapıyorsunuz ve içine genetiği değiştirilmiş madde koymuyorsunuz. Bunu açıklayamazsınız.
İlginç değil mi?

Bundan daha da ilginç olan, Tarım Bakanı Mehdi Eker’in bu maddenin neden gerekli olduğu konusundaki izahatıdır.

Efendim, bir ürünün içinde olmayan maddeleri etikete yazmak mantıksızlıkmış. Çünkü bir ürünün içinde olmayan milyonlarca madde varmış. Hepsini teker teker yazacak mıymışız yani.

Bu dâhiyane izahatı Eker kendi mi buldu yoksa birileri kulağına mı fısıldadı, bilmiyorum.

ABD-AB?kavgası var

Bildiğim şu ki saçmadır ve milleti aptal yerine koymadır. Bu yönetmeliğin hararetli destekçisi olan GDO üreticileri biliyorlar ki dünyanın hemen hemen her yerinde hemen her insan süpermarket raflarından aynı ürünün biri GDO’lu, diğeri GDO’suz örneğini görürse her zaman GDO’suz olanını tercih edecek.
Bu nedenle, GDO’lu ürünlere şans vermek için GDO ihtiva etmeyen ürünler gizlenmeli. Dünyanın en büyük GDO ülkesi olan ABD ile GDO’ya soğuk olan Avrupa Birliği arasında bu konuda sıcak bir kavga var.

AB bir üründe GDO varsa bunun o ürünün etiketinde belirtilmesini istiyor.

ABD istemiyor.

Etikette yazması normal

ABD biliyor ki halk GDO ihtiva eden ürünleri almayacak. Bilmezler alırlar diye hesaplıyor. Eker de aynı düşüncede.

Ama biliyoruz ki bazı yiyeceklere konan etiketlerde pekâlâ içinde ne olmadığı yazıyor. Örneğin fındık fıstıklar bazı insanlarda ölüme varan alerjik tepkiler doğurduğu için üzerinde “Dikkat, bu üründe fındık veya ceviz yoktur” gibi ibareler var. TC’de değil tabii. Tüketicileri düşünen ülkelerde.

Onu bırakın, bazı lokantalar kaliteli malzeme kullandıklarını göstermek etmek için mönülerinden yemeklerimiz sodyum glutamat içermez diye ilan eder.
Çünkü bu madde yemeklere lezzet katar ama kanser dahil bin bir türlü hastalığa neden olabilir. Bir maddenin bir gıdada olması veya olmaması sağlık açısından önemli ise bunun etikette belirtilmesi normal bir uygulamadır Sayın Bakan. Bir gıdada GDO olması da birçok insan için önemlidir.

dextroamphetamine
07 11 2009, 07:45
angaraliyim

sapina kadar ankaraliyim bende..alemin krali sensin ankara

farhat.12
07 11 2009, 09:20
bu dosyayi okuyanlara sesleniyorum

Turkiye'de GDO hakkinda bir tane ilmi arastirma varmi ? Yok bir tane yetikli merci adam gibi bu isi yurtdisinda arastirmis ya onu birak ingilizce konusmasini okumasini bilen adam varmi Saglik bakanliginda?

Ellerindeki butun dokumanlar AB den gelen dokumanlar bunlari Turkceye cevirip adam saniyorlar kendilerini

GDO hakkinda en ileri arastirmalar ABD de yapildi eger Amerikada izin veriliyorsa neden Turkiye de izin verilmesin

Kici kirik Milliyet gazetesi yazarina mi inanicam dunyacak unllu saglik veya biyoloji alaninda en unlu laboratuar sonuclarina ve raporlarina mi inanicam?

cahil heryerde cahilidr. Internete girmesini bilsede copy/paste yapmasini bilsede

SCIENCETURK
07 11 2009, 14:29
İngilizce anlamayan, okuma ve anlama özürlü bir arkadaş için bu alıntıyı tekrar yazıyorum.İngilizce bilen arkadaşlar bu arkadaşa ingilizce konusunda yardımcı olsunlar.

In 2003, Jeffrey Smith explained them in his book titled "Seeds of Deception." He revealed that efforts to inform the public have been quashed, reliable science has been buried, and consider what happened to two distinguished scientists - UC Berkeley's Ignacio Chapela and former Scotland Rowett Research Institute researcher and world's leading lectins and plant genetic modification expert, Arpad Pusztai. They were vilified, hounded, and threatened for their research, and in the case of Pusztai, fired from his job for doing it.

He believed in the promise of GM foods, was commissioned to study them, and conducted the first ever independent one on them anywhere. Like other researchers since, he was shocked by his findings. Rats fed GM potatoes had smaller livers, hearts, testicles and brains, damaged immune systems, and showed structural changes in their white blood cells making them more vulnerable to infection and disease compared to other rats fed non-GMO potatoes. It got worse. Thymus and spleen damage showed up; enlarged tissues, including the pancreas and intestines; and there were cases of liver atrophy as well as significant proliferation of stomach and intestines cells that could be a sign of greater future risk of cancer. Equally alarming, results showed up after 10 days of testing, and they persisted after 110 days that's the human equivalent of 10 years.

Later independent studies confirmed what Pusztai learned, and Smith published information on them in his 2007 book called "Genetic Roulette: The Documented Health Risks of Genetically Engineered Foods." The book is encyclopedic in depth, an invaluable comprehensive source, and this article reviews some of the shocking data in it.

SCIENCETURK
08 11 2009, 23:09
Günlerdir bu folder da genetiği değiştirilmiş organizma içeren gıdaların bizim ve çocuklarımızın beslenmesinde ne kadar tehlikeli olduğunu belirtmeye çalışıyorum.Bugünlerde Türkiyede GDOlu gıdalarla ilgili hararetli tartışmalar var.
Aşağıda bu konuda yazan gazete yazarlarımızın e-mailleri var.Lütfen hep birlikte GDOlu gıdaların Türkiyede kullanılmasına karşı çıkalım ve e-maillerimizi aşağıda e-mail adresleri verilen yazarlara atalım.Unutmayalımki konu çocuklarımızın sağlığı ve ülkemizin geleceğidir.Amerikada da yediklerimize dikkat etmeye çalışalım.USDA Organic etiketli gıdaları kendimizin ve çocuklarımızın sağlığı için tüketmeye çalışalım.

mmunir@milliyet.com.tr
t.akyol@milliyet.com.tr
h.pulur@milliyet.com.tr
can.dundar@e-kolay.net
rmuhtar@gazetevatan.com
catakli@gazetevatan.com
ndogru@gazetevatan.com
ndogru@gazetevatan.com
e.dumanli@zaman.com.tr
necati.ozfatura@tg.com.tr
rturan@hurriyet.com.tr
akatas@bilgi.edu.tr
ahmethakan@hurriyet.com.tr
fcekirge@hurriyet.com.tr
rauftamer@posta.com.tr
mehmetyilmaz@hurriyet.com.tr
r.erduran@superonline.com.tr
nazli.ilicak@sabah.com.tr
mbarlas@sabah.com.tr
hasmet.babaoglu@sabah.com.tr
ahmetaltan111@gmail.com
nabi.y@superonline.com
ismail.kucukkaya@aksam.com.tr
atilgan.bayar@aksam.com.tr

Not: Tüm e-mailleri copy-paste yapıp tum yazarlara sadece bir e-mailde mailinizi gonderebilirsiniz

UNUTMAYALIMKİ HER MİLLET LAYIĞINA GÖRE YÖNETİLİR.

candy girl
09 11 2009, 10:21
Merhaba ScienceTurk,
Gunlerce usanmadan ,butun ters ve anlamsiz goruslere ragmen bu degerli bilgileri bizle paylastigin icin tekrar tesekkurler.Bende e-mail atmak isterim ama tam olarak yazarlara turkce ne yazacagimi bilmiyorum.,GDO lu urunlerin tuketilmesi,uretilmesi ve ulke ye sokulmasinin yanlisligini belirten kisa bir e-mail mi atmak lazim?

SCIENCETURK
09 11 2009, 19:33
Candy Girl arkadaşım aşağıda gazetecilere gönderebilecek bir yazı hazırladım.
Bu yaziyi copy-paste yapip üstte e-mail adresleri verilen gazetecilere e-mail gönderebilirsiniz.

Türkiyede GDO lu gidalarin zararlari hakkinda gorus bildiren, halki bilgilendiren,cocuklarimizin ve gelecek nesillerimizin sagligi icin bizler kadar tedirgin olan siz degerli gazeteci-yazar arkadaşlarımız;
Amerikada yaşayan Türk toplumu olarak GDO lu gidalarin Türkiyeye girisine, kullanilmasina ve halk tarafindan cesitli sekillerde tuketilmesine karsi oldugumuzu belirtir, GDO lu gidalarin Turkiyeye girisinin yasaklanmasi icin elimizden gelen her turlu destegi sizlere ve Turk Milletine sagliyacagimizi belirtmek isteriz.

Saygilarimizla,

Adiniz Soyadiniz

Sizlerden bir ricamda bu konu hakkinda bu dosyada belirttigim Ingilizce-Turkce alintilari tum dost-arkadas-akrabalariniza gondermeniz ve onlari bu konuda bilgilendirip bilinçlendirirken ayni zamanda bu gazetecilere GDO lu gidalara karsi olduklarini e-maillerle belirtmelerini istemeniz.

UNUTMAYALIMKİ HER MİLLET LAYIĞINA GÖRE YÖNETİLİR.

farhat.12
09 11 2009, 19:39
Amerika'da dogmus buyumus olan benim

Adam Turkiye'den gelmis ingilizce okumasini bilmeyen arkadasa birisi yardimci olsun diyor

Bu dosya benim icin bitmistir

Nasilolsa GDO MDO ne haltsa zararli oldugu kanitlanamayacagi icin TR de de ABD de de satilacak ve yenecek. Bosuna nefes tuketiyorsunuz.

Nereden biliyorum? Cunku zararli olsa bi kere Amerika sattirmaz. Avrupa neden izin vermiyor? Cunku titizleniyorlar, kanitladiklari icin degil.

abidinn
09 11 2009, 19:53
Amerika'da dogmus buyumus olan benim

Adam Turkiye'den gelmis ingilizce okumasini bilmeyen arkadasa birisi yardimci olsun diyor
.

puhahaha

hadi ordan koylu ***** :D:D:D

Amerikada buyumus, hahahahaaha muaahahahaha kerkenez

richardak2
09 11 2009, 20:44
:)
I know, this message is too short but I've just wanted to smile.

BediLantern
09 11 2009, 22:15
OĞUZ AĞBİ (FARHAT12) SANA DEMEDİKMİ O UCUZ KONSERVELERDEN YEME DİYE.BAK İÇLERİ ZEHİR DOLUYMUŞ.PATLADIMI ŞİMDİ HEPSİ HEM ELİNDE HEM DE ENSENDE.:D:D:p

HEMİDE DNA nda :D:D:D:p:o:D

PUHAHHAHA.MUHAHAHA :D:D:D

GERİYEDE DÖNÜŞ YOK ŞİMDİ.NE YAPICAKSIN?BU UCUZ KONSERVELERİ TÜKETE TÜKETE RUH SAĞLIĞIN BOZULDU ŞİMDİYE KADAR DNAnda BOZULMUŞTUR SENİN :D:D

BU YÜZDEN BU DOSYA SADECE SENİ RAHATSIZ EDİYOR.ŞİMDİ ANLADIM.:p

DÜNE KADAR AMERİKADA DOĞDUM TÜRKİYEDE BÜYÜDÜM DİYORDUN ŞİMDİ HEM AMERİKADA DOĞDUM HEMDE AMERİKADA BÜYÜDÜM DİYORSUN.BEYNİNDEKİ DEVRELERDE UCUZ KONSERVE YEMEKTEN ARTIK KISA KONTAK YAPIYOR.:D:p:D:p

SENİ HOUSTONDA HER GÖRDÜĞÜMDE ARTIK KAHKAHAYI BASARIM OĞUZ AĞBİ.

BİR SMILE DA BENDEN OĞUZ AĞBİYE:p

PUHAHHAHA.MUHAHAHA :D:D:D

richardak2
09 11 2009, 22:24
Ya eskiden bi Oguz Aral Abi vardi. Aklima o rahmetli geldi simdi. Hani su eski Girgir dergisinin kurucusu zat... :

farhat.12
09 11 2009, 22:45
GDO lu yiyecekler yerseni asagidaki gibi olursunuz

aman ha yemeyin

http://artswipe.blogspot.com/2009/06/head-up-my-arse-or-dead-in-arse-i-cant.html

:)

BediLantern
09 11 2009, 23:15
sciencetürk ağbi ben o listedeki gazetecilere senin yazını gönderdim.bu gdolu gıdaların ne kadar zararlı olduğunu hep okurdum.senin açıklaman iyi oldu.oğuz ağbi (farhat12) bu gdolu konserveleri ucuz diye devamlı yiyordu.yeme dedikçede ben işimi bilirim diyordu.sonra yavaş yavaş değişmeye başladı.göbeği büyüdü memeleri çıktı.dengesiz hareketler yapmaya başladı.etrafında kimse kalmadı.onun için bu dosya onu çok rahatsız ediyor.oğuz ağbi artık yeme şu ucuz konserveleri:D

farhat.12
09 11 2009, 23:29
muhahahahha

son 10 yildir ne konserve yedim nede mesrubatli icecek icmedim. Beni bilen bilir

Sigara icki zaten hayatimda hic icmedim. Konserve iyi bir sey degil zaten icinde katki maddesi var.

Mcdonalds ve Burger King oda son 10 senedir yok.

Yogurdu bile disaridan almam evde yaparim kendim.

O yuzden yanlis adama catiyorsun.

Bu arada sen nereden turedin kimsin ?

candy girl
10 11 2009, 09:40
Tesekkurler ScienceTurk,simdi e-mail ile gonderiyorum butun listedeki yazarlara .

SCIENCETURK
10 11 2009, 11:20
GAZETEVATAN 10KASIM2009 MİNE KIRIKKANAT YAZISI

Türkiye’yi yıllardır en geniş kapsamda bir “denek tarlası” olarak kullanan çokuluslu gıda sanayi şirketleri ile onların şürekâsına “GDO çocukları” adını takan arkadaşım, o çocukların siyasal sahada kimlerin zürriyetine denk düştüğünü bilse, korkudan titrerdi...

Basın üzerindeki baskılar, GDO çocuklarının ülkemizdeki temsilcilerini bir bir sıralamamı imkânsız kılıyor. Ama emin olunuz ki, çoook yetkili devletlilerin “yürü oğlum” dediği ve hemen her alanda yaptıkları girişimler birkaç yılda muazzam servetlere dönüşen, zaten sizin de kimler olduğunu gayet iyi bildiğiniz tüm çocuklar bu işin içinde: Babalar imza atıyor, çocuklar ithal ediyor, Türkiye genetiği değiştirilmiş organizma yiyor.

Aynı babaların el etek öperek ve Türkiye’nin en verimli tarım alanını tahsis ederek GDO’lu tohum ürettirip çiftçiyi bu tohumları kullanmaya zorladığı çokuluslu şirketten yediklerimiz de cabası...
***
GDO öldürür mü? Bilmiyoruz.

Ama örneğin, GDO’lu soya fasulyesi çok yediği için memeleri çıkan Amerikalı erkeğin, soya fasulyesini artık ağzına koymasa bile ömrünün kısaldığını ve yüzde 80 gibi korkunç bir olasılıkla ömür süresi tükendiği için değil, hormonal sistemi bozulduğu için kanserden öleceğini biliyoruz.

GDO’lu besinlerin, insan sağlığına etkilerini anladığımız gün en az on yıldır bu besinleri tüketmiş, dolayısıyla eğer zarar gördüysek, onarmak için çok geç kalmış olacağız.

Sevgili Güngör Uras’ın dün Milliyet’teki yazısında anımsattığı gibi, DDT’nin insanı, toprağı, ürünü nasıl zehirlediği ancak 22 yıl sonra anlaşıldı.

Ben çocukken, dünya basınında elleri omuzlarında çıkmış, kolu bacağı olmayan, ayakları üç parmaklı kongenital bozukluklarla doğmuş çocuk fotoğrafları yayınlanır, altında “thalidomide” kurbanı yazardı. Hamile kadınlara kusmasınlar diye verilen bu ilaç, 1950-60 arasında sadece 10 yıl satıldı ve değişik isimler altında pazarlandığı 52 ülkede, on binlerce çocuğun ölü doğmasına, hâlâ yaşayan 12 bin kurbanın da kongenital bozukluklar taşımasına yol açtı.

Bu ilacı GDO’lu ürünlerin tehlikesine örnek göstermemin bir nedeni var: Thalidomide çocukları, sadece sakat doğmadılar. Hayatta kalanların, ilacın yol açtığı kongenital bozukluğu kendilerinden doğan çocuklara aktardığı anlaşıldı. Başka bir deyişle, Thalidomide, onların genetik haritası, DNA’sını değiştirmişti...

GDO dediğiniz, DNA diye anılan kök yapıyla oynanmış ürünler. GDO’lar ekildikleri tarlada boy atmakla yetinmiyor. Doğal tohumlar ekilen tarlaya bulaşıyor, bir süre sonra onların da genetiğini bozuyor. Böylesine baskın bir organizmanın, insan ve hayvan DNA’sını etkilemeyeceği nasıl öne sürülebilir?
***
Özellikle “kendi kendisini imha eden” tohumları üretmek için kullanılan teknolojinin korkunçluğu, daha adından belli: Terminator.

Terminator teknolojisi (ki, patenti Türkiye’de de faaliyet gösteren Monsanto şirketi tarafından satın alınmıştır), bitkinin DNA’sına dönüşüm gösteren yabancı genler ekleyerek, üzerine basınca patlayan mayın prensibine göre işliyor: Bitkiye, kendi DNA’sını etkisiz hale getiren bir “caydırıcı gen”, ateşleme fitili gibi kullanılan bir “uyarıcı gen” ekleniyor ve “intihar toksini üreten” üçüncü bir genle patlaması, yani kendisini yok etmesi sağlanıyor. Süreç, tohum suyla temas edince işlemeye başlıyor. Dolayısıyla Terminator tohumlarının pimi, satılmadan önce yıkanmakla çekiliyor ve uyarıcı gen, toksin üreten geni harekete geçirerek kendisinden üreyen tahılı “kısırlaştırıyor”, bu tahıldan ekilecek tohum alınamıyor.

Türkiye’de yoğun olarak ekilen ve tohum alınamayan bütün tahıllar, bütün sebzeler işte bu Terminator teknolojisinin ürünü. Bırakın insan sağlığını, böyle bir sistem ülke tarımı açısından ne anlama gelir, herhalde anlamışsınızdır: Çiftçi, ektiği buğday, mısır, pirinç, patates ve adı bile uğursuz kanola gibi sürü sepet yağlı bitkilerden tohumluk alamıyor.

Her yıl GDO çocuklarından yeni tohum satın almak gerekiyor ve bu bağımlılık, Türkiye gibi daha birkaç yıl önce kendisine yeten tarım ülkelerini, parası olmadığı zaman tarım yapamayacak, dolayısıyla aç kalacak konuma getiriyor.

raptor
10 11 2009, 13:03
Amerika'da dogmus buyumus olan benim

Nasilolsa GDO MDO ne haltsa zararli oldugu kanitlanamayacagi icin TR de de ABD de de satilacak ve yenecek. Bosuna nefes tuketiyorsunuz.

Nereden biliyorum? Cunku zararli olsa bi kere Amerika sattirmaz. Avrupa neden izin vermiyor? Cunku titizleniyorlar, kanitladiklari icin degil.

Oguz ***** ilk zamanlar yazilarini yardim isteyenlere yardimci olmaya calisiyor diye okuyordum. Sonralari niye bu kadar Houston israri yapiyor ki antipatik oluyor demeye basladim. Sonra gina geldi. Bazen eglenceli olmaya basladi. Ancakkk...

Yukardaki yazini da okuyunca anladım ki sende zerre beyin yok. Bu gidalari yiye yiye beyinsel ozurlu olmussun iyice... Zararli olsa Amerika sattirmaz diyorsun. Oysa biliyoruz ki Amerika da tuketilen gidalarin cogunlugu sagliga zararli hizli tuketim urunleri, hormonlu meyve sebzeler, fast food. Bu gidalar US te yasayanlarin onemli bir bolumunu Obez yapti. Amerika da bunlara zaten izin veriyor.

Allah akil fikir versin!!!

farhat.12
10 11 2009, 14:13
sanki TR de obezite hic yok

sanki TR de hic fast food yok

Hormon dersen alasi TR de

ABD dekilerde ise bunlarin hepsi kontrollu daha bilincli ve sinirli kullaniliyor.

Sana TR de patlicanlarin icine nitrat kondugunu yada zeytinlerin zeytinyagi haline getirilme asamasinda siyah renk versin diye antibiyotik karistirildigini anlatsam inanmazsin.

Ote yandan GDO larin insan sagligina etkisi kanitlanmamistir.

Insanda beyin olmadan egitim olmadan arastirma yapmadan konusursa ancak bu kadar konusur.

BediLantern
10 11 2009, 14:31
Oğuz ağbi (farhat12) saçmalama yahu.sciencetürk ağbi bu konuda iskoçyanin en ileri bilim araştırma yerlerinde gdolu gıdalarla ilgili araştırma yapıldığını bu araştırmayı yapan araştırmacıların dünyanın bu konuda en ileri gelen araştırmacıları olduğunu belirten yazının ingilizcesini yazmış oraya.sonrada gdolu gıdaların ne kadar zararlı olduğunu açıklayan araştırma sonuçlarını yazmış.körmüsün be ağbi bunları okuyamıyormusun anlamıyormusun yoksa ingilizcen çokmu zayıf..ben bile anladım.herkes anladı kavradı bir tek sen anlamadın.sana demedimmi oğuz ağbi yeme o ucuz konserveleri, yeme diye..:D

FreshDive
10 11 2009, 15:11
sanki TR de obezite hic yok

sanki TR de hic fast food yok

Hormon dersen alasi TR de

ABD dekilerde ise bunlarin hepsi kontrollu daha bilincli ve sinirli kullaniliyor.

Sana TR de patlicanlarin icine nitrat kondugunu yada zeytinlerin zeytinyagi haline getirilme asamasinda siyah renk versin diye antibiyotik karistirildigini anlatsam inanmazsin.

Ote yandan GDO larin insan sagligina etkisi kanitlanmamistir.

Insanda beyin olmadan egitim olmadan arastirma yapmadan konusursa ancak bu kadar konusur.
Katılıyorum. GDO diye curcuna yapıyorlar elitist kesimler. Yahu şu an sen Türkiyede yediğin ürünün içinde ne olduğunu biliyormusun diye sorarlar adama. Neler ekliyor firmala bir bilseniz. O gıda renklendiricileri doğala özdeş aromalardan tutun da neler neler katıyorlar.
Ekmeğin içine bile neler ekliyorlar neler...
Türkiyede GDO yok GTÖ var. Gıda Terörü.
Bir defa bana kimse bizim gümrüklerin adam gibi gıdada denetim yaptığını anlatmasın. GDO zaten anca labaratovarda anlaşılabilir üründe içinde varsa.
Bizim tarım ürünlerine neler neler katıyorlar ne ilaçlar basıyolar...Almanyadaki armut haberi sanki yeni. Yahu bundan 5 sene önce Almanya bütün biberlerimizi yaktı. Çok zehir var.
Bunun dışında bizim burda milletin tükettiği enerji içeceklerinden tut da protein tozlarına kadar hepsi labaratuvarda işlemlere tabi tutulup bir güzel GDOlandırılıyor.

GDO zararlı olsa ne olacak faydalı olsa ne olacak. Yediğin ürünlerin içinde var zaten kullanıyorsun.

Size yediğiniz salamları sucukları anlatayım. Bir güzel tavuk etiyle hindi etini karıştırıyorlar, içine patates püresi ekliyorlar. Dana salam diye satıyorlar. Sucuk desen aynısı. Bunları büyük firmalar yapıyor. Büyük firmaların çoğu mısır unu, nişastayı basıyor gıda ürünlerine.
İçtiğimiz paket sütlerin içine konulan yurtdışından gelen koruyucu maddeler, yoğurtların içine daha uzun süre bozulmasın diye konulan koruyucu maddeler...
Meyve sebzelerdeki tarım ilaçları...Kontrolsüz hepsi.Eskiden mesela çileğm kokusunu 200 metreden alırdın, şimdikiler öylemi...Armut kadar kocaman cilekler cıkıyor. Domates de öyle renksiz kokusuz.
Cipslerde kullanılan transyağımı yazıyım. Hangi birini yazıyım şaşırdım.
Bu fast foodların MC DOnalds Burger King bir yağlar kullanıyorlar, fritöz yağı...Mide bulandırıcı
Sigaralarda da GDO ona bakarsan. Tütünlerin ve icindeki katkı maddelerinde GDO var. Gecmis olsun.

BediLantern
10 11 2009, 15:17
oğuz ağbi (farhat12) sen körmüsün yahu.:) bak ben bile anladım.bak ne yazıyor aşağıda.ingilizcesini anlamıyorsan sana çevirisini yapayım ama ayıp olur o zamanda.nede olsa amerikada doğmuş büyümüşsün.:D (bence amerikada büzülmüşsün)ağbi yeme o ucuz konserveleri beynini büzüyor onlar.herkes anlıyor bir tek sen anlamıyorsun ne yazıldığını.konu gdolu gıdaların zararları.anladınmı oğuz ağbi.gdolu gıdaların zararları.bir daha oku istersen.:D

UC Berkeley's Ignacio Chapela and former Scotland Rowett Research Institute researcher and world's leading lectins and plant genetic modification expert, Arpad Pusztai. They were vilified, hounded, and threatened for their research, and in the case of Pusztai, fired from his job for doing it.

He believed in the promise of GM foods, was commissioned to study them, and conducted the first ever independent one on them anywhere. Like other researchers since, he was shocked by his findings. Rats fed GM potatoes had smaller livers, hearts, testicles and brains, damaged immune systems, and showed structural changes in their white blood cells making them more vulnerable to infection and disease compared to other rats fed non-GMO potatoes. It got worse. Thymus and spleen damage showed up; enlarged tissues, including the pancreas and intestines; and there were cases of liver atrophy as well as significant proliferation of stomach and intestines cells that could be a sign of greater future risk of cancer.

b_real
10 11 2009, 16:09
cok yuklenmeyin arkadaslar ferhat'a, herkesin kendisine gore bir dogrusu var. inanip inanmamak herkesin kendi elinde...

abidinn
10 11 2009, 16:22
dokunmayin farhatima.. kendisi armutun tekidir :D:D:D

farhat.12
10 11 2009, 16:22
Bana kimse yuklenmiyor sen kendi isine bak ben memnunum buradaki atismalardan. Ayrica konserve yemedigimi soyleim defalarca degilmi? o zaman ne soruyorsunuz anlamadim

benim soyleyecegim su; daha iki sene once TR de ithal edilen tonlarca bugday arpa bilmemnenin GDO olup olmadigini kontrol edecek lab yoktu. Bunu tarim bakanligi soyledi ben degil

Yani bu su demek

TR deki tohumluk olarak kullanilan bugday ve artik ne kadar tahil varsa ne kadariin GDO oldugu bilinmiyor. Artik domates patlicandaki yada zeytindeki uc kagitlari donenleri yazmiiim mideniz bulanir

Amerika'da yokmu? var

Var ama kontrollu var. Tavuklar bile yetistirilirken ne kadar antibiyorik verilmesi FDA tarafindan mandate edilmis bilmem kac mg diye. TR de daha bu yok. Olcu yok kontrol yok denetim yok.

Amerika'ya laf atacaginiza ilkonce TR deki basibosluga bakin bu bir

ikinciside GDO larin SAGLIGA ZARARLI OLDUGU KANITLANMAMISTIR.

Internetten her zararli oldugunu iddia eden yaziyi buraya atmayin FDA nederse odur. Internette yazan hersey dogru olmadigina gore.....

BediLantern
10 11 2009, 17:03
oğuz ağbi (farhat12) sen tam anlamıyla gdolu gıdalar yiye yiye AGD olmuşsun.ağbi sana demedikmi ucuz gıdalar alma, ucuz konserveleri tüketme diye.bak yazılanları herkes anlıyor bir tek sen almıyorsun.okuz ağbi konu gdolu gıdaların zararları.türkiyedeki kontroller değil.gdolu gıdaların zararları ağbi.şimdiye kadar öküz olsa anlardı be ağbi:D:D

b_real
10 11 2009, 17:12
Bana kimse yuklenmiyor sen kendi isine bak ben memnunum buradaki atismalardan.

armutmusun olum sen... milletle atistiginimi zannediyorsun, herkes kit anlayisini okuyup okuyup bi tarafiyla guluyor....

BediLantern
10 11 2009, 17:14
oğuz ağbi bence sen türkiyeye dön.hemde biran evvel dön.senin beynin çok sulanmış ağbi.okuduğunu bile anlamıyorsun be okuz agbi.hem o ucuz konservelerden be ağbi.para biriktirmek için o işe yaramaz junk foodları yedin şimdi geriyede dönüş yok.bütün biriktirdiğin paracuklarını doktora vericeksin ağbi.okuduğunu anlamıyorsun be ağbi..beynin toz duman olmuş ağbi.yeme dedik sana ucuz junk foodları oğuz ağbi:D:p:D

farhat.12
10 11 2009, 17:29
Oguz abin yesin seni

BediLantern
10 11 2009, 17:37
oguz agbi bence sen ilkönce şöyle irisinden bir organik patlıcan ye.vücudundaki tüm TOKSİKlerin atılmasında yardımcı olur.şaka bir yana senin harbi beynin sulanmış ağbi.houstonda bu forumda milletin maskarası olmuşsun be ağbi.millet kıçıyla gülüyor sana agbi.türkiyeye dönde kendini toparla okuz agbi:D:D:D

farhat.12
10 11 2009, 17:37
armutmusun olum sen... milletle atistiginimi zannediyorsun, herkes kit anlayisini okuyup okuyup bi tarafiyla guluyor....

fare daga kusmus dagin haberi olmamis

farhat.12
10 11 2009, 17:38
Katılıyorum. GDO diye curcuna yapıyorlar elitist kesimler. Yahu şu an sen Türkiyede yediğin ürünün içinde ne olduğunu biliyormusun diye sorarlar adama. Neler ekliyor firmala bir bilseniz. O gıda renklendiricileri doğala özdeş aromalardan tutun da neler neler katıyorlar.
Ekmeğin içine bile neler ekliyorlar neler...
Türkiyede GDO yok GTÖ var. Gıda Terörü.
Bir defa bana kimse bizim gümrüklerin adam gibi gıdada denetim yaptığını anlatmasın. GDO zaten anca labaratovarda anlaşılabilir üründe içinde varsa.
Bizim tarım ürünlerine neler neler katıyorlar ne ilaçlar basıyolar...Almanyadaki armut haberi sanki yeni. Yahu bundan 5 sene önce Almanya bütün biberlerimizi yaktı. Çok zehir var.
Bunun dışında bizim burda milletin tükettiği enerji içeceklerinden tut da protein tozlarına kadar hepsi labaratuvarda işlemlere tabi tutulup bir güzel GDOlandırılıyor.

GDO zararlı olsa ne olacak faydalı olsa ne olacak. Yediğin ürünlerin içinde var zaten kullanıyorsun.

Size yediğiniz salamları sucukları anlatayım. Bir güzel tavuk etiyle hindi etini karıştırıyorlar, içine patates püresi ekliyorlar. Dana salam diye satıyorlar. Sucuk desen aynısı. Bunları büyük firmalar yapıyor. Büyük firmaların çoğu mısır unu, nişastayı basıyor gıda ürünlerine.
İçtiğimiz paket sütlerin içine konulan yurtdışından gelen koruyucu maddeler, yoğurtların içine daha uzun süre bozulmasın diye konulan koruyucu maddeler...
Meyve sebzelerdeki tarım ilaçları...Kontrolsüz hepsi.Eskiden mesela çileğm kokusunu 200 metreden alırdın, şimdikiler öylemi...Armut kadar kocaman cilekler cıkıyor. Domates de öyle renksiz kokusuz.
Cipslerde kullanılan transyağımı yazıyım. Hangi birini yazıyım şaşırdım.
Bu fast foodların MC DOnalds Burger King bir yağlar kullanıyorlar, fritöz yağı...Mide bulandırıcı
Sigaralarda da GDO ona bakarsan. Tütünlerin ve icindeki katkı maddelerinde GDO var. Gecmis olsun.

Akilli adam nasil belli oluyor. Hay gozlerinden opeyim. Bu kadar kazmanin arasinda bilgili akli basinda bir tek sen ciktin.

dextroamphetamine
10 11 2009, 17:46
gdolu besinlerin zararli olabilecegi ile ilgili cok veri var ama kesin olarak ispatlanmis degil o ayri.ama tehlikeli...

BediLantern
10 11 2009, 17:51
oguz agbi (farhat12) bak okuyan herkes anında anlıyor.bir tek sen anlamıyorsun be agbi.agbi bu dosyada herkesin maskarası oldun.millet dötüyle gülüyor artık sana.bence gıdım gıdım terket bu dosyayı hemen terk et.:D:D
konu gdolu gıdaların zararları ağbi.turkiyedeki kontroller degil oguz agbi.bir yere yaz.unutma okuz agbi.:D
türkiyeyede geç olmadan dön agbi.çoktan AGD olmuşsun be agbi.:D:p:D:p

abidinn
10 11 2009, 18:13
armutmusun olum sen... milletle atistiginimi zannediyorsun, herkes kit anlayisini okuyup okuyup bi tarafiyla guluyor....

hahaha evet kardesim aynen oyle..karnimi tuta tuta guluyorum bu kerkeneze

hiyar bu ya, dallama bu ***** :D:D

abidinn
10 11 2009, 18:14
oguz agbi bence sen ilkönce şöyle irisinden bir organik patlıcan ye.vücudundaki tüm TOKSİKlerin atılmasında yardımcı olur.şaka bir yana senin harbi beynin sulanmış ağbi.houstonda bu forumda milletin maskarası olmuşsun be ağbi.millet kıçıyla gülüyor sana agbi.türkiyeye dönde kendini toparla okuz agbi:D:D:D

haha okuz abi , muahahahahaa karnimi tuta tuta guluyorum

ulan *****, kernenez salatalik tursusu :D:D:D

azoth
10 11 2009, 18:51
Oğuz ***** ilk zamanlar yazılarını yardım isteyenlere yardımcı olmaya çalışıyor diye okuyordum. Sonraları niye bu kadar Houston ısrarı yapıyor ki antipatik oluyor demeye başladım. Sonra gına geldi. Bazen eğlenceli olmaya başladı. Ancakkk...

Yukardaki yazını da okuyunca anladım ki sende zerre beyin yok. Bu gıdaları yiye yiye beyinsel özürlü olmuşsun iyice... Zararlı olsa Amerika sattırmaz diyorsun. Oysa biliyoruz ki Amerika da tüketilen gıdaların çoğunluğu sağlığa zararlı hızlı tüketim ürünleri, hormonlu meyve sebzeler, fast food. Bu gıdalar US te yaşayanların önemli bir bölümünü Obez yaptı. Amerika da bunlara zaten izin veriyor.

Allah akıl fikir versin!!!

Amerika nerede zehirli madde varsa kendo halkina yediriyor, nah sattirmaz!

High fructose corn syrup olayini kac kere yazdim. Avrupa'da olcumlerde civa icerdigi anlasilan baliklari aninda imha ederler hayatta piyasaya surulmez (finlandiya'da devletin gida denetimi kurumunda tanidiklarim var anlatiyorlar hep) ABD'de ise bir fili bile zehirleyecek oranda civa iceren baliklar her yerde satilir. daha gecen haftalarda mezbaha ve et isleme yerlerindeki pislik yuzunden e-coli salgini cikti bir suru insan zehirlendi bir kadin sakat kaldi cocuklar vefat etti. Zambiya'da bile horulmeyen muz cumhuriyeti kepazeligi. O e-coli makalesini, kelli felli et firmasi patronlariyla, devletin mufettisleriyle yapilan roportajlariyla getirip buraya koysam topunuz vejeteryan oluverirsiniz.

Daha gecen yil Sam's club ve Walmartta satilan sularda bocek oldurucu zehir cikti kiyamet koptu. Zehirin en alasi abd'de satiliyor ve fakir halka kakalaniyor. Zengin elitler 100 metre yanlarina yaklastirmaz o gdo'lu zerzevatlari. Zenginler, elitler organik yerler.


Ayrica GDO retrovirus seklinde yapilir yani bitkiye yabanci organizma genleri virus seklinde aktarilir, bunun da o bitkiyi yiyenlere atlama riski her zaman var. deli Dana hastaligi da Boyle tabiata aykiri isler yuzunden cikmadi mi?

Cok saygin bir universitenin (hangisi unuttum Stanford olabilir) yaptigi bir klinik arastirmada genleriyle oynanmis misirin, yiyenlerin barsaklarinda bile hala hasere oldurucu toksin uretmeye devam ettigi ispatlandi.

azoth
10 11 2009, 18:59
Trde daha beter tabii ona Karsi cikan yok. Gelismis ulkelerde bir tek Abd en rezil durum

b_real
10 11 2009, 19:54
fare daga kusmus dagin haberi olmamis

fare olacak kadar kuculme birader ;) armut, kit filan dedik ama o kadarda degil bak :D

raptor
11 11 2009, 09:48
Amerika nerede zehirli madde varsa kendo halkina yediriyor, nah sattirmaz!

High fructose corn syrup olayini kac kere yazdim. Avrupa'da olcumlerde civa icerdigi anlasilan baliklari aninda imha ederler hayatta piyasaya surulmez (finlandiya'da devletin gida denetimi kurumunda tanidiklarim var anlatiyorlar hep) ABD'de ise bir fili bile zehirleyecek oranda civa iceren baliklar her yerde satilir. daha gecen haftalarda mezbaha ve et isleme yerlerindeki pislik yuzunden e-coli salgini cikti bir suru insan zehirlendi bir kadin sakat kaldi cocuklar vefat etti. Zambiya'da bile horulmeyen muz cumhuriyeti kepazeligi. O e-coli makalesini, kelli felli et firmasi patronlariyla, devletin mufettisleriyle yapilan roportajlariyla getirip buraya koysam topunuz vejeteryan oluverirsiniz.

Daha gecen yil Sam's club ve Walmartta satilan sularda bocek oldurucu zehir cikti kiyamet koptu. Zehirin en alasi abd'de satiliyor ve fakir halka kakalaniyor. Zengin elitler 100 metre yanlarina yaklastirmaz o gdo'lu zerzevatlari. Zenginler, elitler organik yerler.


Ayrica GDO retrovirus seklinde yapilir yani bitkiye yabanci organizma genleri virus seklinde aktarilir, bunun da o bitkiyi yiyenlere atlama riski her zaman var. deli Dana hastaligi da Boyle tabiata aykiri isler yuzunden cikmadi mi?

Cok saygin bir universitenin (hangisi unuttum Stanford olabilir) yaptigi bir klinik arastirmada genleriyle oynanmis misirin, yiyenlerin barsaklarinda bile hala hasere oldurucu toksin uretmeye devam ettigi ispatlandi.
Bravo biz de buna dikkat cekmeye calisiyoruz. Amacimiz Amerika_Turkiye karsilastirmasi degil, zararli gidalara karsi ortak bilinc gelistirmek. Tabii bilinci olanlarla...

SCIENCETURK
11 11 2009, 09:58
BU ÜRÜNLERE DİKKAT


Genetiğiyle oynanmış pek çok ürün bulunuyor. İşte bazıları:


Mısır, patates, domates, pirinç, soya, buğday, kabak, balkabağı, ayçiçeği, yer fıstığı, bazı balık türleri, kolza, kasava, papaya.

Bunların dışında genetiğini değiştirme çalışmaların devam ettiği ürünler: Muz, ahududu, çilek, kiraz, ananas, biber, kavun, karpuz, kanola...


Mısır ve soya genleriyle oynanmış bitkiler arasında ilk sıralarda yer aldığı için bu bitkilerden üretilen yan ürünlerin kullanıldığı bütün ürünler GDO`lu olma riski taşıyor.

Mısır ve soyadan üretilen yağ, un, nişasta, glikoz şrubu, sakkaroz, fruktoz içeren gıdalar günlük tüketim maddeleri arasında yer alıyor.

Örneğin; Bisküvi, kraker, kaplamalı çerezler, pudingler, bitkisel yağlar, bebek mamaları, şekerlemeler, çikolata ve gofretler, hazır çorbalar, mısır ve soyayı yem olarak tüketen tavuk ve benzeri hayvansal gıdalar ile pamuk, GDO`lu olma riski taşıyan gıdaların başında geliyor.

SCIENCETURK
11 11 2009, 10:07
Neden annelere yasaklanmadı?

Genetiğiyle oynanmış gıdalara (GDO) Tarım ve Köyişleri Bakanlığı`nın şartlı izin vermesi, tartışmaları da beraberinde getirdi.

GDO yönetmeliğine olan tepkiler çoğalıyor. Sivil toplum kuruluşları GDO`lu ürünlerin insan sağlığına ciddi zararları olduğunu hatırlatarak `GDO`lar bebeklere zararlıysa, neden bebeği emziren ya da karnında taşıyan anne için yasak değil` sorusuna açıklık getirilmesini istediler...

Tarım ve Köyişleri Bakanlığı`nın, `genetiği değişitirilmiş` gıdalar ve ürünlerle ilgili yönetmeliği Resmi Gazete`de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Buna göre, tohumluklar dışındaki Genetiği Değiştirilmiş Organizma(GDO) ve ürünleri ile genetiği değiştirilmiş ürünlerini içeren gıda ve yem maddelerinin ithalatı, işlenmesi, ihracatı, kontrol ve denetimine aykırı olan GDO`lu gıda ve yemlerin işleme ve tüketim amacıyla ithali, piyasaya sürülmesi, tescili, ihracatı ve transit geçişleri yasak olacak.


GIDA VE YEMLERDE BULUNMAMALI!

Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği, `Gıda ve yem amaçlı GDO`ların iç ve dış ticaretini, işlenmesini ve kontrol-denetimini düzenleyen 27388 sayılı yönetmeliğin amacı; `insan yaşamı ve sağlığı, hayvan sağlığı ve refahı, tüketici çıkarları ve çevrenin en üst düzeyde korunması` olarak tanımlanıyor. Ancak GDO çok yeni ve uzun vadede çeşitli tehdit unsurları içeren bir uygulama olduğundan, dünyanın pek çok ülkesinde teşvik değil kısıtlama ve tüketici reddi ile karşı karşıya olduğuna dikkat edin` dedi.

GDO`lu ürünlerin gıda ve yemlerde bulunmasının Türkiye için bir gereklilik olmadığını düşündüklerini aktaran dernek, ` Uluslararası ticaret ve rekabet kanunları gereği bir düzenleme yapılması ihtiyaç ise de, yapılacak mevzuat ve uygulamaların tüketiciye bilgi ve seçim hakkı vermesi gerekiyor` diye konuştu.


DÜNYA YÜZYILIN FELAKETiNi TARTIŞIYOR

Dernek, `Yönetmeliğin bazı düzenlemeler içermesine rağmen kesin bir yasaklamayı sadece bebek gıdalarında yaparak (madde 5.3), herhangi bir ürün üzerinde `GDO`suzdur` ifadesinin kullanımını yasaklayarak (madde 5.8) ve bir çok maddede denetim ve GDO mevcudiyeti konusunu yorum ve keyfiyete bırakarak amaç kapsamı dışına çıkmıştır` dedi.

Dernek, `Tüm dünyada tartışmalı olan böyle bir teknolojinin ürünlerinin ülkemizde yasallaşması ancak tanımlı gerekçeler ve kontrol mekanizmaları doğrultusunda gündeme gelmeliydi` ifadelerini kullandı.

BEBEKLERE YASAKLANMASI ÇARE Mİ?

Yönetmeliğe göre GDO`lu ürünlerin bebek mamalarında kullanılması yasaklanmasına dikkat çeken Platform `GDO`lar bebeklere zararlıysa, neden bebeği emziren ya da karnında taşıyan anne için yasak değil` diye sorarak yönetmeliğin gözden geçirilmesini istedi.

Platform su ifadelere yer verdi: `Getirilen düzenlemeyle `GDO`suz ürünlerin etiketinde ürünün GDO`suz olduğuna dair ifadelerin bulunmayacağının` belirtilmesi de platforma göre taraflı ve yönetmeliğin kapsamı dışında olan bir uygulama.

SCIENCETURK
11 11 2009, 10:27
Günlerdir bu folder da genetiği değiştirilmiş organizma içeren gıdaların bizim ve çocuklarımızın beslenmesinde ne kadar tehlikeli olduğunu belirtmeye çalışıyorum.Bugünlerde Türkiyede GDOlu gıdalarla ilgili hararetli tartışmalar var.
Aşağıda bu konuda yazan gazete yazarlarımızın e-mailleri var.Lütfen hep birlikte GDOlu gıdaların Türkiyede kullanılmasına karşı çıkalım ve e-maillerimizi aşağıda e-mail adresleri verilen yazarlara atalım.Unutmayalımki konu çocuklarımızın sağlığı ve ülkemizin geleceğidir.Amerikada da yediklerimize dikkat etmeye çalışalım.USDA Organic etiketli gıdaları kendimizin ve çocuklarımızın sağlığı için tüketmeye çalışalım.

mmunir@milliyet.com.tr
t.akyol@milliyet.com.tr
h.pulur@milliyet.com.tr
can.dundar@e-kolay.net
rmuhtar@gazetevatan.com
catakli@gazetevatan.com
ndogru@gazetevatan.com
e.dumanli@zaman.com.tr
necati.ozfatura@tg.com.tr
yurtsan.atakan@aksam.com.tr
rturan@hurriyet.com.tr
akatas@bilgi.edu.tr
ahmethakan@hurriyet.com.tr
fcekirge@hurriyet.com.tr
rauftamer@posta.com.tr
mehmetyilmaz@hurriyet.com.tr
r.erduran@superonline.com.tr
nazli.ilicak@sabah.com.tr
mbarlas@sabah.com.tr
hasmet.babaoglu@sabah.com.tr
ahmetaltan111@gmail.com
nabi.y@superonline.com
mine.gokce@wanadoo.fr
ismail.kucukkaya@aksam.com.tr
atilgan.bayar@aksam.com.tr

Bu yaziyi copy-paste yapip üstte e-mail adresleri verilen gazetecilere e-mail gönderebilirsiniz.

Türkiyede GDO lu gidalarin zararlari hakkinda gorus bildiren, halki bilgilendiren,cocuklarimizin ve gelecek nesillerimizin sagligi icin bizler kadar tedirgin olan siz degerli gazeteci-yazar arkadaşlarımız;
Amerikada yaşayan Türk toplumu olarak GDO lu gidalarin Türkiyeye girisine, kullanilmasina ve halk tarafindan cesitli sekillerde tuketilmesine karsi oldugumuzu belirtir, GDO lu gidalarin Turkiyeye girisinin yasaklanmasi icin elimizden gelen her turlu destegi sizlere ve Turk Milletine sagliyacagimizi belirtmek isteriz.

Saygilarimizla,

Adiniz Soyadiniz

Sizlerden bir ricamda bu konu hakkinda bu dosyada belirttigim Ingilizce-Turkce alintilari tum dost-arkadas-akrabalariniza gondermeniz ve onlari bu konuda bilgilendirip bilinçlendirirken ayni zamanda bu gazetecilere GDO lu gidalara karsi olduklarini e-maillerle belirtmelerini istemeniz.

Not: Tüm e-mailleri copy-paste yapıp tum yazarlara sadece bir e-mailde mailinizi gonderebilirsiniz

UNUTMAYALIMKİ HER MİLLET LAYIĞINA GÖRE YÖNETİLİR.

dextroamphetamine
11 11 2009, 10:52
virusle gen aktarimi da kullanilan bi ryontem.bir canlidaki gen restriksiyon endonukleazla kesiliyor ve diger canlinin DNAsina konuluyor.ama sistem degistigi icin cok sakat durumlar ortaya cikabiliyor.sebebini genetikcilerde anlayamiyor tam olarak ama genetigi degistirilmis urunlerin cok tehlikeli olabilecegi hakkinda cok fazla veri var.

bir aciklama soyle canlilari genleri sistem olraka calisiyor.ornegin operon kavrami var.yani genlerin calismasini kontrol eden bir gen hatta o genide kontrol eden regulator gen var.yani genler sistemli olarka calisiyor sen sisteme mudahale ettiginde sistemi bozuyorsun ve sonuclar cok tehlikeli olabiliyor.

Tanri herseyi bir sisteme gore yaratmis...

richardak2
11 11 2009, 10:54
Bilgi ve uyari icin tesekkurler deme geregi hissettim. Aslinda konudan burada detaylariyla aciklanana kadar fazla haberim yoktu. Yani yastik alti edilmis bir haldeydi kafamda.
Bununla birlikte gecenlerde grip asisi icin actigim basliga "vucuduma ooole ben yabanci madde sokmam" diyerek asiyi bile reddeden zihniyetin bu konuda daha hassas tepkiler vermesini de beklerdim. Ama amac yabanci madde degil muhalefet etmek miymis sadece acaba? :D

Neyse konuyla ilgili gene de kesin veriler bulamadim. Ingilizce bilgilerin hepsinde cok bozuk bir Ingilizce kullanilmis. Cok guven vermiyorlar acikcasi. Ama gene de dikkatli olmak gerekir diye dusunuyorum.
Dogal olani tabii ki en guzelidir.

farhat.12
11 11 2009, 14:40
Amerika'da yasayan biri GDO lardan nasil uzak duracak?

Normal sebze meyve et falan hep etkilenmis

Ee organik alsan onlarda GDO lu. Yani GDO lu olmasi organik tanimi disinda birakilmis

O zaman Amerika'da yasayan istese de bundan uzak duramaz zaten TR de de durum ayni

Ee o zaman bu kadar tantana nedir?

richardak2
11 11 2009, 15:08
Amerika'da yasayan biri GDO lardan nasil uzak duracak?
Normal sebze meyve et falan hep etkilenmis
Ee o zaman bu kadar tantana nedir?

Guzel bir soru. :) Bu gun evde dolaptaki sebzeli koftenin ambalajina baktim.
(Dr. Praeger's california veggie burgers) Uzerinde "GMO Free" yaziyordu.
Tost makinesinde sadece kofteyi ekmeksiz isitip sonra hafif isitilmis ekmegin icine koyup bastiriyorum tost makinesinde bikac kez. Acayip muthis bir lezzeti var. Durun size ambalajini gostereyim:

http://www.organiclisa.com/2009/05/pick-of-week_08.html

Resme tiklarsaniz GMO free yazar..

Eh su halde omrumuzun sonuna kadar bu koftelerden yiyecegiz demek ki... :D Cunku GMO free ibaresi gercekten cok az urunde var ve normal sebzelerde oran nedir var midir yok mudur belli degil mi yani simdi?

Tevrat ve eski ahit GMO'lari yasaklamisti hatirladigim kadariyla. Bu nedenle dini butun marketlerden alisveris yaparsaniz onlarin daha titiz olacaklarini zannediyorum. Simdi tevratta nasil GMO'lar yasak olur demezsiniz insallah. Yasak iste inanmazsaniz gidin sorun. :D

Bununla birlikte natural ifadesi olan urunler -ki bu sebzeler de oyle bir ifade var all natural der - daha guvenli. Benim bilgim yok bu konuda fazla acikcasi. Ama ogrenmeye calisiyorum. Su anda biraz yogunum fakat rahatlayinca bu gida durumuna bakacagim. Omrumun sonuna kadar sebzeli kofte yemeye mahkum olmak istemiyorum.

Ya Tom Hanks'in bi filmi vardi. Bi adaya dusen fedex gorevlisi ac kaliyordu. Cig balik yiyordu. Aklima o film geldi. Ama filmin ismini unuttum. Tum Tom HAnks filmlerini cok severim bu arada...

Haklisin farhat.12 Ama yapilacak birsey olmasa bile bence bir tepkimizin olmasi gerek gene de.

tembelkarinca
11 11 2009, 15:15
Ya Tom Hanks'in bi filmi vardi. Bi adaya dusen fedex gorevlisi ac kaliyordu. Cig balik yiyordu. Aklima o film geldi. Ama filmin ismini unuttum. Tum Tom HAnks filmlerini cok severim bu arada...



Filmin adi "Cast Away" :-)

richardak2
11 11 2009, 15:17
Filmin adi "Cast Away" :-)

Yassaaasiiin.. Tesekkurler... :D Evet o filmdi...

tembelkarinca
11 11 2009, 15:20
Yassaaasiiin.. Tesekkurler... :D Evet o filmdi...

Rica ederim, ben de cok severim o filmi :) En can alici sahnesi de benim icin filmin en sonundaki cakmagi yaktigi sahnedir. Bir tuhaf olmustum izleyince

richardak2
11 11 2009, 15:25
Rica ederim, ben de cok severim o filmi :) En can alici sahnesi de benim icin filmin en sonundaki cakmagi yaktigi sahnedir. Bir tuhaf olmustum izleyince

Evet uzun bir cakmakti ve masanin ustunde de biiir yigin artik yenmemis yemek duruyordu. Yemeklere bakip yakmisti cakmagi...

BediLantern
11 11 2009, 15:25
yaa okuz agbi (farhat12) yine saçmalamaya başladın be ağbi.bak ben bile araştırdım öğrendim.kitap oku internette gez birşeyler öğren be okuz agbi.:D

usda organik etiketli gıdalar gdo içermiyormuş aynı zamanda mikroplardan arındırılmak için donmuş yiyeceklerde olduğu gibi radyasyondanda geçirilmiyormuş.hormonda, kimyasal böcek ilaçlarıda bu gıdalarda kullanılmıyormuş.bu yüzden bu gıdalar çok lezzetli ama pahalı.onun için usda organik etiketli gıdalar (süt,tereyağı,et,ekmek..) yemek lazım okuz agbi.:D

aç biraz kitap oku be agbi.oldumu okuz agbi.:D senin kültürsüz konuşmalarına herkes gülüyor be ağbi..yeme dedik sana şu ucuz gıdaları, konserveleri be oguz agbi:D

dextroamphetamine
11 11 2009, 15:42
buraya ilk geldigimde columbusta gitmistim cok pahaliydi bir sey alamadim.

BediLantern
11 11 2009, 16:17
Okuz agbi (farhat12) sen bu dosyaya yazma bee ağbi.milletin maskarası oldun inan agbi.çırpındıkça daha çok batıyorsun daha çok saçmalıyormusun be oguz agbi.herkes bu ne cahil birisi ne saçmalıyor diyor senin için be ağbi..

millet kıçıyla gülüyor sana okuz agbi..yazma sen ağbi bu dosyaya.kültürün yetmiyor bu dosyaya yazmaya be ağbi :confused: :D

yeme dedik sana o ucuz katkı maddeli konserveleri junk foodları be ağbi :D geriyede dönüş yok ne pok yiycen şimdi okuz agbi? :D:D:D

FreshDive
11 11 2009, 17:21
Akilli adam nasil belli oluyor. Hay gozlerinden opeyim. Bu kadar kazmanin arasinda bilgili akli basinda bir tek sen ciktin.
Bu forumda Farhat nickli arkadaşa yapılanları anlayamıyorum. Forumun amacı paylaşımdır, ama burada hakareti geçen şeyler yazılıyor. Ben Farhatın yerinde olsaydım çok pis söverdim.
Üstelik bu hakaretleri küfürleri yazan Amerikadaki elemanlarımız. Demekki eleman Amerika görse bile değişmiyor

eroe
11 11 2009, 17:25
Bu forumda Farhat nickli arkadaşa yapılanları anlayamıyorum. Forumun amacı paylaşımdır, ama burada hakareti geçen şeyler yazılıyor. Ben Farhatın yerinde olsaydım çok pis söverdim.

Sana tamamen katılıyorum, bir yer hariç. Oğuz *****, harbiden yazdığı zaman döktürüyor her türlü. Ama birşeyine kıl oluyorum, her yazdığı iki cevaptan birinde mutlaka Houston'ı övüyor. Abi yıllardır zaten övüp duruyorsun bütün folderlara yazıp durdun daha hala ne diye yazıyorsun yani amaç ne ben onu anlayamadım. Adam gelicekse gelir, gelmiyorsa bırak nereye giderse gitsin. Bunun haricinde Oğuz *****nin yazdıkları tamamen mantıklıca. Ha birde zırt pırt dönsem mi dönmesem mi yazmasa iyi olacak ama neyse artık o kadarı da :)

FreshDive
11 11 2009, 17:38
Amerika'da yasayan biri GDO lardan nasil uzak duracak?

Normal sebze meyve et falan hep etkilenmis

Ee organik alsan onlarda GDO lu. Yani GDO lu olmasi organik tanimi disinda birakilmis

O zaman Amerika'da yasayan istese de bundan uzak duramaz zaten TR de de durum ayni

Ee o zaman bu kadar tantana nedir?
Katılıyorum. Amerikadaki insan da uzak duramaz, Türkiyedeki de uzak duramaz. Resmen tüketiyoruz.
Ben de bu kadar tantana nedir cidden anlayamıyorum. Sanki GDOlu gıdalar yeni icat oldu?

b_real
11 11 2009, 17:42
Bu forumda Farhat nickli arkadaşa yapılanları anlayamıyorum. Forumun amacı paylaşımdır, ama burada hakareti geçen şeyler yazılıyor. Ben Farhatın yerinde olsaydım çok pis söverdim.
Üstelik bu hakaretleri küfürleri yazan Amerikadaki elemanlarımız. Demekki eleman Amerika görse bile değişmiyor

freshdive adama arka cikmaya calisiyorum ama senin farhat'dan gelen cevaba bak "Bana kimse yuklenmiyor sen kendi isine bak". boyle birine ne cevap verirsin ki? hani deseki "beni rahatsiz etmiyor" anlayacagim ama "sen kendi isine bak" yazinca ipler kopar. herkes hak ettigi yanitlari aliyor anlayacagin

richardak2
11 11 2009, 21:26
Kimi dus alip rahatlar, kimi camur guresi yaparak. :D
Zaman zaman kaba takilmaktan sikayeti yok hatta hoslaniyor diye biliyorum ben. Sanirim cogu ciddi degil.

SCIENCETURK
12 11 2009, 10:48
USDA Consumer Brochure: Organic Food Standards and Labels: The Facts

“What is organic food?

Organic food is produced by farmers who emphasize the use of renewable resources and the conservation of soil and water to enhance environmental quality for future generations.

Organic meat, poultry, eggs, and dairy products come from animals that are given no antibiotics or growth hormones.

Organic food is produced without using most conventional pesticides; fertilizers made with synthetic ingredients or sewage sludge; bioengineering; or ionizing radiation.

Before a product can be labeled ‘organic,’ a Government-approved certifier inspects the farm where the food is grown to make sure the farmer is following all the rules necessary to meet USDA organic standards. Companies that handle or process organic food before it gets to your local supermarket or restaurant must be certified, too.” Consumer Brochure, USDA National Organic Program,

SCIENCETURK
12 11 2009, 10:49
Günlerdir bu folder da genetiği değiştirilmiş organizma içeren gıdaların bizim ve çocuklarımızın beslenmesinde ne kadar tehlikeli olduğunu belirtmeye çalışıyorum.Bugünlerde Türkiyede GDOlu gıdalarla ilgili hararetli tartışmalar var.
Aşağıda bu konuda yazan gazete yazarlarımızın e-mailleri var.Lütfen hep birlikte GDOlu gıdaların Türkiyede kullanılmasına karşı çıkalım ve e-maillerimizi aşağıda e-mail adresleri verilen yazarlara atalım.Unutmayalımki konu çocuklarımızın sağlığı ve ülkemizin geleceğidir.Amerikada da yediklerimize dikkat etmeye çalışalım.

USDA Organic etiketli gıdaları kendimizin ve çocuklarımızın sağlığı için tüketmeye çalışalım.

mmunir@milliyet.com.tr
t.akyol@milliyet.com.tr
h.pulur@milliyet.com.tr
can.dundar@e-kolay.net
rmuhtar@gazetevatan.com
catakli@gazetevatan.com
ndogru@gazetevatan.com
e.dumanli@zaman.com.tr
necati.ozfatura@tg.com.tr
yurtsan.atakan@aksam.com.tr
rturan@hurriyet.com.tr
akatas@bilgi.edu.tr
ahmethakan@hurriyet.com.tr
fcekirge@hurriyet.com.tr
rauftamer@posta.com.tr
mehmetyilmaz@hurriyet.com.tr
r.erduran@superonline.com.tr
nazli.ilicak@sabah.com.tr
mbarlas@sabah.com.tr
hasmet.babaoglu@sabah.com.tr
ahmetaltan111@gmail.com
nabi.y@superonline.com
mine.gokce@wanadoo.fr
ismail.kucukkaya@aksam.com.tr
atilgan.bayar@aksam.com.tr

Bu yaziyi copy-paste yapip üstte e-mail adresleri verilen gazetecilere e-mail gönderebilirsiniz.

Türkiyede GDO lu gidalarin zararlari hakkinda gorus bildiren, halki bilgilendiren,cocuklarimizin ve gelecek nesillerimizin sagligi icin bizler kadar tedirgin olan siz degerli gazeteci-yazar arkadaşlarımız;
Amerikada yaşayan Türk toplumu olarak GDO lu gidalarin Türkiyeye girisine, kullanilmasina ve halk tarafindan cesitli sekillerde tuketilmesine karsi oldugumuzu belirtir, GDO lu gidalarin Turkiyeye girisinin yasaklanmasi icin elimizden gelen her turlu destegi sizlere ve Turk Milletine sagliyacagimizi belirtmek isteriz.

Saygilarimizla,

Adiniz Soyadiniz

Sizlerden bir ricamda bu konu hakkinda bu dosyada belirttigim Ingilizce-Turkce alintilari tum dost-arkadas-akrabalariniza gondermeniz ve onlari bu konuda bilgilendirip bilinçlendirirken ayni zamanda bu gazetecilere GDO lu gidalara karsi olduklarini e-maillerle belirtmelerini istemeniz.

Not: Tüm e-mailleri copy-paste yapıp tum yazarlara sadece bir e-mailde mailinizi gonderebilirsiniz

UNUTMAYALIMKİ HER MİLLET LAYIĞINA GÖRE YÖNETİLİR.

SCIENCETURK
14 11 2009, 11:20
Genetiği Değiştirilmiş Organizmaların (GDO) Zararları

Biyolojik Çeşitlilik, Tarımsal Biyoçeşitlilik ve Doğal Dengeye Etkileri
Yerel türler tehdit altında. Yaşam bir bütündür ve gen halkalarındaki en küçük bir değişiklik beslenme zinciri yoluyla bütündeki diğer parçaları da etkiler.

Sonuçta insan, hayvan, bitki, mikroorganizmalarda yapılan herbir değişiklik bütünün bir diğer parçası olan tarımsal biyoçeşitliliği, yani sağlıklı beslenmenin temeli olan gıda çeşitliliğine etkileyecektir.

Hastalık ve diğer zararlılara karşı dayanıklı olması için genleriyle oynanmış bir buğday türünün belki verimi yüksektir ama, bir hastalık ya da zararlı sayesinde o türün yok olması ve dünyada artık başka bir buğday yetiştirilmediği için buğday ırkının tamamen ortadan kalkması gibi bir felaketi beraberinde getirebilir.

Modern tarım yüzünden zaten çeşitliler çok azlmış durumdadır. Asya'da mevcut 140 bin çeşitten sadece 6 sı ekili toprakların %70 ini kaplıyor. Azalan çeşitler ise tamamen GDO tehdidi altındadır. Çünkü GDO ların aktarılmış genleri çevresinde geleneksel yöntemle üretilmiş ürünlere geçebilmektedir. Arılar, kuşlar, böceklerve rüzgar gibi tozlaşmayı sağlayan etkenler GDO lu polenleri komşu tarlaya taşıyor ve oradaki üründe de genetik değişikliğe yol açıyor. "GEN KAÇIŞI" adı verilen bu bulaşma sonucu yaşamın sürdürülebilirliği açısından büyük önem taşıyan bitkiler tek tipleşmekte ve doğal çeşitlilik azalmaktadır. Milyonlarca yılda oluşan türler 5-10 senede yok olmaktadır.

Birkez gen aktarımı başlatılınca genetiği değişmiş ürünün, genetiği değişmemiş
ürünlere bulaşması ileriki nesillere de aktarılacağından önlenemez hale gelmektedir.

Yararlı böcekler yok oluyor. Zararlı böceklere karşı dayanıklı olmalarını sağlamak için bazı bitkilere aktarılan toksin (zehir) karakterli genler o böcekleri yiyen yaralı böcek türlerinin de yok olmasına neden oluyor.

"Toksin karakterli BT (Bacillus thuringiensis) geni aktarılmış bir bitkiyi yiyen bir böcekle beslenen Uğur böceği (gelin böceği) gibi yararlı böceklerin ölüm oranının arttığı ve gelişmelerinin geciktiği saptandı. Hagedorn 1998"

Bir risk ise toksinin etkin olduğu böcek türleri bu toksine zamanla dayanıklılık kazanıyor olması. "ABD de bt genli pamuk ekili alanlarının bir kısmında, pamuk koza kurdunun etkili olarak kontrol edilemediği gözlendi. Alam 1999"

"Yabacı otlara dayanıklı genlerin aktarıldığı bitkilerin diğer canlılar (uğur böceği) üzerinde öldürücü etki yaptığı gözlendi. Steinbrecher 1996"

Böceklere ve yabancı otlara dayanıklılık geni aktarılmış bitkiler, zamanla o böcekler ve yabancı otlarda dayanımı arttırdığı için çok daha fazla tarım ilacı kullanılmasına yol açabiliyor. Yabani otlara karşı dayanıklılık geni aktarılmış bir bitkinin değiştirilmiş genleri rüzgar, kuş, böcek, arı vs. gibi etkenlerle başka bitkilere bulaşıyor ve bu geni almış yabancı otlar savaşılması güç bir şekilde çoğalıyorlar.

Ayrıca yabani ot ilacına dayanıklı genler aktarılmış bir ürünün yetiştiği tarlaya ertesi yıl farklı bir ürün ekildiğinde, tarlada kalan geçen yılın GDO lu ürünü yeni ürün için yabancı ottur. Ancak eski GDO lu yabani otlara dayanıklı olduğundan çiftçi için büyük sorun yaratıyor ve yeni ürüne şans tanımıyor, onunla mücadele etmek imkansızlaşıyor.

"Yabancı otlara doğru gen kaçışı nın kolza ve pancarda belirginleşmesi Fransa Tarımsal Araştırmalar Ulusal Enstitüsü'nün (INRA) yabani otlara dayanıklı tüm kolza varyetelerini stoktan çıkarmasına neden oldu."

Genetiği Değiştirilmiş Gıdaların İnsan Sağlığına Zararları
GDO lu bitkiler yüksek allerji riski taşıyor. Allerjenler, genetik mühendisliği yoluyla bireylerin güvenli olduğunu düşündükleri için tüketmekte sakınca görmedikleri besinlere de aktarılabiliyor. Bu durumda birey allerjeni taşıdığını bilmediği besini tüketerek kendini riske atabiliyor.

"11 Aralık 2003'te Rusya'da bir gurup bilim adamı son üç yıl içerisinde allerji belirtisi gösteren hastaların sayısında 3 kat artış olduğunu ve bunun altında yatan nedenin Genetiği Değişmiş Ürünler'in (GDÜ) tüketimi olabileceğini açıkladılar.

SCIENCETURK
14 11 2009, 11:24
GDOya Hayır Platformu

"GDOya Hayır Platformu"nun, genetiği değiştirilmiş ürünlerin riskini halka anlatmak için hazırladığı, GDO`ları temsil eden ``mısır balonu`` Abdi İpekçi Parkı`nda sergilenmeye başlandı.

Genetiği Değiştirilmiş Organizmalara(GDO) Hayır Platformu, ``gıda güvenliğini temin eden bir Ulusal Biyogüvenlik Yasası`` çıkarılması için kamuoyu baskısı oluşturmak amacıyla, GDO`ları temsil eden ``mısır balonu``nu Sıhhiye Abdi İpekçi Parkı`nda sergilemeye başladı. ``Ulusal Biyogüvenlik Yasası``nin bir an önce çıkarılması için ``Biyogüvenlik Yasası Hemen Şimdi`` sloganıyla yürütülen kampanya kapsamında, TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası Mehmet Yüceler Eğitim Salonu`nda ``Biyogüvenlik ve Gıda Egemenliği Forumu`` düzenlendi. ZMO Yönetim Kurulu Üyesi Fatih Taşdöğen, dünyada 100 milyon hektardan fazla alanda GDO`lu ürün yetiştirildiğini söyledi.

GDO`ların 100 milyar dolarlık bir pazarı olduğunu, bu pazarın yüzde 80`inin ABD`nin, diğer kısmın ise Arjantin, Kanada ve Çin gibi birkaç ülkenin elinde bulunduğunu belirten Taşdöğen, Türkiye`de GDO`larla ilgili bir yasa olmamasının bu ülkeler tarafından kullanıldığını savundu. Türkiye`nin yıllık mısır üretiminin toplam 3,5 milyon ton, tüketiminin ise yıllık 5,5 milyon tona ulaştığını ifade eden Taşdöğen, 2 milyon tonluk açığın ABD ve Arjantin`den karşılanacağını ve bu ülkelerden alınacak ürünlerin ise büyük çoğunluğunun GDO`lu ürünler olduğunu anlattı.

GDO`lu ürünlerin riskini halka anlatmak için 2x8 metre boyutlarında ``mısır balonu`` hazırladıklarını belirten Taşdöğen, balonun Sıhhiye Abdi İpekçi Parkı`nda sergilenmeye başlandığını ifade etti.

SCIENCETURK
14 11 2009, 11:28
MİLLETVEKİLLERİNE GDO MEKTUBU


TÜKETİCİ Örgütleri Federasyonu (TÖF) Genel Başkanı Fuat Engin, milletvekillerine hitaben yazdığı açık mektupta TBMM üyelerini genetiği değiştirilmiş organizmalı (GDO) ürünlere karşı toplumsal göreve çağırdıklarını bildirdi.

TÜKETİCİ Örgütleri Federasyonu (TÖF) Genel Başkanı Fuat Engin, milletvekillerine hitaben yazdığı açık mektupta TBMM üyelerini genetiği değiştirilmiş organizmalı (GDO) ürünlere karşı toplumsal göreve çağırdıklarını bildirdi.

TÜKETİCİ Örgütleri Federasyonu (TÖF) Genel Başkanı Fuat Engin, milletvekillerine hitaben yazdığı açık mektupta TBMM üyelerini genetiği değiştirilmiş organizmalı (GDO) ürünlere karşı toplumsal göreve çağırdıklarını bildirdi. TÖF tarafından yapılan yazılı açıklamada, Fuat Engin`in milletvekillerine yönelik açık mektubuna yer verildi. Mektupta, 1990`lı yıllardan bu yana insanlığın yaş***** sokulmaya başlanan GDO ve diğer GDO`lu yem ve gıdaların bilim insanlarının yaptığı araştırmalar, deneyler ve analizler sonucunda, bakteri genlerinin aktarıldığı organizmaların doğal çeşitliliğe verdikleri zararlar sonucu yeni (Frankeştayn) canavarların ortaya çıkmasına neden olduğunun görüldüğü belirtildi.

GDO`lu ürünlerin insan/hayvan sağlığına ve çevreye karşı olumsuz etkileri olduğu dile getirilen mektupta, `GDO`lu ürünlerin tüketiminde insan ve hayvanda toksik (zehir) ya da alerjik etki yapması, antibiyotiklere karşı direnç oluşturması, doğrudan alım durumunda ise insan ve hayvan bünyesindeki mikroorganizmalarla birleşme ihtimali gibi önemli sağlık riskleri ortaya çıktığı bilim insanlarınca ifade edilmektedir` denildi.

GERÇEKLER SAKLANIYOR

GDO`ların ülkeye girişini düzenleyen yönetmeliğe ilişkin şu görüşlere yer verildi: `Yönetmelikte, insan ve hayvan tedavisinde kullanılan antibiyotiklere karşı direnç genleri içeren GDO ve ürünlerinin son derece zararlı olmasına dikkat çekilmiş olması ile GDO`lu ürünlerin, bebek mamaları ve bebek formülleri, devam mamaları ve formülleri ile bebek ve küçük çocuk ek besinlerinde kullanılmasının yasak olduğunun belirtilmesi, yıllardır ifade ettiğimiz GDO`ların zararları gerçeğinin resmi ağızlardan itiraf edildiğinin göstergesi olmuştur.

GDO`ların sakınca ve zararlarının kamu otoriteleri tarafından kabul edilmesine karşın, başta mısır, soya, kanola, pamuk olmak üzere tüm GDO ve diğer GDO`lu yem ve gıdaların ülkemize girişine izin verilmesi anlaşılır gibi değildir. Gerçekler tüketicilerden saklanmaktadır.

SCIENCETURK
14 11 2009, 12:55
What you can do

1. Write to supermarkets:

Tell them that you do not want to eat foods made with GM ingredients or derived from animals fed GM feed.

Thank them for continuing to use only non-GM ingredients in their products.

Ask them to stop allowing their suppliers of milk, eggs and meat to use GM feed.

Ask them at the very least to clearly label food products (milk, eggs, meat) derived from animals fed GM crops so that you can avoid them.

2. Write to your MP, MEP or political representative:

Tell them to require products from GM-fed animals to be labelled.

Tell them that a decade of experience shows that GM and non-GM/organic agriculture cannot “co-exist” and that they must do everything in their power to protect Europe from irreversible contamination with GMOs.

For supermarket and MP addresses and for details on what you can do, go to www.banGMfood.org

SCIENCETURK
15 11 2009, 08:47
Amerikada yediklerimizi içtiklerimize kendimizin ve ailemizin sağlığı için çok dikkat etmek zorundayız.:confused:

Hazards of Genetically Engineered Foods

Toxins & Poisons

Genetically engineered products clearly have the potential to be toxic and a threat to human health. In 1989 a genetically engineered brand of L-tryptophan, a common dietary supplement, killed 37 Americans and permanently disabled or afflicted more than 5,000 others with a potentially fatal and painful blood disorder, eosinophilia myalgia syndrome (EMS), before it was recalled by the Food and Drug Administration.

The manufacturer, Showa Denko, Japan's third largest chemical company, had for the first time in 1988-89 used GE bacteria to produce the over-the-counter supplement. It is believed that the bacteria somehow became contaminated during the recombinant DNA process. Showa Denko has already paid out over $2 billion in damages to EMS victims.

In 1999, front-page headline stories in the British press revealed Rowett Institute scientist Dr. Arpad Pusztai's explosive research findings that GE potatoes, spliced with DNA from the snowdrop plant and a commonly used viral promoter, the Cauliflower Mosaic Virus (CaMv), are poisonous to mammals. GE-snowdrop potatoes, found to be significantly different in chemical composition from regular potatoes, damaged the vital organs and immune systems of lab rats fed the GE potatoes. Most alarming of all, damage to the rats' stomach linings --apparently a severe viral infection -- most likely was caused by the CaMv viral promoter, a promoter spliced into nearly all GE foods and crops.

Increased Cancer Risks

In 1994, the FDA approved the sale of Monsanto's controversial GE recombinant Bovine Growth Hormone (rBGH) -- injected into dairy cows to force them to produce more milk -- even though scientists warned that significantly higher levels (400-500% or more) of a potent chemical hormone, Insulin-Like Growth Factor (IGF-1), in the milk and dairy products of injected cows, could pose serious hazards for human breast, prostate, and colon cancer. A number of studies have shown that humans with elevated levels of IGF-1 in their bodies are much more likely to get cancer. In addition the US Congressional watchdog agency, the GAO, told the FDA not to approve rBGH, arguing that increased antibiotic residues in the milk of rBGH-injected cows (resulting from higher rates of udder infections requiring antibiotic treatment) posed an unacceptable risk for public health.

In 1998, heretofore undisclosed Monsanto/FDA documents were released by government scientists in Canada, showing damage to laboratory rats fed dosages of rBGH. Significant infiltration of rBGH into the prostate of the rats as well as thyroid cysts indicated potential cancer hazards from the drug. Subsequently the government of Canada banned rBGH in early 1999. The European Union has had a ban in place since 1994. Although rBGH continues to be injected into 4-5% of all US dairy cows, no other industrialized country has legalized its use. Even the GATT Codex Alimentarius, a United Nations food standards body, has refused to certify that rBGH is safe. (Also see: Monsanto and Fox TV Unite to Suppress Journalists'Free Speech on Hazards of Genetically Engineered Bovine Growth Hormone (rBGH or rBST).

Genetic Pollution

"Genetic pollution" and collateral damage from GE field crops already have begun to wreak environmental havoc. Wind, rain, birds, bees, and insect pollinators have begun carrying genetically-altered pollen into adjoining fields, polluting the DNA of crops of organic and non-GE farmers. An organic farm in Texas has been contaminated with genetic drift from GE crops on a nearby farm and EU regulators are considering setting an "allowable limit" for genetic contamination of non-GE foods, because they don't believe genetic pollution can be controlled. Because they are alive, gene-altered crops are inherently more unpredictable than chemical pollutants -- they can reproduce, migrate, and mutate. Once released, it is virtually impossible to recall genetically engineered organisms back to the laboratory or the field.

Creation of New Viruses and Bacteria

Gene-splicing will inevitably result in unanticipated outcomes and dangerous surprises that damage plants and the environment. Researchers conducting experiments at Michigan State University several years ago found that genetically-altering plants to resist viruses can cause the viruses to mutate into new, more virulent forms. Scientists in Oregon found that a genetically engineered soil microorganism, Klebsiella planticola, completely killed essential soil nutrients. Environmental Protection Agency whistle blowers issued similar warnings in 1997 protesting government approval of a GE soil bacteria called Rhizobium melitoli.

Socioeconomic Hazards

The patenting of genetically engineered foods and widespread biotech food production threatens to eliminate farming as it has been practiced for 12,000 years. GE patents such as the Terminator Technology will render seeds infertile and force hundreds of millions of farmers who now save and share their seeds to purchase evermore expensive GE seeds and chemical inputs from a handful of global biotech/seed monopolies. If the trend is not stopped, the patenting of transgenic plants and food-producing animals will soon lead to universal "bioserfdom" in which farmers will lease their plants and animals from biotech conglomerates such as Monsanto and pay royalties on seeds and offspring. Family and indigenous farmers will be driven off the land and consumers' food choices will be dictated by a cartel of transnational corporations. Rural communities will be devastated. Hundreds of millions of farmers and agricultural workers worldwide will lose their livelihoods.

Ethical Hazards

The genetic engineering and patenting of animals reduces living beings to the status of manufactured products and will result in much suffering. In January 1994, the USDA announced that scientists had completed genetic "road maps" for cattle and pigs, a precursor to evermore experimentation on live animals. In addition to the cruelty inherent in such experimentation (the "mistakes" are born with painful deformities, crippled, blind, and so on), these "manufactured" creatures have no greater value to their "creators" than mechanical inventions. Animals genetically engineered for use in laboratories, such as the infamous "Harvard mouse" which contains a human cancer-causing gene that will be passed down to all succeeding generations, were created to suffer. A purely reductionist science, biotechnology reduces all life to bits of information (genetic code) that can be arranged and rearranged at whim. Stripped of their integrity and sacred qualities, animals who are merely objects to their "inventors" will be treated as such. Currently, hundreds of genetically engineered "freak" animals are awaiting patent approval from the federal government. One can only wonder, after the wholesale gene-altering and patenting of animals, will GE "designer babies" be next?

SCIENCETURK
15 11 2009, 08:54
WHAT IS THE SITUATION NOW?

Genetically modified foods available, or about to appear, in U.S. markets include tomatoes, squash, yeast, corn, potatoes, and soybeans (which are used in 60 % of all processed foods, such as bread, pasta, candies, ice cream, pies, biscuits, margarine, meat products and vegetarian meat substitutes). Genetically modified organisms are also used to produce cheeses and canola oil.

But this is just the beginning. In a few years it may be almost impossible to find natural food.


Most genetically modified foods will not be labelled.

Under present regulations manufacturers are already introducing genetically modified ingredients into many processed foods without informing consumers.

The government is ignoring the wishes of the public. Surveys consistently find that 85-90% of consumers want clear labelling of all genetically engineered foods.

volvera
15 11 2009, 09:03
abi tamam sakin ol

SCIENCETURK
15 11 2009, 10:00
Genetically-Modified Foods List

The following processed foods tested positive for being genetically modified (September 1999). These tests were not "safety tests;" they were only to establish the presence of unlabeled genetically modified ingredients.


* Frito-Lay Fritos Corn Chips
* Bravos Tortilla Chips
* Kellogg's Corn Flakes
* General Mills Total Corn Flakes Cereal
* Post Blueberry Morning Cereal
* Heinz 2 Baby Food
* Enfamil ProSobee Soy Formula
* Similac Isomil Soy Formula
* Nestle Carnation Alsoy Infant Formula
* Quaker Chewy Granola Bars
* Nabisco Snackwell's Granola Bars
* Ball Park Franks
* Duncan Hines Cake Mix
* Quick Loaf Bread Mix
* Ultra Slim Fast
* Quaker Yellow Corn Meal
* Light Life Gimme Lean
* Aunt Jemima Pancake Mix
* Alpo Dry Pet Food
* Gardenburger
* Boca Burger Chef Max's Favorite
* Morning Star Farms Better'n Burgers
* Green Giant Harvest Burgers (now called Morningstar Farms)
* McDonald's McVeggie Burgers
* Ovaltine Malt Powdered Beverage Mix
* Betty Crocker Bac-O's Bacon Flavor Bits
* Old El Paso Taco Shells
* Jiffy Corn Muffin Mix


Additionally, the following whole foods have been genetically engineered and approved for commercial sales. No labeling or long term safety tests were required. According to the New York Times, about one half of all soybeans and a third of all corn planted in 1999 were genetically modified.


* Canola Oil (rapeseed oil)
* Chicory, red hearted (Radicchio)
* Corn
* Cotton
* Papaya
* Potato
* Soybean
* Squash
* Tomato
(Source) Union of Concerned Scientists

FreshDive
15 11 2009, 10:46
Genetically-Modified Foods List

The following processed foods tested positive for being genetically modified (September 1999). These tests were not "safety tests;" they were only to establish the presence of unlabeled genetically modified ingredients.


* Frito-Lay Fritos Corn Chips
* Bravos Tortilla Chips
* Kellogg's Corn Flakes
* General Mills Total Corn Flakes Cereal
* Post Blueberry Morning Cereal
* Heinz 2 Baby Food
* Enfamil ProSobee Soy Formula
* Similac Isomil Soy Formula
* Nestle Carnation Alsoy Infant Formula
* Quaker Chewy Granola Bars
* Nabisco Snackwell's Granola Bars
* Ball Park Franks
* Duncan Hines Cake Mix
* Quick Loaf Bread Mix
* Ultra Slim Fast
* Quaker Yellow Corn Meal
* Light Life Gimme Lean
* Aunt Jemima Pancake Mix
* Alpo Dry Pet Food
* Gardenburger
* Boca Burger Chef Max's Favorite
* Morning Star Farms Better'n Burgers
* Green Giant Harvest Burgers (now called Morningstar Farms)
* McDonald's McVeggie Burgers
* Ovaltine Malt Powdered Beverage Mix
* Betty Crocker Bac-O's Bacon Flavor Bits
* Old El Paso Taco Shells
* Jiffy Corn Muffin Mix


Additionally, the following whole foods have been genetically engineered and approved for commercial sales. No labeling or long term safety tests were required. According to the New York Times, about one half of all soybeans and a third of all corn planted in 1999 were genetically modified.


* Canola Oil (rapeseed oil)
* Chicory, red hearted (Radicchio)
* Corn
* Cotton
* Papaya
* Potato
* Soybean
* Squash
* Tomato
(Source) Union of Concerned Scientists
Sadece bunlarda değilki...Bütün çikolatalarda GDO var. Soya lesitini hemen hemen tüm marka çikolatalarda var. Soya lesitini bazı paketlerde emülgatör diye geciyor. GDO yiyoruz. Bütün Dünya yiyor.

BediLantern
15 11 2009, 17:38
Yahu Fresh Drive arkadaşım.bir kere tüm dünya GDOlu gıdalar yemiyor.bizde amerikada usda etiketli organik gidalar yiyoruz.bunlar gdolu gıdalar değil.o nedenle işkembeden sallama
.(bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmaya çalışma!!!)

ikincisi burada tüm insanların yararına bir konu konuşuluyor.bu konuda herkes hemfikir.peki senin bu anlamsız aptalca muhalefetin niye? bende bunu anlamadım.:confused:

çok meraklı isen GDOlu gıdalara istedigin kadar yiyebilirsin.ama biz burada amerikada yemiyoruz.türkiyedede yenmemesine çalışıyoruz.o nedenle senin yolun sana bizim yolumuza bize.okeymi?

FreshDive
16 11 2009, 01:34
Yahu Fresh Drive arkadaşım.bir kere tüm dünya GDOlu gıdalar yemiyor.bizde amerikada usda etiketli organik gidalar yiyoruz.bunlar gdolu gıdalar değil.o nedenle işkembeden sallama
.(bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmaya çalışma!!!)

ikincisi burada tüm insanların yararına bir konu konuşuluyor.bu konuda herkes hemfikir.peki senin bu anlamsız aptalca muhalefetin niye? bende bunu anlamadım.:confused:

çok meraklı isen GDOlu gıdalara istedigin kadar yiyebilirsin.ama biz burada amerikada yemiyoruz.türkiyedede yenmemesine çalışıyoruz.o nedenle senin yolun sana bizim yolumuza bize.okeymi?
Ne sallayacam ulan, Amerikada GDOlu gıdalar kullanılıyor, Amerika zaten bütün ürünlerini yurtdışına yollamıyormu? MC Donalds, Frito Lays, Burger King, Kellogs bu firmaların tamamı bütün Dünya ülkelerinde var...SOnuçta aynı formülü kullanıyolar üründe.Bir güzel yiyoruz. Merak etme GDO zararlı degil.
Yiyorum zaten, önceden de farkında olmadan yiyorduk. Tek fark şimdi farkındayız yediğimizin.
Anlamayacak birşey yok...GDO yiyoruz özet bu.
Devekuşu gibi kafamı toprağa sokamam, gercekler bunlar.Aksini savunuyorsan ispatla

BediLantern
16 11 2009, 09:21
Ulan defol git bu dosyadan cahil lavuk..
Senin gibi lavuklar yüzünden bu millet bu duruma düştü.

candy girl
16 11 2009, 10:45
1-Become familiar with the most common applications of genetic modification. These are the products (and their derivatives) that are most likely to be genetically modified:


*Soybeans - Gene taken from bacteria (Agrobacterium sp. strain CP4) and inserted into soybeans to make them more resistant to herbicides.[1] See How to Live With a Soy Allergy for more information on avoiding soy products.
*Corn - There are two main varieties of GE corn. One has a Gene from the lepidoptera pathogen microorganism Bacillus thuringiensis inserted to produce the Bt toxin, which poisons insect pests.[2] There are also several events which are resistant to various herbicide. Present in high fructose corn syrup and glucose/fructose which is prevalent in a wide variety of foods in America.
*Rapeseed/Canola - Gene added/transferred to make crop more resistant to herbicide.
*Sugar beets - Gene added/transferred to make crop more resistant to Monsanto's Roundup herbicide.
*Rice - Genetically modified to resist herbicides; not currently available for human consumption, but trace amounts of one GM long-grained variety (LLRICE601) may have entered the food supply in the USA and Europe.More recently, golden rice, a different strain of rice has been engineered to produce significantly higher levels of beta carotene, which the body uses to produce vitamin A. Golden rice is still undergoing testing to determine if it is safe for human consumption.
*Cotton - engineered to produce Bt toxin. The seeds are pressed into cottonseed oil, which is a common ingredient in vegetable oil and margarine.
*Dairy - Cows injected with GE hormone rBGH/rBST; possibly fed GM grains and hay.


2-Buy food labeled 100% organic. The US and Canadian governments do not allow manufacturers to label something 100% organic if that food has been genetically modified or been fed genetically modified feed. However, you may find that organic food is more expensive and different in appearance from conventional products. Also, just because something says "organic" on it does not mean that it does not contain GMs. In fact, it can still contain up to 30% GMs, so be sure the labels say 100% organic.


This applies to eggs, as well. Eggs labeled "free-range", "natural", or "cage-free" are not necessarily GE-free; look for eggs to be 100% organic.


3-Recognize fruit and vegetable label numbers.

*If it is a 4-digit number, the food is conventionally produced.

*If it is a 5-digit number beginning with an 8, it is GM. However, do not trust that GE foods will have a PLU identifying it as such, because PLU labeling is optional.

*If it is a 5-digit number beginning with a 9, it is
organic.


4-Purchase beef that is 100% grass-fed. Most cattle in the U.S. are grass-fed, but spend the last portion of their lives in feedlots where they may be given GM corn, the purpose of which is to increase intramuscular fat and marbling. If you're looking to stay away from GMOs, make sure the cattle were 100% grass-fed or pasture-fed (sometimes referred to as grass-finished or pasture-finished). The same applies to meat from other herbivores such as sheep. There is also the slight possibility that the animals were fed GM alfalfa, although this is less likely if you buy meat locally. With non-ruminants like pigs and poultry that cannot be 100% grass-fed, it's better to look for meat that is 100% organic.

6-GMO-free marshmallowsSeek products that are specifically labeled as non-GM or GMO-free. However, it is rare to find products labeled as such. You can also research websites that list companies and foods that do not use genetically modified foods, [8], but be aware that information is often incomplete and conflicting interests may not be declared.
7-Shop locally. Although more than half of all GM foods are produced in the US,most of it comes from large, industrial farms. By shopping at farmers' markets, signing up for a subscription from a local Community Supported Agriculture (CSA) farm, or patronizing a local co-op, you may be able to avoid GM products and possibly save money at the same time.


More and more small farms are offering grains and meat directly to customers, in addition to the usual fare (vegetables, fruit, herbs).

Inspecting non-GMO cabbageShopping locally may also give you the opportunity to speak to the farmer and find out how he or she feels about GMOs and whether or not they use them in their own operation.


8-Buy whole foods. Favor foods that you can cook and prepare yourself, rather than foods that are processed or prepared (e.g. anything that comes in a box or a bag, including fast food). What you lose in convenience, you may recover in money saved and satisfaction gained, as well as increased peace of mind. Try cooking a meal from scratch once or twice a week--you may enjoy it and decide to do it more often.

candy girl
16 11 2009, 10:46
Sadece urunun labelinda organic yazmasida yetmiyor , %100 organic ve USDA damgasi olmasi lazim.

candy girl
16 11 2009, 10:52
meyva ve sebzelerin uzerindeki digit numaralarina gore ayirim cok ilginc.bunla ilgisi bilgisi olan var mi ? ben ilk defa bunu ogreniyorum.evdeki butun meyvalara baktim :) hepsinin uzerinde 5 digit number var ama hicbiri 9 la baslamiyor .

SCIENCETURK
17 11 2009, 09:03
CandyGirl arkadaşım, bizim markette satılan organik elmalara baktım.Hepsinin kod numarası 5 haneli rakamlara sahip.Ve hepsi 9 ile başlıyor.Bu nedenle sizin aldığınız meyvelerdeki kod numaraları 9 ile başlamıyorsa aşağıdaki linkten bölgenizdeki yetkili USDA operatörü ile irtibata geçebilirsiniz.Eğer alışveriş yaptığınız yer sizi bir ihtimal dolandırıp inorganik meyveleri organik diye satıyorsa, bunu ispat etmeniz ve mahkemeye gitmeniz halinde yüklü bir tazminatta alabilirsiniz.

Link:
http://offices.sc.egov.usda.gov/locator/app

SCIENCETURK
17 11 2009, 09:43
Günlerdir bu folder da genetiği değiştirilmiş organizma içeren gıdaların bizim ve çocuklarımızın beslenmesinde ne kadar tehlikeli olduğunu belirtmeye çalışıyorum.Bugünlerde Türkiyede GDOlu gıdalarla ilgili hararetli tartışmalar var.
Aşağıda bu konuda yazan gazete yazarlarımızın e-mailleri var.Lütfen hep birlikte GDOlu gıdaların Türkiyede kullanılmasına karşı çıkalım ve e-maillerimizi aşağıda e-mail adresleri verilen yazarlara atalım.Unutmayalımki konu çocuklarımızın sağlığı ve ülkemizin geleceğidir.Amerikada da yediklerimize dikkat etmeye çalışalım.

USDA Organic etiketli gıdaları kendimizin ve çocuklarımızın sağlığı için tüketmeye çalışalım.

mmunir@milliyet.com.tr
t.akyol@milliyet.com.tr
h.pulur@milliyet.com.tr
can.dundar@e-kolay.net
rmuhtar@gazetevatan.com
catakli@gazetevatan.com
ndogru@gazetevatan.com
e.dumanli@zaman.com.tr
necati.ozfatura@tg.com.tr
yurtsan.atakan@aksam.com.tr
rturan@hurriyet.com.tr
akatas@bilgi.edu.tr
ahmethakan@hurriyet.com.tr
fcekirge@hurriyet.com.tr
rauftamer@posta.com.tr
mehmetyilmaz@hurriyet.com.tr
r.erduran@superonline.com.tr
nazli.ilicak@sabah.com.tr
mbarlas@sabah.com.tr
hasmet.babaoglu@sabah.com.tr
ahmetaltan111@gmail.com
nabi.y@superonline.com
mine.gokce@wanadoo.fr
ismail.kucukkaya@aksam.com.tr
atilgan.bayar@aksam.com.tr

Bu yaziyi copy-paste yapip üstte e-mail adresleri verilen gazetecilere e-mail gönderebilirsiniz.

Türkiyede GDO lu gidalarin zararlari hakkinda gorus bildiren, halki bilgilendiren,cocuklarimizin ve gelecek nesillerimizin sagligi icin bizler kadar tedirgin olan siz degerli gazeteci-yazar arkadaşlarımız;
Amerikada yaşayan Türk toplumu olarak GDO lu gidalarin Türkiyeye girisine, kullanilmasina ve halk tarafindan cesitli sekillerde tuketilmesine karsi oldugumuzu belirtir, GDO lu gidalarin Turkiyeye girisinin yasaklanmasi icin elimizden gelen her turlu destegi sizlere ve Turk Milletine sagliyacagimizi belirtmek isteriz.

Saygilarimizla,

Adiniz Soyadiniz

Sizlerden bir ricamda bu konu hakkinda bu dosyada belirttigim Ingilizce-Turkce alintilari tum dost-arkadas-akrabalariniza gondermeniz ve onlari bu konuda bilgilendirip bilinçlendirirken ayni zamanda bu gazetecilere GDO lu gidalara karsi olduklarini e-maillerle belirtmelerini istemeniz.

Not: Tüm e-mailleri copy-paste yapıp tum yazarlara sadece bir e-mailde mailinizi gonderebilirsiniz

UNUTMAYALIMKİ HER MİLLET LAYIĞINA GÖRE YÖNETİLİR.

SCIENCETURK
18 11 2009, 10:27
GDO nesilleri etkileyebilir

GDO'lu ürünlerin olası etkilerinin 5-10 yıl gibi kısa bir sürede görülmesini beklemenin iyimserlik olacağı, bazı etkilerin nesiller sonra ortaya çıkabileceği açıklandı.

GDO ile ilgili olarak bugüne değin insan sağlığına ilişkin birçok spekülasyon yapıldığına dikkati çeken Prof. Dr. Gök, ''Ancak GDO'lu bir ürünün ekilmesi durumunda değişen genin kendisini bulunduğu ortamda istemediği koşul ve zararlılara karşı nasıl savunacağına, o ortamın mikrobiyel ekolojisini tehdit edebilecek ne gibi salgılar üretebileceğine dair henüz elimizde bilimsel veriler bulunmamaktadır'' dedi.

Prof. Dr. Gök, GDO'lu ürünlerle ilgili en önemli konunun insan sağlığına etkileri olduğuna işaret ederek, şunları kaydetti:

''Bu konuda Çernobil olayını hatırlamakta yarar vardır. Çernobil olayını müteakip dönemin bakanı televizyonlarda, kamu önünde 'radyasyonlu çay zarar vermez' diyerek çay içmiştir. Bilim insanları o zamanlar söz konusu etkinin ortaya çıkmasının 15-20 yıl gibi bir zaman alabileceğini belirtmişlerdi. Nitekim günümüzde radyasyondan etkilenen Karadeniz Bölgesi'nde ilgili hastalığın ne denli yaygın olduğu görülmektedir.''

Prof. Dr. Gök, GDO'lu ürünlerin olası etkisinin de 5-10 yıl gibi kısa sürede görülmesini beklemenin iyimserlik olacağını, bazı etkilerin nesiller sonra ortaya çıkabileceğini vurgulayarak, şöyle devam etti:

''Alınan ürünün insan organlarına olası etkilerinin ortaya çıkması bile Çernobil olayında olduğu gibi 20-30 yılı alabilir. O bakımdan, yönetmelikle izin verilen binde dokuzluk bir karışım değerini 'eseri' (çok az miktar) kabul etmek çok yanıltıcı olabilir. Bir maddenin karışımda eseri sayılıp sayılmayacağı, o maddenin olası zarar derecesi ile ölçülür. Dolayısıyla binde 9'luk bir oranı Fransa binde 1'e çekmeye çalışıyor. Biz ise binde 9'u olağan karşılıyor ve altındaki seviyenin zarar vermeyeceği gibi bir duyguya kapılıyoruz.Bu çok yanıltıcı olabilir.''

http://www.cumhuriyet.com.tr/?im=yhs&hn=95114

SCIENCETURK
19 11 2009, 06:14
Almanya üretimini yasakladı

Son olarak geçen hafta Alman Tarım Bakanlığı Monsanto`nun Mon 810 tipi genetik değişime uğratılmış mısır türünün Almanya`da yetiştirilmesini yasakladı. Genetik mısırın patent sahibi olan Amerikan Monsanto tröstünün, haşereye dayanıklı mısır türüyle ilgili raporunu inceleyen Tarım Bakanlığı ay sonunda başlayacak olan ekim mevsiminden önce genetik mısır tohumuyla ilgili karar almak durumundaydı.

AB`nin 2004 yılında kullanılmasına izin verdiği MON 810 mısırı genetik yapısındaki değişiklik sayesinde parazitlere karşı sürekli zehir üretiyor. Monsanto şirketi bu mısır türü sayesinde haşere ilacına ihtiyaç kalmayacağını savunurken çevreci gruplar genetik yapısındaki değişikliğin uzun vadeli sağlık etkilerinin kestirilemeyeceği gerekçesiyle karşı çıkmaktaydı. Monsanto bakanlığın bu kararının ardından yasağın kalkması için mahkemeye başvurdu.

Rüşvet verdi, ürünleri kısırdı Monsanto ile ilgili tartışmalar Hindistan`da da geçtiğimiz yıllarda çok yoğun bir şekilde yapılmıştı. Şirket yetkililerinin Hindistan hükümetine kendi tohumlarını tercih etmeleri karşılığında rüşvet verdiğine ilişkin suçlamalar sonucunda Monsanto Amerikan mahkemelerinde mahkum oldu ve 1.5 milyon dolar ceza ödemek zorunda kaldı.

2007`de Monsanto`nun Hindistan`da çiftçilere sattığı tohumlardan istenilen verimin alınamaması, ve ürünler kısır olduğu için yeni tohum elde edilememesi, tohumların çok daha fazla su ve gübre ihtiyacı doğurması üzerine batma noktasına gelen 1500 çiftçi intihar ederek hayatına son verdi. Bu nedenle Monsanto`nun çiftçiler arasındaki adı `Gestapo` ve `Mafya`ya çıktı.

SCIENCETURK
19 11 2009, 06:17
GDOlu Urunlerin Analizi

GDO'lu ürünler şu anda Türkiye'de bir laboratuvarda analiz edilmektedir. Laboratuvarla yapılan görüşme neticesinde sadece 2 genin tespitini PCR cihazı ile yaptıklarını öğrendim.

İlgili personel, görüşme sırasında ürünün işlenmiş olup olmadığını da sordu. Biraz araştırınca mevcut sistemde son üründe (yani işlenmiş ürünlerde) GDO araştırması yapılamayacağını öğrendim. Ürün içine katılan bütün ürünlerin kökenlerinin araştırılması, izlenen proseste kontaminasyon olup olmadığının belirlenmesi gerekmektedir.

Şu anda böyle bir örnekleme modeli bulunmadığı için ancak fiziksel işlem görmüş ürünlerde analiz yapılmaktadır. Bugün ürünlerde kullanılan gen sayısı en az 20'dir. Bu 20 genden sadece 2tanesine bakılması yetersizdir. Ayrıca; konu ile atlanılan bir durum ise, yasanın gıda ile birlikte yemleri de kapsadığıdır. Kullanılan GDO'lu yemin hayvan ürünlerine geçip geçmediği konusunda bir çalışma bulunmamaktadır.

Avrupa Topluluğu üyeleri 2003 yılından beri kendi pazarlarında GDO ürünlerini kullanmamak için yaptırım uygularken büyük firmaları dize getirmektedir. Türkiye'de de satış yapan hipermarketlerin bazıları, raflarına GDO'lu ürün sokmayacaklarını deklare etmişlerdir. Dünyanın bu kadar duyarlılık gösterdiği bir konunun incelenmeden bir gecede yönetmeliğe dökülmesi içler acısı...

deadpoet
19 11 2009, 08:16
Bana bir harf öğretenin kölesi olayım demiş zamanında büyük din alimi bende diyorumki bildiğimiz şeyleri tekrarlamanın ne hoşluğu var yavrım.

SCIENCETURK
20 11 2009, 09:19
GDO yönetmeliği değişti, lobilere teslim mi olundu?

Tarım ve Köyişleri Bakanlığı GDO yönetmeliğinde önemli değişiklikler yaptı. Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Gökhan Günaydın değişikliklere tepki gösterdi: "Ortaya konulan lobi faaliyetlerine teslim olunmuştur.

ANKARA - Tarım Bakanlığı, Türkiye'de büyük fırtınalar koparan GDO yönetmeliğinde 25 gün sonunda bazı önemli değişiklikler yaptı. Değişikliklerde kamuoyu baskısı ve yönetmeliğin uygulanmasındaki bazı güçlüklerin izleri olduğu görüldü. Peki ne değişti?

* Yönetmeliğin uygulanma tarihi 1 Mart 2010'a ertelendi:
Türkçesi: Yönetmelik uygulanmadan önce kontrol belgesi alan ithalatçılara, bu ürünlerin AB kriterlerine uyması şartıyla üç ay süre tanınmış oldu. Başka bir deyişle, Türkiye'nin üç ay boyunca eski tas eski hamam usulüyle gitmesine karar verilmiş oldu.

Eski usül şuydu: İthalatçı, ürününde GDO olmadığını beyan ediyor. Bu beyan, esas kabul ediliyordu. Türkiye yıllarca bu usülle beslendi. Dünyada en çok GDO'lu üretimi yapılan ürünler, pamuk, soya, kanola ve mısır.

Türkiye dördünü de ithal ediyor. Türkiye Yem Sanayicileri Birliği ’ne göre her yıl dışarıdan ithal edilen hayvan yeminin yüzde 80’den fazlası GDO ’lu. Yani domatesten şüphelenirken GDO'yu tavuk, sucuk olarak yiyor olabilirsiniz. GDO'lu ya da GDO'suz soya ise bisküviden pudinge her üründe kullanılan bir madde.

Çok tartışılan yönetmelik bu konuda bazı kısıtlamalar ve analiz zorunlulukları getiriyordu. Ancak 26 Ekim'de 'pat diye' yürürlüğe girdiğinde, ithalatta aksamalar yaşandığı şikayetleri geldi. Gemilerin analiz için bekletilmesinin yem ve tavuk fiyatlarını artırdığı belirtildi. Sonuçta yönetmeliğin 1 Mart'a ertelenmesiyle bu 'sorun' hafifletilmiş oldu.

* "Gıda veya yem, GDO’lardan biri ya da birkaçını toplamda en az yüzde 0.9 oranında içeriyor ise, GDO’lu olarak kabul edilir. Gıda veya yemin yüzde 0.5 ten fazla izin verilmeyen GDO içermesi halinde ithalatına, işlenmesine, nakline, dağıtımına ve satışına izin verilmez. GDO’suz ürünlerin etiketinde ürünün GDO’suz olduğuna dair ifadeler bulunamaz" hükümleri yönetmelikten çıkarıldı.

Türkçesi: Yönetmeliğin ilk halinde "İçeriğinde binde 9'dan fazla GDO içeren ürünler, GDO'lu kabul edilecek" deniliyordu. Bilimsel kurul bu ürünün Türkiye'ye girmesinde sakınca görmezse, ürün Türkiye'ye girecek. Ancak üzerinde muhakkak 'GDO'ludur' yazılacaktı. Binde 9, AB'de de kullanılan bir sınır değer. Üretim ve taşıma sırasında GDO'suz bir ürüne GDO bulaşması riskini temsil ediyor. İhmal edileblir sayılıyor. Araştırmalar GDO'lu tohumların rüzgarla 35 kilometre ötedeki tarlalara bulaşabildiğini gösteriyor.
Yönetmelik bu haliyle "Binde dokuz değil, GDO'nun zerresi bile olsa bunu bilmek ve o ürünü yememek istiyorum" diyenleri rahatsız ediyordu. Yeni haliyle bu sınır da kaldırılmış oldu. İçeriğinde herhangi bir oranda GDO bulunan ürünler GDO'lu sayılacak.

* GDO’suz ürünlerin etiketinde istenirse ve ürünün GDO’suz olduğu ispatlanırsa GDO’suz olduğu yazılabilecek.

Yönetmeliğin ilk halinde ürünlerin üzerine GDO'suzdur yazılamayacağı belirtiliyordu. Tarım Bakanı Mehdi Eker bunu, "Bir ürünün etiketine içindekiler yazılır, içende olmayanlar yazılmaz" diye savunuyordu. Oysa Türkiye'de satılan pek çok üründe, içinde alkol, domuzyağı, şeker vs. bulunmadığı yazılabiliyor. Değişiklikle bu çelişki ortadan kaldırılmış oldu.

* GDO ile ilgili bilimsel ve teknik verileri araştıracak, yorumlayacak ve görüş oluşturacak uzmanlar listesinin TÜBİTAK ve araştırma kuruluşlarında görevli konu ile ilgili uzman veya öğretim üyelerinden oluşturulacağı hükme bağlandı. Daha önce, bu listede TAGEM, TÜGEM ve KKGM birimlerinden temsilciler de yer alıyordu.
Türkçesi: Türkiye'ye hangi GDO'lu ürünün girebileceği, hangisinin girmemesi gerektiği konusunda karar verecek bilimsel komisyonlardan Tarım Bakanlığı'na bağlı elemanlar çıkarılmış oldu.

Gıda ve Yem Amaçlı Genetik Yapısı Değiştirilmiş Organizmalar ve Ürünlerinin İthalatı, İşlenmesi, İhracatı, Kontrol ve Denetimine Dair Yönetmelik' böylece çevrecilerin ve ithalatçıların şikayetleri doğrultusunda yeniden şekillenmiş oldu. Şimdi 'ne yediğini bilme hakkı' açısından Türkiye'nin ufkunda iki önemli mücadele alanı görünüyor.

*) Yönetmelik, AB'de uygulananla büyük benzerlikler taşıyor. Ama uygulanabilmesi için yaygın, güvenilir, hızlı bir laboratuvar ağı ve bilimsel kadro gerektiyor. Türkiye zirai ilaç kalıntısı sorunu yüzünden bile sık sık sınıfta kalırken GDO'da nasıl bir başarı elde edileceği merak konusu. Not: Türkiye'de GDO analizi üç labarotuvarda yapılıyor. Sayının beşe çıkarılması için çalışılıyor.

*) Yönetmelik 'ne yediğini bilme hakkı' açısından bir adım. Ama Türkiye'de ülkeye, hiçbir suretle GDO'lu ürün girmemesi gerektiğini, eğer girerse geri dönüşsüz hasar yaratacağını savunan bir kesim de var. 70 milyonluk 'gıda pazarı' Türkiye'de artık bu kaygıların da ciddi ciddi tartışılması ve halk iradesini yansıtan bir sonuç alınması gerekiyor. Bunun yeri ise Tarım Bakanlığı'nın koridorları değil, TBMM.

SCIENCETURK
20 11 2009, 09:27
Ortak Bilinç Ortak Dayanışma

Günlerdir bu folder da genetiği değiştirilmiş organizma içeren gıdaların bizim ve çocuklarımızın beslenmesinde ne kadar tehlikeli olduğunu belirtmeye çalışıyorum.Bugünlerde Türkiyede GDOlu gıdalarla ilgili hararetli tartışmalar var.
Aşağıda bu konuda yazan gazete yazarlarımızın e-mailleri var.Lütfen hep birlikte GDOlu gıdaların Türkiyede kullanılmasına karşı çıkalım ve e-maillerimizi aşağıda e-mail adresleri verilen yazarlara atalım.Unutmayalımki konu çocuklarımızın sağlığı ve ülkemizin geleceğidir.Amerikada da yediklerimize dikkat etmeye çalışalım.

USDA Organic etiketli gıdaları kendimizin ve çocuklarımızın sağlığı için tüketmeye çalışalım.

mmunir@milliyet.com.tr
t.akyol@milliyet.com.tr
h.pulur@milliyet.com.tr
can.dundar@e-kolay.net
serefoguz@sabah.com.tr
catakli@gazetevatan.com
ndogru@gazetevatan.com
hcelalguzel@yahoo.com
burhan.ayeri@aksam.com.tr
necati.ozfatura@tg.com.tr
yurtsan.atakan@aksam.com.tr
rturan@hurriyet.com.tr
akatas@bilgi.edu.tr
ahmethakan@hurriyet.com.tr
fcekirge@hurriyet.com.tr
rauftamer@posta.com.tr
mehmetyilmaz@hurriyet.com.tr
eardic@sabah.com.tr
r.erduran@superonline.com.tr
nazli.ilicak@sabah.com.tr
mbarlas@sabah.com.tr
hasmet.babaoglu@sabah.com.tr
ahmetaltan111@gmail.com
nabi.y@superonline.com
mine.gokce@wanadoo.fr
ismail.kucukkaya@aksam.com.tr
atilgan.bayar@aksam.com.tr

Bu yaziyi copy-paste yapip üstte e-mail adresleri verilen gazetecilere e-mail gönderebilirsiniz.

Türkiyede GDO lu gidalarin zararlari hakkinda gorus bildiren, halki bilgilendiren,cocuklarimizin ve gelecek nesillerimizin sagligi icin bizler kadar tedirgin olan siz degerli gazeteci-yazar arkadaşlarımız;
Amerikada yaşayan Türk toplumu olarak GDO lu gidalarin Türkiyeye girisine, kullanilmasina ve halk tarafindan cesitli sekillerde tuketilmesine karsi oldugumuzu belirtir, GDO lu gidalarin Turkiyeye girisinin yasaklanmasi icin elimizden gelen her turlu destegi sizlere ve Turk Milletine sagliyacagimizi belirtmek isteriz.

Saygilarimizla,

Adiniz Soyadiniz

Sizlerden bir ricamda bu konu hakkinda bu dosyada belirttigim Ingilizce-Turkce alintilari tum dost-arkadas-akrabalariniza gondermeniz ve onlari bu konuda bilgilendirip bilinçlendirirken ayni zamanda bu gazetecilere GDO lu gidalara karsi olduklarini e-maillerle belirtmelerini istemeniz.

Not: Tüm e-mailleri copy-paste yapıp tum yazarlara sadece bir e-mailde mailinizi gonderebilirsiniz

UNUTMAYALIMKİ HER MİLLET LAYIĞINA GÖRE YÖNETİLİR.

SCIENCETURK
21 11 2009, 11:38
Metin Münir.21Kasım2009 Tarihli Yazısı

Ve Tarım Bakanı GDO’da geri adım attı

Beklenen oldu. Tarım Bakanı Mehdi Eker genetiği değiştirilmiş gıda ve yem ithalatını düzenlemek için üç hafta önce çıkardığı yönetmeliği dün değiştirdi.
Ama değişikliğin GDO’lu ürünlere kapıyı kapattığını sanmayın.

Aksine, getirilen bazı kısıtlamaları da gevşetildi ve GDO’lu ürünlerin Türkiye’ye girişi nerdeyse eskisi kadar kolay hale geldi.

Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği 26 Ekime kadar GDO’lu gıda ve yem ithal izini almış olanlara gelecek yılın martına kadar kısıtlama uygulanmayacak.
“Lobilerin baskısına dayanamadılar” diye konuştu bir kaynak.
Yönetmelik değişikliğinin arkasında tohum üreticileri ile yem ve gıda ithalatçıları ve beyaz et üreticileri var.

İthalat durmuştu
Getirilen kısıtlamalar yüzünden GDO’lu ürün ithalatı durmuş, yem fiyatları yükselmeye başlamıştı. Mal getiren gemiler açıkta beklemek zorunda kalıyordu.
Yapılan diğer bazı önemli değişiklikleri söyle sıralayabilirim:

- Eski yönetmeliğe göre ithal edilen gıda veya yem yüzde 0.9 oranında GDO içeriyor ise, GDO’lu olarak kabul ediliyordu. Bu kısıt kalktı. Artık yüzde 0.9 GDO içeren gıda veya yem GDO’lu sayılmayacak.

- Gıda veya yemin yüzde 0.5’ten fazla izin verilmeyen GDO içermesi halinde ithalatına izin verilmeyecekti. Gıda ve yem ne kadar yasaklanmış GDO içerirse içersin ithal edilebilecek.

- Tarım Bakanlığı’nın yasakladığı GDO’lu ürünlerin Türkiye’den transit geçişi yasaklanmıştı. Artık serbest.

- Yönetmelik “GDO’suz ürünlerin etiketinde ürünün GDO’suz olduğuna dair ifadeler bulunamaz” yasağı getirmişti. Bu kalktı. Bunu olumlu bir gelişme olarak addedebiliriz çünkü isteyenler için GDO’suz ürün imalatı bu şekilde ekonomik hale gelecek.

Değişiklikler üreticileri ve ithalatçıları memnun edecek ama kamuoyunun GDO’lar konusundaki endişelerini ortadan kaldırmayacak.

Yönetmeliğin çıkarılmasına neden gerek duyulduğuyla ilgili muammayı da çözmeyecek. Türkiye neredeyse on yıldır bir GDO yolgeçen hanı halindeydi. İsteyen istediği gıda ve yemi ithal ediyordu. Halkın bundan haberi yoktu.
Bir okuyucumun haklı olarak sorduğu gibi:

Bütün Türkiye bu konuda uyurken niye bu yönetmeliği çıkardılar? Yoksa Türkiye’den tarım ürünü alan ülkeler mi ikaz etti? Yoksa Türkiye’de özel laboratuvar sahipleri zengin edilmek mi isteniyor?

Allah bilir.
Peki özet?

Çok ama çook kötü yönetiliyoruz. Çok da övünüyoruz ama bazı konularda en geri Afrika ülkelerinin düzeyindeyiz. Tarım da bunlardan biri.Özet bu.

farhat.12
22 11 2009, 15:07
Dunyada hıc kımse GDO yu kendı sınırları ıcınde tuketımını onleyemez cunku bu ıslerın arkasında cok buyuk sırketlerın destekledıgı lobby ler var

bosu bosuna ruya goruyorsunuz laf salatası yaratıyorsunuz

bu dosyayı acanda butun bu yazıları atanda bunların farkında degıl maalesef

bosu bosuna zaman harcıyorsunuz

BediLantern
22 11 2009, 16:49
yahu okuz agbi (farhat12)..sen hala anlayamadın be ağbi..:)
burada konuşulan konu gdolu gıdaların zararları be ağbi..ülkelerin bu gıdaları kendi milletine yedirip yedirmemesi değil be ağbi:D
bir türlü anlıyamıyorsun konuyu be ağbi...:D
beynin iyice sulanmış senin:D

ağbi sen bu dosyaya yazma be ağbi..milletin maskarası oldun..herkes sana dötüyle gülüyor be ağbi:p:p:p

Tüm dünyada sadece 30 ülkeye gdolu gıda girişi serbest..geri kalan 150 küsur ülkede yasak be ağbi...bunları araştır oku incele be okuz agbi..çok cahil kalmışsın..:)

SCIENCETURK
23 11 2009, 08:56
GDO'lu gıdalardan kaçma yolları!

Genleriyle oynanmış gıdalar tüketicilerin en büyük sorunlarından biri. Gıda etiketlerinde bu bilgi verilmediği için kendimizi nasıl koruyacağız?

Bilindiği üzere ABD, dünyadaki GDO’lu ürünlerin en çok üretildiği ve tüketildiği ülke olup, Amerikan halkının büyük bölümü bunları tüketmek istemediklerini, satın aldıkları ürünlerin GDO’lu olup olmadığını bilme hakları olduğunu savunmaktadırlar. ABD hükümetleri ise, biyoteknoloji şirketlerinin çıkarlarına ters geleceği için etiketleme uygulamasına geçmemekte ısrar etmektedirler.

Tüketicilerin yaşamları için gereksinim duydukları besin maddelerinin sağlık ve güvenilirliklerini sorgulama haklarına, gıda egemenliklerini koruma haklarına saygı göstermeyen hükümetler karşısında, dünya ülkelerinin duyarlı sivil örgütleri bu görevi üstlenmektedirler.

ABD’deki Tüketici Örgütleri, Bilim ve Sağlık Örgütleri, Organik Çiftlikler ve Çiftçi Örgütleri başta olmak üzere sivil toplum kuruluşları, GDO’ların sağlık, tarım ve ekolojiye olumsuz etkileri nedeniyle direnç gösterdikleri GDO’lu Gıda Ürünlerini bu tip broşürler ile teşhir etmektedirler. Teşhir edilen ürünler ve bu ürünleri üreten şirketlerin kimler olduğunu dikkatlice incelemenizi, Türkiye’de faaliyet gösteren bazı çokuluslu şirketlerin aynı ya da benzer ürünleri Türkiye’ye de soktuklarını hatırlatmak isteriz.

Genetik Mühendislik ya da Genetik Modifikasyona Uğratılmış Gıdalar, laboratuar şartlarında gıda için kullanılan bitkilerin ya da hayvanların DNA’larının içine çeşitli genlerin yapay olarak aktarılmasıyla oluşurlar. Bunun sonucunda GDO olarak adlandırdığımız Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar meydana gelir.

GDO’ların üretim aşamasında, bakteriler, virüsler, böcekler, hayvanlar ve hatta insanlardan gen aktarımı yapılmaktadır. Çoğu Amerikalı, “GDO etiketi” olduğu takdirde bu besinleri tüketmeyeceklerini söylemesine rağmen diğer endüstrileşmiş ülkelerin tersine ABD hükümetleri etiketlemeyi zorunlu kılmamıştır.

Bu GDO-suz Ürün Alışveriş Kılavuzu satın aldığınız gıdalar hakkında bilgi edinme hakkınızı hatırlatmak ve GDOlu ürünleri tanıma ve onlardan sakınma konusunda size yardımcı olmak için tasarlanmıştır.

GDO’lu ürün grupları


• Meyve ve sebzeler
• Et, balık ve yumurtalar
• Alternatif et ürünleri
• Süt ve süt ürünleri
• Alternatif süt ve süt ürünleri
• Mamalar
• Tahıllar, baklagiller ve makarnalar
• Kahvaltılık gevrekler
• Fırınlanmış gıdalar
• Dondurulmuş gıdalar
• Hazır çorba, sos ve konserveler
• Çeşniler
• Atıştırmalık gıdalar ve çerezler
• Şeker, çikolata ve tatlandırıcılar
• Sodalar, meyve suları ve diğer içecekler

GD ürünlerden kaçınmanın ipuçları:

1. Organik ürünler satın alın

Sertifikalı organik ürünler GDO içeremezler. Yani, “%100 organik” ,“organik”, “organik içeriklidir” etiketi taşıyan bir ürün satın aldığınızda, bu ürünün GDO’lar ile üretilmiş olması yasaktır. Örneğin, “organik içeriklidir” etiketli bir ürün % 70 organik içerikli olsa dahi, %100 GDOsuz olmak zorundadır.

2. “GDOsuz” etiketi arayın.

Şirketler gönüllü olarak ürünlerini “GDOsuz” olarak etiketleyebilir. Örneğin etiketlerde “GDOsuz” ve “Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar Kullanılmadan Üretilmiştir”. Bazı ürünlerde ise sadece tek bir riskli içeriğin, örneğin “Soya Lesitin”in, GDOsuz olduğu belirtilir.

3. Riskli içeriklerden kaçının

Genetiği değiştirilmiş herhangi bir mahsul içeren tüm ürünlerden kaçının. Mısır, soya fasulyesi, kanola ve pamuk genetiği değiştirilmiş ürünlerin başında geliyor. GDO mısır, soa, kanola veya pamuk içerebilecek ürünler şunlardır:

Mısır içerikliler:
-Mısır unu, yağı, nişastası, gluteni, şurubu
-Tatlandırıcılar: fruktoz, glikoz, dekstroz
-Modifiye edilmiş gıda nişastası

Soya içerikliler:
-Soya unu, lesitini, proteini, isolat ve isoflavonu
-Bitkisel yağ ve protein

Kanola içerikliler:
-Kanola yağı

Pamuk içerikliler:
-Pamuk yağı

ABD’de, GDO’lu şeker pancarı da gıda ürünleri içinde yer almaya başlamıştır. GDO’lu şeker pancarından kaçınmak için organik ve GDOsuz şekerleri, yüzde 100 şeker kamışından elde edilen şekerleri veya organik şeker ile üretilmiş şeker ve çikolata ürünlerini tercih edin.

MEYVE VE SEBZELER

Amerika’da satılan taze meyve ve sebzelerin küçük bir kısmının genetiği değiştirilmiştir. Çekirdeksiz karpuz gibi ürünler genetiği değiştirilmiş değildir. Kabak, sarı kabak ve tatlı mısırların bazıları GDO’lu olabilir. Genetiği değiştirilmiş tek ticari meyve Hawaii’den gelen Papayadır- Hawaii’den gelen papayaların neredeyse yarısı GDOludur.

ET, BALIK VE YUMURTALAR

Henüz genetiği değiştirilmiş balık, kümes hayvanı veya çiftlik hayvanı satışa sunulmamıştır. Fakat, tahıl gibi GDOlu ürünlerle beslenen hayvanlardan üretilen pek çok organik olmayan ürün vardır. %100 ot/ çimenle beslenen hayvanları ve çiftlik balığı yerine açık deniz balıklarını tercih edin.

SÜT VE SÜT ÜRÜNLERİ:

Bazı ABD’li süt ürünleri çiftlik sahipleri ineklerine süt üretimini arttırmak için genetiği değiştirilmiş hormon rbGH( rbST olarak ta bilinir) enjekte eder. “rbGH/rbSTsiz inek” etiketli ürünleri satın alın. Pek çok alternatif süt ve süt ürünleri soya fasulyesinden üretilir ve GD maddeler içerebilir.

MAMALAR

Çoğu mamanın ana maddesi süt ya da soya proteinidir. Genelde bu ürünlerin içindeki gizli ürünler rbGH enjekte edilmiş ineklerden elde edilen süt veya soyadır. Aynı zamanda bazı markalar GDOlu mısır şurubu, mısır şurubu veya soya lesitini de kullanırlar.

GDOsuz ürünler

Baby’s Only (certified organic products)
Earth’s Best
Gerber products
HAPPYBABY
Organic Baby

GDOlu olma ihtimali olan ürünler

Beech-Nut
Enfamil
Good Start
Nestlé
Similac/Isomil

TAHIL, BAKLAGİL VE MAKARNALAR

Mısır dışında gıda marketinde GDOlu tahıl ürünleri bulunmaz. %100 buğdaydan üretilmiş makarna, kuskus, pirinç, arpa, yulaf,sorgum ve soya hariç kuru baklagilleri tercih edin.

GDOlu olma ihtimali olan ürünler

Betty Crocker meals (General Mills)
Knorr (Unilever)
Kraft Macaroni & Cheese meals
Lipton meal packets (Unilever)
Near East (Quaker)
Pasta Roni and Rice-A-Roni meals (Quaker)

SCIENCETURK
23 11 2009, 08:59
KAHVALTILIK GEVREKLER

Genellikle mısır ve soyadan üretildikleri için, kahvaltılık gevrek ve barların GDOlu ürün içerme ihtimali yüksektir.

GDOlu olma ihtimali olan ürünler
General Mills
Kellogg
Post (Kraft)
Quaker

FIRINLANMIŞ GIDALAR

Buğday unu, pirinç, yulaf gibi fırınlanmış ürünlerin genetiği modifiye edilmese de, çoğu paketlenmiş ekmek ve hamur işi gıdalar mısır şurubu gibi GDOlu maddeler içerir.

DONDURULMUŞ GIDALAR

Çoğu dondurulmuş gıda üretim aşamasında çok sayıda işleme uğrar. Mısır, soya, kanola ve pamuğa dikkat edin. GDOsuz etiketi taşımadığı sürece bu gıdalardan herhangi birini içeren dondurulmuş gıdalardan uzak durun.

ÇORBALAR, SOSLAR VE KONSERVELER

Çoğu çorba ve sos pek çok işlemden geçer; alışveriş sırasında içindekiler listesini dikkatlice inceleyin.

GDOlu olma ihtimali olan ürünler

Bertolli (Unilever)
Chi-Chi’s (Hormel)
Classico (Heinz)
Del Monte
Healthy Choice (ConAgra)
Hunt’s (ConAgra)
Old El Paso (General Mills)
Pace (Campbell’s)
Prego (Campbell’s)
Ragu (Unilever)

SALATA SOSLARI, YAĞ ve ÇEŞNİLER

Etikette açıklanmadığı taktirde mısır, soya yağı, pamuk tohumu ve kanola yağı büyük ihtimalle GDO içerir. Saf zeytin, hindistancevizi, susam, ayçiçeği, badem, üzümçekirdeği ve yer fıstığı yağı tercih edin. Mısır şurubu ile üretilmiş reçel, tatlı ve diğer ürünlerden uzak durun.

GDOlu Olma İhtimali Olan Ürünler

Crisco (Smucker’s)
Del Monte
Heinz
Hellman’s (Unilever)
Kraft condiments and dressings
Mazola
Pam (ConAgra)
Peter Pan (ConAgra)
Skippy (Unilever)
Smucker’s
Wesson (ConAgra)
Wish-Bone (Unilever)

ATIŞTIRMALIK YİYECEKLER

Buğday, pirinç ve yulaflı, ayçiçek yağı içeren atıştırmalıkları tercih edin. Genetiği değiştirilmiş patlamış mısır bulunmamaktadır.

GDOlu olma ihtimali olan ürünler

FritoLay (Lay’s, Ruffles, Doritos, Cheetos, Tostitos)
Hostess Products (Interstate Brands)
Keebler (Kellogg’s)
Kraft (Nabisco, Nilla Wafers, Oreos, Ritz, Nutter Butter, Honey Maid, SnackWells, Teddy Grahams, Wheat Thins, Triscuit)
Pepperidge Farm (Campbell’s)
Pringles
Quaker Oats Company
Balance Bar
Nature Valley snack bars and granola bars (General Mills)
Nabisco Bars (Kraft)
PowerBar (Nestle)
Quaker Granola Bars

ŞEKER, ÇİKOLATA VE TATLANDIRICILAR

Çoğu tatlandırıcı, ve tatlandırıcı ile hazırlanan şeker ve çikolatalar GDO içerir. Yüzde 100 kamış şekeri, konsantre kamış suyu veya organik şeker içeren GDOsuz tatlandırıcıları, şeker ve çikolataları tercih edin, GDOlu şeker pancarı şekerinden kaçının. Çikolatadaki soya lesitin’e ve şekerdeki mısır şurubuna dikkat edin.

Tatlandırıcılardan aspartam GD mikroorganizmalardan üretilir. Aynı zamanda NutraSweet® ve Equal® olarak da bilinir ve alkolsüz içecekler, şeker, sakız, tatlılar, yoğurt, vitamin ile şekersiz öksürük bonbonları gibi eczane ürünleri de dahil olmak üzere 6,000den fazla gıda maddesinde bulunur.

GDOlu olma ihtimali olan ürünler

Hershey’s
Nestlé (Crunch, Kit Kat, Smarties)
Toblerone (Kraft)

SODALAR, MEYVE SULARI VE DİĞER İÇECEKLER

Çoğu meyve suyu GDO’suz meyveden üretilse de mısır bazlı tatlandırıcıların büyük kısmı (mesela yüksek fruktozlu mısır şurubu) GDO içerir. Gazlı içeceklerin çoğu su ve mısır şurubundan üretilir. Yüzde 100 meyve sularını tercih edin.

GDOlu olma ihtimali olan ürünler

Coca-Cola (Fruitopia, Minute Maid, Hi-C, NESTEA)
Hansen Beverage Company
Hawaiian Punch (Procter and Gamble)
Kraft (Country Time, Kool-Aid,Crystal Light, Capri Sun, Tang)
Libby’s (Nestlé)
Ocean Spray
Pepsi (Tropicana, Frappuccino,Gatorade, SoBe, Dole)
Sunny Delight (Procter and Gamble)

GİZLİ GD İÇERİKLERİ

İşlenmiş ürünler “organik” ya da “GDOsuz” ilan edilmedikleri sürece çoğunlukla gizli GDO barındırırlar. Aşağıdaki içerikler GDOlar ile üretilmiş olabilir.

Aspartam
B12 Vitamini
Bitkisel katı yağ (margarin)
Bitkisel sıvı yağ
C vitamini (Askorbik asit)
Dekstrin
Dekstroz
Diasetil
İnvert şeker
İsoflovon
Kabartma tozu
Karamel
Digliserit
E vitamini
Fenilalanin
Gliserid
Gliserin
Glisin
Glukoz
Glutamat
Glutamik asit
Gluten
Hemi selüloz
İnositol
Laktik asit
Lesitin
Lisin
Gliserol
Maltodekstrin
Maltoz
Mannitol
Mısır gluteni
Mısır nişastası
Mısır şurubu
Mısır yağı
Modifiye nişasta
Monosodyum glutamat
Nişasta
Oleik asit
Selüloz
Sıvı ya da kristalize fruktoz
Siklodekstrin
Sistein
Sitrik asit
Sorbitol
Soya lesitini
Soya proteini
Soya unu
Stearik asit
Tofu
Trigliserit

GDOlar hakkında daha fazla bilgi sahibi olmak için Feffrey M. Smith’in “Genetic Roulette: The Documented Health Risks of Genetically Engineered Foods” ya da Andrew Kimbrell’in “Your Right to Know: Genetic Engineering and the Secret Changes in Your Food” isimli .kitaplarından faydalanabilirsiniz.

Ayrıca;
www.centerforfoodsafety.org ve www.HealthierEating.org.
adreslerinden de GDO hakkında bilgi edinebilirsiniz.

Bu metin, Center for Food Safety and Institute for Responsible Technology tarafından “NON-GMO SHOPPING GUIDE- How to avoid foods made with genetically modified organisms (GMOs)” ismiyle ABD vatandaşları için hazırlanmış broşürün Türkçeye çevrilmiş şeklidir

SCIENCETURK
24 11 2009, 09:38
“GDO’ya Hayır Platformu” adına açıklama yapan organik ürün üreticisi Levent Gürsel Alev, “Neden GDO’ya hayır?” sorusunun cevabını yanıtladı:

1. İnsanlık tarihinde ilk kez canlılar üzerinde mülkiyet hakkı elde edilmektedir. Bir biyoteknoloji şirketi herhangi bir canlıya ait bir genin fonksiyonunu açığa çıkardığı zaman o gen üzerinde mülkiyet elde etmektedir. Oysa patent hakkı, yenilik getiren sınai buluşlara verilmektedir. Biz diyoruz ki, patent sadece o genin fonksiyonunu açığa çıkarmakta kullanılan tekniğe verilebilir. Hiçbir kişi ya da kuruluş kendini yeniden üretebilen ve milyarlarca yıl yaşayabilen bir canlı organizma üzerinde mülkiyet sahibi olamaz. Bunun adı biyolojik korsanlıktır.

2. Yeryüzünde gen kaynakları bakımından zengin ülkeler genellikle güney yarımkürede bulunan üçüncü dünya ülkeleridir. Kuzeyde bulunan gelişmiş ülkeler ise gen kaynakları bakımından fakirdir. Örneğin ülkemizde varolan bitki türü yaklaşık 11 bin civarındadır. Avrupa kıtasında toplam 11 bin 500 bitki türü vardır. Biz gen kaynaklarımız bakımından tüm Avrupa kıtasıyla eşdeğer zenginliğe sahibiz.

Sözünü ettiğimiz biyolojik korsanlığın amacı; çok uluslu şirketlerin yüzyılımızın yeşil altını olarak gördükleri gen kaynaklarını sömürmesi, üçüncü dünya ülkelerinin biyolojik zenginliğinin gelişmiş ülkelere transfer edilmesidir.

3. GDO’lu üretim insan sağlığı için ciddi riskler taşımaktadır. Kolera bakterisi taşıyan yonca, akrep geni taşıyan pamuk, tavuk geni taşıyan patates, balık geni domates gibi frankeştaynlar gıda olarak soframıza getirilmeye çalışılıyor. Uzmanlar, hastalıklar ve böceklere direnç gösteren transgenik bitkilerin diğer bitkilerden daha yüksek bir alerjik potansiyele sahip olduğunu söylüyorlar. Yapılan deneyler, genetik yapısı değiştirilen patateslerin fareler için toksik olduğunu, bağışıklık sisteminde bozukluklar ve viral enfeksiyonlar gibi birçok etkileri olduğunu ortaya çıkarmıştır.

GDO’lu gıdalar, durgun virüslerin yeniden harekete geçmesi ve yeni bulaşıcı diziler oluşturabilecek kombinasyonlar üretmesi tehlikesini artırmaktadırlar. Örneğin, hamile farelere yedirilen virüs DNA’sının barsaklarda sindirilmediği, fare genomuna yerleştiği ve yeni doğmuş yavruların hücrelerine geçtiği kanıtlandı. Sonuçta, GDO’lu gıdalar antibiyotiklere karşı dayanıklılık oluşturması, toksik ya da alerjik etki yapması, doğrudan alım durumunda da insan ve hayvan bünyesindeki mikroorganizmalarla birleşme tehlikesini doğurmaktadır.

4. GDO’lu tarım, kendi dışındaki tarım şekillerini, özellikle ekolojik tarımı ve son tahlilde de biyoçeşitliliği tehdit eden totaliter bir tekniktir. Arılar ve rüzgarlar yoluyla taşınan GDO’lu polenler 5-10 km’lik bir alana yayılmakta, komşu tarla ya da köylerdeki geleneksel ekinin ya da orman bitkileri gibi yabani türlerin genetiğini değiştirme tehlikesi doğurmaktadır.

Böylece; değiştirilmiş genler, bulundukları çevredeki doğal ürünlerde de genetik çeşitliliğin kaybına neden olmakta ve yabani türlerin doğal yapılarında sapmalar meydana getirmektedir.

Yani milyonlarca yılda oluşan türler beş on yıllık bir sürede yok olmakta ve yeni oluşan deli bitki türleri ortaya çıkabilmektedir. GDO, yeryüzündeki milyonlarca canlı türün varlığını tehdit etmekte, ekosistemi tahrip etmektedir.

5. İnsanlık tarihinde, tarım toplumlarının varoluşundan bu yana, üretim yapan çiftçi ektiği üründen bir sonraki ekimde kullanmak üzere tohumluk ayırır. Böylece kuşaktan kuşağa geçen bu sağlıklı tohumlar binlerce yıllık genetik yapıyı korur, geliştirir.

GDO’lu tohum ise çiftçiyi her ekimde yeniden tohum satın almak zorunda bırakmaktadır. Temel girdileri, enerji, gübre, ilaç ve tohum olan ülkemiz çiftçisi sürekli tohum satın almak zorunda bırakılarak çok uluslu tohum şirketlerine bağımlı hale getirilmek istenmektedir.

Ayrıca belli bir zararlıya karşı genleriyle oynanmış tohum, potansiyel başka bir zararlıyı önleyemez. İddia edilenin aksine GDO’lu tohum kullanan çiftçi daha fazla tarım ilacı kullanmak zorunda kalmaktadır. ABD’li köylüler bugün düşük verim nedeniyle GDO tüccarlarına davalar açmaktadır.

Çiftçiyi sürekli yeniden tohum satın almak, daha fazla tarım ilacı satın almak zorunda bırakan GDO’lu tarımı reddediyoruz.

crazygirl
24 11 2009, 14:35
scienceturk arkadaş, bizleri H1N1 aşısıyla ilgili de aydınlatır mısın? mesela aşıların içerikleri farklıymış, ABD aşısı daha mı iyi yani? Aşının kısa ve uzun vadede yan etkileri neler?

SCIENCETURK
25 11 2009, 09:06
GDO’ya Hayır Platformu'nun talepleri

1. Gelecekte ekoloji ve insanlık adına ne kadar bedel ödeteceği belli olmayan, sistemi tümüyle değiştirebilecek, çıkaracağı sağlık problemleriyle dünyanın düzenini bozacak GDO’lu ürünleri kesinlikle reddediyoruz. GDO’lu tarım kendi dışındaki tüm tarım şekillerini ve özellikle ekolojik tarımı yok eden totaliter bir tekniktir. Bunların Türkiye’ye sokulmasının önlenmesini istiyoruz.

2. GDO’lu besinler geleneksel ve yerel beslenme kültürü ve hakkına açık bir saldırıdır. GDO’lu ürünlerin ülkeye girişinin mümkün olması durumunda ve her halükarda bu ürünlerin üzerinde “ne olduklarını” belirten “etiketlerin” olmasını istiyoruz. Tüketicinin alacağı üründe GDO olup olmadığını bilmesi, seçimini kendi insiyatifine göre yapabilmesi tüketicinin en temel hakkıdır.

3. GDO’lu ürünlerin kullanılmış olması ihtimaline karşı GDO’lu ürün kullandığı bilinen Nestle ürünleri gibi ithal bazı ürünlerin mercek altına alınmasını, Cargill, Novartis, Zeneca, Du-Pont, Syngenta, Monsanto ve Dow Chemical gibi GDO üreticisi şirketlerin Türkiye’ye getirdiği ürünlerin mercek altına alınmasını istiyoruz.

4. GDO’lu ürünlerin yüzde 98’i böcek ilacı içerdiği için Sağlık Bakanlığı’nın ilgili kuruluşlarınca denetlenmelidir.

5. Çiftçi örgütleri, ziraat odaları gibi kurumlar GDO’lu ürünlerle mücadele kapsamında kendi aralarında uzlaşmaya gitmelidirler. Gelecekte olası bir GDO tehlikesinde, gen tekniklerinden ve genetik olarak değiştirilmiş ürünlerden arındırılmış olan kurtarılmış bölgeler, ancak bu şekilde oluşturulabilir.

6. Ulusal Biyogüvenlik Komitesi’ne başta ekoloji-çevre örgütleri olmak üzere, ziraat odaları, tarımla ilgili tüm sivil toplum kuruluşları ve tüketici örgütleri katılmalıdır.

7. GDO’lu tohumların ekimleriyle ilgili karşı çıkışlar ve oluşturulan muhtıra sadece ekolojik olarak hassas bölgelerle sınırlı olmamalıdır.

8. Genetiği değistirilmiş tarım ve yem ürünleri Türkiye’deki fiyatların çok çok altındadır. Bu fiyatlar Türk çiftçisi ve hayvancılık ile uğraşanlar için ekonomik açıdan çok cazip görünmektedir. Bu aldatmacanın karşısında gerekli bilgilendirmenin başta il ve ilçe tarım örgütleri olmak üzere ilgili kurumlarca kesinlikle yapılması, devletin ve sivil toplum örgütlerinin görevidir.

9. Cartagena Protokolü olarak tanımlanan Uluslararası Biyogüvenlik Çerçeve Sözleşmesi 24 Ocak tarihinden itibaren yürürlüğe girmiştir. Ancak, Cartagena Protokolü, ulusal acil eylem planı ve gerekli yasal düzenlemelerin yapılması ile gerçek anlamda yürürlüğe girebilecektir.

GDO’lu ürünler hakkında her ülkenin kendi önlemlerini alacağı yönündeki uyarı gereği Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Genelgesi’nin 11. ve 12. Maddelerinde belirtilen yasaklamalar geçerliliğini korumalı, bu hükümlerin aksine düzenlemelere gidilmemelidir.

10. Türk Gıda Kodeksi mevzuatında GDO’lu ürünler tanımlanmalı ve insan sağlığına zararlı olduğu için yasaklanmalıdır.

11. İnsan sağlığını tehdit edecek, kamu düzenini bozacak, çevre sağlığına, ekolojik sisteme ve biyolojik çeşitliliğe zarar vereceği düşünülen buluşlara patent verilmemesi, varolan patentlerin de iptal edilmesi gündeme getirilmelidir.

12. Genetiği değiştirilmiş tarım ve yem ürünleri için mevcut yasa, yönetmelik ve mevzuatlarımız, gümrüklerimiz, analiz için laboratuvarlarımız hazır değildir. Bu hazırlıkların bir an önce yapılması gerekmektedir.

13. Ülkemizin sahip olduğu gen kaynakları en önemli zenginliklerimizden biridir. Bu çerçevede devlet ve sivil toplum kuruluşları yerli gen kaynaklarının korunması ve ıslahı için kurumsallaşmalı, gen kaynaklarımız, yasalarla çok uluslu şirketlerin tehditlerine karşı korunmalıdır.

SCIENCETURK
25 11 2009, 09:08
Ortak Bilinç Ortak Dayanışma

Günlerdir bu folder da genetiği değiştirilmiş organizma içeren gıdaların bizim ve çocuklarımızın beslenmesinde ne kadar tehlikeli olduğunu belirtmeye çalışıyorum.Bugünlerde Türkiyede GDOlu gıdalarla ilgili hararetli tartışmalar var.
Aşağıda bu konuda yazan gazete yazarlarımızın e-mailleri var.Lütfen hep birlikte GDOlu gıdaların Türkiyede kullanılmasına karşı çıkalım ve e-maillerimizi aşağıda e-mail adresleri verilen yazarlara atalım.Unutmayalımki konu çocuklarımızın sağlığı ve ülkemizin geleceğidir.Amerikada da yediklerimize dikkat etmeye çalışalım.

USDA Organic etiketli gıdaları kendimizin ve çocuklarımızın sağlığı için tüketmeye çalışalım.

mmunir@milliyet.com.tr
t.akyol@milliyet.com.tr
h.pulur@milliyet.com.tr
can.dundar@e-kolay.net
serefoguz@sabah.com.tr
catakli@gazetevatan.com
ndogru@gazetevatan.com
hcelalguzel@yahoo.com
burhan.ayeri@aksam.com.tr
necati.ozfatura@tg.com.tr
yurtsan.atakan@aksam.com.tr
rturan@hurriyet.com.tr
akatas@bilgi.edu.tr
ahmethakan@hurriyet.com.tr
fcekirge@hurriyet.com.tr
rauftamer@posta.com.tr
mehmetyilmaz@hurriyet.com.tr
eardic@sabah.com.tr
r.erduran@superonline.com.tr
nazli.ilicak@sabah.com.tr
mbarlas@sabah.com.tr
hasmet.babaoglu@sabah.com.tr
ahmetaltan111@gmail.com
nabi.y@superonline.com
mine.gokce@wanadoo.fr
ismail.kucukkaya@aksam.com.tr
atilgan.bayar@aksam.com.tr

Bu yaziyi copy-paste yapip üstte e-mail adresleri verilen gazetecilere e-mail gönderebilirsiniz.

Türkiyede GDO lu gidalarin zararlari hakkinda gorus bildiren, halki bilgilendiren,cocuklarimizin ve gelecek nesillerimizin sagligi icin bizler kadar tedirgin olan siz degerli gazeteci-yazar arkadaşlarımız;
Amerikada yaşayan Türk toplumu olarak GDO lu gidalarin Türkiyeye girisine, kullanilmasina ve halk tarafindan cesitli sekillerde tuketilmesine karsi oldugumuzu belirtir, GDO lu gidalarin Turkiyeye girisinin yasaklanmasi icin elimizden gelen her turlu destegi sizlere ve Turk Milletine sagliyacagimizi belirtmek isteriz.

Saygilarimizla,

Adiniz Soyadiniz

Sizlerden bir ricamda bu konu hakkinda bu dosyada belirttigim Ingilizce-Turkce alintilari tum dost-arkadas-akrabalariniza gondermeniz ve onlari bu konuda bilgilendirip bilinçlendirirken ayni zamanda bu gazetecilere GDO lu gidalara karsi olduklarini e-maillerle belirtmelerini istemeniz.

Not: Tüm e-mailleri copy-paste yapıp tum yazarlara sadece bir e-mailde mailinizi gonderebilirsiniz

UNUTMAYALIMKİ HER MİLLET LAYIĞINA GÖRE YÖNETİLİR.

SCIENCETURK
26 11 2009, 10:19
GDO'LU GIDALAR SPERMLERE ZARAR VERİYOR

18 Kasım 2009 Çarşamba

Yrd.Doç.Dr. Özdemir, "GDO'lu gıdalar spermlere zarar vererek üreme fonksiyonlarını yavaşlatıyor"dedi.

MUĞLA Üniversitesi Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd.Doç.Dr. Oğuz Özdemir, 'Genetiği Değiştirilmiş Organizmalı (GDO) Gıdalar ve İnsan Sağlığına Etkileri' konulu konferansta yaptığı konuşmada, çarpıcı açıklamalarda bulundu. Yrd.Doç.Dr. Özdemir, "GDO'lu gıdalar spermlere zarar vererek üreme fonksiyonlarını yavaşlatıyor. GDO'lu gıdaların, az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin nüfuslarını kontrol altına almak amacıyla geliştirildiğini düşünüyorum" dedi.

Kent Konseyi tarafından düzenlenen konferans, Bülent Ecevit Kültür Merkezi'nde yapıldı. Kalabalık bir izleyici topluluğunun yer aldığı konferansta konuşan, doktorasını Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü'nde 'GDO'ların Doğal Çevreye Etkileri ve AB Açısından Değerlendirmesi' konusunda yapan Yrd.Doç.Dr. Oğuz Özdemir, dünyada 90'lı yılların ortalarından itibaren yaygınlaşmaya başlayan genetiği değiştirilmiş gıdaların, araştırma sonuçlarına göre çevre ve insan sağlığını ciddi bir şekilde tehdit ettiğini söyledi.

Sinir ve bağışıklık sistemlerinin olumsuz etkilenmesi ve kanser yapıcı etkisinin gözlenmesinin yanı sıra canlılarda spermlere zarar verdiği anlaşılan GDO'lu gıdaların üreme fonksiyonlarının yavaşlattığına dikkat çekti.

GDO'ların ot ilaçlarına ve zararlı böceklere karşı dirençli bitkiler anl***** geldiğini belirterek konuşmasına başlayan Yrd.Doç.Dr. Özdemir, "GDO'lu ürünlerin yüzde 50'sinden fazlasını soya oluşturuyor. Arkasından mısır, pamuk ve kanola geliyor. Dünyadaki soya üretiminin yüzde 70'inin genetiği değiştirilmiştir. 1996 yılında dünyada sadece 1.7 milyon hektarlık bir alanda üretim yapılırken, 2008 yılı itibariyle 125 milyon hektar alana ulaştığını görüyoruz" diye konuştu.

GDO'ların öncülüğünü başta ABD olmak üzere Arjantin ve Brezilya gibi ülkelerin yaptığını ifade eden Yrd.Doç.Dr. Özdemir, "GDO'ların gıdaların dışında çok geniş kullanma alanları var. Özellikse sağlık sektöründe çok pratik yararlar sağlayabilecek şekilde kullanılıyor. Örneğin, hormon, antikor, aşı, ilaç ve en yaygın şekilde insülin hormonu elde etmede kullanılıyor. Hastalıkların teşhis ve tedavisi için çeşitli proteinlerin geliştirilmesinde yararlanılıyor. Çevre bakımından da GDO'ların yararları var. Bakterilere plastiği parçalama yeteneği kazandırılıyor" dedi.

ALERJİ VE ZEHİRLENMELERE YOL AÇIYOR

Bilimsel araştırma sonuçlarının çok ciddi bulgulara ulaştığını kaydeden Yrd.Doç.Dr. Oğuz Özdemir, şunları söyledi:

"İnsanlarda antibiyotik direnci gözleniyor. GDO'lu çeşitlere antibiyotiklere karşı direnç sağlayan gen aktarıldığı için, bu besinler tüketildiğinde antibiyotik direnç özelliğinin insanlara geçtiğine yönelik ciddi ipuçları var. Antibiyotik direnç genlerinin canlılarda alerji ve zehirlenmeye yol açtığı gözleniyor.

Sinir sistemleri ve bağışıklık sistemleri zarar görüyor. 2007 yılında yapılan yeni bir araştırmada, GDO'lu patateslerle beslenen farelerde bağışıklık sisteminin zarar gördüğü anlaşıldı. Bu araştırmayı İskoç bir bilim adamı, GDO'lu gıdaların zararsızlığını ispat için yaptı. Ama görülüyor ki tam tersi çıktı. Kanser yapıcı etkisinden söz ediliyor. Ama GDO'lu gıdalar yenildiğinde kesinlikle kanser olunur demek mümkün değil. Ancak, GDO'lu gıdaların kanser riskini arttırdığına yönelik ciddi kuşkular var. GDO'lu altın pirincin bebeklerde vitamin zehirlenmesine yol açtığı anlaşıldı."

GDO'ları 3- 5 çokuluslu dev kimya ve tohum firmalarının üreterek pazarladığını kaydeden Yrd.Doç.Dr. Özdemir, "Dolayısıyla burada tekelci bir yapıdan söz edebiliriz. İkincisi, GDO'lu çeşitler onu geliştiren şirketlerin sınırsız kullanım hakkına sunuluyor. Siz doğada yetişen bir canlının geni ile oynadığınız zaman sanki yeni bir buluş yapmışsınız gibi onu tekelinize alıyorsunuz. Bir diğer tehlike, bağımlılığa yol açıyor. Aynı tohumdan ikinci kez ürün alma şansınız yok. Bu durum, yerel tarım sistemlerinin zayıflaması, dışa bağımlılığın gittikçe artması, yerel çeşitlerin yok olması ve tek tipleşme anl***** geliyor" diye konuştu.

SCIENCETURK
29 11 2009, 10:51
Gıdaların üzerinde GDO'suz yazanı arayın ve organik ürünler tüketin.

Biz sokaktaki insanlar, endişeliyiz ve öyle görünüyor ki, endişe etmek için ciddi sebebimiz var.

Çinliler'in 5000 yıldır hem gıda hem de tıbbi manada yararlandığı ve aslında mükemmel bir protein ve aminoasit kaynağı olan soya, bugün Batılılar tarafından bakliyattan ziyade yem ve yağ bitkisi olarak tanımlanıyor ve özellikle genetiği değiştirilmiş versiyonu ile ABD, Arjantin ve Brezilya'da muazzam miktarlarda üretiliyor.

Türkiye'nin bir yıllık soya üretimi 60-70 bin ton civarında ve her yıl 1 buçuk milyon ton soya ithal ediyoruz. Ticaret Odası raporları bu ithal edilen soyanın yağ ve hayvan yemi amaçlı kullanıldığını söylüyor.

Soya küspesi ithalatında ABD, Arjantin ve Brezilya'nın payı %90'ın üzerinde. Yani satın aldığınız her çiflik balığının, kümes hayvanının, sığırın eti ile süt ve süt ürünlerinin arkasında ABD, Arjantin ya da Brezilya'dan alınmış soya olabilir, bu soya da pekala GDO'lu olabilir. İneğin yeminin nereden geldiğinin süt kutusunda yazmadığını düşünecek olursanız ya da kızınıza çorba yapmak için aldığınız tavuğun neyle beslendiğini markette kimsenin size anlatamayacağına göre... tüketici olarak tümüyle endişe edeceksiniz ve haklısınız. Endişe etmelisiniz.

Soya aynı zamanda lesitini ile de hazır gıda sektörünün göz bebeği. Bebek mamalarından krem peynire, gofretten ekmeğe, sakızdan margarine pek çok ürünün içeriğinde bulunan E 322 yani soya lesitini, aynı soya küspesi gibi, büyük üreticiler olan ABD, Arjantin ve Brezilya'dan ithal ediliyor...

Ve hiç biri kontrol edilemiyor, zira hepi topu üç laboratuarımız var bu konuda ve hiç biri gümrüklerimizde değil.

Endişelenmemek mümkün değil. Üzerinde "GDO'suz" ya da "organik" yazmadığı sürece çikolatadan ete, sütten ekmeğe herşeyin içerisinde ABD, Arjantin ya da Brezilya'da yetiştirilmiş GDO'lu soya olabilir. Dolayısıyla, etiket okuyacaksınız ve göreceksiniz ki her yerdeler: Soya unu, soya lesitini, soya proteini, isolate ve isoflavone, bitkisel yağ ve bitkisel protein (ve mısır unu, mısır nişastası, mısır yağı, mısır şurubu, fruktoz, dekstroz ve glukoz, modifye nişasta, kanola yağı ve pamuk yağı.. yani diğer endişelerimiz)

"Biz aslında GDO'lu ürün ithalatını yasakladık" diyorlar, biz de soruyoruz: "o halde adını neden yönetmelik koydunuz?"

"Binde 9 dünyaca kabul edilen standarttır" diyorlar, biz de soruyoruz: "o halde neden Fransa binde 1'e düşürmeye çalışıyor?"

Biz GDO'lu gıdaların yönetilmesini değil, yasaklanmasını istiyoruz.

Yönetmelik ne derse desin, üzerinde GDO'suz yazanı arayın ya da organik ürünü tercih edin.

Düşünün ki raflardaki onca gıdaymış gibi yapan ürün siz satın almazsanız karlılığını yitirecek. Düşünün ki, gıdaymış gibi yapan onlarca kavanoz, kutu ve şişe siz satın almadığınızda üretenlerine birer zarar olarak geri dönecek.

Cebinizdeki o binbir güçlükle kazandığınız paranın alım gücüne güvenin. Onu gerçek gıdaya yatırın.

sokartess
29 11 2009, 12:22
bende diyorum bu spermlerime noluyor. şimdi anlıyorum.

SCIENCETURK
30 11 2009, 13:43
‘GDO’lu gıdalar domuz gribini de tetikliyor’

Türkiye’nİn gündemine bomba gibi düşen Genetiği Değiştirilmiş Organizmaları’nın (GDO), domuz gribi gibi viral hastalıkların tedavisini de engellediği iddia ediliyor. VATAN’a çarpıcı açıklamalarda bulunan Eski Sağlık Bakanlığı Müsteşarı İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Aytun Çıray, GDO’ların bağışıklık sistemimizi çökerttiğini kaydetti. Çıray, şunları söyledi: “Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar (GDO), bağışıklık sistemini tehdit ediyor. Bu konuda yapılmış deneyler var.

Farelerin sindirim sistemlerinde bozulma ve bağışıklık sistemlerinde çökme gibi durumlara yol açtığı kanıtlandı.

GDO’lu tohumlar, örneğin karpuz gibi ürünlerde sırf meyvenin rengi daha koyu daha iyi gözüksün diye kullanılıyor. Antibiyotiklere karşı direnç kazandıran genler koyuluyor.

Uzun yıllardır bir şekilde zaten ülkemize giren bu gıdaların ceremesini yaşıyoruz şimdi. Aslında bütün dünya yaşıyor.

Fransa bu yüzden GDO’ya karşı duruyor.

Domuz gribini yaşadığımız bugünlerde, hasta olan bazı insanlar zatürre oluyor. Neden? Çünkü hastalık daha ilk günlerindeyken alınan antibiyotikler işe yaramıyor. Bu yüzden hastalık daha fazla ilerliyor. Viral hastalıklarda bağışıklık çok fazla önemli. GDO’nun bundaki etkisi inkar edilemez.”

‘Aşının etkisini azaltıyor’

Çıray, GDO’lu gıdaların domuz gribi aşısının gücünü azalttığına da dikkat çekerek, “Yılardır yasal olmayan bir şekilde ülkemize giren, ve nasıl oluyorsa yasal hale gelen GDO’lu gıdalar vücut direncini kırıyor. Zayıflayan vücut antikor geliştirmiyor ve aşı kişiyi olumsuz etkileyebiliyor” dedi.

Cebinizdeki o binbir güçlükle kazandığınız paranın alım gücüne güvenin.
Onu gerçek gıdaya yatırın.

USDA Organic etiketli gıdaları kendimizin ve çocuklarımızın sağlığı için tüketmeye çalışalım.

SCIENCETURK
01 12 2009, 11:34
Türkiyeden GDOlu gıdalarla ilgili sevindirici haber nihayet geldi.Ülkemizde yapılan yönetmelik değişikliği ile GDO'lu ürünler için tüm eşik değerler kaldırılmış, yüzde 0.1 dahi olsa bir üründe GDO tespit edilirse, o ürünün GDO'lu olduğunun belirtilmesi zorunluluğu getirilmiştir.

Ama ne yazikki yaşadığımız Amerikada böyle bir uygulama hala yok.Ve hangi gıdalar GDO lu hangileri GDO suz bilinmiyor.

Cebimizdeki o binbir güçlükle kazandığımız paranın alım gücüne güvenelim.Onu gerçek gıdaya yatıralım.

USDA Organic etiketli gıdaları kendimizin ve çocuklarımızın sağlığı için tüketmeye çalışalım.


Hükümetten 'GDO' rehberi

Yönetmeliği değiştiren hükümet, jet hızıyla broşür de bastırdı. Vatandaşın GDO konusunda merak ettiklerine 14 soruda yanıt veren broşürde, Türkiye'nin AB'den daha ileri düzeyde önlemler aldığı belirtiliyor.

Hükümet, büyük tepki çeken Genetik Yapısı Değiştirilmiş Organizmalı (GDO) ürünlere dönük yönetmeliği değiştirdikten sonra jet hızıyla bir de broşür bastı.

20 Kasım'da yapılan yönetmelik değişikliği ile bir gıdanın GDO'lu olması halinde bunun etiketinde belirtilmesi koşulunu getiren hükümet, bu bilgiyi bastırdığı özel broşürlere de taşıdı.

Bakanlık, bastığı broşürde, GDO'lu ürüne ilişkin tüketiciyi bilgilendirmek üzere etikette 'GDO vardır' ifadesinin yer alacağını bildirdi.

GDO'suz eşdeğer ürüne de 'GDO'suzdur' ibaresinin konabileceğini açıklayan Tarım Bakanlığı, bu yolla tüketiciye seçme şansı verdi. Yine bakanlık, AB'den farklı olarak Türkiye'de bir gıdada yüzde 0.9'un altında bile GDO saptanması halinde o gıdanın 'GDO'lu kabul edileceğini' açıkladı.

14 SORUDA GDO

Tarım Bakanlığı'nın '14 Soruda GDO' başlıklı özel bir broşüründe soya, mısır, pamuk ve kanolada GDO olduğu belirtilerek 'Türkiye'de GDO üretimi yapılmamaktadır' vurgusu yapıldı. Broşürde, kamuoyundaki iddiaların aksine GDO'lu ürün üretimine Türkiye'de izin verilmediği belirtildi.

AB'DE TÜKETİM SERBEST

Broşürde, en çok GDO üretimi yapan ülkeler, 'ABD, Arjantin, Brezilya, Kanada, Hindistan, Çin, Paraguay ve Güney Afrika' olarak sıralandı. AB'de 27 farklı GDO üreten gıda ile yem ithalatı ve tüketiminin tamamen serbest olduğunun altı çizildi.

TÜRKİYE İHTİYATLI

Broşürdeki en ilginç bölüm, GDO'ya ilişkin dünya ülkeleri arasındaki görüş farklılıklarının anlatılması oldu. Dünya ülkelerinin GDO konusunda ikiye ayrıldığı, 'GDO taraftarı ülkeler' ile 'İhtiyatlı yaklaşan ülkeler' olmak üzere iki farklı grubun olduğu vurgulandı. GDO taraftarı ülkeler, 'ABD, Kanada, Arjantin, Avustralya, Brezilya ve Yeni Zelanda' olarak sıralandı. GDO'lu ürünlerin geleneksel gıdalardan farklı olduğunu ve risk taşıdığını düşünen ülkeler ise 'İhtiyatlı yaklaşan ülkeler' olarak tanımlandı. Türkiye'nin aksine AB üyesi ülkelerin bu gruba girdiği ifade edildi.

AB'DEN DAHA İLERİYİZ

Bebek mamalarında GDO bulunmasının ve antibiyotiğe dayalı genleri içeren GDO kullanımının yasaklandığı vurgulanan broşürde 'Türkiye AB'den daha ileri düzeyde tedbirler alınmıştır' denildi.

YÜZDE 0.1 DAHİ OLSA

Broşürde, 'GDO'da eşik değer yapılan bilimsel çalışmalar sonucunda AB tarafından yüzde 0.9 olarak kabul edilmiştir.

Ülkemizde yapılan yönetmelik değişikliği ile GDO'lu ürünler için tüm eşik değerler kaldırılmış, yüzde 0.1 dahi olsa bir üründe GDO tespit edilirse, o ürünün GDO'lu olduğunun belirtilmesi zorunluluğu getirilmiştir' hatırlaması yapıldı.

http://www.aksam.com.tr/2009/12/01/haber/guncel/8325/hukumetten__gdo__rehberi.html

SCIENCETURK
02 12 2009, 10:19
Amerikada ve Türkiyede yaşayan tüm arkadaşlar Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar (GDO) İçeren gıdalardan korunma yöntemleri ile ilgili " Center For Food Safety and Institue " tarafından İngilizce hazırlanmış dosyayı aşağıdaki linkten indirebilirsiniz.

Sizlerden ricam bu dosyayı tüm arkadaşlarınıza ve akrabalarınıza iletmeniz.

Cebimizdeki paranın alım gücüne inanalım ve paramızla gerçek gıdalar satın alalım.

Kendimizin ve ailemizin sağlığı için USDA Organik Etiketli yiyecekler tüketelim.

http://www.seedsofdeception.com/DocumentFiles/144.pdf

“NON-GMO SHOPPING GUIDE-
How to avoid foods made with genetically
Modified organisms (GMOs)”

SCIENCETURK
06 12 2009, 16:18
Gıda Katkı Maddelerinde Durum Nedir?

Gıda Katkı maddelerinden: E101Riboflavin, E150Karamel, E153Carbon black, E160Lycopene, E161Cryptoaxanthin, E306Tocopherol, E307Alpha-tocopherol, E308Gamma-tocopherol, E309Delta-tocopherol, E322Lecithin, E415Xanthan gum, E471Mono ve diglyceridler, E472Mono ve diglyceridlerin acetic acid esterleri, E473Yağ asitlerinin sucrose esterleri, E475Yağ asitlerinin polyglycerol esterleri, E476Polyglycerol polyricinoleate, E479, E491Sorbitan monostearate, E620Glutamic asit, E621Monosodyum glutamte, E622Monopotasyum glutamate, E623Calcium diglutamate, E624Mono amonyum glutamate ve E625Magnezyum diglutamate’ın çoğunluk GDO ‘lu olarak üretildiğini ithalatçılarımızdan, gıda üreticilerimizden ve denetimle yükümlü insanlarımızdan kaç kişi bilmekte ve dikkat etmektedir?

İthal edilen GDO’lu peynir mayaları ne derece kontrol edilebilmektedir?

Konu üzerinde araştırmalarını sürdüren Bilim Kurulları, GDO’lu ürünlerin insanların bağışıklık sisteminde, santral sinir yapısında tahribatlar yapabileceği, mikroplu hastalıklara karşı kullanılcak antibiyotiklerin etkinliğini azaltabileceği, kanser ve allerjik reaksiyonlara neden olabileceği üzerinde ısrarla durmaktadırlar.

Bir ilacın bile insanlar üzerinde yaygın kullanılabilmasi için 20-25 yıllık çalışmalar gerektirdiği halde, henüz 1996 ‘larda ortaya çıkan ve beraberlerinde pek çok rizki taşıyan GDO’lu ürünleri insanlara ,bilgilerinin dışında kullandırmak için gösterilen bu aceleci tavır bütün tüketicileri, sağlık ve denetim birimlerini düşündürmelidir.

GDO’lu bitkiler, doğada yetişen diğer bitkilerden farklı olarak, genomlarında kendi türlerine ait olmayan genleri taşıdıklarından, bu bitkilerin yetiştirildiği ülkelerde, başta sağlık olmak üzere, çevre ve sosyo-ekonomik yapı üzerinde önemli riskler söz konusu olmaktadır.

http://www.gidaraporu.com/genetik-yapisi-degistirilmis-urunler-gdo_g.htm

farhat.12
06 12 2009, 16:21
bende diyorum bu spermlerime noluyor. şimdi anlıyorum.

spermine bir sey oldugunu nasil anladinki ?

SCIENCETURK
08 12 2009, 11:26
GDO'lu gıdalar konusunda kaygılı mısınız? O halde, yapabileceğiniz şeyler var!

Siz de;

GDO'lu ürünlerin insan sağlığı üzerindeki orta ve uzun vadeli sonuçlarının öngörülmesinin olanaksız olduğunu mu düşünüyorsunuz?

Yapılacağı söylenen laboratuvar testlerinin uzun vadeli etkileri tespit edemeyeceğinden kuşku mu duyuyorsunuz?

Marketlerden alacağınız, kendinize, çocuğunuza, annenize, babanıza yedireceğiniz gıdaların, GDO içerip içermeyeceğinden emin olamayacağınızı mı, yapılması vaat edilen laboratuvar testlerinin de yanılma payı olacağını mı düşünüyorsunuz?

GDO'lu gıda üretiminin (diğer biyoteknolojik ürünlerin üretimi gibi) insan sağlığından çok, büyük gıda tekellerinin kârlarını ön planda tutacağından mı kuşkulusunuz?

GDO'lu ürünlerin büyük çoğunlukla kısır tohumlar olduğunu, bunları kullanan çiftçilerin her yıl yeniden tohum almak yoluyla tohum şirketlerine bağımlı hale geldiğini, bu süreçte yerel çeşitlerin de giderek yok olduğunu mu öğrendiniz? Bu tür süreçlerin geçtiğimiz yıllarda Hindistan'da, bir yandan onlarca pirinç çeşidinin tamamen kaybolmasına, diğer yandan çok sayıda çiftçinin intiharına sebep olduğunu mu duydunuz?

GDO'lu ve diğer ticari tohumların, tarımda zaten var olan büyük sermaye egemenliğini güçlendireceğini, küçük ölçekli ve zengin biyoçeşitlilik içeren geleneksel çiftçiliği yok edeceğini mi düşünüyorsunuz?

GDO'lu sebze ve meyvelerden doğal alanlara ve diğer tarım bitkilerine gen kaçışı olduğunu, bunun hem ekolojik denge için, hem de geleneksel sebze/meyve çeşitleri için önemli bir tehdit oluşturduğunu mu öğrendiniz?

Biyoteknoloji ürünü ticari tohumların, yerel şartlara uyum sağlamış doğal ebeveynlerine göre daha gürbüz olmakla birlikte daha zayıf bünyeli olduğunu, bu nedenle toprağa daha fazla müdahale gerektireceğini (böcek ve ot ilaçları, yapay gübreler, derin sürüm, vs.) mi öğrendiniz?

'Şu anda sadece belirli ürünlerde var' denilen genetik müdahalenin, toplumsal tüketim alışkanlıkları ve politik irade değişmediği takdirde, 5-10 yıl sonra hemen her üründe karşımıza çıkacağından mı kaygılısınız?

'Organik ürün' sektörünün büyümesinin belirli olumlu etkileri olsa da, biyoçeşitlilik, sağlıklı gıdaya erişim ve doğa-dostu tarım konularında gerçek bir çözüm getireceğinden kuşkulu musunuz?

O halde, yapabileceğiniz şeyler var!

Gerçek değişim ancak yaşam pratiklerimizi değiştirmemizle mümkün olacaktır. Bizler endüstriyel ürünleri (artık büyük çoğunlukla 'sahte' gıdaları) satın alıp tüketmeye devam ettiğimiz sürece, korkunç bilgiler içeren iletilerimizle zihinlerimizi ve enerjimizi boşuna tüketmiş olacağız! Sahte (ve kimi zaman, zehirli) gıdaları yemeye, yedirmeye de devam edeceğiz!

Evde yapabileceğiniz yiyeceklerin hazırlarından mümkün olduğunca kaçının. Un, şeker, pekmez, yağ, vs. gibi temel malzemelerin mümkün olduğunca doğal ve sağlıklı olanlarını tercih edin.

Cebimizdeki paranın alım gücüne inanalım ve paramızla gerçek gıdalar satın alalım.

Kendimizin ve ailemizin sağlığı için USDA Organik Etiketli yiyecekler tüketelim.

SCIENCETURK
11 12 2009, 11:33
GDO'LU GIDA İSTEMİYORUZ

26 Ekim 2009 günlü Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Yönetmeliği, sağlıkçılardan, STK'lara, bilim adamlarından, Herbalistlere ve sokaktaki vatandaşa kadar eleştirmeye kalmadı. Genetik mutasyona uğratılmış ürünlerin hangi ürünün içeriğinde bulunup bulunmayacağının bile etikette yazılmasını yasaklayan Yönetmelik, zaten gıda konusunda büyük şüpheler taşıyan kamuoyunu daha da öfkelendirdi.

Özellikle İsrail ve ABD'de yoğunlaşan gen teknolojisi konusundaki Batı dünyası, bu ısrarına her ne kadar "Afrika'daki açlar için" klişesi ile yanıt verse de asıl sebep, çok uluslu şirketler için çok daha büyük paralar kazandıracak bir teknik olması. Fare ve karga gibi çok sayıda bulunan ancak yenilmeyen hayvanlara tavuk ve sığır geni monte ederek elde edilecek protein değerleri ve tatları değiştirilmiş gıdalardan büyük paralar elde etmeyi hedefliyorlar. Ancak uzun vadede ve üçüncü nesilleri etkileyecek yüzlerce sağlık sorununun çıkma ihtimalini göz ardı ediyorlar.

1500'ün üzerinde GDO'lu ürün var

Tarım ve Köyişleri Bakanlığı tarafından hazırlanan "Gıda ve Yem Amaçlı Genetik Yapısı Değiştirilmiş Organizmalar ve Ürünlerinin İthalatı, İşlenmesi, İhracatı, Kontrol ve Denetimine Dair Yönetmelik" tepki çekmeye devam ediyor. Her kesimden bilim adamı, sivil toplum temsilcisi ve uzmanlar, uzun dönemde insana vereceği tahribatın test edilmediği genetik mutasyona uğramış ürünlerin, tabiatın ve insanın dengesini bozacağı konusunda birleşiyor.

Türkiye, "Gıda ve Yem Amaçlı Genetik Yapısı Değiştirilmiş Organizmalar ve Ürünlerinin İthalatı, İşlenmesi, İhracatı, Kontrol ve Denetimine Dair Yönetmelik" konusunda düzenleme yapacağını, 2000 yılında Cartegena Protokolu'nu imzalayarak taahhüt etmiş. Böbrek yetersizliğinden kısırlığa kadar birçok hastalığa yol açtığı ifade edilen GDO'lu ürünlerin, binlerce farklı ürün içinde tüketileceği ve ürünlerin ambalajlarında, içeriğinde GDO bulunup bulunmadığının yazılmayacak olması da yönetmeliğe duyulan öfkeyi artırıyor. Yönetmelik, ürünlerin ambalajında 'Bu ürün GDO'lu veya bu üründe GDO'lu gıda kullanılmamıştır' yazılmasına bile yasak getiriyor. 1500'ün üzerinde gıda maddesinde katkı olarak kullanılan GDO'ları, çikolatadan meşrubata kadar birçok üründe katkı maddeleri yoluyla tüketeceğiz ve tükettiğimizi bilmeyeceğiz.

120 milyon hektar arazi GDO'lu

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Ziraat Fakültesinden GDO'lu ürünlerle ilgili yönetmelik hakkında yapılan yazılı açıklamada, "Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar" serüveninin, ilk kez 1994 yılında ticari olarak patentlenen domates ile başladığı hatırlatılarak, bu tarihten itibaren başta Amerika kıtası olmak üzere genetiği değiştirilmiş bitkilerin dünyada ekilişinin hızla arttığı ve günümüzde 120 milyon hektarın üzerine çıktığı kaydedildi.

GDO'lu ürünlerin etiketlenmesi konusu da kamuoyunda yoğun olarak tartışma konusu yapıldı. Yönetmeliğe göre yüzde 0,9'un altında GDO'lu ürün içeren ürünlerin etiketlenmesine gerek olmaması kişilerin ne tükettiğini bilme hakkının elinden alınması anl***** geliyor.

Bu nedenle ne kadar GDO'lu ürün içerdiğinin yanında genin kaynağı ve genin ne amaçla aktarıldığının da etikette açıkça ve herkesin anlayacağı şekilde belirtilmesi gerektiği kaydediliyor.

GDO'lu ürünler yönetmeliğiyle ilgili bir diğer kaygı da, bu ürünlerin denetlenmesi. bilim adamları GDO'lu ürünlerin denetiminde bilimsel ve teknik konular için oluşturulacak komitenin üyelerinin seçiminin bakanlık tarafından yapılmasını ve bu üyelerin bağımsız kişilerden oluşmasını istiyor.

Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi Genel Başkanı Kemal Özer ise yangından mal kaçırırcasına çıkarılan GDO Yönetmeliğine büyük öfke duyuyor.

Bugün dünyada her yıl açlık sınırının altında yaşayanların tümünü birkaç yıl doyuracak miktarda üretim fazlası olduğunu söyleyen Özer, "Dünyanın 170 milyon ton buğday, 90 milyon ton pirinç fazlası varken, hala açlıktan söz edilmesi göstermektedir ki sorun; GDO için zorunluluk olarak gösterilen eksik üretim değil adil paylaşımdadır" diye konuşuyor.

Kısırlığa yol açıyor

"GDO'lar üretilirken her bir genetik değişiklikte 8 kimyasal madde kullanılıyor ve vücut tarafından sindirilemeyen bu ürünlerin böbrek yetersizliği ve kısırlığa yol açtığı ifade ediliyor.

Margarin konusunda da başlangıçta bilinemeyen zararlar, 100 yıl sonra getirilen yasaklarla ortaya çıktı. GDO'lu ürünler özellikle üçüncü nesilleri etkilemektedir. Genetiği bozulmuş ürünlerden vazgeçmek için de margarinde olduğu gibi bir 100sene daha mı bekleyeceğiz?"

Uzun dönemde geri getirilmez zararları olabilir

Genetik mutasyonların geri dönüşü olmayacağını söyleyen Gıda Mühendisi Özlem Bacak, "GDO'lu ürünler tüketildiğinde genetiği bozulmuş hücreler kana karışmakta ve vücudun uzun dönemde bu ürünlerle nasıl varyasyonlar oluşturacağı şu an için büyük bir soru işareti olmaya devam etmektedir. Yönetmelikte çeşitli maddelerde yer alan acil önlem planlarının hiçbiri zararları yok etmez, sağlığı geri getirmez, çevrenin bozulan dengesini düzeltmez" diye konuşuyor.

Gerekli kontrollerin uzmanlar tarafından sıkı takibi yapılacağından dolayı şüpheye gerek olmayacağına dair teorik açıklamalara itimat etmeden önce, kontrollü bir yetiştiricilik ya da ithalattan bahsetmek için Türkiye'nin kontrol başarısının masaya yatırılmasının şart olduğunu ifade eden Bacak şöyle konuşuyor, "Böyle hassas bir konuda AB örnekli açıklamalar Türkiye için realite olamaz çünkü Türkiye'de bir hemşeri, ağabey ve dayı realitesi vardır.

Tarım Köy işlerinin sık sık yaptıklarını iddia ettikleri kontrollere rağmen fırın, pastane gibi yerlerin hijyenden ve standartlardan ne kadar uzak olduğunu görüyoruz. GDO konusunun hijyen konusu ile kıyaslanamayacak kadar riskli ve önemli olduğunu da göz önünde bulundursak kontrol ile düzenlenmiş ve korunmuş bir yönetmeliğe karşı şüphelenmez hale gelmemiz mümkün değildir."

Geleceğimiz, 4 şirketin insafına terk edildi

"Genetiği değiştirilmiş ürünlerin ülkemizde üretilmesi ve tüketilmesine izin veren yönetmelik, Türkiye'nin bağımsızlığını dört şirkete terk etmektir. Türkiye, 26 Ekim'de yayınladığı GDO yönetmeliği ile geleceğimizi, genetik tohum üretici ve pazarlayıcısı Monsanto, DuPont, Pionerr, Syngenta, Bayer ve Hazera gibi uluslararası şirketlerin insafına terk edilmiştir. GDO, başta ülkemiz olmak üzere tüm dünyada tümüyle yasaklanması gereken bir belâdır. Çünkü GDO, insanlar ve diğer tüm canlıların sağlığını güvenliğini ve geleceğini ve hürriyetlerini tehdit etmektedir."

MİLLİ GAZETE - 9 KASIM 2009 PAZARTESİ

Cebimizdeki paranın alım gücüne inanalım ve paramızla gerçek gıdalar satın alalım.

Kendimizin ve ailemizin sağlığı için USDA Organik Etiketli yiyecekler tüketelim.

SCIENCETURK
17 12 2009, 08:30
GDO'lu ürün üretene 10 yıl hapis

Türkiye gündemini uzunca süre meşgul eden genetiği değiştirilmiş organizmalara (GDO) ilişkin yasal düzenleme Meclis Başkanlığı'na sunuldu.

GDO ve ürünlerine yönelik maddeleri içeren Biyogüvenlik Kanunu Tasarısı ülke içerisinde üretim yapılmasını yasaklıyor. GDO ve ürünlerinin transit geçişinde her bir geçiş için bakanlıktan izin alınmasının zorunlu hale getirildiği düzenlemeye göre genetiği değiştirilmiş bitki ve hayvanları çevreye serbest bırakan veya üretenlere 5 yıldan 10 yıla kadar hapis cezası verilecek. Bin 500 günden 2 bin 500 güne kadar adli para cezası kesilecek.

GDO'lu ürünlerin üretimi nedeniyle zarar meydana gelmesi halinde ise verilecek hapis cezası yedi yıldan ve adli para cezası da iki bin günden az olmayacak. Bu tür zararların tazmin edilmesini talep hakkı, zarar görenin, zarardan veya zarar vereni öğrenmesinden itibaren 2 yıl ve zararı doğuran olayın meydana gelmesinden itibaren 20 yıl sonra düşecek. Bu ürünlerin Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu kapsamında düzenlenen suçlara konu olması halinde, söz konusu kanunda öngörülen cezalar iki katına kadar artırılarak uygulanacak.

Biyogüvenlik Kurulu'nda biri üniversite diğeri meslek örgütünden olmak üzere iki temsilcinin bulunması zorunlu olacak. 3 yıllık süre için, ilgili bakanlar tarafından belirlenen toplam 9 üyeden oluşacak Kurul'un başkanı, bakan tarafından belirlenecek.

Tasarıya göre, GDO ve ürünleri ile ilgili faaliyetlerde bulunanlar, izin almış olsalar dahi, insan, hayvan ve bitki sağlığı ile çevrenin ve biyolojik çeşitliliğin korunması, sürdürülebilirliğinin sağlanmasına karşı oluşan zararlardan sorumlu olacak. Sorumluluk, zarar oluşmasa dahi geçerli olacak. GDO ve ürünlerini piyasaya süren, ticari olarak işleyen, dağıtan ve pazarlayanlar meydana gelebilecek zararlar ve bunlara ilişkin sorumluluklar hakkında birbirlerini bilgilendirmek zorunda olacak.

200 bin liraya kadar para cezası

GDO ve ürünlerinin kurul tarafından piyasaya sürme kapsamında belirlenen amaç ve alan dışında kullanılmasıyla, ithalatı ve ülke içinde dağıtımı sonucunda bir zarar meydana gelmesi halinde verilecek hapis cezası 5 yıldan, adli para cezası bin 500 günden az olamayacak. GDO ve ürünlerini kurul kararlarına aykırı olarak kullananlara veya kullandıranlara 2 yıldan 4 yıla kadar hapis cezası, 500 günden bin güne kadar adli para cezası verilecek. Kurul kararlarına aykırı olarak kullanım sonucunda bir zarar meydana gelmesi halinde verilecek hapis cezası 3 yıldan ve adli para cezası 750 günden az olamayacak.

Tarım ve Köyişleri Bakanlığı'na yapılacak başvurularda gerçeğe aykırı beyanda bulunanlar 2 yıldan 4 yıla kadar hapis cezası alacak. Bazı fiillerin tüzel kişinin faaliyeti kapsamında işlenmesi durumunda tüzel kişiye fiilin ağırlığına göre yüz bin liradan iki yüz bin TL'ye kadar idari para cezası verilecek.

Tarım Bakanlığı Danıştay'ın GDO kararına itiraz etti

Danıştay 10. ve 13. daireleri müşterek heyetinin GDO'lu ürünlerle ilgili yönetmeliğin bazı maddelerin yürütmesinin durdurulmasına yönelik kararına Tarım Bakanlığı'ndan itiraz geldi. Mahkemenin karar için dün İdari Dava Daireleri Genel Kurulu'na başvuruda bulunuldu. Edinilen bilgilere göre 18 sayfadan oluşan gerekçede kararın hukuka uygun olmadığı vurgulandı. Bir vatandaş, 26 Ekim 2009 tarihli "Gıda ve Yem Amaçlı Genetik Yapısı Değiştirilmiş Organizmalar ve Ürünlerinin İthalatı, İşlenmesi, İhracatı, Kontrol ve Denetimine Dair Yönetmelik"in iptali ve öncelikle 11. ve 20. maddelerinin yürütmesinin durdurulması istemiyle Danıştay'da dava açmıştı.

Cebimizdeki paranın alım gücüne inanalım ve paramızla gerçek gıdalar satın alalım.

Kendimizin ve ailemizin sağlığı için USDA Organik Etiketli yiyecekler tüketelim.

SCIENCETURK
17 12 2009, 09:16
Ortak Bilinç Ortak Dayanışma
Arkadaşlarım;

AKP hukumetinin meclise gonderdigi biyoguvenlik yasasina gore belli
Eşiğin altındaki üründe 'GDO'ludur' ibaresi yer almayacak.

Böylece genetiğiyle oynanmış gıda ürününe eşik değer By-pass'ı gelmiş oluyor. Hükümetin Meclis'e gönderdiği 'Biyogüvenlik Yasa Tasarısı'na göre belli bir eşik değeri aşan ürünler GDO'lu olarak kabul edilip etiketlenecek. Eşiğin altındaki üründe 'GDO'ludur' ibaresi yer almayacak.

Oysa; Tarım ve Köyişleri Bakanlığı iptal edilen GDO Yönetmeliği'nde, 'eşik değer' tanımına yer vermiyordu. Bir ürünün GDO'lu sayılması için içeriğinde hangi oranda GDO'lu katkı maddesinin yer alması gerektiğini ortaya koyan 'eşik değer', yönetmelikte tanımlanmamıştı.

Bakanlık, bu durumu överek, 'GDO'da eşik değer, yapılan bilimsel çalışmalar sonucunda AB tarafından yüzde 0.9 olarak kabul edilmiştir. Ülkemizde yapılan yönetmelik değişikliği ile GDO'lu ürünler için tüm eşik değerler kaldırılmış, bir üründe yüzde 0.1 oranında GDO tespit edilse dahi, o ürünün GDO'lu olduğunun belirtilmesi zorunluluğu getirilmiştir' diyordu.

Bu durumu protesto etmek ve ailemizle birlikte gelecek nesillerimizide koruyabilmek için aşağıda bu konuda yazan gazete yazarlarımızın e-maillerine
aşağıda kaleme aldığım yazıyı göndermenizi rica ediceğim.

Lütfen hep birlikte GDOlu gıdaların Türkiyede kullanılmasına karşı çıkalım ve e-maillerimizi aşağıda e-mail adresleri verilen yazarlara atalım.Unutmayalımki konu çocuklarımızın sağlığı ve ülkemizin geleceğidir.

mmunir@milliyet.com.tr
t.akyol@milliyet.com.tr
h.pulur@milliyet.com.tr
can.dundar@e-kolay.net
serefoguz@sabah.com.tr
catakli@gazetevatan.com
ndogru@gazetevatan.com
hcelalguzel@yahoo.com
burhan.ayeri@aksam.com.tr
necati.ozfatura@tg.com.tr
yurtsan.atakan@aksam.com.tr
rturan@hurriyet.com.tr
akatas@bilgi.edu.tr
ahmethakan@hurriyet.com.tr
fcekirge@hurriyet.com.tr
rauftamer@posta.com.tr
mehmetyilmaz@hurriyet.com.tr
eardic@sabah.com.tr
r.erduran@superonline.com.tr
nazli.ilicak@sabah.com.tr
mbarlas@sabah.com.tr
hasmet.babaoglu@sabah.com.tr
ahmetaltan111@gmail.com
nabi.y@superonline.com
mine.gokce@wanadoo.fr
ismail.kucukkaya@aksam.com.tr
atilgan.bayar@aksam.com.tr
mine.gokce@wanadoo.fr
gmengi@gazetevatan.com
mmutlu@gazetevatan.com
rmengi@gazetevatan.com

Bu yaziyi copy-paste yapip üstte e-mail adresleri verilen gazetecilere e-mail gönderebilirsiniz.

Türkiyede GDO lu gidalarin zararlari hakkinda gorus bildiren, halki bilgilendiren,cocuklarimizin ve gelecek nesillerimizin sagligi icin bizler kadar tedirgin olan siz degerli gazeteci-yazar arkadaşlarımız; AKP hukumetinin meclise gonderdigi son biyoguvenlik yasasina gore belli eşiğin altındaki üründe 'GDO'ludur' ibaresi yer almayacak denilmiştir.Bu resmen tüketici haklarına tecavüzdür.Ailemizin ve gelecek nesillerimizin sağlığı için biz Türk Halkı olarak bir üründe yüzde 0.1 oranında GDO tespit edilse dahi, o ürünün GDO'lu olduğunun belirtilmesi zorunluluğunun getirilmesini istiyoruz.Bizim ve cocuklarimizin yedigi seylerin ne oldugunu bilmemizin halkın en doğal hakkı olduğunu düşünüyoruz.Kendimizi, gelecek nesillerimizi, cocuklarimizi
Kendi ellerimizle zehirlememiz istenmektedir ki, biz Türk HalkI olarak buna karşıyız ve her zaman karşı duracağız.

Saygilarimizla,

Adiniz Soyadiniz


Sizlerden bir ricamda bu konu hakkinda bu dosyada belirttigim Ingilizce-Turkce alintilari tum dost-arkadas-akrabalariniza gondermeniz ve onlari bu konuda bilgilendirip bilinçlendirirken ayni zamanda bu gazetecilere GDO lu gidalara karsi olduklarini e-maillerle belirtmelerini istemeniz.

Not: Tüm e-mailleri copy-paste yapıp tum yazarlara sadece bir e-mailde mailinizi gonderebilirsiniz

UNUTMAYALIMKİ HER MİLLET LAYIĞINA GÖRE YÖNETİLİR.

Konu ile ilgili link:
http://www.aksam.com.tr/2009/12/17/haber/ekonomi/4550/urun_yonetmeligi_iptal_edildi_gdo_ya_esik_deger_ge liyor.html

SCIENCETURK
20 12 2009, 10:15
Domuz gribi aşısında 'GDO' iddiası

Prof. Dr. Mustafa Akçelik, domuz gribi aşısında genetiği değiştirilmiş organizma olduğunu belirtti.

Ankara Üniversitesi Biyoteknoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mustafa Akçelik, domuz gribi aşısının genetiği değiştirilmiş organizma olduğunu belirterek, "Düşük risk grubuna giren bu tür GDO’lu ürünlerin kullanımı sonucunda ortaya çıkacak sonuçların da ne olacağı bilinmiyor" dedi.

KÜLTURÇEV tarafından "GDO’muz" başlığı altında düzenlenen panelde konuşan Ankara Üniversitesi Biyoteknoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Akçelik, GDO’lu ürünlerin yüksek risk içeren ve düşük risk içeren adı altında iki gruba ayrıldığını, gıda ve tarımsal ürünlerin yüksek risk içeren grupta bulunduğunu belirtti.

Ağırlıklı olarak da bu grubun kamuoyunun gündeminde tutulduğunu fakat düşük risk adı altında toplanan ve risk olduğu kabul edilmeyen grupta ise alkoller, renklendiriciler, aromalar, antibiyotikler, insilin birçok ilaç, peynir ve yoğurt mayalarının genetik olarak düzenlenmiş organizmaları olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Akçelik, "Üretilen ilaçların yüzde 80’i genetiği düzenlenmiş organizmalardan üretilmekte. Ayrıca domuz gribi aşısı da genetiği düzenlenmiş organizma. Düşük risk taşıyan grupta bulunanların kullanımı sonucunda ortaya çıkacak sonuçların ne olacağı da bilinmiyor" dedi.

Dünyayı doyuracak kadar gıdanın fazlasıyla mevcut olduğunu ancak adil olmayan dağıtım yüzünden açlık sorunun yaşandığını belirten Prof. Dr. Akçelik şöyle devam etti:

"Evrimin ana teorisi, aynı zamanda, aynı mekanda canlıların birlikte verimleşmesidir. Oysa genetiği değiştirilmiş organizmalar bir milyon yılda yapacakları evrimi birkaç ayda yapmaktadır, bu da evrim üzerimde olumsuz sonuçlar doğuracaktır. İnsanını genetik yapısı da kök hücre çalışmalarıyla bozulmaktadır. Tüm canlıların birlikte evrim geçirmesi zaruridir." (anka)

http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetay&ArticleID=970267&Date=20.12.2009&CategoryID=118

Cebimizdeki paranın alım gücüne inanalım ve paramızla gerçek gıdalar satın alalım.

Kendimizin ve ailemizin sağlığı için USDA Organik Etiketli yiyecekler tüketelim.

SCIENCETURK
31 12 2009, 17:08
GDO'nun zararları neler?

Genetiği değiştirilmiş gıdalar insanların sağlığını ne yönde etkiliyor?


GDO konusunda yayınlanan birçok araştırması olan mikrobiyolog ve Amerika’daki Maharishi Yönetim Universitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. John Fagan, GDO’lu ürünlerin solunum bozukluğu, ciltte kızarıklıklar, nezle, göz neslesi, baş ağrısı gibi allerjik tepkilere neden olduğunu, hatta hatta şok etkisine yol açarak ölüme bile neden olduğunu söyledi.

Ancak çok uluslu şirketlerin GDO’yu yaygınlaştırmak istediğini vurgulayan Fragan, “Tarım ilaçlarını pazarlamak için sıkıştırdıkları gibi GDO’lu tohum satmak için de Türkiye, Afrika ve Asya’da bunu yaygınlaştırmak için çaba harcıyorlar. Hindistan’da patlıcana da dahil etmek isteniyor. Türkiye’de, önce soya ve mısır, sonra hepsine dahil etmek isteyeceklerdir” dedi.

Hangi ürünler GDO'lu?

GDO konusunda yayınlanmış birçok araştırması olan mikrobiyolog ve Amerika’daki Maharishi Yönetim Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. John Fagan, GDO’lu ürünlerle ilgili ANKA’nın sorularını yanıtladı.

Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar (GDO), genetik mühendisliği müdahale yöntemiyle, bitkiler, bakteriler, virüsler ve hayvanlardan alınan genin birleştirilmesi sonucunda, yeni bir gen ortaya çıkartılması olduğunu hatırlattı. Bu birleşik genin kontrol dışı olduğunu, ne gibi sonuç yaratacağının hiç bilinmediğini vurgulayan Fragan, “Bir tek gen dahil etmenin bütün bitki üzerindeki tüm sonuçlarını, doktorası da olsa, profesör de olsa, Nobel Ödüllü de olsa kimse tahmin edemiyor. Dışarıdan hücreye eklenen genin, DNA’nın neresine nasıl yapışacak o bilinmiyor ve kontrol altına alınamıyor” dedi.

-ABD’DE 37 KİŞİ ÖLDÜ, 5 BİN KİŞİ HASTA-

Hücresine yapay gen eklenen bir bitkinin, metabolik düzeyde etkilendiğini, bu durumun doku ve organizmalarda değişikliğe neden olduğunu söyleyen Fragan, “Bu bitkinin besin değerini düşürüyor” dedi.

Bu bitkileri yediği taktirde insan sağlığına da zarar verdiğinin altını çizen Fragan, “Bir besin, genetiği değiştirildiği zaman yeni bir protein yaratıyor. Bu yeni proteinler alerji yaratabiliyor.

Mesela GDO’lu patates yiyorsunuz, yeni bir protein var ve alerjik tepkiler yaratacak vücutta. Solum bozuklukları, cilt bozuklukları, kızarıklıklar, nezle, göz nezlesi, sindirim sisteminin bozulması, dokuların sağlıksızlaşması, tipik tepkilerden bazıları. Başınız ağrıdı mesela, yediğin mısırdan mı, başka birşeyden mi bilemiyorsun? Çünkü ne yediğin beli değil” dedi.

Genetiği değiştirilmiş bakterilerin, zehirli bir bileşik de oluşturarak daha kuvvetli alerjik tepkilere neden olabildiğini, ani şok yaratarak ölüme bile yol açabildiğine dikkat çeken Prof. Dr. Fragan, bu zehirli etki ile ABD'de 37 kişinin öldüğünü, 5 bin kişinin de hastalandığı bilgisini verdi.

-HİNDİSTAN’DA PATLICANA, TÜRKİYE’DE HERŞEY İÇİN SIKIŞTIRILIYOR-

GDO ile dünyada Amerikalı, İsviçreli, Alman asıllı dev şirketlerin ilgilendiğini, dünyadaki GDO’ların yüzde 96’sının 5 ülkede imal edildiğini, bu ülkelerin ABD, Kanada, Avustralya, Brezilya ve Arjantin olduğunu, pamuk eklendiğinde Çin ve Hindistan’ın da bu ülkelere dahil edildiğini söyleyen Fragan, “Bu şekilde bakıldığında sadece 7 ülkede imal ediliyor” dedi. GDO’lu ürünlere dünyada en çok soya fasulyesi, mısır, kanola ve pamuk da rastlandığını, Amerika’da kabak ve domates de olduğunu, Havai’de Papaya bitkisinde bulunduğunu, Hindistan’da patlıcana da dahil etmek istendiğini açıkladı. GDO taraftarlarının, “Türkiye bunu kabul etmezse, dünyanın gerisinde kalır” sözünün gerçeği yansıtmadığını, GDO’yu sadece 7 ülkenin kabul ettiğinin altını çizen Fragan, şunları söyledi:

“Gerçek bu değil. Bu ticari amaçla yapılan, etkili olmayan, hatta bu çağda yapılmaması gereken bir teknoloji. Batı’da genel olarak kabul edilmeyen bir teknoloji. Tarım ilaçlarını pazarlamak için nasıl sıkıştırıyorlarsa, bunun için de Türkiye, Afrika, Asya’da bunu yaygınlaştırmak için çaba harcıyorlar. Türkiye’de hepsine dahil etmeyi isteyeceklerdir. Önce soya ve mısır, sonra hepsine.”

-GDO’YA ULUSAL GÜVENLİK İÇİN DE DİKKAT-

GDO’lu tohum verildiğinde çiftçilerin, geleneksel tohumları bir kenara bıraktığını, bu tohumların 1 yıl beklediği zaman öldüğünü ve kullanılamaz hale geldiğini vurgulayan Fragan, “Tarım için kullanılan tohumları Türk çitfçileri kontrol edemezse, besin üzerindeki kontrol elden kaçar. Gıda güvenliği kalmaz. Bu sadece gıda güvenliği değil, uluslal güvenlik meselesidir ve çok ciddi bir sorundur” uyarısında bulundu.

Türkiye’de GDO’lu ürünlere izin vermeye eğilimli, zayıf bir yasa çıkartıldığını, ancak insanların buna kuvvetli bir tepki gösterdiğini ve bunun üzerine hükümetin tekrar gözden geçirdiğini hatırlatan Fragan, “Umut ediyorum ki Türk halkını bunlardan koruyacak daha kuvvetli bir yasa çıkacaktır” dedi.

Avrupa’da yasa gereği, GDO’lu ürünlerin üzerine etiket konmak zorunda olduğunun altını çizen Fragan, “Türkiye’de çıkartılacak yeni yasada bu şartı koşmak zorunda ki ona göre insanlar alsın, ya da almasın” dedi.

-GDO’DAN KAÇINMAK İÇİN GIDALARIN ETİKETİNİ OKUYUN-

GDO’lu ürünlerin bakarak anlaşılacak bir durum olmadığını, ancak soya ve mısır katkı maddesi olarak, keklere, bisküvilere, şekerlere ve birçok gıda maddesine sıçradığını söyleyen Fragan, tüketicilere, “Yediğiniz şeylerin etiketini okuyun. Mısır, soya varsa, pamuk yağı varsa veya kanola varsa o zaman risk var demektir. En güvenlisi organik yiyin. Güvendiğiniz yerlerden gıdayı alın. Mümkünse güvendiğiniz tarlalardan, çiftçilerden alışveriş yapın” tavsiyesinde bulundu.

http://haber.gazetevatan.com/haberdetay.asp?detay=GDOnun_zararlari_neler&tarih=31.12.2009&Newsid=279220&Categoryid=41

Cebimizdeki paranın alım gücüne inanalım ve paramızla gerçek gıdalar satın alalım.

Kendimizin ve ailemizin sağlığı için USDA Organik Etiketli yiyecekler tüketelim.

SCIENCETURK
31 12 2009, 17:23
Ortak Bilinç Ortak Dayanışma

Arkadaşlarım;

AKP hukumetinin meclise gonderdigi biyoguvenlik yasasina gore belli
Eşiğin altındaki üründe 'GDO'ludur' ibaresi yer almayacak.

Böylece genetiğiyle oynanmış gıda ürününe eşik değer By-pass'ı gelmiş oluyor. Hükümetin Meclis'e gönderdiği 'Biyogüvenlik Yasa Tasarısı'na göre belli bir eşik değeri aşan ürünler GDO'lu olarak kabul edilip etiketlenecek. Eşiğin altındaki üründe 'GDO'ludur' ibaresi yer almayacak.

Oysa; Tarım ve Köyişleri Bakanlığı iptal edilen GDO Yönetmeliği'nde, 'eşik değer' tanımına yer vermiyordu. Bir ürünün GDO'lu sayılması için içeriğinde hangi oranda GDO'lu katkı maddesinin yer alması gerektiğini ortaya koyan 'eşik değer', yönetmelikte tanımlanmamıştı.

Bakanlık, bu durumu överek, 'GDO'da eşik değer, yapılan bilimsel çalışmalar sonucunda AB tarafından yüzde 0.9 olarak kabul edilmiştir. Ülkemizde yapılan yönetmelik değişikliği ile GDO'lu ürünler için tüm eşik değerler kaldırılmış, bir üründe yüzde 0.1 oranında GDO tespit edilse dahi, o ürünün GDO'lu olduğunun belirtilmesi zorunluluğu getirilmiştir' diyordu.

Bu durumu protesto etmek ve ailemizle birlikte gelecek nesillerimizide koruyabilmek için lütfen hep birlikte GDOlu gıdaların Türkiyede kullanılmasına karşı çıkalım ve e-maillerimizi Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Sayın Recep Tayyip Erdoğana aşağıda kaleme aldığım e-maili gönderelim.

Unutmayalımki konu çocuklarımızın sağlığı ve ülkemizin geleceğidir.

Sn. Recep Tayyip Erdoğan;

AKP hükümetinin meclise gonderdigi son biyoguvenlik yasasına göre belli eşiğin altındaki üründe 'GDO'ludur' ibaresi yer almayacak denilmiştir. Bu resmen tüketici haklarını ihlaldir. Ailemizin ve gelecek nesillerimizin sağlığı için biz Türk Halkı olarak bir üründe yüzde 0.1 oranında GDO tespit edilse dahi, o ürünün GDO'lu olduğunun belirtilmesi zorunluluğunun getirilmesini istiyoruz. Bizim ve cocuklarimizin yedigi seylerin ne oldugunu bilmemizin halkın en doğal hakkı olduğunu düşünüyoruz. Bu yasa ile kendimizi, gelecek nesillerimizi, cocuklarimizi kendi ellerimizle zehirlememiz istenmektedir ki, biz Türk Halkı olarak buna karşıyız ve her zaman karşı duracağız.

Saygilarimizla,

Adiniz Soyadiniz

bimer@basbakanlik.gov.tr

Sizlerden bir ricamda bu konu hakkında bu dosyada belirttigim Ingilizce-Türkçe alintilari tum dost-arkadas-akrabalariniza gondermeniz.

UNUTMAYALIMKİ HER MİLLET LAYIĞINA GÖRE YÖNETİLİR.

SCIENCETURK
09 01 2010, 19:07
GDO’lu ürünler, erkekleri kadınlaştırır mı?

Açık söyleyeyim: Bu konu yeni yeni gündeme gelmiş olsa da, taa 2004’ten bu yana gerek “hormonlu”, gerek “Frankeştayn gıdalar” olarak bilinen “GDO’lu ürünler” konusunda çok yazı yazdım...

Hatta; konunun önemine dikkat çekebilmek için, “hormonlu erkek”ler yüzünden “hamile kalamayan kadınlar”dan söz ettim...
Şimdi, daha ilerisini söylüyorum:

“Hormonlu ve GDO’lu gıdalar yüzünden, erkeklerdeki sperm sayısı daha da düşecek ve genetik yapıları değişime uğrayan erkekler, gittikçe kadınlaşacak!..”
İnanın abartmıyorum;

“Erkeklik hormonları”nın azalması sebebiyle “yumurtayı dölleme” imkânı kalmayacak!..

O kadar ki; “erkeksi” hormonların yerini “kadınsı” hormonlar alacak!.. Ve tabiî, ortalık da; “bay” görünümlü “gay”lerden geçilmeyecek!..

Peki, bunlara yol açacak “GDO” nedir?
Bilmeyenler için aktaralım:

Genleri bir canlıdan alıp başka bir canlıya nakletme sonrası ortaya çıkan ürüne ‘Genetiği Değiştirilmiş Organizma’ (GDO) deniyor.

GDO karşıtlarınca, ‘Frankeştayn gıda’ olarak tanımlanan GDO’lu ürünler, yapılan testlere göre antibiyotiklere karşı direnç, ağır alerji, organlarda küçülme, kan biyokimyasında bozulma, boy ve tartı eksikliği, kısırlık ve ölü doğum oranında ciddi artışlara yol açıyor.

Türkiye’de insanlar farkında olmadan GDO’lu ürün tüketiyor. Uzmanlar, özellikle ithal edilen mısır ve soyanın kullanım alanları düşünüldüğünde, şu anda raflarda yer alan en az 900’e yakın üründe GDO’ların kullanıldığını belirtiyor.

Soya; sucuk, salam, sosis, köfte, pizza, hamburger, et suyu tabletlerinde, fındık fıstık ezmesi, süt tozu, mısır ile mısırdan elde edilen nişasta bazlı şekerle üretilen ürünlerde, bebek mamalarında ve hazır çorbalarda kullanılıyor.
ODTÜ’de yapılan bir çalışma ise 28 domatesten 22’sinin GDO’lu olduğunu gösteriyor.

Tabiî, “GDO’lu ürünler” konusunda, “elebaşı ülke”nin İsrail olduğunu gözden ırak tutmayalım... Çünkü İsrail; sadece “tohum”larla değil, “tavuk”ların genleriyle bile oynadı...

Birkaç yıl önce, televizyonlarda görüntüler vardı...
Ortalıkta, “tüysüz tavuk ve horoz”lar dolaşıyordu!.. Çıplak vücutlarını “güneşin yaktığı” zavallı hayvanlar, “gölgeye kaçmaya” çalışıyordu!..

GDO ile genleriyle oynanıp tüysüz üretilen ve güneşten kaçan zavallı kümes hayvanları

Hâl bu iken;

GDO’lu ürünlerin “sperm sayısı”nı düşürdüğünü ve “kısırlığa” yol açtığını bile bile, Başbakan Tayyip Erdoğan böyle bir cinayete izin verir mi?..

Hele de o Başbakan, “En az 3 çocuk” diyorsa!..

Hele söyleyin;
“En az 3 çocuk” diyen bir adam, öte yandan GDO’lu ürünlere geçit verir mi?..
Olur mu böyle bir saçmalık?..

GDO, EROİNDEN DAHA BETER!
Bana göre;
“Genetik yapısı değiştirilmiş” tohumlar, en az “uyuşturucu” kadar, yani “esrar” ve “eroin” kadar tehlikeli!..

Ha “eroin” zehirlemiş, ha bu tohumlar!..

Hatta, “eroin”den daha tehlikeli...
İşte bu yüzden, genetiği değiştirilmiş bu ürünlere “Frankeştayn gıdalar” deniliyor ya!..

Nasıl denilmesin ki;

Frankeştayn gıda olarak nitelendirilen GDO’lar, kolera bakterisi geni taşıyan yonca, akrep geni taşıyan pamuk, tavuk genli patates, balık veya domuz genli domates gibi gıdalar şeklinde karşımıza çıkıyor.

Soya Fasulyesi

“Uzman”lara göre, “GDO”ların bir “tehlikeli” tarafı da şu:
“Bu ürünlere bir kere bulaşırsanız, bir daha kurtulamıyorsunuz. O tohumla ürün ektiğiniz toprak, o tohuma bağımlı hale geliyor ve bir daha başka ürün ekemiyorsunuz.”

O tohumu satan yabancı şirket ise, önce tohumu ucuz fiyattan satıyor ve sizi tıpkı “eroin bağımlılığı” gibi bağımlı hale getiriyor. Ancak daha sonra fiyatını artırarak, sizin başka tohum ekmenizi önlemeye çalışıyor. Sizi öyle bir noktaya getiriyorlar ki; isteseniz de bu çarkın içinden çıkamıyorsunuz.

İşte bu “çark”tan, yani ABD, İsrail, Kanada, Çin, Almanya, Fransa ve Hollanda’nın kurduğu “çark”tan çıkamadığımız içindir ki; her yıl “50-60 milyon dolar”lık tohum ithal etmek zorunda kalıyoruz!..

Yani, kendi paramızla zehirleniyoruz!..

SPERM SAYISI YARIYA DÜŞTÜ!

Hadi, bizler zehirleniyoruz; peki “bizden sonraki nesiller” ne yapsın?.. Tabiî, ortada “nesil” kalırsa!..

Çünkü efendim;

“Genetiği değiştirilmiş fareler”de, “evlat” ve “torun”lar olmuş, ama “3 nesil sonrasında üreme durmuş” iyi mi?..

Ya insanlar?..

Kalamış Tüp Bebek Merkezi’nin Başkanı Prof. Dr. Teksen Çamlıbel, bundan 2 yıl önce, bir gazete tarafından kendisine yöneltilen; “Erkeklerde kısırlığın arttığı, sperm sayısının azaldığı ve kalitesinin düştüğü doğru mu?” şeklindeki bir soruya şu cevabı veriyordu:

“Yaklaşık 50-60 yıl önceki sayımlara göre kısırlıkta ciddi bir artış var. 100 kişinin 15’i, 18’i çocuğu olamaz hale geldi.

Yani 6 çiftten biri kısırlık problemi yaşıyor! Hatta toplumda en sık görülen hastalık bu denebilir.

Her 5-6 kişiden birinin doktora bu yüzden gittiğini düşünün, dolayısıyla kısırlık büyük bir sosyo-ekonomik olay haline geldi. Özellikle erkeklerde sperm sayıları da son 50-60 senede yarı yarıya düştü.

Son yıllarda erkek kısırlığının kadına göre daha çok arttığını da görüyoruz.

Erkek kısırlığının oranı bundan 30 yıl önceki kitaplara bakıldığında yüzde 20-25 iken, şimdi yüzde 40’a çıkmış durumda. Yani artık kadınla erkeğin oranı eşitlendi. Türkiye’deki oranlar da dünya ortalamasından çok farklı değil. Artık sperm sayıları azalıyor ve bu nereye kadar devam edecek bilinmiyor.”

ERKEKLER, KADINLAŞIYOR!

Sadece o da değil...

Bakın ne diyor Dünya Sağlık Örgütü’nün “veri”leri:

“Erkeklerdeki sperm sayısında geçen yüzyıla göre yüzde 100’den daha fazla düşüş oldu!..

Geçen yüzyılda 1 milimetre menide ortalama 40-60 milyon sperm varken, şu anda bu sayı 20 milyona kadar indi!”

Niye biliyor musunuz?..
“Tavuk”ları ve bazı “hayvan”ları beslemekte kullanılan “yem”lerin içine konulan “hormon”lar ve “GDO’lu ürünler” yüzünden!..

Evet, “hormonlar” ve GDO’lar yüzünden!..

Çünkü bu hormonlar;
Erkek vücuduna girdiğinde “östrojen” yani “kadınlık hormonu”na dönüşüyor!..

Bunun Türkçe’si şu:
“Bu tür hormonlu besinleri tüketen erkek, kadınlık hormonu ala ala kısırlaşıyor, yani kadınlaşıyor!”

Bu “verileri” yorumlayan Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bülent Tıraş, bakın ne diyor:

“Korunmadıkları ve ürolojik bir problem olmadığı halde kadınların hamile kalamama ve dolayısıyla 1 yıl içinde çocuk sahibi olamama oranı, yüzde 15’e yükseldi!”

Düşünebiliyor musunuz;
Herhangi bir bedensel engel olmamasına rağmen, “çocuk sahibi” olamıyor insanlar!..

Ve de, bunun oranı yüzde 15’e çıkmış!..
Peki, neden?..

“Hormon”dan ve GDO’dan!..

Yani, Batı’nın, “üretimi artırmak” için özellikle bizim gibi az gelişmiş ülkelere kakaladığı “hormon”dan!..

Şu hâle bakın ki;

“Hayvan veya bitki üretimini artırmak” için kullanılan hormon, sonunda “insan neslinin tükenmesi”ne yol açar hâle gelmiş!..

ÜRETİMİ ARTIRMAK BAHANE!

Son olarak diyeceğim o ki;

Mümkün olduğu kadar “hormonlu gıdalar” ve “GDO’lu ürünler”den uzak durun!..
Aksi halde; kadınların “dişilik”lerini, erkeklerin de “kişilik”lerini kaybetmeleri riski çok büyüktür!..

Şahsen ben;
“Hormon”larla ve “genetik değiştirmeleri” ile “ürün veriminin artırılmak istendiği” iddialarına katılmıyorum... Eğer “ürün verimi artırılmak” isteniyorsa, dünyada o kadar çok “bakir toprak” var ki!..

Sağlarsın “imkân”ları, verirsin “para”ları, alırsın ürünü!. Hem de, “en sağlıklı”sından!..

O halde, “Bakan’a yüklenme”yi bırakıp, “GDO lobisi”ne dikkat kesilsek, çok daha iyi olur gibime geliyor!..

“Neslimizi kurutacak” olanlar, onlardır!..

volvera
09 01 2010, 19:25
öff baydı anladık yaw

oz matrix
12 01 2010, 18:15
yahu okuz agbi (farhat12)..sen hala anlayamadın be ağbi..:)
burada konuşulan konu gdolu gıdaların zararları be ağbi..ülkelerin bu gıdaları kendi milletine yedirip yedirmemesi değil be ağbi:D
bir türlü anlıyamıyorsun konuyu be ağbi...:D
beynin iyice sulanmış senin:D

ağbi sen bu dosyaya yazma be ağbi..milletin maskarası oldun..herkes sana dötüyle gülüyor be ağbi:p:p:p

Tüm dünyada sadece 30 ülkeye gdolu gıda girişi serbest..geri kalan 150 küsur ülkede yasak be ağbi...bunları araştır oku incele be okuz agbi..çok cahil kalmışsın..:)

Bu ne saygisizca bi yazi seklidir. insanliktan nasibini almamis yaratik 3-5 lafi bir araya getisince kendisini bir nimetten saniyor hatta daha uste gidip baskalarini kotuluyor.

Mod uyuma gozum!!!

dilan891
12 01 2010, 23:06
Yahuu ne kurumasi millet catir catir cocuk doguruyor nufus patlamasi yasaniyor.

Bu GDO lu yiyecekleri yedikcee millette ters etkimi yapti ne millet azdi iyicenee:))

Cok fazla dusunmeyin genclerr milletin uckurunu:)))

SCIENCETURK
17 01 2010, 15:20
Toplam bin 328 GDO analizi yapıldı ve...

Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehdi Eker, 26 Ekim 2009 tarihinden sonra yapılan ithalat kontrollerinde, toplam bin 328 GDO analizi yapıldığını belirterek, "Mısır ve mısır ürünleri, soya ve soya ürünleri başta olmak üzere 108 transgenetik ürün tespit edilerek ülkemize girişine izin verilmemiştir" dedi.

Eker, MHP Hatay Milletvekili Süleyman Turan Çirkin'in Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar (GDO) konusunda verdiği soru önergesini cevaplandırdı.

Dünyanın tek çatı altında en çok tohumunu saklayacak 250 bin örnek kapasiteli üçüncü büyük gen bankası olan Türkiye Tohum Gen Bankasının, 2010'da faaliyete geçirileceğini bildiren Eker, bu bankada, Türkiye'de yetiştirilen yerel çeşitlerin, geliştirilmiş çeşitlerin, kültür bitkilerinin yabani akrabalarının ve
diğer yabani türlere ait tohum örneklerinin saklanacağını kaydetti.

Tarımsal Araştırmalar Genel Müdürlüğüne bağlı 28 Araştırma Enstitüsünde,
bitkisel biyolojik çeşitlilik ve genetik kaynaklar konusunda çalışmaların
yürütüldüğünü vurgulayan Eker, Türkiye'de şimdiye kadar 3 bin 905'i endemik, 12 bin 54 türün bulunduğunun tespit edildiğini bildirdi.

Eker, değişik illerde ağaç ve asma materyalinin, tarla koşullarında korunduğu 16gen bahçesi olduğunu, bu bahçelerde 51 türde 6 bin 210 meyve örneğinin, 2 bin 132 adet asma örneğinin muhafaza edildiğini ifade etti.

İzmir ve Ankara'da kontrollü şartlarda tohum muhafaza edilen 2 adet Ulusal Gen Bankası bulunduğunu anımsatan Eker, gen bankalarında toplam 2 bin 500 türde 62 bin 210 tohum örneğinin korumaya alındığını bildirdi.

-"5 YILDA 1 MİLYON TON BUĞDAY İTHAL EDİLDİ"-

2005-2009 verilerine göre, TMO tarafından 984 bin 599' tonu ekmeklik, 94
bin 999 tonu makarnalık ve 50 bin tonu da yumuşak olmak üzere, toplam 1 milyon 129 bin 598 ton buğday ithal edildiğini belirten Eker, ekmeklik buğdayların Kazakistan, Rusya, Macaristan, Almanya, Litvanya, Romanya ve Bulgaristan'dan ithal edildiğini kaydetti.

İthal edilecek ürünlerin, insan sağlığı ve güvenliği, hayvan ve bitki
varlığı ve sağlığı yönünden uygunluğunun denetlendiğini anlatan Eker, şöyle devam etti:

"Gıda ve Yem Amaçlı Genetik Yapısı Değiştirilmiş Organizmalar ve
Ürünlerinin İthalatı, İşlemesi, İhracatı, Kontrol ve Denetimine Dair Yönetmelik
yürürlüğe girmeden önce, GDO'lu ürünlerle ilgili özel bir yasal düzenleme
bulunmaması nedeniyle, etiketlerinde genetik olarak değiştirilmiş organizma
bulunduğuna dair beyan edilen ürünlerin ithalatına izin verilmemiştir.

GDO analizi için gıda ve yem maddelerinden alınan numunelerin analizleri,
Bakanlığımıza bağlı Ankara ve Adana İl Kontrol Laboratuvarında yapılmaktadır.

Ayrıca gıda maddelerinden alınan numuneler, GDO analizleri için TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi Gıda Enstitüsü Laboratuvarına gönderilmektedir.

26 Ekim 2009 tarihinden sonra yapılan ithalat kontrollerinde, toplam bin
328 GDO analizi yapılmıştır. Mısır ve mısır ürünleri, soya ve soya ürünleri başta olmak üzere 108 transgenetik ürün tespit edilerek ülkemize girişine izin verilmemiştir."

http://haber.gazetevatan.com/Ulkeye_girisleri_bile_yasak/282167/41/Saglik

Cebimizdeki paranın alım gücüne inanalım ve paramızla gerçek gıdalar satın alalım.

Kendimizin ve ailemizin sağlığı için USDA Organik Etiketli yiyecekler tüketelim.

SCIENCETURK
23 01 2010, 17:13
Bebek mamalarındaki tehlike

GDO yönetmeliğinde bir delik daha açıldı, 1 Mart’a kadar Türkiye’ye analiz yapılmadan girecek gıda ürünlerine bebek mamaları da eklendi. Tüketici Hakları Derneği, “GDO’lu bebek mamasına yasağı kaldıran karar bir insanlık suçu”, Ziraat Mühendisleri Odası ise “GDO lobisi güçlü çıktı” dedi.

TARIM Bakanlığı 26 Ekim tarihli genetiği değiştirilmiş organizmaların (GDO) denetimine ilişkin tebliğinde bir değişiklik daha yaparak, 1 Mart’a kadar analiz yapılmadan ülkeye sokulacak ürünler arasına bebek mamalarını da ekledi. Bakanlık 20 Kasım tarihli değişiklikle ithal edilen gıda ürünlerine GDO analizi zorunluluğunu kaldırmış, ancak GDO içeren bebek mamalarının ithalatındaki yasak aynen korunmuştu.

Şimdi bu son değişiklikle artık AB kriterlerine uygun olduğuna dair bir belgesi olan mamalar, GDO analizi yapılmadan Türkiye pazarına sunulacak. İki ay önce bebeklerimizin sağlığı için tehdit olduğu düşünülerek yasaklanılan GDO’lu bebek mamalarında denetimin ve yasağın hangi gerekçeyle kaldırıldığına dair ise hiçbir açıklama yapılmadı.

’Duble lobi yapıldı’

Tarım Bakanlığı’nın, “Gıda ve Yem Amaçlı Genetik Yapısı Değiştirilmiş Organizmalar ve Ürünlerinin İthalatı, İşlenmesi, İhracatı, Kontrol ve Denetimine Dair Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliği”, Resmi Gazete’nin dünkü sayısında yayımlanarak yürürlüğe girdi. Yönetmelikle bugünden önce kontrol belgesi alınmış ürünlerin ithalatında 1 Mart 2010 tarihine kadar 5’inci maddenin uygulanmayacağı belirtiliyor. 5’inci madde; GDO’lu ürünlerin, bebek mamaları ve bebek formülleri, devam mamaları ve devam formülleri ile bebek ve küçük çocuk ek besinlerinde kullanılmasına yasak getiriyordu.

Kararı değerlendiren Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Gökhan Günaydın, “Büyük bir rant var, GDO lobisi işe yaradı” dedi. Günaydın GDO lobisinin çift taraflı çalıştığını belirterek, “Halen sofralarımızda 800 çeşit üründe GDO bulunuyor. Bir yandan global dev şirketler, bir yandan da iktidarın yakını gruplar GDO konusunda büyük bir baskı yapıyor. Bu karar da gösteriyor ki bu lobiye dayanılamadı ve bebek mamalarında GDO yasağı kalktı. Artık gümrüklerde ne kadar GDO’lu ürün bekletiliyorsa hepsi Türkiye’ye girecek, hiçbir engel kalmadı” iddiasında bulundu.

GDO analizlerinin yapılmasını 20 Kasım’da aldığı bir kararla 1 Mart’a kadar erteleyen Tarım Bakanı Mehdi Eker hakkında suç duyurusunda bulunan Tüketici Hakları Derneği Başkanı Turhan Çakar da değişikliğe tepkili.

Ticari kaygılar var

Çakar, “Bu yönetmelikle katmerli bir suç işlenmektedir. Bir insanlık suçu söz konusu. Bebeklerimize ne yedirdiğimizi, GDO içerip içermediğini bilemeyeceğiz. Bu karar, ithalatla ilgili kurulan bağlantıların, ticari kaygıların ağır bastığını gösteriyor” diye konuştu.

Adı üzerinde antibiyotiğe direnç yaratıyor ama artık yasak değil

Tarım Bakanlığı’nın yaptığı değişiklikle insan ve hayvan tedavisinde kullanılan antibiyotiklere karşı direnç genleri içeren GDO ve ürünlerinin ithalatı ve piyasaya sunulması yasağı da kaldırıldı.

Antibiyotiğe direnç geliştiren genler içeren GDO’lu ürünlerin kullanımı pek çok ülkede yasaklanmış durumda.

Bu ürünler, antibiyotiklere karşı direnç oluşturdukları için, bu gıdaları tüketenlerin ama özellikle de çocukların bünyesinin antibiyotiğe cevabını azaltıyor. Bu da herhangi bir hastalıkta iyileşme süresini uzatıyor, tedaviye cevap alınamamasını beraberinde getiriyor.

TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı Ahmet Atalık konuyla ilgili yaptığı açıklamada, “Antibiyotiğe direnç kazandıran genleri içeren ürünlerdeki yasak neden kalktı? Sırf bu ürünler yüzünden ABD’de her yıl 10 bin kişi antibiyotiğe cevap veremediği için hayatını kaybediyor” dedi.

Prof. Dr. Şeminur Topal/ Yıldız Teknik Üniversitesi Biyoloji Bölümü Öğretim Üyesi: ‘Gümrüklerde ne varsa ülkeye girecek’

“Bu son değişiklik, Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı’nın kendi içinde ne kadar çelişki yaşadığını gösteriyor. 1 Mart’a kadar, GDO’lu bebek mamaları dahil birçok ürün tekrar ülkemize girmeye devam edecek. Yasa da yolda ve yönetmelikten çok da farklı olmayacak diye düşünüyorum. Ülkeye girecek ürünler gümrüklerde biriken ürünler. Bu ürünler kontrolsüz girecek. Bakanlık artık kendi eliyle cevaz veriyor. Bu zararlı ürünler artık devlet eliyle resmen ülkemize girecek. Bu konuda Bakanın hatta Başbakan’ın bir açıklama yapması gerekiyor.”

http://haber.gazetevatan.com/haberdetay.asp?detay=Bebek_mamalarindaki_tehlike__&tarih=20.01.2010&Newsid=282721&Categoryid=1

Cebimizdeki paranın alım gücüne inanalım ve paramızla gerçek gıdalar satın alalım.

Kendimizin ve ailemizin sağlığı için USDA Organik Etiketli yiyecekler tüketelim.

SCIENCETURK
30 01 2010, 23:10
Ortak Bilinç Ortak Dayanışma

Arkadaşlarım;

AKP hukumetinin meclise gonderdigi biyoguvenlik yasasina gore belli
Eşiğin altındaki üründe 'GDO'ludur' ibaresi yer almayacak.

Böylece genetiğiyle oynanmış gıda ürününe eşik değer By-pass'ı gelmiş oluyor. Hükümetin Meclis'e gönderdiği 'Biyogüvenlik Yasa Tasarısı'na göre belli bir eşik değeri aşan ürünler GDO'lu olarak kabul edilip etiketlenecek. Eşiğin altındaki üründe 'GDO'ludur' ibaresi yer almayacak.

Oysa; Tarım ve Köyişleri Bakanlığı iptal edilen GDO Yönetmeliği'nde, 'eşik değer' tanımına yer vermiyordu. Bir ürünün GDO'lu sayılması için içeriğinde hangi oranda GDO'lu katkı maddesinin yer alması gerektiğini ortaya koyan 'eşik değer', yönetmelikte tanımlanmamıştı.

Bakanlık, bu durumu överek, 'GDO'da eşik değer, yapılan bilimsel çalışmalar sonucunda AB tarafından yüzde 0.9 olarak kabul edilmiştir. Ülkemizde yapılan yönetmelik değişikliği ile GDO'lu ürünler için tüm eşik değerler kaldırılmış, bir üründe yüzde 0.1 oranında GDO tespit edilse dahi, o ürünün GDO'lu olduğunun belirtilmesi zorunluluğu getirilmiştir' diyordu.

Bu durumu protesto etmek ve ailemizle birlikte gelecek nesillerimizide koruyabilmek için lütfen hep birlikte GDOlu gıdaların Türkiyede kullanılmasına karşı çıkalım ve e-maillerimizi Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Sayın Recep Tayyip Erdoğana aşağıda kaleme aldığım e-maili gönderelim.

Unutmayalımki konu çocuklarımızın sağlığı ve ülkemizin geleceğidir.

Sn. Recep Tayyip Erdoğan;

AKP hükümetinin meclise gonderdigi son biyoguvenlik yasasına göre belli eşiğin altındaki üründe 'GDO'ludur' ibaresi yer almayacak denilmiştir. Bu resmen tüketici haklarını ihlaldir. Ailemizin ve gelecek nesillerimizin sağlığı için biz Türk Halkı olarak bir üründe yüzde 0.1 oranında GDO tespit edilse dahi, o ürünün GDO'lu olduğunun belirtilmesi zorunluluğunun getirilmesini istiyoruz. Bizim ve cocuklarimizin yedigi seylerin ne oldugunu bilmemizin halkın en doğal hakkı olduğunu düşünüyoruz. Bu yasa ile kendimizi, gelecek nesillerimizi, cocuklarimizi kendi ellerimizle zehirlememiz istenmektedir ki, biz Türk Halkı olarak buna karşıyız ve her zaman karşı duracağız.

Saygilarimizla,

Adiniz Soyadiniz

bimer@basbakanlik.gov.tr

Gönderdiğiniz her e-mail için size bir numara iletiliyor ve o numara ile yaptığınız muracatın hangi safhalarda değerlendirildiğini görebiliyorsunuz.
Profesyonelce hazırlanmış bir uygulama.

Sizlerden bir ricamda bu konu hakkında bu dosyada belirttigim Ingilizce-Türkçe alintilari tum dost-arkadas-akrabalariniza gondermeniz.

UNUTMAYALIMKİ HER MİLLET LAYIĞINA GÖRE YÖNETİLİR.

lebowski
26 02 2010, 06:13
FARHAT12 lakaplı arkadaşımız ezbereden bilgi verme.
Genetiği değiştirilmiş organizma içeren gıdalar Amerikada ilk kez 1996da üretildi.
50 SENE ÖNCE DEĞİL, 1996DA üretildi.

1970lerde başlayan, 80lerden itibaren hızlanan bitki biyoteknolojisinde genetiği değiştirilmiş ilk ürün 1996da Amerikada üretildi. FlavrSavr adı verilen domates, diğerlerine göre daha uzun raf ömrüne kavuşturuldu. Domatesi, gen aktarılmış mısır, pamuk, kolza ve patates takip etti. Modern biyoteknolojik yöntemler kullanılarak geliştirilmiş transgenik ürünlerin dünyadaki ekim alanı 2007 yılı sonu itibarıyla 112 milyon hektarı geçti.

http://www.abvizyon.com/?git=6&haber=4562

Bizimkiler dizisinde 14-15 sene evvel hormon lafı geçiyordu. Yanlışlıkla karpuz çekirdeği düşürsen karpuz tarlası çıkan türkiye o tarihlerde hormon kullanıyorsa, abd bizden 20 sene evvel başlamıştır.

SCIENCETURK
15 03 2010, 09:35
GDO'lu gıdalar kısırlığa sebep oluyor.

Amerikalı gıda mühendisi John Fagan, GDO'ların hayvanlar üzerinde yapılan araştırmalara göre, kısırlığa ve alerjik hastalıklara neden olduğunu söyledi.GDO'lu (Genetiği Değiştirilmiş Organizma) ürünlerin solunum bozukluğu, ciltte kızarıklıklar, nezle, göz nezlesi, baş ağrısı gibi alerjik tepkilere neden olduğunu, hatta şok etkisine yol açarak ölümcül sonuçlar doğurabildiğini de belirten Fagan, çok uluslu şirketlerin tarım ilacı satmak için sıkıştırdığı Türkiye, Asya, Afrika'da GDO'lu ürünleri yaygınlaştırmaya çalıştığını iddia etti.

GDO'lu tohum verildiğinde çiftçilerin, geleneksel tohumları bir kenara bıraktığını, bu tohumların 1 yıl beklediği zaman öldüğünü vurgulayan Fagan,

“Tarım için kullanılan tohumları Türk çiftçileri kontrol edemezse, besin üzerindeki kontrol elden kaçar. Gıda güvenliği kalmaz. Bu sadece gıda güvenliği değil, ulusal güvenlik meselesidir ve çok ciddi bir sorundur” dedi.

http://www.saglikaktuel.com/haber/gdolu-gidalar-kisirliga-sebep-oluyor-7193.htm

SCIENCETURK
15 03 2010, 09:50
GDOlu gıdalarla ilgili Sn. Prof. Dr. Oktay Sinanoglunun görüşlerini dinlemek ve seyretmek istiyorsunuz;

http://www.sonsuz.us/?q=node/2411

Konuyu anlatan video 4/12 den başlıyor.

SCIENCETURK
15 03 2010, 10:29
GDOlu gıdalarla ilgili Sn. Prof. Dr. Oktay Sinanoglunun görüşlerini dinlemek ve seyretmek istiyorsunuz;

http://www.sonsuz.us/?q=node/2411

Konuyu anlatan video 4/12 den başlıyor.

İnsanların GDOlu gıdalarla nasıl kısırlaştırıldığını 10 numaralı videoda öğrenebilirsiniz.

Double 77
15 03 2010, 21:26
GDOlu gıdalarla ilgili Sn. Prof. Dr. Oktay Sinanoglunun görüşlerini dinlemek ve seyretmek istiyorsunuz;

http://www.sonsuz.us/?q=node/2411

Konuyu anlatan video 4/12 den başlıyor.

Cok tesekkur ederim Oktay Sinanoglu benim cok sevdigim cok buyuk bir vatan sever,
Ataturkcu.Video'larin hepsini izledim her zamanki gibi super konusmus.Sonunda benim Turk milletine olan guvenim sonsuz diyor,o bilinci kaybetmedik diyor,insallah en kisa zamanda Sinanoglu gibi vatanini,milletini cok seven aydinlar gun yuzune cikar da karanliklar aydinliga kavusur guzel ulkemde...

SCIENCETURK
26 03 2010, 21:25
GDO'nun en yaygın kullanıldığı gıdalar

Bugüne kadar mutlaka sizin de yediğiniz olmuştur. Peki en çok hangi gıdalar GDO'lu?

Biyoteknolojik yöntemlerle kendi türü dışındaki bir türden gen aktarılarak belirli özellikleri değiştirilen bitki-hayvan ya da mikroorganizmalara 'genetiği değiştirilmiş organizma' ya da 'transgenik' deniyor. Bugüne kadar mutlaka sizin de bilmeden yediğiniz GDO'lu ürünler olmuştur.

howStuffWorks isimli internet sitesinde yer alan habere göre, işte en yaygın kullanılan 4 GDO'lu ürün:

1. Aspartam (sentetik tatlandırıcı): Teknik olarak yapay bir madde olmasına rağmen, aspartam 2 doğal amino asit kombinasyonu sonucunda oluşuyor. 2 farklı bakteri türü bu asitleri üretiyor ve bazı vakalarda bakterilerden biri mahsulü artırmak için değiştiriliyor.

Peki, aspartam zararlı mı? Aspartam tek başına genetik malzeme içermiyor. Aspartamın insanlarda kansere yol açtığına dair onaylanmış bir bağ bulunmazken, aspartam verilen dişi laboratuar farelerinde yüksek oranda lenf kanseri ile lösemi görüldü.

2. Kanola yağı: Kolza yağı olarak bilinen kanola yağı, en yoğun olarak kullanılan ürünlerden biridir. Batı Kanada'da kullanılan kanolanın yüzde 80'inin genetiği değiştirilmiştir. Bazı otkıranlara (zararlı bitkileri yok etmek için kullanılan tarım ilacı)karşı direncini artırmak için kolzanın genetiği değiştiriliyor. Böylece daha kolay yabani ot kontrolü yapılıyor, daha az tarım ilacı kullanılıyor ve daha fazla ürün sağlanıyor.

3. Süt: rBGH hormonu ineklerin daha fazla süt vermesine neden oluyor ve korkunç derecede mastit (meme iltihabı)'e yol açıyor. Bu hasta ineklerin devamlı doktor gözetimi altında olması gerekiyor ve antibiyotiklerle tedavi ediliyorlar. İnsanlarda kanser riskini artıran rBGH içeriyor.

Dünya, rBGH enjekte edilen ineklerin sütünün güvenli olup olmadığı konusunda ikiye bölündü. Avrupa Birliği ve Avustralya'da bu hormon yasaklanmış olmasına rağmen, Amerika'da hormon yasal ve FDA'nın bu sütler hakkında herhangi bir şartı yok.

4. Soya: Tüm ürünlerin içinde, soya en yoğun genetiği değiştirilen ürün. 2007 yılında, dünyanın yarısından fazlası genetiği değiştirilmiş bir ırk üretti. Soyanın genetiği çeşitli nedenlerden dolayı değiştiriliyor. En yaygın olanları, ürünün böceklere ve mantara karşı direncini artırmak, ürünü vitamin, yağ ve protein içeriği bakımından zenginleştirmektir. Böylece hayvan yemi olarak kullanılabiliyor. Soya aynı zamanda eczacılıkta kimyasal yapımında kullanılıyor.

http://www.aksam.com.tr/2010/03/27/haber/saglik/841/gdo_nun_en_yaygin_kullanildigi_gidalar.html

Cebimizdeki paranın alım gücüne inanalım ve paramızla gerçek gıdalar satın alalım.

Kendimizin ve ailemizin sağlığı için USDA Organik Etiketli yiyecekler tüketelim.

Ankaradan
26 03 2010, 23:01
Şimdi gdo üreticileri, ülkemizin devasa bitki ve canlı çeşitliliğine ev sahipliği yapan bereketli topraklarına göz dikmiş durumdalar. ve cahil çiftçimize, bu gdo'lu tohumlardan daha iyi verim alınabileceği gibi çiftçinin hoşuna gidecek bi dolu sözler söyleyip ustaca ürünlerini pazarlama yarışındalar. hatta "bunlar zararlı değil mi?" diye soracak olsan bu gdo üreticilerine, "hayır" derler; "biz yeryüzünde açlığa karşı bu yüksek verimli tohumları geliştirdik, niyetimiz, tamamen insanlığın iyiliği !". böylece bu ekolojik dengeyi ve canlı yaşamın doğal gelişimini bozdukları yetmiyormuş gibi bi de yaptıkları bu doğa katliamını sanki iyi bir şey gibi sunarlar.

bu kadar girizgahtan sonra, evreni ve dünyayı eşsiz bir denge ve nizam içinde yaratmış olan mutlak yaratıcının kel***** kulak verelim.

bakara suresi, 204 ve 205. ayetler:

“insanlardan öyleleri vardır ki dünya hayatına dair sözleri* senin hoşuna gider. üstelik sözünün, özüne uyduğuna allah’ı da şahit gösterir. halbuki gerçekte o, düşmanların en yamanıdır."

" iş başına geçince* de yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya, ekini* ve nesli yok etmeye çalışır. allah bozgunculuğu hiç sevmez.”

rum suresi, 41. ayet:

“insanların elleriyle işledikleri (bilgisizce) işlerden, fenalıklardan dolayı karada ve denizde fesât* ortaya çıktı. allah da, belki (pişmanlık duyup) dönerler diye işlediklerinin bir kısmının (sonucunu) onlara (dünya'da) tattıracak.”

Kentakili
28 03 2010, 01:39
GDO ya filan takilmayacagim, yeteri kadar yazilmis bu konuda. Yalniz birsey gozden kacmis, Amerika'nin uretiminde ilk sirayi misir, ilk 5 te de soya alir. Yani bir yerde Amerika kendi urunlerini pazarlayacak alan yaratiyor. Biz bile artik seker pancarina kota koyduk, amerika'dan misirdan uretilmis seker ithal ediyoruz. bizim koylu bagiriyor, amerikali tesvik aliyor, kalkiniyor. Yani bu isler gorundugu kadar basit degil.
Benim anlamadigim, ne zaman yiyecekler tartisilsa ille de biri cikip su fare-tavuk bagdastirmasini sokuyor araya. Diger urunlerin kimi nasil kalkindirdigi ortada da, su fare isine aklim ermiyor. Hani McDonald'in fare ciftligi var da biz mi bilmiyoruz? DNA arastirmalari, yatirimlari senede en fazla 5-6 kez doguran ve her batinda 8-10 yavru yapan (azami si senede 60 yavru diyelim) farelere, hergun yumurtlayan ve 45 gunde kesime hazir hale gelen tavuktan daha mi dusuk maliyet kazandiriyor? Su fare yavrularinin her biri icin tek tek mi genetik degistirme yapiliyor yoksa ana fare tavuk buyuklugunde yavrular mi doguruyor? Sahi dogurganlik durumu bu gen olayindan etkilenmiyor mu? Ha genetik filan yok, minik fareleri oylece kiymaya ceviriyorlar diyorsaniz bu her mahallede olan McDonaldlar sayesinde farelerin kokunun coktan kurumus olmasi lazimdi simdiye dek. Ufacik kasabalardabile onlerindehep arabalarkuyruk, adamlaricerde deli gibi hamburger, nugget yetistirmeye calisiyor siradaki musterilerede o bakimdan yani.. Ama gene de bildiginiz birseyler varsa kanitlamaya calisin, alacaginiz tazminat torunlarinizi bile ihya eder oyle birsey varsa..

SCIENCETURK
02 04 2010, 10:43
`Hükümetler Soykırım Suçu İşliyor`

Birçok ülkede insanların hayatını karartan ve sonunda yasaklanan GDO, Türkiye`de Biyogüvenlik Yasa Tasarısı ile gündeme geliyor! Peki dünyada bu yasayı ilk kim çıkardı? Hükümetler nasıl soykırım suçu işliyor?iyibilgi özel

Avrupa ülkelerinde ortaya çıkan zararlarından dolayı ekimi ve tüketimi yasaklanmış, Amerika`da topluma verdiği hasarları kanıtlanmış olan GDO( Genetiği Değişirilmiş Organizmalar) yine o ülkelerin büyük şirketleri tarafından Türkiye`ye sokulmaya çalışılıyor. Ülkeleri ticari oyunlarla transgenik ürün ekmeye zorlayan güçler Türkiye`de de bu oyunu yasalaştırmak istiyorlar. Başbakanlıkta bekleyen Biyogüvenlik Yasa Tasarısı onaylanırsa Türkiye hem toplumsal hem de ekolojik olarak çok büyük sorunlarla karşılaşabilir!

İşte belgelerle GDO`ların dünyaya verdiği zararlar!

GDO`yu ilk yasalaştıran baba Bush

Irak`ı bombalamaya başladıktan üç ay sonra, Mayıs 2003`te Başkan Bush GDO`ların stratejik bir konu olarak ABD`nin savaş sonrası dış politikasının önceliği olduğunu vurgularken belki de nadir doğrularından birini söylüyordu. 1970`lerin sonunda başlayan bitkilerin genetik olarak değiştirilmesiyle ilgili çalışmalar 80`lerde düzenleyici hiçbir yasa olmadan hızlandı. Ana aktörse Başkan Yardımcısı `Baba Bush`tu; 1988`de başkan olduğunda da, ABD`de GDO üreten şirketlere serbestlik tanıdı. Pandora`nın kutusu açılırken, bilim adamları uyarıyordu. Bunlara kulak tıkayan Başkan Bush 1992`de noktayı koydu: `Genetiği değiştirilmiş (GD) mısır, soya fasulyesi, pirinç ya da pamuk gibi bitki ve yiyecekler `büyük ölçüde` doğal olanlara denktir!`

GDO piyasasında başrolde hep Monsanto var!

ABD yönetimiyle sıkı bağlantıları olan Monsanto şirketinin piyasaya giren ilk patentli GDO ürünü `rBGH` yani büyüme hormonu içeren süt oldu. Monsanto`nun iddiasına göre rBGH enjekte edilen inekler yüzde 30 daha fazla süt üretecekti. Geçimini bundan kazanan çiftçiler için azımsanmayacak miktardı bu. Üstelik Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) bu sütün sağlıklı olduğunu açıklamıştı. Fakat çiftçi ve tüketicilerin bilmediği, bu hormonun inekte IGF-1 adı verilen başka bir hormonu da arttığıydı. Bilim adamları hayvanlarda insülin benzeri bu büyüme faktörünün artmasının kansere yol açabileceği söylüyordu. Zamanla ineklerin sağlığı bozulmaya başladı. Yürümekte bile zorlanan bu hayvanları iyileştirmek içinse daha fazla antibiyotik verildi. 1990`ların sonunda antibiyotik kullanıcılarının yüzde 70`i artık hayvanlardı! Ve tabii et ve süt tüketen insanlar da antibiyotiğe dirençliydi artık.

1991`de FDA`da GDO`larla ilgili politikaları belirlemek üzere yeni bir birim kuruldu. Kurumun başındaki Michael R. Taylor`a göre GDO`lu ürünlerin etiketlenmesine gerek yoktu. Taylor daha sonra Monsanto`nun başkan yardımcısı oldu. 1994`te FDA, bu sütün `etiketlenmeden` satışını onayladı. rBGH`nin insan üzerindeki etkileriyle ilgili hiçbir test yapılmamıştı. Bilim en az iki yıl süren testler öngörürken, farelerde bile sadece 90 gün test edilmişti. Tüketici, farelerde lösemi ve tümörlere yol açan madde içeren kanserojen bir besin tükettiğini bilmiyordu!

Ve FDA, Monsanto`ya `tamiri mümkün olmayan zarar` vereceği gerekçesiyle hükümet dışında kimsenin bu testin sonuçlarını görmesine izin vermedi. Oysa Kanadalı bilim adamları yaptıkları araştırmayla bu sütün insanlarda göğüs ve prostat kanserine yol açacağını açıkladı. Süt, 1999`da Avrupa Birliği(AB) ülkelerinde yasaklandı. Kanada CBC televizyonunun iddiasına göre Monsanto yetkilisi rBGH`nin araştırılmadan satışı için Kanada sağlık yetkililerinden birine 1–2 milyon dolar rüşvet teklif etmişti. 1998`de FOX TV, rBGH skandalıyla ilgili bir dosya hazırladı fakat Monsanto`nun baskısı nedeniyle hiç yayımlayamadı. Hazırlayanlarsa kovuldu.

Peki bilim adamlarının uyarılarına rağmen, ABD yönetiminin başta kendi halkı olmak üzere, tüm dünyayı riske atmasının nedeni neydi?

Yeşil Devrim

Öte yandan, 1947`de Nelson Rockefeller`in kurduğu Uluslararası Temel Ekonomi Ortaklığı(IBEC) ve dev tarım şirketlerinden Cargill melez mısır tohum çeşitlerini üretmeye başladı. Melez tohumların kendine has kimyasallara, gübrelere ve makinelere ihtiyacı vardı. Bunların satışı da ABD`li tarım şirketlerinin kontrolündeydi. O sıralar amacı modern tarım yöntemlerini uygulayarak ürünü arttırmak ve açlığı azaltmak olan `Yeşil Devrim` Meksika`dan başlayarak, tüm Latin Amerika`ya, ardından da Hindistan ve Asya`ya yayılıyordu.

Yeşil Devrim`in en önemli sonuçlarıysa; zirai zararlılara karşı bağışıklık için kullanılan yeni tür pestisitlerin insan sağlığına olumsuz etkileri, melez türlerin toprağı bozması ve ürünün azalması idi! Ürünü azalan çiftçiler, üreme kapasitesi düşük olan melez tohumları her yıl yeniden almak zorunda kaldı. `Devrim`e büyük sulama projeleri eşlik etti. Dünya Bankası yeni barajlar için borçlar verdi; ülkeler borç batağına sürüklendi. İşlerini kaybeden çiftçilerse ABD şirketleri için ucuz işgücüne dönüştü.

1990`lara gelindiğinde `açlıkla mücadeleye kararlı` ABD eliti bu kez de dünyada 2,5 milyar insanın ana besin kaynağı olan pirince göz dikmişti. Filipinler merkezli Rockefeller kuruluşu Uluslararası Pirinç Araştırma Enstitüsü(IRRI) Asya`daki bütün önemli pirinç türlerini depoluyordu. İşte o tohumların dörtte üçü Monsanto ve diğer dev şirketlerin laboratuvarlarında genetik olarak değiştirildi ve patentlendi!

Bu çalışmalardan birinin mahsulü `Altın Pirinç` olarak anılıyor. Vücutta A vitamini üreten beta-karoten, pirince turuncu rengini veriyordu. A vitaminli pirinç Asya`da kötü beslenen çocuklara sözde ilaç olacaktı. Hatta Bill Clinton, 1999`da `Altın Pirinç, günde 4 bin kişinin hayatını kurtarabilir` diyordu.

Söylenmeyense A vitamininin `hipervitaminosis` yani A vitamini zehirlenmesine yol açabileceğiydi. Bu da beyin dâhil pek çok organa zarar veriyordu. İsviçreli Syngenta ve ABD`li Monsanto bu pirinci patentledi. Eski bir Syngenta çalışanı Steven Smith, Haziran 2003`teki ölümünden önce şunları söylüyordu: `Size GDO`nun dünyayı besleyeceğini söyleyenlere öyle olmadığını söyleyin. Dünyayı beslemek siyasi ve ekonomik niyet ister, sadece üretim ve dağıtım değil.`

Soya cumhuriyetleri

Artık sıra genetik olarak değiştirilmiş tohumların test edilmesine gelmişti. Bunun için de `arka bahçe` kullanıldı. Önce Arjantin, ardından Meksika, Brezilya, Paraguay.

Arjantin`de 1989`da devlet başkanı olan ABD destekli Carlos Menem`in ekonomik programı Rockefeller ailesi tarafından ABD`de yazıldı ve böylece korumacı piyasanın yerini ithalat rejimi aldı. Arjantin`in borçlarını kapatması için tek çare ise GD soya fasulyesi yetiştirmekti. 1991`de 569 tarla GD mısır, ayçiçeği, pamuk, buğday ve özellikle soya ekimine ayrıldı. 1996`da Monsanto Arjantin`de Roundup Ready(RR) soya fasulyesi tohumlarının dağıtım lisansını aldı. Ve her şey böyle başladı.

GD soya daha az insan gücü gerektiriyordu. Çoğu çiftçi topraklarını terk etmek zorunda kaldı. 2004`e gelindiğinde artık 14 milyon hektar GD soya ekiliydi. Arjantin`in tarımsal çeşitliliği de yok olmuş; 10 yıldan kısa bir sürede mısır, buğday ekili alanlar soya tarlalarına dönüşmüştü. Arjantinli bilim adamı Walter Pengue`Bu yolda gidersek 50 yıl sonra hiçbir şey yetiştiremeyeceğiz` diyordu. Tohum saklama geleneği sona erdirilen çiftçiler, her yıl Monsanto`dan yeni tohum alırken satıştan da kâr payı ya da vergi ödüyorlardı.

Soya dışında kendi gıdasını yetiştiremez durumda kalan Arjantin 2002`deki ekonomik krize de savunmasız yakalandı. Açlık başladı. Ayaklanmalarından korkan hükümet, Monsanto ve soya kullanan ünlü markalar bedava yiyecek dağıtmaya başladı. Arjantinliler artık taze meyve, et, süt, yumurtadan oluşan beslenme biçimlerini soyaya teslim etmişti. Hükümet, soyadan alınan proteinin etin yerine geçebileceği yönünde propagandaya başladı. Fakat araştırmalar soya sütüyle beslenen bebeklerin daha alerjik olduğunu saptadı. Hatta Rus Bilimler Akdemisi`nden Dr. Irina Ermakova GD soyayla beslenen dişi ve erkeklerden doğan bebek farelerin üç hafta içinde öldüğünü söylüyordu.

Arjantinliler`e söylenmeyen başka bir gerçek de tek yönlü beslenme biçimi olduğunda soyanın kansere varan zararları olduğuydu. Bölgedeki hayvanlar ölüyor, insanlarda da tiroit, solunum sistemi bozuklukları, akciğer ödemleri, deri hastalıkları gelişiyordu. Hatta hormon bozuklukları yüzünden bazı kız çocukları üç yaşında regl olmaya başladı. Soya tarlalarının yakınında yaşayanlar her gübrelemeden sonra şiddetli migren, göz yaşarması, mide bulantısı, eklem ağrıları yaşıyordu. Havadan yapılan ilaçlama yüzünden Arjantin`de Monsanto soyası dışında başka bir şey yetişmez oldu.

SCIENCETURK
02 04 2010, 10:45
`Hükümetler Soykırım Suçu İşliyor`

`Le Monde Selon Monsanto` (Monsanto`ya Göre Dünya) isimli belgeseli ve kitabı şu sıralar Fransa`da en çok okunanlar listesinde birinci sırada olan Marie-Monique Robin`in Arjantin`in Pampa bölgesiyle ilgili gözlemleri de tabloyu netleştiriyor. Mısır, buğday, hintdarısı, yağlı tohumlar, ayçiçeği, yer fıstığı, soya, sebze ve meyve yetiştirilen bu bölge, nüfusunun 10 katına yetecek kadar üretim yapıyor ve ihraç ediyordu. Taa ki GD soyayla tanışana kadar...

Arjantin`de GD soya ekili alanlar 2000`de 8,3 milyon hektardan 2001`de 9,8`e, 2002`de 11,6`ya, 2007`de 16 milyon hektara ulaştı. Ekili alanlar artarken çiftçilerin sayısı da yüzde 30 azaldı. 1991–2001 arası kapısına kilit vuran çiftçi sayısı 150 bin iken, bunun 103 bini GD soyadan sonra tarlalarını terk etti.

Kaliteli et ve sütleriyle ünlü Arjantin`de süt üretimi 1996`dan 2002`ye kadar yüzde 27 düşünce ilk kez Uruguay`dan süt ithal edildi. Pirinç üretimi yüzde 44, mısır yüzde 26, ayçiçeği yüzde 34, domuz eti üretimi yüzde 36 düşmüş, fiyatlar artmıştı. 2003`te unun fiyatı yüzde 162, mercimeğin yüzde 272, pirincinki yüzde 130 arttı.GD soya yasadışı yollardan Brezilya, Paraguay, Bolivya ve Uruguay`a da yayıldı. 1997`de Monsanto Brezilya`nın en önemli tohum üreticisi şirket olan Agroceres`i aldı. Eylül 2003`te AB, ithal ettiği GD ürünlerin etiketlenmesi zorunluluğunu getirdi. Fakat Brezilya`da yasadışı olarak yetiştirilen soyanın GD olup olmadığını kimse bilmiyordu. Sonunda Devlet Başkanı Lula da Silva bir kararname imzalayarak GD soyanın satışını, 2005`te de ekimini yasallaştırdı. 2003`te Brezilya`da yetişen soyanın yüzde 30`u GD idi. Monsanto`ya ton başına 10 dolar kâr payı ödemek zorunda olan çiftçiler 16 milyon tonla ilk yılda Monsanto`ya 160 milyon dolar kazandırdı. GDO bariyeri her geçen gün eriyordu...

7000 yıllık mısırda GDO kirliliği

Meksika`nın mısır ithal edilmeyen Oaxaca Eyaleti`nde 150 çeşit mısır tamamen organik yetişiyordu. Fakat güçlü komşularının `serbest` ticaret anlaşmalarına direnemeyen Meksika, ABD`den mısır ithal etmeye başladı. 1994–2002 arasında Meksika mısırının fiyatı yüzde 44 düştü; küçük çiftçiler de topraklarını terk etti.

2001`de Meksika Çevre Bakanlığı`nın yaptığı araştırmaya göre 22 bölgenin 13`ünde yetişen yerel mısır çeşitlerinde yüzde 3-10 oranında GDO bulaşması saptandı. 29 Kasım 2001`de Nature Dergisi`nde yayımlanan, David Quist ve Ignacio Chapela imzalı bir makaleye göre yerel `Crillo` mısırı artık saf değildi. Oysa Meksika`da, M.Ö. 5000 yılından beri ekilen, Maya ve Aztek kültürünün temeli olan mısır çeşitliliğini korumak için 1998`de GD mısırlar üzerine bir moratoryum verilmişti.

Topraklarının yarısı GDO`ya teslim olan Paraguay`da da tohumların satışı ve ekimi tıpkı Brezilya`da olduğu gibi yasallaştırıldı. Mısır, tatlı patates, her türlü fasulye, şeker kamışı, meyvenin yetiştiği ve ailelerin kendi kendine yettiği ülkede şimdi her şey sojeros`un (soyacıların) elinde. Taktikse hep aynı: Soyacılar ailelerle kontrat yapıyor, çocuklarına gıda ve oyuncak veriyor. Sonra arsaları üç yıllığına kiralıyor. Ardından küçük bir yaşam alanı kalan ve ilaçlamadan etkilenen ailelere arsalarını yok pahasına satmalarını öneriyor, sonra da `soya` ekiyorlar. Paraguay`da resmi verilere göre her yıl 100 bin çiftçi şehre göçüyor.

2 Ocak 2003`te Paraguaylı 11 yaşındaki Silvino evine giderken ilaçlama yapılan soya tarlalarının yanından geçti. Şiddetli mide bulantısı ve baş ağrısı nedeniyle üç gün hastanede kaldı. Eve geldikten sonra başka bir ilaçlamaya dayanamadı ve öldü. Annesiyse soyacıların hükümetten bile güçlü olduğunu söylüyordu.

Yani Monsanto gittiği yerlerde, ürünleriyle sadece zararlı böcekleri öldürmüyordu Hindistan`da ekilmek üzere tasarlanan Monsanto`nun `Bollgard` pamuğu böceklere direnecek ve daha fazla kâr sağlayacaktı. Çiftçilere tohum, gübre ve ilaç satıldı. Ve burada da çiftçiler bir süre sonra ya işlerinden oldu ya da borçlarını ödeyemez duruma geldi. Temmuz 2005`te GD pamukla tanıştıktan sonra Maharashtra Eyaleti`nde 2006`ya kadar 1280, 2007`de de 1168 intihar oldu. Ve her sekiz dakikada bir hayatlarına son veren çiftçilerin ölüm şekli de manidardı: Pestisit içerek!

Afrika`ya zorla `acil açlık yardımı`

Monsanto`nun GD `teknolojisini` yaymak için başvurduğu yöntemlerin arasında baskı ve rüşvet de vardı. Örneğin; Endonezya Hükümeti`nden üst düzey bir yetkiliye GDO`lu ürünlerin taranmadan satışa sunulması için 50 bin dolar rüşvet ödemişlerdi. 6 Ocak 2005`te Monsanto`ya iki dava daha açıldı. Yine Endonezya`daki 140 yöneticiye 1997-2002 arasında GD pamuğun ekimi için 700 bin dolar verilmişti. Ayrıca tarım bakanlığından üst düzey bir yöneticiye de 374 bin dolarla lüks bir ev önerilmişti. Bu ödemeler sahte pestisit faturalarıyla belgelenmişti.


2001`de IMF ve Dünya Bankası Malawi hükümetinden dış borçlarını ödemesi için acil durum gıda rezervini elden çıkarmasını istedi. Oysa ülkenin insanlarını besleyecek gıdası dahi yoktu. Böylece ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı(USAID) 250 bin ton fazla GD mısırını Malawi`ye hibe etti. İngiltere Başbakanı`nın bilim danışmanı Prof. David King ABD hükümetinin GDO teknolojisini Afrika`ya yayma çabasını `kitlesel insan deneyi` şeklinde tanımlayarak kınadı. Ekim 2002`de Guardian`da çıkan bir makalede, ABD`nin acil açlık yardımı adı altında, Güney Afrika`nın altı ülkesine stok fazlası GD mısır göndereceğini açıkladı. Mısır, Zambiya, Malawi ve Zimbabwe`nin ana gıdasıydı. Riski göze almayıp reddettiler. Ama reddedemeyenler de vardı.

Bush`un `katil` tohumları Irak`ta

Başkan Bush `Irak`ta yeşerdiğinde bütün bölgeye yayılacak demokrasi tohumlarını ekmek için bulunuyoruz` derken mecazi bir ifade kullanmıyordu. Nasıl mı?

İşgalin ardından oluşturulan Geçici Koalisyon Otoritesi`nin (CPA) başına atanan Paul Bremer`in ilk eylemi ülke sınırlarını gümrük, tarife, kontrol ve vergi olmadan ithalata açmak oldu. 81 no`lu kanunsa çiftçilere tohum saklamayı yasaklarken; genetik müdahaleye uğramış, kısırlaştırılmış tohumların her yıl alınması mecburi kılındı.

Iraklılar yıllardır doğal tohumlarını Bağdat`taki ulusal tohum bankasında saklıyordu, fakat burası ABD bombalarıyla yok edildi. Eski tarım bakanı yedek bir bankayı Suriye`ye taşımıştı, tohumlar oradan sağlanabilirdi ama Bremer`in başka planları vardı.

USAID, Irak Tarım Bakanlığı aracılığıyla binlerce ton ABD merkezli `yüksek kaliteli, sertifikalı buğday tohumu`nu çok ucuza dağıtırken, bağımsız bilim adamlarının bunların GD olup olmadığını araştırmasına izin verilmedi.

ABD Tarım Bakanlığı ve Texas A&M Üniversitesi Tarım Birimi`nin ortak programıyla Iraklı çiftçilere `yüksek verimli` buğday, nohut, mercimek gibi tohum çeşitlerinin nasıl yetiştirileceği öğretildi. Ne tesadüftür ki aynı üniversite kendini dünyanın `biyoteknolojik lideri` olarak tanımlıyordu.

Monsanto`ya Göre Dünya

Ünlü Fransız çevreci Nicolas Hulot, Marie-Monique Robin`in kitabına yazdığı önsözde şöyle diyor: `Marie-Monique Robin sayesinde biz de artık Monsanto`nun bildiklerini biliyoruz! Evet şirket, ürünlerinin zehirli sonuçlarından haberdardı!`

Monsanto 20. yüzyılın en önemli kimya şirketlerinden biri. 1901`de sakarin üretimiyle başlayan ticari hayatına 1. Dünya Savaşı`nda patlayıcı gazı üretmek için kimyasal ürünler satarak devam etti. 1942`de 2 milyar dolar bütçeli `Manhattan Projesi` başladığında, atom bombası üretmeyi hedefleyen bilim adamları arasında Monsanto`nun da kimyagerleri vardı. Ürettikleri kimyasallarla büyük çevre kirliliği yaratan şirket, Vietnam ormanlarına serpilen herbisitin bileşenlerini de üretti.

Bundan 1 milyonun üzerinde Vietnamlı, 100 bin de ABD askeri etkilendi. Daha sonra tarım birimi kurularak biyoteknolojik çalışmalara hız verildi. 2007`de 17 bin 500 çalışanı, 7,5 milyar dolarlık cirosuyla GDO`lu ürünlerin hemen hepsinde patent hakkına sahip olan şirketin ürettiği GD tohumlar 100 milyon hektara yayıldı. Yarısından fazlası ABD`de olmak üzere, Arjantin`de 18, Brezilya`da 11,5, Kanada`da 6,1, Hindistan`da 3,8, Çin`de 3,5, Paraguay`da 2, Güney Afrika`da 1,4 milyon hektar GDO ekili. Tabii bunlar bilinenler.

`Hükümetler Soykırım Suçu İşliyor`

Seeds of Destruction(Yıkım Tohumları) isimli kitabın yazarı F. William Engdahl`ın bu konu hakkındaki sözleri şöyle:

`Yaşanan küresel gıda kriziyle GDO patentli pirinç, mısır ve soya tohumlarının yaygınlaşması arasında nedensel bir bağlantı var. Bu bağlantı da gıda üretiminin Monsanto, DuPont, Syngenta, Dow, Archer Daniels Midland and Cargill önderliğindeki birkaç dev şirket tarafından küreselleştirilmesi. Bu güçlü lobi küresel bir tarım politikası oluşturdu ve hem ABD Tarım Bakanlığı hem de Avrupa Komisyonu Tarım Direktörlüğü`nde etkin. Bu güçlü tarım şirketleri perde arkasından Dünya Ticaret Örgütü`nün tarımla ilgili kararları üzerinde hâkim. Uzun vadeli politikalarından biri kasıtlı olarak dünyanın acil tahıl stoklarını azaltmak. Aynı zamanda bitkilerin ulaşımda yakıt olarak kullanılması için yetiştirilmesini öngören suç politikasının önde gelenleri de onlar. Yani biyoyakıt dolandırıcılığı. Küresel kıtlık koşullarında Monsanto ve tarım lobisi kendi patentledikleri GD tohumlarının dünyadaki açlığa `çare` olduğunu iddia ediyor. Henry Kissinger`in 1970`lerde ilan ettiği strateji `Petrolü kontrol ederseniz ulusları ya da bölgeleri, gıdayı kontrol ederseniz insanları kontrol edersiniz` stratejisi bu.

2005`ten beri ABD yönetiminin biyoyakıt sübvansiyonları ve promosyonu, bu tür yakıtların küresel ısınma sorununa çözüm olduğu yalanı, gıda fiyatlarını da etkiledi. Bence bu tamamen bilinçli ve dünya üzerinde beyaz olmayanların nüfusunun azaltılmasını isteyen bir grup elit tarafından yönlendiriliyor. Ve biyoyakıt çılgınlığını desteklemeye devam eden bütün hükümetler, uluslararası adalet kurallarına göre soykırım suçu işliyor!`
http://www.tumgazeteler.com/?a=4245635

SCIENCETURK
02 04 2010, 10:50
GDO ya filan takilmayacagim, yeteri kadar yazilmis bu konuda. Yalniz birsey gozden kacmis, Amerika'nin uretiminde ilk sirayi misir, ilk 5 te de soya alir. Yani bir yerde Amerika kendi urunlerini pazarlayacak alan yaratiyor. Biz bile artik seker pancarina kota koyduk, amerika'dan misirdan uretilmis seker ithal ediyoruz. bizim koylu bagiriyor, amerikali tesvik aliyor, kalkiniyor. Yani bu isler gorundugu kadar basit degil.
Benim anlamadigim, ne zaman yiyecekler tartisilsa ille de biri cikip su fare-tavuk bagdastirmasini sokuyor araya. Diger urunlerin kimi nasil kalkindirdigi ortada da, su fare isine aklim ermiyor. Hani McDonald'in fare ciftligi var da biz mi bilmiyoruz? DNA arastirmalari, yatirimlari senede en fazla 5-6 kez doguran ve her batinda 8-10 yavru yapan (azami si senede 60 yavru diyelim) farelere, hergun yumurtlayan ve 45 gunde kesime hazir hale gelen tavuktan daha mi dusuk maliyet kazandiriyor? Su fare yavrularinin her biri icin tek tek mi genetik degistirme yapiliyor yoksa ana fare tavuk buyuklugunde yavrular mi doguruyor? Sahi dogurganlik durumu bu gen olayindan etkilenmiyor mu? Ha genetik filan yok, minik fareleri oylece kiymaya ceviriyorlar diyorsaniz bu her mahallede olan McDonaldlar sayesinde farelerin kokunun coktan kurumus olmasi lazimdi simdiye dek. Ufacik kasabalardabile onlerindehep arabalarkuyruk, adamlaricerde deli gibi hamburger, nugget yetistirmeye calisiyor siradaki musterilerede o bakimdan yani.. Ama gene de bildiginiz birseyler varsa kanitlamaya calisin, alacaginiz tazminat torunlarinizi bile ihya eder oyle birsey varsa..

Kentakili arkadaşım, yazdıklarınızdan anladığım kadarı ile genetik ilimi ile ilgili ne yazık ki hiç bir bilginiz yok. Size tavsiyem bu konuyu lütfen önce okuyun, araştırın ondan sonra fikir beyan edin. Sizinde bildiğiniz gibi bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmaya çalışmak abesle iştigaldir.

SCIENCETURK
04 04 2010, 21:19
GM Foods 1/2

Definition: Genetically modified (GM) foods are food items that have had their DNA changed through genetic engineering. Unlike conventional genetic modification that is carried out through time-tested conventional breeding of plants and animals. Combining genes from different organisms is known as recombinant DNA technology, and the resulting organism is said to be "genetically modified," "genetically engineered," or "transgenic." GM products include medicines and vaccines, foods and food ingredients, feeds, and fibers.

Genetic modification of food is not new.

For centuries, food crops and animals have been altered through selective breeding. While genes can be transferred during selective breeding, the scope for exchanging genetic material is much wider using genetic engineering. In theory, genetic engineering allows genetic material to be transferred between any organism, including between plants and animals. For example, the gene from a fish that lives in very cold seas has been inserted into a strawberry, allowing the fruit to be frost-tolerant.

By far the most common genetically modified (GM) organisms are crop plants. But the technology has now been applied to almost all forms of life, from pets that glow under UV light to bacteria which form HIV blocking "living condoms" and from pigs bearing spinach genes to goats that produce spider silk.

When did genetically modified foods originate?

Between 1997 and 1999, gene-modified (GM) ingredients suddenly appeared in 2/3rds of all US processed foods. This food alteration was fueled by a single Supreme Court ruling. It allowed, for the first time, the patenting of life forms for commercialization. Since then thousands of applications for experimental GM organisms have been filed with the US Patent Office alone, and many more abroad.

The first commercially grown genetically modified whole food crop was the tomato (called Flavr Savr), which was made more resistant to rotting by Californian company Calgene. The tomatoes were released into the market in 1994 without any special labeling.

In February 1996, J. Sainsbury and Safeway Stores in the United Kingdom introduced Europe's first genetically-modified food product. A variant of the Flavr Savr was used by Zeneca to produce tomato paste which was sold in Europe during the summer of 1996. Following GM crops included insect resistant cotton and herbicide-tolerant soybeans both of which were commercially available in 1996.

In 2003, countries that grew 99 % of the global transgenic crops were the United States (63 %), Argentina (21 %), Canada (6 %), Brazil (4 %), China (4 %), and South Africa (1 %) and today the Grocery Manufacturers of America estimate that 75 % of all processed foods in the U.S. contain a GM ingredient.

Between 1995 and 2005, the total surface area of land cultivated with GMOs had increased by a factor of 50, from 17,000 km² (4.2 million acres) to 900,000 km² (222 million acres), of which 55 percent were in Brazil.

In the US, by 2006 89 % of the planted area of soybeans, 83 % of cotton, and 61 % maize were genetically modified varieties.

Today many Gmod crops are grown in North America. India has also come aboard the bandwagon in 2002 with a rapid and continuing expansion of GM cotton varieties.

"Genetic engineering is inherently dangerous, because it greatly expands the scope for horizontal gene transfer and recombination, precisely the processes that create new viruses and bacteria that cause disease epidemics, and trigger cancer in cells." - Dr. Mae-Wan Ho

Genetically Modified Food Debates

Genetically modified foods, or GM foods, are often mentioned in the news lately. European environmental organizations and public interest groups have been actively protesting against GM foods since they were first created, and recent controversial studies about the effects of genetically modified corn pollen on monarch butterfly caterpillars have brought the issues of genetic engineering plants and animals to the attention of the public.

The benefits of genetically modified food crops include being able to breed disease resistant crops and herbicide tolerant strains. Genetically modified crops can also be made to include vitamins that may be lacking in some staple varieties.

According to the UK Greenpeace website - The introduction of genetically modified (GM) food and crops has been a disaster. The science of taking genes from one species and inserting them into another was supposed to be a giant leap forward, but instead they pose a serious threat to biodiversity and our own health. In addition, the real reason for their development has not been to end world hunger but to increase the stranglehold multinational biotech companies already have on food production. And - The simple truth is, we don't need GM technology. Using sustainable and organic farming methods will allow us to repair the damage done by industrial farming, reducing the excessive use of fertiliser, herbicides and other man-made chemicals, and making GM crops redundant.

Many scientists argue that there is more than enough food in the world and that the hunger crisis is caused by problems in food distribution and politics, not production, so people should not be offered food that may carry some degree of risk.

Activists are opposed to genetic engineering as with current recombinant technology there is no way to ensure that genetically modified organisms will remain under control, plus the use of this technology outside secure laboratory environments represents multiple unacceptable risks to both farmed and wild ecosystems.

In 1996, Brazil nut genes were spliced into soybeans by a company called Pioneer Hi-Bred. Some individuals, however, are so allergic to this nut, they go into anaphylactic shock (similar to a severe bee sting reaction) which can cause death.

Many opponents of current genetic engineering realize that the increasing use of GM in crops has caused a power shift in agriculture towards Biotechnology companies, which are gaining more control over the production chain of crops and food, and over the farmers that use their products, as well.

In 1989, dozens of Americans died and several thousands were afflicted and impaired by a genetically altered version of the food supplement – L-tryptophan. A settlement of $2 billion dollars was paid by Showa Denko, Japan’s third largest chemical company. (Mayeno and Gleich, 1994).

On August 18, 2006, American exports of rice to Europe were interrupted when much of the U.S. crop was confirmed to be contaminated with unapproved engineered genes, possibly due to accidental cross-pollination with conventional crops.

In 1998, 95-98 percent of about 10 km² planted with canola by Canadian farmer Percy Schmeiser were found to contain Monsanto's patented Roundup Ready gene although Schmeiser had never purchased seed from the Monsanto company. Monsanto then sued Schmeiser for piracy. In the past few years more and more crops have started to cross-pollinate which leaves a problem that is yet to be solved.

In 2005 Environmentalists say Australia faced "the most serious genetic contamination event" in its history, after the West Australian government confirmed low levels of genetically modified canola had been found in non-GM canola. Also in 2005 a decade-long project to develop genetically modified peas with built-in pest-resistance has been abandoned after tests showed they caused allergic lung damage in mice.

"They're now turning those seeds into intellectual property, so they have a virtual lock on the seeds upon which we all depend for our food and survival." - Jeremy Rifkin

Cebimizdeki paranın alım gücüne inanalım ve paramızla gerçek gıdalar satın alalım.

Kendimizin ve ailemizin sağlığı için USDA Organik Etiketli yiyecekler tüketelim.

SCIENCETURK
04 04 2010, 21:20
GM Foods 2/2

Genetically Modified Food Labels

In America, there’s no need for labeling and this has resulted in a largely uninformed populace that is ingesting “gene-altered” food.

In other parts of the world such as the European Union, Japan, Malaysia and Australia consumers demand labelling so they can exercise choice between foods that have genetically modified, conventional or organic origins.

Since its implementation in April 2004, EU Regulation 1829/2003 (labeling of genetically modified food and feed) has caused both food and feed manufacturers in Europe as well as their overseas suppliers a great deal of concern.

All genetically modified foods intended for sale in Australia and New Zealand must undergo a safety evaluation by Food Standards Australia New Zealand (FSANZ), an independent government agency.

FSANZ will not approve a GM food unless it is safe to eat. It is mandatory for GM foods to be identified on food labels in Australia and New Zealand. These requirements became law in December 2001 and were put in place by food ministers to assist consumers to purchase or avoid GM foods, depending on their own views and beliefs.

The Canadian Federation of Agriculture says the industry faces huge losses if mandatory labelling is implemented. The fear is that consumers will see the labels as a warning and avoid these foods, and that food processors will reformulate their products to avoid GM foods rather than place labels. It also says labels will increase the price of foods produced and processed in Canada.

"The fact is, it is virtually impossible to even conceive of a testing procedure to assess the health effects of genetically engineered foods when introduced into the food chain, nor is there any valid nutritional or public interest reason for their introduction." Richard Lacey: Professor of Food Safety, Leeds University.

List of genetically modified foods:

It’s virtually impossible to provide a complete list of genetically modified food (GM food) in the United States because there aren’t any laws for genetically modified crops!

Some estimates say as many as 30,000 different products on grocery store shelves are "modified." That's largely because many processed foods contain soy. Half of North America's soy crop is genetically engineered!

Rapeseed - Resistance to certain pesticides and improved rapeseed cultivars to be free of erucic acid and glucosinolates. Gluconsinolates, which were found in rapeseed meal leftover from pressing, are toxic and had prevented the use of the meal in animal feed. In Canada, where "double-zero" rapeseed was developed, the crop was renamed "canola" (Canadian oil) to differentiate it from non-edible rapeseed.

Honey - Honey can be produced from GM crops. Some Canadian honey comes from bees collecting nectar from GM canola plants. This has shut down exports of Canadian honey to Europe.

Cotton - Resistant to certain pesticides - considered a food because the oil can be consumed. The introduction of genetically engineered cotton plants has had an unexpectedly effect on Chinese agriculture. The so-called Bt cotton plants that produce a chemical that kills the cotton bollworm have not only reduced the incidence of the pest in cotton fields, but also in neighboring fields of corn, soybeans, and other crops.

Rice - Genetically modified to contain high amounts of Vitamin A. Rice containing human genes is to be grown in the US. Rather than end up on dinner plates, the rice will make human proteins useful for treating infant diarrhoea in the developing world.

Soybean - Genetically modified to be resistant to herbicides - Soy foods including, soy beverages, tofu, soy oil, soy flour, lecithin. Other products may include breads, pastries, snack foods, baked products, fried products, edible oil products and special purpose foods.

Sugar cane - Made resistant to certain pesticides. A large percentage of sweeteners used in processed food actually comes from corn, not sugar cane or beets. Genetically modified sugar cane is regarded so badly by consumers at the present time that it could not be marketed successfully.

Tomatoes - Made for a longer shelf life and to prevent a substance that causes tomatoes to rot and degrade.

Corn - Resistant to certain pesticides - Corn oil, flour, sugar or syrup. May include snack foods, baked goods, fried foods, edible oil products, confectionery, special purpose foods, and soft drinks.

Sweet corn - genetically modified to produces its own insecticide. Officials from the US Food and Drug Administration (FDA) have said that thousands of tonnes of genetically engineered sweetcorn have made their way into the human food supply chain, even though the produce has been approved only for use in animal feed. Recently Monsanto, a biotechnology food producer, said that about half of the USA's sweetcorn acreage has been planted with genetically modified seed this year.

Canola - Canola oil. May include edible oil products, fried foods, and baked products, snack foods.

Potatoes - (Atlantic, Russett Burbank, Russet Norkatah, and Shepody) - May include snack foods, processed potato products and other processed foods containing potatoes.

Flax - More and more food products contain flax oil and seed because of their excellent nutritional properties. No genetically modified flax is currently grown. An herbicide-resistant GM flax was introduced in 2001, but was soon taken off the market because European importers refused to buy it.

Papaya - The first virus resistant papayas were commercially grown in Hawaii in 1999. Transgenic papayas now cover about one thousand hectares, or three quarters of the total Hawaiian papaya crop. Monsanto, donated technology to Tamil Nadu Agricultural University, Coimbatore, for developing a papaya resistant to the ringspot virus in India.

Squash - (yellow crookneck) - Some zucchini and yellow crookneck squash are also GM but they are not popular with farmers.

Red-hearted chicory - (radicchio) - Chicory (Cichorium intybus var. foliosum) is popular in some regions as a salad green, especially in France and Belgium. Scientists developed a genetically modified line of chicory containing a gene that makes it male sterile, simply facilitating the production of hybrid cultivars. Today there is no genetically modified chicory on the market.

Cotton seed oil - Cottonseed oil and linters. Products may include blended vegetable oils, fried foods, baked foods, snack foods, edible oil products, and smallgoods casings.

Tobacco -The company Vector has a GMO tobacco being sold under the brand of Quest® cigarettes in the U.S. It is engineered to produce low or no nicotine.

Meat - Meat and dairy products usually come from animals that have eaten GM feed.

Peas - Genetically modified (GM) peas created immune responses in mice, suggesting that they may also create serious allergic reactions in people. The peas had been inserted with a gene from kidney beans, which creates a protein that acts as a pesticide.

Vegetable Oil - Most generic vegetable oils and margarines used in restaurants and in processed foods in North America are made from soy, corn, canola, or cottonseed. Unless these oils specifically say "Non-GMO" or "Organic," it is probably genetically modified.

Sugarbeets - May include any processed foods containing sugar.

Dairy Products - About 22 percent of cows in the U.S. are injected with recombinant (genetically modified) bovine growth hormone (rbGH).

Vitamins - Vitamin C (ascorbic acid) is often made from corn, vitamin E is usually made from soy. Vitamins A, B2, B6, and B12 may be derived from GMOs as well as vitamin D and vitamin K may have "carriers" derived from GM corn sources, such as starch, glucose, and maltodextrin.

How can the public make informed decisions about genetically modified (GM) foods when there is so little information about its safety?

According to the FDA and the United States Department of Agriculture (USDA), there are over 40 plant varieties that have completed all of the federal requirements for commercialization.

Future planned applications of GMOs are diverse and may include drugs in foods, for example, bananas that produce human vaccines against infectious diseases such as Hepatitis B, metabolically engineered fish that mature more quickly, fruit and nut trees that yield years earlier, and plants that produce new plastics with unique properties.

"History has many records of crimes against humanity, which were also justified by dominant commercial interests and governments of the day. Despite protests from citizens, social justice for the common good was eroded in favour of private profits. Today, patenting of life forms and the genetic engineering which it stimulates, is being justified on the grounds that it will benefit society, especially the poor, by providing better and more food and medicine. But in fact, by monopolising the 'raw' biological materials, the development of other options is deliberately blocked. Farmers therefore, become totally dependent on the corporations for seeds." - Professor Wangari Mathai.

Cebimizdeki paranın alım gücüne inanalım ve paramızla gerçek gıdalar satın alalım.

Kendimizin ve ailemizin sağlığı için USDA Organik Etiketli yiyecekler tüketelim.

Kentakili
04 04 2010, 22:32
Kentakili arkadaşım, yazdıklarınızdan anladığım kadarı ile genetik ilimi ile ilgili ne yazık ki hiç bir bilginiz yok. Size tavsiyem bu konuyu lütfen önce okuyun, araştırın ondan sonra fikir beyan edin. Sizinde bildiğiniz gibi bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmaya çalışmak abesle iştigaldir.

Ben zaten genetiklerle ilgili birsey yazmadim ki nerden fikir beyan ettigimi cikardin? Bu isler kimin hayrina onu vurguladim. Haa, tavuk-fare alakasini kastediyorsan bu konuda sorularim olmustu, sen bilirkisi olarak varsa cevabin yaz, yoksa birak bilen birileri varsa onlar cevaplasin, golge etme baska ihsan istemez..

Internetten sayfalarca copy-paste yapilarak genetik hakkinda cok bilgi sahibi olunuyorsa butun bilgisayar kullanicilari genetik uzmani sayilir, ben de dahil canim...

SCIENCETURK
14 04 2010, 10:51
Uzunca bir zamandır sofralarımızı, sağlığımızı, geleceğimizi tehdit eden bir hayalet dolaşıyor etrafta. Çok uluslu şirketlerin, gözü doymaz girişimcilerin başımıza sardığı bu belanın adı: Genetiği değiştirilmiş organizmalar; kısa adıyla GDO.

GDO, uluslararası literatürde kısaltılmış şekliyle "GM" veya "GMO" olarak geçen "Genetically Modified Organism"in Türkçe karşılığı. GDO'nun kaps*****, genetik olarak değiştirilmiş bütün organizmalar giriyor.

Bu yazıda kastedilen GDO'nun tarifi şu: "Modern biyoteknoloji kullanılarak elde edilmiş yeni bir genetik materyal kombinasyonuna sahip olan herhangi bir canlı organizma."

GDO'yla ilgili en önemli kaygılardan biri; aktarılmış genlerin doğal bitki türüne atlayarak, bulundukları çevredeki doğal türlerde genetik çeşitliliğin kaybına neden olmaları, yabani türlerin doğal yapılarında sapmalara neden olmaları, ekosistemdeki tür dağılımını ve dengeleri bozmaları.

Türkiye'de GDO konusunda en fazla dikkat edilmesi gereken konulardan biri bu. Türkiye, biyolojik zenginlik bakımından çok şanslı bir ülke: Örneğin Avrupa ile karşılaştırılacak olursa, Türkiye tür sayısı bakımından oldukça zengin. 11 bin bitki türümüzden 2 bin kadarı, başka hiçbir yerde bulunmayan endemik türler.

Bir ülkenin bitki ve hayvan türleri açısından sahip olduğu zenginlik, aynı yeraltı kaynakları ya da tarihi eserler gibi o ülkenin en önemli zenginliklerden biridir.

Ekolog Barry Commoner'e göre, ekolojik sistemler aşırı stres altında bırakılırsa, ani, şaşırtıcı felaketler yaşanabilir. Yapısında kimyasal ilaçtan hayvan genlerine kadar pek çok yabancı madde barındıran GDO'nun böyle bir strese yol açacağı şüphe ***ürmez. Commoner'e göre; "ekolojik sistem bir yükselteçtir, öyle ki bir yerdeki küçük bir çalkantının başka bir yerde büyük, uzak, uzun süre ertelenmiş etkileri olabilir."

Modern tarımda kullanılan ve birbirlerinin genetik yönden kopyası olan çeşitler, geniş alanlarda tek tip olarak yetiştiriliyor. Bu yetiştirme yöntemi, yani monokültür, çeşitli ekonomik avantajlar sağlıyor, ancak doğada her kazancın bir de bedeli var. Örneğin, monokültürdeki tek tip bireyler hastalıklardan da aynı derecede etkileniyor. Ortaya çıkan bir hastalık tüm ürünü etkileyecek şekilde hızla yayılabiliyor.

Monokültür yayıldıkça, yediğimiz ürünlerden aldığımız besin ve damak tadı da tektipleşiyor. Modern tarım yöntemlerinin yolaçtığı etkiler yüzünden zaten yeteri kadar azalmış olan çeşitler de GDO'nun tehdidi altına giriyor. Çünkü GDO'ların aktarılmış genleri çevresinde bulunan, geleneksel yöntemlerle üretilen ürünlere de geçebiliyor.

Arılar ve rüzgarlar GDO'lu polenleri alıp, komşunun geleneksel ekiminin üzerine bırakıyor. Böylece civardaki, bitkiler genetik olarak değiştirilmiş bitkilerin içerdiği böcek ve ot ilaçlarına karşı dirençli hale geliyorlar. GDO karşıtlarınca Frankeştayn Gıda olarak nitelenen, kolera bakterisinin genini taşıyan yonca, tavuk geni taşıyan patates, akrep geni taşıyan pamuk, balık genli domates gibi gıdaların doğal çeşitliliğe verdikleri zarar sonucunda yeni Frankeştaynların ortaya çıkmasına olanak sağlanıyor.

GDO ürünleri sağlığımızı nasıl etkiler?

GDO'lu ürünlerin temel sakıncalarından biri de insan sağlığına karşı olumsuz etkileri. Uzmanlara göre, sağlık riskleri şunlar; antibiyotiklere karşı dayanıklılık oluşması, gıda olarak kullanımda insan ve hayvanda toksik ya da alerjik etki yapması, doğrudan alım durumunda insan ve hayvan bünyesindeki mikroorganizmalarla birleşme ihtimali.

GDO'lu ürünlerin oluşturduğu sağlık risklerini doğrulayan bilimsel araştırmalara her geçen gün bir yenisi daha ekleniyor. Örneğin, Brezilya fındığının bir genine sahip olan transgenik soya fasulyesi, fındığa alerjisi olanlarda alerjiye neden oluyor.

Rowett Enstitüsü'nde çalışan Arpad Pusztaria'nın son deneyleri GDO'larla ilgili yeni kuşkular ortaya çıkardı.

Sözü edilen çalışmada, genetik yapısı değiştirilmiş patateslerin fareler için toksik olduğu, bağışıklık sisteminde bozukluklar, viral enfeksiyonlar gibi birçok etkileri olduğu ortaya çıktı. Genetiği değiştirilmemiş patateslerle beslenen fareler gayet sağlıklıydı. Sonraki deneyler toksikliğin gen transferi yöntemiyle ilgili olduğunu ortaya çıkardı.

Bir başka deney, besinler yoluyla aldığımız yabancı DNA'nın hücrelerimize taşınabileceğini ortaya çıkardı. Yakın zamana kadar DNA'nın bağırsaklarımızda sindirilebileceği düşünülüyordu. Ancak deneyler durumun aksini kanıtladı.

Bakteriyel bir virüsün DNA'larıyla beslenen farelerde bağırsak boyunca yaşayabilen ve kana karışabilen büyük virüs DNA'sı parçaları bulundu. Alınan DNA'lar lökositlerde, dalak ve karaciğer hücrelerinde de görüldü ve virüs DNA'sının fare genomuna yerleştiği kanıtlandı. Hamile farelere yedirilen virüs DNA'sı, ceninin ve yeni doğmuş yavruların hücrelerine geçtiği de belirlendi.

http://wowturkey.com/forum/viewtopic.php?t=9080

SCIENCETURK
24 04 2010, 08:00
GDO’lu ürünler üremeyi durduruyor

BURSA’da konuşan Gıda Mühendisleri Odası Marmara Bölge Şube Başkanı Bilgi Ölmez, Rusya’da fareler üzerine yapılan GDO’lu gıda deneylerinde, farelerin bir süre sonra üreme yeteneklerini kaybettiklerinin belirlendiğini söyleyerek, “GDO’lu ürünler üremeyi durduruyor” dedi.

Bu yıl 9’uncusu düzenlenen Gıda ve Gıda Ürünleri Fuarı’nda, Gıda Mühendisleri Odası Bursa Şubesi’nin düzenlediği seminere konuşmacı olarak katılan Gıda Mühendisleri Odası Marmara Bölge Şube Başkanı Bilge Ölmez, Türkiye’nin 1998 yılından itibaren ciddi bir GDO tehdidi altında olduğunu söyledi.

Geçen aylarda TBMM’den geçen Biyogüvenlik Yasası’nın eksik ve hatalı bazı maddelerinin olduğunu belirten Ölmez, bu maddelerinin bir an evvel gözden geçirilerek düzeltilmesi gerektiğini kaydetti.

Dünya üzerinde GDO’nun zararlarını kanıtlayan çok sayıda deney yapıldığını ifade eden Bilge Ölmez, en son Rusya’da yapılan ve sonuçları raporlar ile kayıt altına alınan deneye göre farelerin 3- 4 nesil sonra üreme yeteneklerini kaybettiklerini vurguladı.

GDO’lu mısır yedirilen farelerin biyolojik olarak bir değişim yaşamadıklarını ancak yavrularının cinsel isteksizlik ve ürememe sorunu ile karşılaştığı belirten Ölmez, “GDO’lu mısır ile beslenen ve kontrol altında takip edilen farelerde 3 nesil sonra sindirim sistemlerinde bozulma, bağışıklık sistemlerinde çökme, kan yapılarında bozulma, tüm iç organlarında küçülme belirlenmiştir.

Doğan yavruların normal ağırlıklarından daha az olduğu, doğumdan sonraki ölümlerde çok ciddi artış olduğu ve üreme yeteneklerinin durduğu tespit edilmiş” diye konuştu.

Tüm tıbbi deneylerin insanın genetik yapısına en çok benzeyen hayvan olan fareler üzerinde yapıldığını kaydeden Bilgi Ölmez, “O yüzden GDO’lu ürünler ile beslenen bir insanın hangi etkilere maruz kaldığı kanıtlanamamış olsa da farelerle yapılan bu deneyler ne gibi sonuçlarla karşı karşıya kalacağımızı gayet iyi özetliyor. GDO’lu ürünler üremeyi durduruyor” diye konuştu.

http://www.hurriyet.com.tr/gundem/14519101.asp?gid=373

Cebimizdeki paranın alım gücüne inanalım ve paramızla gerçek gıdalar satın alalım.

Kendimizin ve ailemizin sağlığı için USDA Organik Etiketli yiyecekler tüketelim.

farhat.12
24 04 2010, 10:42
GDO lu urunlerin urumeyi durduguna sevindim

Umarim bu forumdaki bazi Alamanci seviyesindeki tipler yiyorlardir bunlardan

yemiyorlarsa bizim cocuklarimiz onlarin cocuklariyla ugrasmak zorunda kalacak

:D

SCIENCETURK
02 05 2010, 20:02
GDO'lu ithalat!

03.Mayıs.2010 Pazartesi

GDO yönetmeliği 2 kez değişti, mısır ithalatı 4 kat, soya ithalatı ise 18 kat arttı

Ziraat Mühendisleri Odası (ZMO) Başkanı Gökhan Günaydın, GDO Yönetmeliğinde 20 Kasım 2009 ve 20 Ocak 2010 tarihlerinde iki kez değişikliğe gidildiğini belirterek, “100 günde ithal edilen mısır miktarı 4 kat, soya ise 18 kat arttı” dedi.

Bilimsel çalışmaların GDO’lu ürünlerin alerjik reaksiyonlar doğurduğunu ve antibiyotiğe direnç yarattığını kanıtladığını; kan biyokimyasında bozulmalar, organ hasarları, doğum anomalileri, üçüncü nesilden sonra kısırlık yaratma risklerinin varlığını ortaya koyduğunu kaydeden Günaydın, Tarım ve Köyişleri Bakanlığının yönetmelik değişiklikleriyle muafiyetin sağlandığı dönemlerde hangi firmaların ithalat yaptığını açıklamak zorunda olduğunu söyledi.

20 Kasım 2009 ve 20 Ocak 2010 tarihli değişikliklerden sonra 28 Nisan 2010 tarihinde bir değişiklik daha yapıldığını ve bu değişiklikle antibiyotiklere karşı direnç genleri içeren GDO ve ürünlerinin ithalatı ve piyasaya sunulmasını yasaklayan hükmün yürürlükten kaldırıldığını, izin koşulları ve bu konuda görev yürüten komitenin görevleri arasına “AB’de tüketime uygunluğu onaylanmış genler hakkında değerlendirme yapma” hükmünün eklendiğini belirten Günaydın, GDO lobisinin siyasal ve iktisadi etkileri bulunduğunu, kendilerinin de telefonla tehditler aldıklarını söyledi.

http://haber.gazetevatan.com/haberdetay.asp?detay=gdolu-ithalat&tarih=03.05.2010&Newsid=303355&Categoryid=2

Cebimizdeki paranın alım gücüne inanalım ve paramızla gerçek gıdalar satın alalım.

Kendimizin ve ailemizin sağlığı için USDA Organik Etiketli yiyecekler tüketelim.

SCIENCETURK
02 05 2010, 20:05
GDO'lu ithalat!

03.Mayıs.2010 Pazartesi

GDO yönetmeliği 2 kez değişti, mısır ithalatı 4 kat, soya ithalatı ise 18 kat arttı

Ziraat Mühendisleri Odası (ZMO) Başkanı Gökhan Günaydın, GDO Yönetmeliğinde 20 Kasım 2009 ve 20 Ocak 2010 tarihlerinde iki kez değişikliğe gidildiğini belirterek, “100 günde ithal edilen mısır miktarı 4 kat, soya ise 18 kat arttı” dedi.

Bilimsel çalışmaların GDO’lu ürünlerin alerjik reaksiyonlar doğurduğunu ve antibiyotiğe direnç yarattığını kanıtladığını; kan biyokimyasında bozulmalar, organ hasarları, doğum anomalileri, üçüncü nesilden sonra kısırlık yaratma risklerinin varlığını ortaya koyduğunu kaydeden Günaydın, Tarım ve Köyişleri Bakanlığının yönetmelik değişiklikleriyle muafiyetin sağlandığı dönemlerde hangi firmaların ithalat yaptığını açıklamak zorunda olduğunu söyledi.

20 Kasım 2009 ve 20 Ocak 2010 tarihli değişikliklerden sonra 28 Nisan 2010 tarihinde bir değişiklik daha yapıldığını ve bu değişiklikle antibiyotiklere karşı direnç genleri içeren GDO ve ürünlerinin ithalatı ve piyasaya sunulmasını yasaklayan hükmün yürürlükten kaldırıldığını, izin koşulları ve bu konuda görev yürüten komitenin görevleri arasına “AB’de tüketime uygunluğu onaylanmış genler hakkında değerlendirme yapma” hükmünün eklendiğini belirten Günaydın, GDO lobisinin siyasal ve iktisadi etkileri bulunduğunu, kendilerinin de telefonla tehditler aldıklarını söyledi.

http://haber.gazetevatan.com/haberdetay.asp?detay=gdolu-ithalat&tarih=03.05.2010&Newsid=303355&Categoryid=2

Cebimizdeki paranın alım gücüne inanalım ve paramızla gerçek gıdalar satın alalım.

Kendimizin ve ailemizin sağlığı için USDA Organik Etiketli yiyecekler tüketelim.

Ortak Bilinç Ortak Dayanışma

Arkadaşlarım;

AKP hukumetinin meclise gonderdigi biyoguvenlik yasasina gore belli
Eşiğin altındaki üründe 'GDO'ludur' ibaresi yer almayacak.

Böylece genetiğiyle oynanmış gıda ürününe eşik değer By-pass'ı gelmiş oluyor. Hükümetin Meclis'e gönderdiği 'Biyogüvenlik Yasa Tasarısı'na göre belli bir eşik değeri aşan ürünler GDO'lu olarak kabul edilip etiketlenecek. Eşiğin altındaki üründe 'GDO'ludur' ibaresi yer almayacak.

Oysa; Tarım ve Köyişleri Bakanlığı iptal edilen GDO Yönetmeliği'nde, 'eşik değer' tanımına yer vermiyordu. Bir ürünün GDO'lu sayılması için içeriğinde hangi oranda GDO'lu katkı maddesinin yer alması gerektiğini ortaya koyan 'eşik değer', yönetmelikte tanımlanmamıştı.

Bakanlık, bu durumu överek, 'GDO'da eşik değer, yapılan bilimsel çalışmalar sonucunda AB tarafından yüzde 0.9 olarak kabul edilmiştir. Ülkemizde yapılan yönetmelik değişikliği ile GDO'lu ürünler için tüm eşik değerler kaldırılmış, bir üründe yüzde 0.1 oranında GDO tespit edilse dahi, o ürünün GDO'lu olduğunun belirtilmesi zorunluluğu getirilmiştir' diyordu.

Bu durumu protesto etmek ve ailemizle birlikte gelecek nesillerimizide koruyabilmek için lütfen hep birlikte GDOlu gıdaların Türkiyede kullanılmasına karşı çıkalım ve e-maillerimizi Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Sayın Recep Tayyip Erdoğana aşağıda kaleme aldığım e-maili gönderelim.

Unutmayalımki konu çocuklarımızın sağlığı ve ülkemizin geleceğidir.

Sn. Recep Tayyip Erdoğan;

AKP hükümetinin meclise gonderdigi son biyoguvenlik yasasına göre belli eşiğin altındaki üründe 'GDO'ludur' ibaresi yer almayacak denilmiştir. Bu resmen tüketici haklarını ihlaldir. Ailemizin ve gelecek nesillerimizin sağlığı için biz Türk Halkı olarak bir üründe yüzde 0.1 oranında GDO tespit edilse dahi, o ürünün GDO'lu olduğunun belirtilmesi zorunluluğunun getirilmesini istiyoruz. Bizim ve cocuklarimizin yedigi seylerin ne oldugunu bilmemizin halkın en doğal hakkı olduğunu düşünüyoruz. Bu yasa ile kendimizi, gelecek nesillerimizi, cocuklarimizi kendi ellerimizle zehirlememiz istenmektedir ki, biz Türk Halkı olarak buna karşıyız ve her zaman karşı duracağız.

Saygilarimizla,

Adiniz Soyadiniz

bimer@basbakanlik.gov.tr

Gönderdiğiniz her e-mail için size bir numara iletiliyor ve o numara ile yaptığınız muracatın hangi safhalarda değerlendirildiğini görebiliyorsunuz.
Profesyonelce hazırlanmış bir uygulama.

Sizlerden bir ricamda bu konu hakkında bu dosyada belirttigim Ingilizce-Türkçe alintilari tum dost-arkadas-akrabalariniza gondermeniz.

UNUTMAYALIMKİ HER MİLLET LAYIĞINA GÖRE YÖNETİLİR.

SCIENCETURK
28 08 2010, 22:17
Slow Food Fikir Sahibi Damaklar, "GDO'suz 30 gün" isimli bir kampanya başlattı...

"GDO ihtimalinden uzak beslenmek mümkün mü...deneyin." sloğanıyla Birlik üyeleri, daha geniş yazışma grubu ve blog takipçisi tüketiciler, GDO'suz 30 gün geçirmeye davet ediliyor.

Harikulade bir siteden esinlendik, GDO ihtimalinde uzak bir ay geçirmeye davet ediyoruz sizi!Grup kampanya ile ilgili amaçını şu cümlelerle özetliyor:

"Harikulade bir siteden esinlendik, GDO ihtimalinde uzak bir ay geçirmeye davet ediyoruz sizi!

Türkiye'de neyin içinde GDO'lu ürün var, söylemek çok zor. Ama, bal gibi biliyoruz ki, en "benimdir" dediğimiz mısırdan bile üretilse mısır şurubu, üretiminde kullanılan organizmalardan dolayı GDO'lu oluyor ve Coca Cola benzeri içeceklerden baklavaya kadar pek çok kılıkta karşımıza çıkıyor. Benzer şekilde soya lesitinine karşı da endişelerimiz var.

Soya lesitini genelinde kötü sayılmadığı ve endüstriyel üretimde muazzam bir kolaylaştırıcı olduğu halde, ülkemize giriş yolunu bilemeyeceğimiz ve "GDO'lu soya yetiştiren bir ülke aracılığı ile ithal" bir soyadan da üretilebilen; zaten (örneğin:) ithal edilmiş bir kuvertür sayesinde çocuğumuzun yaşgünü pastasına çikolata kreması kılığında da eklenebilen... asla takip edemediğimiz bir ürün olması münasebetiyle, endişemiz pek sahici, pek yerinde.

Bakın bakalım, içinde nbş (nişasta bazlı şeker,) mısır şurubu, glikoz şurubu ya da soya lesitini olan bir şeyleri yemeden, içmeden 30 gün geçirebilecek misiniz?

Bakın bakalım, yediklerinizin arkasını okurken daha başka neler bulacaksınız içerik listelerinde. Bakın bakalım ne olduğunu anlamadığınız içerikleri sorguladığınızda ne cevaplar alacaksınız "tüketici memnuniyeti temsilcileri"nden.

Bakın, deneyin. 30 gün, dile kolay, GDO ihtimalinden uzak beslenmek mümkün mü, henüz GDO'lu tarıma yasal olarak "evet" bile dememiş memleketimizde, deneyin. Adınızı ve niyetinizi yorum olarak ekleyin lütfen, tecrübelerinizi de...

Kampanya sitesi: http://fikirsahibidamaklar.blogspot.com/

SCIENCETURK
28 08 2010, 22:29
Genetiği değiştirilmiş soyadaki DNA dizilimini keçi sütlerinde de bulundu. Bu keçilerin sütünden beslenen çocuklarda da GDO’lu DNA parçacıklarının izlerine rastlandı. Gezegen'in Geleceği adlı radyo programında Dr. Uygar Özesmi şunları söyledi:

"Testbiotech tarafından evcil hayvanlar üzerinde yapılan bir araştırmada süt, iç organlar ve kas gibi dokularda Genetiği Değiştirilmiş Bitkilerin yani GDO’ların DNA parçaları tespit edildi."

En son, Nisan 2010’da İtalya’daki bilim insanları, genetiği değiştirilmiş soyadaki DNA dizilimini keçi sütlerinde de bulduklarını rapor etmişlerdi. Keçilerde görüldüğü gibi bu keçilerin sütünden beslenen çocuklarda da ne yazık ki GDO’lu DNA parçacıklarının izlerine rastlandı.

Bu vakalar ilk kez görülmüyor; bundan birkaç yıl önce, GDO’lu mısır DNA’sı bu mısırlarla beslenen domuzlarda görülmüştü. Ayrıca, balıklarda da GDO’lu bitki DNA’larına rastlanmaya başlandı.

Testbiotech’den Christoph Then 'DNA inceleme yöntemleri geliştikçe GDO’lu ürünlerin DNA’larını vücüdumuzda daha fazla bulmaya başlıyacağız' dedi. Geçmişte, Avrupa Gıda Güvenliği Ajansı (EFSA) GDO’lu bitkilerin DNA’larının izlerinin hayvanlarda görülemeyeceğini iddia ediyordu; fakat bundan yıllar sonra günümüzde bitki DNA’ları bağırsakta tamamıyla parçalanmadığı ve bu yüzden iç organların yapısında, damarda ve hatta farenin sperm hücrelerinde bile bulunduğu görüldü.

Testbiotech’e göre milyonlarca ton genetiğiyle oynanmış soya, Avrupa’da domuzlara, kümes hayvanları ve büyük baş hayvanlarına besin olarak veriliyor.

Birçok uzman bunun ilerde büyük sağlık sorunlarına yol açacağını belirtiyor.

Artık mevcut ekonominin sadece şirketlere kâr sağlayan risk sistemi ile değil toplumu düşünen temkinlilik ilkesi ile hareket etmek gerekiyor, doğanın kanunlarına uygun gelişmemiz gerekiyor." (ntvmsnbc)

http://gidahareketi.org/Soya--lesitini--Tuketen-Cocuklarda--hayvansilasma--Belirtileri-862-haberi.aspx

iso1474
29 08 2010, 06:33
ha de lan

bu gdo lu ürünler şimdimi türkiyeye geliyor?

ne kadardır türkiyede?

acaba rahmetli ecevit bu halkçı lider onca başbakanlığı döneminde neden önlem almadı? odamı bu millete 40 günde şişirilen genleriyle oynanmış et tavulkarından yedirdi bu toplumun genleriylemi oynadı:D:D:D

aslında gdo lu ürünlerin türkiye girişi çook eskidir ilk giren tohumlar israil salatalığı namı ile meşhurdur hatta bunun bide muhabbeti vardır

abi geceleri salatalığın büyürken sesini duyuyorsun çatır çatır ediyor bahçe:D

bu muhabettler seksenlerin sonu doksanların başlangıcında meşhur oldu. dur yoksa doksanlarda deniz baykal dış işleri bakanı değilmiydi. aa bu ürünlere nasıl izin verdiki?:D:D

ben bu formun abd de yaşayan türkler ve abd de yaşamak isteyen gidecek olab türklerin kaynaşma ve bilgi paylaşım formu olduğunu sanıyordum.:D:D


meğer bazı partilerin propaganda formuymuş :D:D


bırakın bu işleri beeee.....
bu toplumu bu kadar keriz yerine koymayın şaşalolar

ssmalt
29 08 2010, 13:57
bir ziraat mühendisi olarak anlayamadığım bir konu var

adam ağzında sigara varken neden GDO lu ürünleri neden eleştirir ki?

Türkiye de tarımsal üretimdeki en büyük mesele meyve-sebzelerde biliçsizce kullanılan tarım ilaçlarıdır. Çiftçi ürüne, bekleme süresi 25 gün olan ilacı atıyor bir hafta sonra o ürünü hasat ediyor ve hiç bir analizden geçmeden pazarlara geliyor o ürün.

Türkiye de yaşayanlara sesleniyorum lütfen bir labaratuvara gidip kolinesteraz seviyelerine baktırsınlar :)

Gerçekte GDO daha az tarım ilacı kullanımı demektir. Şöyleki amerikalı uzmanlar mısır bitkisinde danelere zarar veren koçan kurdunun, doğal bir enzime alerjisi olduğunu bulurlar ve bu enzimi lab. ortamında mısır bitkisinin DNA sarmalına eklerler ve artık koçan kurtları bu mısırlara gelmez. Bu DNA sarmalına konan enzim doğaldır ve insanlarda da herhengi bir reaksiyon göstermez. böylelikle çiftçiler koçan kurduna karşı tarım ilacı kullanmamış olmaktadırlar.

2050 yılında 9 milyar olacak dünya popülasyonunun gıda ihtyacını karşılamak için GDO lu ürünler kaçınılmaz olacaktır tarım için.

keşke ülkemizde bir an önce biyoteknolojik araştırmalara başlasa

Tennessee
02 09 2010, 14:22
Yaziktir ben hayatimda bu kadar cok sacmalaigin bir dosyada toplandigini gormedim

GDO larin nisan sagligina zararli oldugu kanitlanmamistir.

Aksini iddia eden kanit gostersin internetten link versin.

Eger oyle bir sey olsa ABD hukumeti asla buna izin vermezdi keza Turk hukumetide izin vermezdi. Her yenilige karsi cikmanin bir anlami yok.

Sigara da ilk ciktiginda kimse bilmiyordu zararli oldugunu. Sigarayi dunyaya yayan Amerikadir ama simdi ABD deki sigara icme orani diger ulkelerden daha dusuk. Daha kanitlanmamissa ilerde kanitlanmayacak diye bir sey yok. Ama dogal urunlerin saglikli oldugu binlerce yildir biliniyorken hala gdo yiyeceksen aklina sasarim.

Tennessee
02 09 2010, 14:34
Amerika'da dogmus buyumus olan benim

Adam Turkiye'den gelmis ingilizce okumasini bilmeyen arkadasa birisi yardimci olsun diyor

Bu dosya benim icin bitmistir

Nasilolsa GDO MDO ne haltsa zararli oldugu kanitlanamayacagi icin TR de de ABD de de satilacak ve yenecek. Bosuna nefes tuketiyorsunuz.

Nereden biliyorum? Cunku zararli olsa bi kere Amerika sattirmaz. Avrupa neden izin vermiyor? Cunku titizleniyorlar, kanitladiklari icin degil.

Peki population kontrol denen Amerikan icadi kirli oyunlardan haberin var mi?
Icme sularina ve dis macunlarina kemik kanseri yaptigi kanitlanmis florur koyan, sodyum benzoat, sodyum nitrit gibi kanserojen oldugu belli ve bazi ulkelerde yasaklanan koruyucu maddelere kasten izin veren ABD hukumetidir. Amac nufusu azaltmak yada cahilleri supurmek. Bir nevi dogal seleksiyon yani. Artik cagimizda en onemli sey bilgi oldundan bunlari bilmeyen olume mahkum ediliyor. Icinde sodyum nitrit olmayan islenmis ete sadece iki kez rastladim. Islenmis et yemeyelim.

justrudy
02 09 2010, 20:59
ha de lan

bu gdo lu ürünler şimdimi türkiyeye geliyor?

ne kadardır türkiyede?

acaba rahmetli ecevit bu halkçı lider onca başbakanlığı döneminde neden önlem almadı? odamı bu millete 40 günde şişirilen genleriyle oynanmış et tavulkarından yedirdi bu toplumun genleriylemi oynadı:D:D:D

aslında gdo lu ürünlerin türkiye girişi çook eskidir ilk giren tohumlar israil salatalığı namı ile meşhurdur hatta bunun bide muhabbeti vardır

abi geceleri salatalığın büyürken sesini duyuyorsun çatır çatır ediyor bahçe:D

bu muhabettler seksenlerin sonu doksanların başlangıcında meşhur oldu. dur yoksa doksanlarda deniz baykal dış işleri bakanı değilmiydi. aa bu ürünlere nasıl izin verdiki?:D:D

ben bu formun abd de yaşayan türkler ve abd de yaşamak isteyen gidecek olab türklerin kaynaşma ve bilgi paylaşım formu olduğunu sanıyordum.:D:D


meğer bazı partilerin propaganda formuymuş :D:D


bırakın bu işleri beeee.....
bu toplumu bu kadar keriz yerine koymayın şaşalolar

20 senedir turkiye ye gelioo aynen bizim millete gündem lazım zaten beli bir seviye var gdo da:D made in israil tohumlar bizim tarımcımıza dünya bankası para verioo ekmesin die tohum yk ekmeyen adamda gdo olcak hersey genetiği ile oynanmıs seyler yicez...simdi de sonrada insanın kulağına hos gelmesede burası tr:D japonya değil düzgünce ekilsin ürünler demekte yararsız birse değil...

Tennessee
03 09 2010, 10:24
Şimdi gdo üreticileri, ülkemizin devasa bitki ve canlı çeşitliliğine ev sahipliği yapan bereketli topraklarına göz dikmiş durumdalar. ve cahil çiftçimize, bu gdo'lu tohumlardan daha iyi verim alınabileceği gibi çiftçinin hoşuna gidecek bi dolu sözler söyleyip ustaca ürünlerini pazarlama yarışındalar. hatta "bunlar zararlı değil mi?" diye soracak olsan bu gdo üreticilerine, "hayır" derler; "biz yeryüzünde açlığa karşı bu yüksek verimli tohumları geliştirdik, niyetimiz, tamamen insanlığın iyiliği !". böylece bu ekolojik dengeyi ve canlı yaşamın doğal gelişimini bozdukları yetmiyormuş gibi bi de yaptıkları bu doğa katliamını sanki iyi bir şey gibi sunarlar.

bu kadar girizgahtan sonra, evreni ve dünyayı eşsiz bir denge ve nizam içinde yaratmış olan mutlak yaratıcının kel***** kulak verelim.

bakara suresi, 204 ve 205. ayetler:

“insanlardan öyleleri vardır ki dünya hayatına dair sözleri* senin hoşuna gider. üstelik sözünün, özüne uyduğuna allah’ı da şahit gösterir. halbuki gerçekte o, düşmanların en yamanıdır."

" iş başına geçince* de yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya, ekini* ve nesli yok etmeye çalışır. allah bozgunculuğu hiç sevmez.”

rum suresi, 41. ayet:

“insanların elleriyle işledikleri (bilgisizce) işlerden, fenalıklardan dolayı karada ve denizde fesât* ortaya çıktı. allah da, belki (pişmanlık duyup) dönerler diye işlediklerinin bir kısmının (sonucunu) onlara (dünya'da) tattıracak.”

Cok guzel bir paylasim tesekkurler.

kaan32
21 09 2010, 12:44
arkdaslar birakin amerikada o varmis yokmus,turkiyede'kilere odaklanalım..en basit ornegi gidin istediginiz yerden yuz cremi alin ve ayni isimden yurt disindan getirdin turkiyeden alinani yuzunuzun sag tarafina surun digerinide sol tarafina farki goruceksiniz turkiye'den alinan yuzde cukurluk yada tuy cikartirken yada solma yaparken,sol taraftaki crem ise yuzu pruzsuz yapiyo yada kreme odaklamandan bebek mamalari diolarki ;couklarin gelisiminde ve akil yonunden cok ise yariyan mamalar diye reklamlarda illaki gormussunuzdur bunlarin hepsi duzmece aksine cocuklari gerizekali yapiyor,inanmayanlara cevabim deneyin gorun.. Hic bir ulke bizimkisi gibi olamaz saglik olumsuz etkileme konusunda.bunlarin hepsi turk ve turkiyedeki herkesi aptalastirma poltikasi bi nevi ic savas.. eger amerikadaki yiyicek vb.seylerde dedikleriniz gibi maddeler varsa birde turkiye'yi ele alin..

SCIENCETURK
31 01 2011, 09:25
Dünya sınırlıyor, Türkiye'de yayılıyor!
31 Ocak 2011 Pazartesi, 10:19:47

Tatlıdaki tatsız tehlike!

http://www.haberturk.com/saglik/haber/596648-dunya-sinirliyor-turkiyede-yayiliyor

Üç tehlikeli beyaz olarak bilinen ‘un, şeker ve tuz’un insan sağlığına etkisi tartışılırken, daha az maliyetle elde edilen ve gazozdan çikolataya pek çok üründe kullanılan nişasta bazlı şeker (NBŞ), bazı AB ülkelerinde yasaklandı. Sebebi nişasta bazlı şekerin pek çok hastalığa neden olması.

İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi uzmanı Prof. Dr. Kenan Demirkol, HABERTÜRK TV'de Duygu Candaş'ın sorularını yanıtladı.

Prof. Dr. Demirkol, nişasta bazlı şekerin karın tipi şişmanlığa neden olduğunu ifade ederken, bu şişmanlığın kansere kadar pek çok rahatsızlığa sebebiyet verdiğini söyledi.

VİDEO 1 İÇİN TIKLAYIN

Gofretten, dondurmaya, bisküviden, meşrubatlara kadar hemen hemen her üründe nişasta bazlı şekerin kullanıldığına değinen Prof. Dr. Kenan Demirkol, "Kemik erimesinden, kansızlığa, gut hastalığı, karın tipi şişmanlık, karaciğer yağlanması, kanserlere neden oluyor. Kanserlerde yüzde 40 artışa neden olabiliyor. Şişmanlık üzerinden bu hastalıklara yol açıyor. Dondurmalar, tatlı şerbetleri bile bu maddeden yapılıyor. Çikolataya kadar her alanda bu var. Meşrubat en tehlikelisi. Çok çabuk vücudu terk edebildiği için etkisi daha hızlı yayılıyor" dedi.

VİDEO 2 İÇİN TIKLAYIN

"ETİKET ZORUNLULUĞU YOK"
"Tüketiciye iş düşmeden önce hangi tip şekerin kullanıldığı ürünlerin etiketlerinde yazması gerekir" diyen Prof. Dr. Demirkol şunları söyledi: "Yüzde 90 mısır fruktozu içeren bir madde bir üründe kullanılırsa vay çocuklarımızın haline. Etiket zorunluluğu yok. Hangi tip bir mısır şurubunun kullanıldığı belirtilmiyor. Siz alırken neye istinaden alacaksınız?

GDO'lu mısırın bu sanayide kullanılıp kullanılmadığını bilmiyoruz. Mısır nişasta içerir. Nişasta glukoze dönüşür. Kimyasal olarak fruktoza çevirilir. Biz GDO'lu ürün de almış oluyoruz. Bu sayede GDO'lu ürünlerin zararlarını da almış oluyoruz."

"BU GİDİŞE MÜDAHALE EDİLMELİ"

Türkiye Ziraatçiler Derneği Başkanı İbrahim Yetkin ise HABERTÜRK TV'de Pelin Çift'in sorularını yanıtladı. Yetkin nişasta bazlı şekerin ucuz olması nedeniyle tercih edildiğini söylerken, pek çok ülkenin nişasta bazlı şekerin yasaklandığını belirtti.

VİDEO 3 İÇİN TIKLAYIN

Yetkin şunları da söyledi: "Her yıl NBŞ kotasının artırılması gündeme geliyor. Türkiye bu kota konusunda oranı en yüksek ülke. Türkiye'de bu gidişe müdahale etmek lâzım."

"ÇOCUKLARIN SEVDİĞİ GIDALARDA BOLCA VAR"

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Pediatri Onkolog Prof. Dr. Nurdan Taçyıldız da "Nişasta bazlı şekerli ürünler kalorisi yüksekliği nedeniyle kilo yapıyor" derken şöyle devam etti: "Çocuklarımızın çok sevdiği gıdada var. Daha tatlı, şekeri daha yüksek hissettiriyor. Meyve sularında, gazlı içeceklerde var.

Çocuklarımızın tüketmesi risk taşıyor. Obezite düşmanımız halinde. Son çalışmalarda obezite artık ülkemizde sorun. Kiloya katkısı olan her şeye dikkat etmemiz gerekiyor. Mısır şurubu içeren maddeleri tüketmekte dikkatli olmalıyız. Bizler de hekimler olarak, ebeveynler olarak çocuklarımıza eğitim verebiliriz. Öğünlerin yerine yerleştirmemeleri konusunda eğitim verebiliriz."

VİDEO 4 İÇİN TIKLAYIN

Prof. Taçyıldız şunları da ekledi: "Çocukların sevdiği keklerde, çikolatalarda, şekerli içeceklerin yüzde 40'ından fazlasında bulunuyor. Pasta, şeker, şekerlemeleri tüketmemelerini tembihlememiz gerekir. Evimizde ürettiğimiz kek ya da poğaçaları tüketmelerini sağlamalıyız."

SCIENCETURK
01 08 2011, 06:15
Akdeniz Üniversitesi bünyesindeki Antalya Teknokent AŞ'nin tarım alanında yürüttüğü Ar-Ge çalışmaları sonucunda, yerli tohum üretimine başlandı. Akdeniz Üniversitesi bilimadamlarının, Anadolu'nun köylerini dolaşarak topladıkları yerli tohumlarla, üniversite yerleşkesindeki 17 dekar alanda ürettikleri tamamen yerli ürünler, yakında sofralardaki yerini alacak.

Akdeniz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. İsrafil Kurtcephe yaptığı açıklamada, Türkiye'de tarım sektöründe ithal tohumların daha çok kullanıldığını ve ülkenin ithal tohuma büyük miktarlarda para ödemek zorunda kaldığını kaydetti.

Antalya'nın Türk tarımında önemli bir yeri bulunduğuna değinen Kurtcephe, bu amaçla üniversite olarak, yerli tohum üretiminde çalışmaya karar verdiklerini anlattı. Tohumculuk Araştırma Merkezi ve Antalya Teknokenti bilimadamlarının Türk insanına sağlıklı ürünler sunabilmek için çalıştığını belirten Prof. Dr. Kurtcephe, ''Kıymetli bilimadamlarımız sayesinde ülkemizi dışa bağımlılıktan kurtaracak, insanlarımıza sağlıklı olduğundan emin olduğumuz ürünler sunacak çalışmalar bunlar'' dedi.

Kurtcephe, bu amaçla Akdeniz Üniversitesi Yerleşkesinde bir üretim tesisi kurduklarını, tamamen yerli sermayeyle oluşturulan bu tesiste yerli tohum üretmeye başladıklarını bildirdi. Burada üretilen ürünlerin tamamının yerli olduğuna değinen Kurtcephe, şöyle konuştu:

''Buradaki ürünler dışarıdan gelen tohumun eseri değil. Anadolu'da asırlardır yaşayan, kaybolma riski olan ürünleri ihya ediyoruz. Sağlığından emin olduğumuz, farklı lezzetlerde asırlardır Anadolu insanının damak zevkine hitap eden ürünleri yeniden tüketime sunuyoruz. Tarımın yüzde 13'lük payını elinde bulunduran Antalya'da bizim de tarımla ilgili çalışma yapmamız kaçınılmazdı. Teknokentler içinde tarıma yönelik faaliyet gösteren tek teknokentiz. Benzerimiz yok, başkalarına örnek oluyoruz. Bu çalışmalarla halkımızın bu alanda ihtiyaç duyduğu tohumları üretip ve piyasaya sunacağız ve 'Gönül rahatlığıyla yiyiniz. Burada sizin sağlığınıza zarar verecek en ufak bir şey yok. Dışarıdan alacağınız ürünlerle ilgili kuşkularınız varsa, bizim ürünlerimiz için bu kuşkuyu taşımayınız' diyeceğiz.''

KÖYLERİ DOLAŞIP YERLİ TOHUM TOPLADILAR

Antalya Teknokenti bünyesinde tarım Ar-Ge'si yapan Akça Tohumculuk'un Yönetim Kurulu Üyesi ve Akdeniz Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarla Bitkileri Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bülent Samancı da 20 yıldır tohum ıslahı üzerine çalıştığını kaydetti.

Bugüne kadar bitki genetiği üzerinde yaptıkları çalışmaları teknokent bünyesinde yerli tohum üretiminde kullanmaya başladıklarını anlatan Samancı, ''Amacımız tamamen yerli sermayeli, yerli üretimle piyasada bizim de var olduğumuzu göstermek. Teknokent bünyesinde tarım çalışmaları yürüten Türkiye'deki ilk üniversiteyiz'' diye konuştu.

Prof. Dr. Samancı, yerleşke içindeki 17 dekar kapalı alanda Ağustos ayında üretime başladıklarını, üniversite seralarında sebzenin hemen hemen her türünü ürettiklerini bildirdi. Özellikle hastalıklara dayanıklı, verimliliği yüksek ürünler üzerine çalıştıklarına değinen Samancı, Türkiye'ye özgü yerli ürünlerin tohumlarına ulaşmak için Anadolu'nun ücra köylerini dolaştıklarını ve tohum topladıklarını anlattı.

Tohumculukta Türkiye'nin dışa bağımlı olduğuna da işaret eden Samancı, ''Halbuki Türkiye'nin bütün sınır kapıları kapansa, kendi tohumumuzu üretebilecek kapasiteye sahibiz. Şu anda üniversite içindeki seralarımızda deneme üretimine başladık. Bir, iki yıl içinde halka satışa da başlayacağız'' dedi.

http://www.bugun.com.tr/haber-detay/142127-yuzde-100-yerli-tohum-uretimi-haberi.aspx

Kuzey Bati Turk
01 08 2011, 06:19
Clinton altinda ABD'in hic borcu yokmus ... hatta ek paralan ayrilmis. Bush'un altinda 12.5 trilyon dolar borc olmus ve o oyle ayrilmis. Obama'in altinda simdiye kadar 2 trilyon daha borc eklenmis Bush'un 12.5 trilyon dolar braktigi borca.

Forumkdaki yahudiler, zenginler, borsacilar, ve baska ABD'den emenler bu gercekleri son nefeslerine kadar red ederler.

Simdi bu ayni kisiler istiyorlar ki debit ceiling ( borc tabakasi ) daha da artsin fakat hic zenginlerin vergileri artmasin ( Bush'un yaptigi ve braktigi gibi dusuk kalsin ). Hemde ustelikle sosyal guvenlikden, medicare'dan, okullardan, fakirlerden felan para kesilsin istiyorlar ki borc artsa daha yavas artarmis boyle olursa. Yani ABD bu sekilde su ekonomik borc cehenneminden kurtulucakmis !

Ben derim bu gidislen ya ic savas acilicak ya da Fransiz ihtilal tekrarliyacak.

Ha ... dun haberler de verdi .., israil'daki yahundiler protesto etmisler israil'da ev fiyatlari arttiyor diye. O hoooooo ... ne oldu ... evleri bedavaya alamiyorsunuz artik de mi.

Bir Seattle'daki Amerikan arkadasim sunu bana email ( e-posta ) etti ve post et dedi. Alin iste corruption ( ahlaksızlık ) ...

I'm speechless !!! Check out this quote

The first top-to-bottom audit of the Federal Reserve uncovered eye-popping new details about how the U.S. provided a whopping $16 trillion in secret loans to bail out American and foreign banks and businesses during the worst economic crisis since the Great Depression. An amendment by Sen. Bernie Sanders to the Wall Street reform law passed one year ago this week directed the Government Accountability Office to conduct the study. “As a result of this audit, we now know that the Federal Reserve provided more than $16 trillion in total financial assistance to some of the largest financial institutions and corporations in the United States and throughout the world,” said Sanders. “This is a clear case of socialism for the rich and rugged, you’re-on-your-own individualism for everyone else.”

http://publicintelligence.net/federal-reserve-provided-16-trillion-in-emergency-loans-to-u-s-and-foreign-banks/

SCIENCETURK
14 10 2011, 05:40
Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar (GDO) Türkiye pazarındaki yerini hızla almaya başladı. Daha önce genetik yapısıyla oynanmış 3 soya ve 3 mısır çeşidinin ardından iki gün sonra (12 Ekim 2011) 10 mısır çeşidinin de ithalatı “yeterli itiraz olmaması durumunda” yasal hale gelecek.

Dünyada genetiği değiştirilmiş organizmaların insan sağlığı üzerinde yarattığı olumsuzluklar hâlâ tartışılmaya devam ederken Türkiye, GDO’lu ürünler ithal etmeye devam ediyor.

Daha önce Biyogüvenlik Kanunu çerçevesinde kurulan Biyogüvenlik Kurulu’nun izniyle 2010 yılında soya ithalatına izin verilerek, 2011 yılının ocak ayından itibaren GDO’lu 3 soya türü Türkiye’ye girmeye başladı.

İtiraz için son tarih 12 Ekim

Biyogüvenlik Kurulu, tarafından genetiği değiştirilmiş 10 mısır çeşidinin yem amaçlı ithalatına itiraz süresi 12 Ekim 2011 tarihinde saat 17.00’de son buluyor. İthalatın engellenmesi için gereken 50 bin imzanın toplanmaması durumunda, GDO’lu ürünlerin ithalatı yasal hale gelecek.

Biyogüvenlik Kurulu Raporu ne diyor?

Biyogüvenlik Değişim Kurulu’na sunulmak üzere değerlendirme komitesi tarafından hazırlanan raporda, GDO’lu ürünlerin halk sağlığı açından ne gibi etkileri olduğu açıklandı.

Halk sağlığını yakından ilgilendiren gıdanın bol, ucuz, kaliteli ve sağlıklı olmasına dikkat çekilen raporda, yapılan çalışmalarda GDO’lu bitkilerin insan sağlığına olumsuz etkilerinin olabileceği vurgulandı. Mısırın genetiğinin değiştirilmesiyle oluşan yeni DNA’nın insan bağırsağında sindirilmeyip, hücrelerde değişim yarattığı belirtildi.

Raporda, hayvanlar için yem olarak ithal edilecek mısırın kanserojen etkisinin yanı sıra, böbrek ve karaciğerde yaratacağı tahribatın da insanlar için risk oluşturduğu yer aldı.

GDO’lu ürünlerde etiket zorunluluğu

Geçtiğimiz sene genetiği değiştirilmiş ürünlerin “bebek maması” ve “küçük çocuk” besinlerinde kullanımı yasaklanmış, GDO’lu ürünlere “etiketleme” zorunluluğu getirilmişti. Biyogüvenlik Değişim Kurulu da hazırladığı raporda, genetiği değiştirilmiş ürünlerin etiketlerde belirtilmesi gerektiğini de önemle vurguladı.

Türkiye’de mısır üretim ve tüketimi

Türkiye’de mısır üretimi arpa ve buğdaydan sonra üçüncü sırada yer alıyor. Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre; 2010 yılında toplam 600 bin hektarda yapılan üretimde yaklaşık 3 milyon 500 bin ton mısır üretimi gerçekleşti. Buna karşılık; Türkiye 2010 yılında toplan 5 milyon 150 bin ton mısır tüketimi yaptı. Kişi başı mısır tüketimi azalsa da endüstriyel alanda ve hayvan yemi olarak kullanımı artıyor.

Mısır üretimi, tüketime yetişemediği için Türkiye mısır ithalatı da yapıyor. Türkiye, GDO’ya izin veren ABD başta olmak üzere Arjantin, Macaristan, Ukrayna, Romanya, Fransa ve Bulgaristan’dan mısır ithalatı gerçekleştiriyor.

Greenpeace’ten GDO’ya ‘hayır’ kampanyası

Dünyanın her yerinde çevreci kampanyalarla sesini duyuran Greenpeace, Türkiye’de ithalatına izin verilecek GDO’lu ürünlere karşı kampanya başlattı.

Greenpeace’ten yapılan açıklamada; “Bir süre önce Biyogüvenlik Kurulu, genetiği değiştirilmiş 10 mısır çeşidinin ithal edilmesiyle ilgili risk raporlarını sitesinde yayınladı. 12 Ekim saat 17’ye kadar kamuoyundan yeterli sayıda karşıt görüş gelmezse, GDO’lu ürünler artık yasal hale gelebilir. GDO’lu ürünler, insanlar, hayvanlar ve doğa üzerinde yapılan tehlikeli bir deney. Hem kendimizin ve hem de gelecek nesillerin üzerinde bu deneyin yapılmasına izin vermemeliyiz!” denildi.

Greenpeace, “Sağlığın için son 48 saat” linkinden hedeflenen 50 bin imza için kampanya yürütüyor. Yaklaşık 17 bin imza toplanan kampanya Biyogüvenlik Kurumu’nun belirlediği 12 Ekim tarihine kadar devam edecek.

GDO nedir?

Kendi türünden ya da kendi türü dışındaki bir canlıdan gen aktarılarak bazı özellikleri değiştirilen bitki, hayvan ya da mikroorganizmalara “Genetiği değiştirilmiş organizma” (GDO) deniyor.

GDO üzerinde çalışama yapan biliminsanları, genetiği değiştirilmiş ürün kullanımının insanlar, hayvanlar ve doğa üzerinde yapılan tehlikeli bir deney olarak görüyor. Yapılan araştırmalar soya, mısır ve pamuk gibi birçok ürünün genetik kodlarıyla oynandığında ortaya çıkacak sonuçlar henüz kesin ve net olmadığını ortaya çıkardı.

GDO’lu tarım yapılan arazide daha sonra doğal ürün yetiştirilemediği gibi, GDO kullanılan tarım alanının çevresindeki arazilerde yetişen ürünlerde de genetiği değiştirilmiş ürünlerin yetiştiği de ortaya çıktı.

Türkiye’deki durum

2010 yılı Mart ayı içinde Biyogüvenlik Yasası Meclis tarafından kabul edildi. Mart ayında yasa kabul edilmesine karşın, 26 Eylül 2010′da ancak yürürlüğe girdi. Biyogüvenlik Yasası ile GDO içeren gıdalarda bu oran binde dokuzun üzerindeyse etiketlenme şartı konulmuştu.

Şu anda Türkiye’de GDO’lu tarımsal üretim yapılması yasak. Ancak, bir süre önce Biyogüvenlik Kurulu, genetiği değiştirilmiş 10 mısır çeşidinin daha yem amaçlı kullanılmak üzere ithal edilmesiyle ilgili olarak hazırlanan bilimsel risk ve sosyo-ekonomik değerlendirme raporlarını sitesinde yayınlayarak halkın görüşüne açtı.

Bu raporlara ilişkin kamuoyu görüşünü aldıktan sonra nihai kararı Resmi Gazete’de yayımlayarak ithalat izni vermesi bekleniyor. Böylece daha önce ithalatına izin verilen genetiği değiştirilmiş 3 soya çeşidi, kamuoyu görüşü alınan 3 mısır çeşidi olmak üzere toplamda 16 çeşit GDO’ lu ürüne ithalat izni çıkmış olacak. 12 Ekim 2011, saat 17.00′ye kadar kamuoyundan yeterli sayıda karşıt görüş toplanmazsa GDO’lu ürünlerin kullanımı yasal hale gelecek.

http://www.yesilgazete.org/blog/2011/10/10/10-cesit-gdolu-misir-icin-son-48-saat/

SCIENCETURK
14 10 2011, 05:45
GDO'lu ürünler aynen iade!


Türkiye'nin kabusu olan GDO'lu ürünlere ağır denetim... Yurt dışından gelen mısır, soya, şeker pancarı ve patates gibi ürünler, bakanlığın çıkardığı 'Biyogüvenlik Yasası' gereği GDO tespit edilirse geri iade ediliyor

Mısır, soya, şeker pancarı ve patatesi artık rahatlıkla tüketebilirsiniz. Çünkü bu besinlerin hammadde olarak yer aldığı GDO'lu (Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar) ürünlerin Türkiye'ye girişine 'analiz barikatı' kuruldu.

Başta ABD ve Uzakdoğu olmak üzere birçok ülkede bebek mamasından şuruplara kadar pek çok üründe GDO var.

Ancak Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı'nın 'Biyogüvenlik Yasası' ile birlikte Türkiye'de piyasaya verilmek istenen her gıda ürünü tek tek denetimden geçiyor. İçeriğinde GDO olan ürün geldiği yere iade ediliyor.

ÇOK TİTİZ BİR DENETİM VAR

İnsan ya da hayvanların tüketimi için ithal edilen gıda maddelerinin çok titiz bir denetimden geçtiğini söyleyen Uzman Özel Gıda Laboratuvarı Genel Müdürü Seyfettin Parıldar şöyle konuştu: Bakanlığın mevzuatına göre ithal edilen her ürünün hammaddesi bir toz halinde bizim de içinde bulunduğumuz GDO analizi yapabilecek akrediteye sahip laboratuvarlara gönderiliyor. İncelediğimizde içinde GDO olduğunu tespit edersek, raporunu hazırlıyoruz. Ürün hemen menşeine geri gönderiliyor. Çok sayıda ürün geri gönderiliyor ve bu tüketiciye yansımıyor.

Genellikle ABD ve Uzakdoğu'dan gelen ürünlerde çıkıyor.

Eğer bir ülkeden üst üste GDO'lu ürünler geliyorsa bu ülke 'hızlı alarm' kaps***** sokuluyor ve belli bir süre o ülkeden ithalat girişi bile yasaklanabiliyor.


http://www.aksam.com.tr/gdolu-urunler-aynen-iade--72309h.html

SCIENCETURK
14 10 2011, 05:46
İki gemiye 'GDO' baskini...

Gümrük Müsteşarlığı’ndan alınan bilgiye göre, bir süredir istihbarat çalışması yürüten Bursa Kaçakçılık İstihbarat ve Narkotik Gümrük Muhafaza Müdürlüğü ekipleri, Ukrayna’dan Türkiye’ye gelen “Osama” ve “Volgabolt242” isimli gemilerde bulunan mısırların GDO’lu olduğu bilgisine ulaştı. Gemilerin Bandırma Limanına yanaşacağı ve buradan ithalat işlemlerinin yapılacağının belirlenmesi üzerine ekipler operasyonu başlattı.

Gemileri takibe alan ekipler, limana yanaşan ‘Osama” ve “Volgabolt242” adlı gemilere baskın yaptı.

Ekipler, gemiden aldıkları numune mısırları GDO analizi için TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi’ne gönderdi. TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi’nden gelen raporda söz konusu mısırların “genetik modifiye” (genetiği değiştirilmiş) olduğunun belirtilmesi üzerine gemilerde bulunan toplam 6 bin 600 ton mısıra el konuldu.

Mısırların, 1′i Bursa diğeri Balıkesir’de yerleşik 2 firma tarafından ithal edilmek istendiği belirlendi. Operasyonu genişleten yetkililer, mısırların ithalatı için alınması gereken kontrol belgesinde “GDO yoktur” şeklinde rapor veren Balıkesir Tarım Müdürlüğünde görevli 2 kişi ile ithalatçı firmaların yöneticilerinin de aralarında bulunduğu toplam 14 kişi hakkında soruşturma başlattı.

Gümrükler Muhafaza Genel Müdürlüğü yetkilileri, vatandaşlarında “ALO 136 Gümrük Muhafaza İhbar Hattı”nı arayarak her türlü kaçakçılık olaylarına ilişkin bildirimde bulunabileceklerini bildirdiler.

Türkiye’de Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nın 2009 yılı Ekim ayında yayımladığı Gıda ve Yem Amaçlı Genetik Yapısı Değiştirilmiş Organizmalar ve Ürünlerin İthalatı, İşlenmesi, İhracatı, Kontrol ve Denetimine Dair Yönetmelik, GDO’lu ürünler ve ticareti konusunda yoğun tartışmalara neden olurken, 2010 yılında GDO konusunda “Biyogüvenlik Kanunu” çıkarılarak düzenleme yapıldı.

Yasa, genetik yapısı değiştirilmiş organizmalar ve ürünleri ile ilgili olarak araştırma, geliştirme, işleme, piyasaya sürme, izleme, kullanma, ithalat, ihracat, nakil, taşıma, saklama, paketleme, etiketleme, depolama ve benzeri faaliyetlere dair hükümleri düzenliyor.

Yasa ile GDO üretimi, GDO’lu tohum ithalatı, kullanımı ve ticareti yasaklanıyor. Türkiye’de Biyogüvenlik Kurulu, soyada 3 GDO geninin hayvan yemi olarak kullanımına izin veriyor.

http://www.denizhaber.com/HABER/26336/1/iki-gemiye-39gdo-39-baskini-.html

SCIENCETURK
14 10 2011, 06:03
Ortak Bilinç Ortak Dayanışma


Aylardır bu folder da genetiği değiştirilmiş organizma içeren gıdaların bizim ve çocuklarımızın beslenmesinde ne kadar tehlikeli olduğunu belirtmeye çalışıyorum.Bugünlerde Türkiyede GDOlu gıdalarla ilgili hararetli tartışmalar var.
Aşağıda bu konuda yazan gazete yazarlarımızın e-mailleri var.Lütfen hep birlikte GDOlu gıdaların Türkiyede kullanılmasına karşı çıkalım ve e-maillerimizi aşağıda e-mail adresleri verilen yazarlara atalım.Unutmayalımki konu çocuklarımızın sağlığı ve ülkemizin geleceğidir.Amerikada da yediklerimize dikkat etmeye çalışalım.

USDA Organic etiketli gıdaları kendimizin ve çocuklarımızın sağlığı için tüketmeye çalışalım.

mmunir@milliyet.com.tr
t.akyol@milliyet.com.tr
h.pulur@milliyet.com.tr
can.dundar@e-kolay.net
rmuhtar@gazetevatan.com
catakli@gazetevatan.com
ndogru@gazetevatan.com
e.dumanli@zaman.com.tr
necati.ozfatura@tg.com.tr
yurtsan.atakan@aksam.com.tr
rturan@hurriyet.com.tr
akatas@bilgi.edu.tr
ahmethakan@hurriyet.com.tr
fcekirge@hurriyet.com.tr
rauftamer@posta.com.tr
mehmetyilmaz@hurriyet.com.tr
r.erduran@superonline.com.tr
nazli.ilicak@sabah.com.tr
mbarlas@sabah.com.tr
hasmet.babaoglu@sabah.com.tr
ahmetaltan111@gmail.com
nabi.y@superonline.com
mine.gokce@wanadoo.fr
ismail.kucukkaya@aksam.com.tr
atilgan.bayar@aksam.com.tr

Bu yaziyi copy-paste yapip üstte e-mail adresleri verilen gazetecilere e-mail gönderebilirsiniz.

Türkiyede GDO lu gidalarin zararlari hakkinda gorus bildiren, halki bilgilendiren,cocuklarimizin ve gelecek nesillerimizin sagligi icin bizler kadar tedirgin olan siz degerli gazeteci-yazar arkadaşlarımız;
Amerikada yaşayan Türk toplumu olarak GDO lu gidalarin Türkiyeye girisine, kullanilmasina ve halk tarafindan cesitli sekillerde tuketilmesine karsi oldugumuzu belirtir, GDO lu gidalarin Turkiyeye girisinin yasaklanmasi icin elimizden gelen her turlu destegi sizlere ve Turk Milletine sagliyacagimizi belirtmek isteriz.

Saygilarimizla,

Adiniz Soyadiniz

Sizlerden bir ricamda bu konu hakkinda bu dosyada belirttigim Ingilizce-Turkce alintilari tum dost-arkadas-akrabalariniza gondermeniz ve onlari bu konuda bilgilendirip bilinçlendirirken ayni zamanda bu gazetecilere GDO lu gidalara karsi olduklarini e-maillerle belirtmelerini istemeniz.

Not: Tüm e-mailleri copy-paste yapıp tum yazarlara sadece bir e-mailde mailinizi gonderebilirsiniz

UNUTMAYALIMKİ HER MİLLET LAYIĞINA GÖRE YÖNETİLİR.

SCIENCETURK
09 11 2011, 10:15
ABD'den Türkiye'ye ahlaksız teklif!

08.11.2011

Türkiye incir, nar gibi meyvelerin ihracatında gümrüğü daha kolay aşmak için ABD'nin kapısını çaldı. Gelen karşı talep bürokratları şoke etti: 'Siz de GDO yönetmeliğinizi yumuşatın'

Ekonomik Ortak Komisyonu'na GDO'lu gıda gündemi damgasını vurdu. Pazarın hâkimi ABD, Türkiye'ye yeni düzenleme 'önerdi'.

Amerika Birleşik Devletleri’yle Türkiye arasındaki tarım görüşmelerine ‘GDO cezaları’ damgasını vurdu. İki ülke “Ekonomik Ortaklık Komisyonu” görüşmeleri çerçevesinde de bir süredir tarımla ilgili müzakerelerde bulunuyor. Edinilen bilgiye göre görüşmelerde Türkiye incir, nar gibi meyvelerin ABD piyasasına taze olarak girebilmesi için, gümrüklerde gereken düzenlemenin yapılması talebini dile getirdi.

Buna karşın ABD, Türkiye’den genetiği değiştirilmiş ürünlerde yasaya aykırı davrananlara getirilen cezaların yenilenmesini istedi. ABD’den Türkiye’ye “Taze meyve sokmak istiyorsanız genetiği değiştirilmiş ürünlerle ilgili yasanızdaki cezalar çok ağır ve cesaret kırıcı. Bununla ilgili bir düzenlemeyi gündeminize almalısınız” önerisi geldi.

Yetkililerden alınan bilgiye göre de özellikle incir, nar gibi meyvelerin taze olarak ABD pazarına girmesi mümkün olmuyor. Bunun temel nedenini de ABD’lilerin yoğun denetimleri ve bu nedenle meyvelerin gümrüklerde beklemesi oluşturuyor. Türkiye’nin bu talebine karşılık, ABD de farklı bir gündemle masaya geldi.

Hapis cezası var

GDO pazarının dünya lideri olan ABD’li bürokratlar, Türkiye’nin genetiği değiştirilmiş ürünlerle ilgili olarak yürürlüğe soktuğu yasaya dair rahatsızlıklarını iletti. ABD’liler yasayla genetiği değiştirilmiş ürünlerde mevzuat dışına çıkarılması durumunda ağır cezalar uygulanması döneminin başladığını dile getirdi.

Radikal’e konuşan üst düzey bir yetkili, “Bu iki alanda da ülkeler farklı pozisyondalar. Bu nedenle de tarım konusunda çok ilerleme sağlanmıyor” diye konuştu. Türkiye’de 2010 yılında yürürlüğe giren biyogüvenlik yasasına göre, GDO ve ürünlerini kanuna aykırı olarak ithal eden, üreten veya çevreye serbest bırakan kişi, beş yıldan on iki yıla kadar hapis ve on bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılıyor. İthal edilen veya işlenen GDO’ları veya GDO ürünlerini, ithal izninde belirtilen amaç dışında kullananlar veya satın alanlar ise dört yıldan dokuz yıla kadar hapis ve yedi bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılıyor.

AB, GDO konusunda hassas

Birçok ülkede GDO’lu ürünlerle ilgili yasal düzenleme var. GDO pazarının en yoğun olduğu ülkelerden ABD, Arjantin, Kanada ve Brezilya’dakiler ile AB ülkelerindeki düzenlemeler arasındaki farklılıklar dikkat çekiyor. AB ülkelerinde yüzde 0.9 oranının üzerindeki GDO içeren ürünlerde etiketleme yapılması zorunlu.

AB: Uygulamalar, 2003’te yürürlüğe giren yasaya göre yürütülüyor. Ülkelerde üretilen ya da ithal edilen GDO’lu ürünlerin tüm testleri ve risk değerlendirmeleri yapılıyor. Yüzde 0.9 oranının üzerinde GDO içeren ürünlerin paketleri üzerinde görünür şekilde GDO içerdiği yazılmak zorunda. Yüzde 0.9 oranında daha az oranda GDO içeren ürünler için etiketleme kuralları uygulanmıyor. GDO’lu ürünlerle beslenen hayvanlardan elde edilen et, süt ya da yumurtalar için GDO etiketlemesi yapılmıyor.

Almanya, Fransa, Macaristan, Avusturya, Lüksemburg ve Yunanistan’da GDO’suz ürünler “GDO içermemektedir” şeklinde etiketlenebiliyor.

ABD-Kanada: Etiketleme isteğe bağlı. Üretici kendi isteğine göre GDO kullandığını belirtebiliyor ya da belirtmeyebiliyor.

Brezilya: GDO içeren ürünlerde GDO oranı yüzde 1’in üzerinde ise etikelenmesi zorunlu.

Arjantin: GDO içeren ürünlerin etiketlenmesi isteğe bağlı.

ABD’li firmalar pazarın hâkimi

ABD, Brezilya, Arjantin, Hindistan ve Kanada GDO üretimi yapan ilk beş ülke olarak sıralanıyor. Bu alanda ABD’nin güçlü hâkimiyeti dikkat çekiyor. Dünyada GDO’lu tohum pazarının yüzde 90’ını da Amerikan Monsanto firması elinde tutuyor. GDO ürünleri üreten 29 ülkeden 19’u gelişmekte olan ülke, 10’u ise gelişmiş ülke niteliğinde. 2010’da GDO’lu ürünlerin yüzde 48’ini gelişmekte olan ülkeler üretirken, 2009-2010 döneminde söz konusu ülkelerdeki üretim alanları yüzde 17 oranında artış kaydetti. Gelişmiş ülkelerde ise yalnızca yüzde 5 artış gösterdi. Çin, Hindistan, Arjantin, Brezilya ve Güney Afrika gibi 5 temel gelişmekte olan ülkede yaklaşık 2.7 milyon kişi GDO’lu ürünlerin üretiminde çalışıyor. Avrupa Birliği’nde ise 8 ülke GDO’lu ürün üretimi gerçekleştiriyor.

BAKAN EKER, GDO’LU ÜRÜNLERLE İLE İLGİLİ İDDİAYI YALANLADI

GIDA Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker, bugün bazı gazetelerde yer alan ve GDO’lu ürünlerle ilgili ABD’lilerin isteklerde bulunduğu iddialarına ilişkin haberleri yalanladı. Eker, "Bakanlık olarak bizim bir toplantı ve müzakere yapmamız söz konusu değildir. Biz GDO’lu ürünler ile ilgili kanun çıkarttık, kimse bizden bu kanunu değiştirmemizi isteyemez. Böyle bir olay söz konusu değildir" dedi.

Bayram ziyaretleri için Diyarbakır’ın Hani ilçesi ve köylerinde bulunan Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker, bugün bazı gazetelerde Türkiye ve Amerika’lı bürokratlar arasında GDO’lu ürünler ile ilgili yapılan ve ’Ahlaksız teklif’ olarak değerlendirilen haberlerle ilgili DHA muhabirine açıklama yaptı. Bakan Eker, haberde adı geçen söz konusu görüşmenin nerde ve kimlerle yapıldığının belli olmadığını, böyle bir görüşmenin kendi Bakanlık bürokratları ile yapılmadığını ifade ederek, "Tarım Bakanlığı olarak böyle bir toplantıya katılmadık. Bürokratlarımdan böyle bir toplantı ile ilgili bir bilgi almadım. Bizim böyle bir gündemimiz yoktur. Bu haberler doğru değildir" dedi.

Bakan Eker, GDO’lu ürünler ile ilgili kanun çıkarttıklarını ve bu kanunun değiştirilmesini hiç kimsenin kendilerinden isteyemeyeceğini de belirterek, "Kimse bizden kanunu değiştirin diyemez. Böyle bir toplantının kimler arasında yapıldığını bilemem. Ama konu ile ilgili olan Bakanlığımız, böyle bir toplantının içinde yer almamıştır. Belki işadamları aralarında yaptığı konuşmalarda konu gündeme gelmiş olabilir. Ama, şunu net söylüyorum GDO’lu ürünler ile ilgili var olan kanunu değiştirmemizi kimse beklemesin" diye konuştu.

Bugün bazı gazetelerde yer alan haberde, Türkiye’nin, incir, nar gibi meyvelerin ABD piyasasına taze olarak girebilmesi için, gümrüklerde gereken düzenlemenin yapılması talebine karşılık; ABD’nin, Türkiye’den genetiği değiştirilmiş ürünlerde yasaya aykırı davrananlara getirilen cezaların yenilenmesini istediği ileri sürülmüştü.

http://haber.gazetevatan.com/abdden-turkiyeye-ahlaksiz-teklif/409699/41/Saglik

SCIENCETURK
26 12 2011, 07:25
Genleri bir canlıdan alıp başka bir canlıya nakletme işine ‘Genetiği Değiştirilmiş Organizma (GDO)’ deniyor. Amaç sıcağa, soğuğa, böceklere ya da virüslere karşı dirençli yeni ‘tür’ler yaratmak. Kısacası açlığa çözüm. Çünkü GDO teknolojisiyle, çok daha fazla ürün elde edilmesi ve besin değerlerinin artırılması hedefleniyor.
Ancak genetiği değiştirilmiş gıdaların sağlığa zararları tüm dünyada tartışma konuları arasında en önemli yer tutuyor. Farklı gen türlerinin karıştırılması yoluyla elde edilen yeni organizmalar, GDO karşıtlarınca, ‘Frankeştayn gıda’ olarak tanımlanıyor.
GDO’lar üzerinde çok sayıda yöntem ve kimyasal madde kullanıldığı için daha çok az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler üzerinde denendiği iddia ediliyor. Kısaca GDO'ların deneme laboratuvarları fakir ülkeler...

GDO'lu tohumlar;

antibiyotiklere karşı direnç,
ağır alerji,
uzun süreli hayvan deneylerinde organ hasarı,
organlarda küçülme,
kan biyokimyasında bozulma,
kısırlık,
ölü doğum oranında ciddi artış,
gelecek nesillerde boy ve tartı eksikliği gibi olumsuzluklara yol açtığı ortaya çıkarıyor.

GDO lerin üretimi sırasında belirteç gen olarak kullanılan antibiyotik direnç genlerinin en büyük tehlikesi, ortamda bulunan bakteriler aracılığı ile yayılması.Bakteriler arasında doğal yollarla gen alışverişi yapıldığı biliniyor.Antibiyotik direnç genlerinin hastalık yapan mikroorganizmalar geçişi, bu bakterilerin neden olduğu enfeksiyonların kontrol altına alınmasımı güçleştiriyor. Bu tür ürünleri tüketen canlının sindirim sisteminde bulunan bakterilerin, o ürünün yapısında bulunan antibiyotik direnç genini alması mümkün.

Araştırmalar GDO lu patateslerin fareler için toksik etki yaptığını, bağışıklık sisteminde bozukluklar,viral enfeksiyonlar gibi birçok etkileri olduğunu ortaya koyuyor.(1980 lerin sonunda bir Japon firması triptofan adlı bir aminoasidi bir bakteriye ürettirerek bbesin takviyesi olarak ABD de satışa sundu.Aylar içinde ürünü kullanan kişilerde sinir sistemini etkileyen, kas ağrıları ve kandaki bazı hücrelerin sayısında artış ile seyreden eozinofili-miyalji sendromu ortaya çıktı. Bu sorunları yaşayan 155 kişşide kalıcı hasar meydana geldi,37 hasta yaşamını yitirdi.Mayeno ve Gleich,1994 . Yapılan incelemne sonucu genetiği değiştirilmiş bakterideki artmış triptofan üretiminin toksik bir yan ürün oluşumuna yol açtığı ve sendromun toksik madde nedeniyle ortaya çıktığı anlaşıldı.

Tarımda uzun zamandır böcek öldürücü olarak kullanılan Bt spreyi toprakta parçalanıyor. Ayrıca tüketilen ürün yıkanarak Bt spreyinden arındırılabiliyor. Ancak Bt geni aktarılmış ürünlerde Bt toksininin parçalanması ya da ürünün yıkanarak temizlenmesi söz konusu değil. Bu durumda Bt toksini bütün etkisini ürün tüketilene kadar, hatta belki de tüketildikten sonra da sürdürüyor.Bt geni aktarılmış ürünlerin tüketiminde bireyin maruz kaldığı Bt toksini miktarı Bt spreyindekinin 10-100 katı. Hayvanlar üzerinde yapılan deneyler Bt toksininin memelilerde aktif olduğunu, sindirim sisteminde parçalanmadığını, bağırsaklarda bağlanabildiğini ve insan sağlığı açısından tehdit oluşturabileceğini ortaya koyuyor.( Filipinlerdeki bir Bt mısır ekim alanının yakınında yaşayan köy halkında solunum yolu, sindirim sistemi, cilt reaksiyonları ve ateşle seyreden hastalığın, mısırın polen saçtığı dönemde ortaya çıktığı fark edildi. Bu bireylerin kan örneklerinde Bt toksinine karşı antikorlar saptandı-Travik ,2004)

Örneğin süt verimini arttırmak için ineklere GDÜ lü ürünler veriliyor. Bu hayvanların sağlıkları bozuluyor.Meme enfeksiyonları, rahim, sindirim sistemi bozuklukları, yumurtalık kistleri görülüyor. Gebelik oranı düşüyor.Antibiyotik kullanma sıklığı artıyor.Bilim insanları ayrıca iki tür potansiyel tehlikeye dikkati çekiyor; durgun virüsleri yeniden harekete geçmesi ve virüsler arasında yeni bulaşıcı diziler oluşturabilecek kombinasyonlar!...

Bitki hücresine yerleştirilen her gen bir protein üretiyor. Bu proteinler bugüne kadar insanın besin zincirinde yer almayan, her biri alerji yapabilecek potansiyele sahip kimyasal maddeler. Nitekim soya fasulyesine karşı alerjisi olmadığı halde 'raundupR' isimli herbiside dirençli soya fasulyesine alerjik olan insanlar vardır. Bu tür alerjilerle ilerde çok daha fazla karşılaşılacaktır.

- Bu yabancı genlerin sindirim sisteminde tümüyle metabolize edildiği iddia edilirdi. Gerek hayvan deneylerinde gerekse de insan çalışmalarında bu yabancı genlerin bazı fragmanlarının veya tümünün bozulmadan kalın bağırsağa kadar ulaşabildiği hatta kalın bağırsaktaki bakterilerin içine girip bakterilerin genetik yapısını değiştirdiği ve genin üretmekle yükümlü olduğu proteinin (toksin ya da herbisit direnci) üretildiği saptanmıştır.

- Her ne kadar GDO'ların insanlar üzerindeki etkileri henüz bilinmese de hayvanlar üzerindeki etkileri belirlendi. İskoçya Rowett Enstitüsü'nden Dr Arpad Pusztai'nin GDO patates ile beslediği farelerin tümünün iç organlarında küçülme, sindirim sistemlerinde bozukluk, bağışıklık sistemlerinde çökme, kan yapılarında bozulma ve mide çeperlerinde kalınlaşma görülmüştür.

- Avusturya Tarım ve Sağlık Bakanlığı'nın finansmanı ile Viyana Üniversitesinin geçen yıl yaptığı bir çalışmada ise GDO gıdalarla beslenen farelerin üç, dört nesil sonra büyük ölçüde üreme yeteneklerini kaybettikleri belirlenmiştir.

Avrupa Birliği ülkelerinin bir çoğunda yasaklanmış olan bu ürünleri, Türkiye'de insanlar farkında olmadan tüketiyor. Uzmanlar, şu anda raflarda yer alan en az 900 üründe, GDO’ların kullanıldığını söylerken, ODTÜ'de yapılan bir çalışma farklı illerden alınan 28 domatesten 22'sinin genetiğinin değiştirilmiş olduğunu gösteriyor.

SCIENCETURK
26 12 2011, 07:26
Türkiye'ye 2003 yılında toplam 1.818.131 ton mısır ABD ve Arjantin’den girdi. Yine 2003 yılında toplam 813.635 ton soya ABD ve Arjantin’den girdi. Arjantin ve ABD'de yetiştirilen mısır ve soyanın %70'den fazlasının transgenik olduğu bilinen bir gerçek. Oysa, Türkiye'ye transgenik ürünlerin ve tohumlarının girmesi yasak.

Ancak rakamsal gerçekler, Türkiye'ye GDO’lu ürünlerin üstelik devlet eliyle sokulduğunu ortaya çıkarıyor. Türkiye, ithal edilen herhangi bir ürünün genleriyle oynanıp oynanmadığını gümrükte analiz edecek laboratuvarlara sahip değil.

Pek çok GDO lu ürün var; Mısır, patates, domates, pirinç, soya, buğday, kabak, balkabağı, ayçiçeği, yer fıstığı, bazı balık türleri, kolza, kasava, papaya. Bunların dışında çalışmala,rın devam ettiği ürünler var;Muz, ahududu, çilke, kiraz,ananas, biber, kavun, karpuz, kanola.Üretimi sırasında GDO kullanılmış pek çok ürün var, Mısır ve soya genleri ile oynanan ürünlerde ilk sırayı aldıklarında bu bitkilerden üretilen yan ürünlerin de GDO lu olma riski var.*Mısır ve soyadan üretilen yağ, un, nişasta,glikoz şurubu, sakkaroz, fruktoz içeren gıdalar günlük tüketim maddeleri arasında yer alıyor.

Örneğin,;Bisküvi, kraker, kaplamalı çerezler,pudingler, bitkisel yağlar,bebek mamaları, şekerlemeler, çikolata ve gofretler,hazır çorbalar,mısır ve soyayı yem olarak tüketen tavuk ve benzeri hayvansal gıdalar ile pamuk GDO lu olma riski taşıyor.* Sadece mısırdan üretilen ve çeşitli gıdalarda bileşen veya katkı maddesi olarak kullanılan yan ürün sayısı 700'ü, soyadan üretilen türevlerinin sayısı ise 900'ü buluyor. Yani bu yan ürünleri içeriğinde kullanan her bir işlenmiş ürünün GDO'lu olma riski bulunuyor.

Soya ve mısırın kullanıldığı yerleri düşündüğümüzde herkesin GDO'lu ürünleri tükettiği aşikâr.

Soya; soya yağı,
Sucuk, salam, sosis,
Pizza, hamburger gibi
Kırmızı etli ürünler ve et suyu tabletlerinde, köfte,
Soya etli kıyma, soya unu,
Fındık, fıstık ezmesi,
Süt tozu,
Kozmetik sanayiinde,
hayvan yemlerinde,
mısır ise; mısırdan elde edilen nişasta bazlı tatlandırıcılarda, mısır yağında, bebek mamalarında, hazır çorbalarda ve yine hayvan yeminde kullanılıyor.

GDO lu tohum yasaklanmış olsa da bu tip ürünlerin ithalatının kontrolü yok ve girişler sadece beyana dayalı...Gen aktarılmış ürün yetştiriciliği yasak, Bakanlık kontrollü olarak bazı sahalarda GDO lu bitki yetiştiriciliği yapıyor.GDO içeren ürünlerin Türkiye'ye ithali serbest.Türkiye'de GDO içeren ürünleri satılma riski çok yüksek. Çünkü bu konuda yasal düzenleme yok. Riski en yüksek olan ürünler içeriğinde mısır ve soyadan elde edilen yan ürünleri içerenler. Çünkü Türkiye mısır ve soya ithalatının büyük bölümünü, en büyük GDO lu mısır ve soya üreticileri olan ABD ve Arjantin'den alıyor.

Ürünleri dış görünüşünden anlamaya imkan yok.Bu nedenle riski azaltmak gerek.
Yukarıdaki "Hangi ürün GDO lu olabilir ?" bölümünü iyi okuyun. Böylecerisk gruplarını tespit edersiniz.
Organik ürünler yemeye dikkat edin.Bu ürünlerin üretiminde ekolojik sertifikalı tohumluk kullanılır. Her organik veya ekolojik denen üğrüne itibar etmeyin.Mutlaka sertifikasını görmek isteyin. Alışveriş yaptığınız marketlerde organik ürün talep edin.
Gıdaları mevsiminde tüketin. Mevsimi dışında yetiştirilen sebze ve meyveler için doğal olmayan zorlama yöntemler kullanılmaktadır. Doğal yöntemlerin kullanılmadığı seralarda çok fazla tarım ilacı kullanıldığını da unutmayın.

Gıdalarınızı yerel olanlardan seçin.ABD veya Arjantin gibi dünyada en çok GDo üreten ülkelerden gelen ürünlerin GDO lu olma riski yüksek. Ülkemizde üretilee ve kaynağını bildiğimiz ürünler tüketerek yerel çeşitlerin korunmasına da katkıdabulunun. Ayrıca dünyanın farklı bölgelerinden gelen ürünlerin ulaştırılması için harcanan yakıtın yarattığı kirliliği unutmayın.

1. Bilgi edinme hakkınızı kullanın.Günlük olarak en çok tükettiğiniz gıdaların, şüphe duyduğunuz tohum ve yemlerin listesini çıkararak Tarım ve Köyişleri Bakanlığı'na Tarım İl ve İlçe Müdürlükleri kanalıyla bu gıdaların GDO lu olup olmadığını sorabilirisniz. Bilgi Edinme Yasası'na göre yetkililer size 15 gün içerisinde konuyla ilgili bilgi vermek zorundalar. Başvuruyu yapan şahıslar www.adalet.gov.tr/gercek.doc , tüzel kişiliklerse www.adalet.gov.te/tuzel.doc adresindeki başvuru formunu kullanabilir.

2. Alışverişlerde mağazaların dilek şikayet kutularına malların üzerine GDO lu olup olmadığını belirten uyarılar konmasını talep edin.Gıda firma tüketici servisinden de bunu talep edin. Bütün bunlar kamuoyu yaratmanıza sebep olur. Israrlı talebiniz gündem ve arz yaratır.

3. Şüphe duyduğunuz ürünlerde bizzat Ankara İl Kontrol Laboratuvarı ( 0 312 315 00 89 ) ya da Bursa Gıda Merkez Araştırma Enstitüsü' ne ( 0 224 246 47 21)analiz ettirebilirsiniz. Ancak analizler ücret mukabili yapılıyor.

4. GDO ya Hayır Platformu'nun "YAŞAM PATENTLENEMEZ" başlıklı kampanyasına imzalarınızla destek verebilir, kampanyada gönüllü olarak yer alabilirsiniz.

Tüketici Hakları Derneği'nin isteği ile Ankara Tarım İl Müdürlüğü ve İsviçre'deki laboratuvarlarda yapılan analizlerde farklı firmalara ait, mısır unu, soya etli kıyma, yemlik mısır, soya ve mısır karışımı tavuk yeminin GDO’lu olduğu belirlendi

SCIENCETURK
07 02 2012, 10:42
Danıştay'dan GDO darbesi


GDO ile ilgili tartışmaya Danıştay aldığı kararla yeni bir boyut getirdi. Buna göre firmalar ithal ettikleri ürünün zararsızlığını ispat ile yükümlü.Radikal'in haberine göre danıştay, genetiği değiştirilmiş organizmalar (GDO) ile ilgili sürece “dur” dedi.

Şirketlerin zararsız olduğuna dair somut veri getirmesi gerektiğini söyleyen Danıştay “Avrupa Birliği’nde serbest olması yeterli bir açıklama değil” dedi. Hukukçulara göre karar GDO’ya izin veren idareye de cezai sorumluluk getirir.

Türkiye’de uzun süredir tartışma konusu olan genetiği değiştirilmiş organizmalar (GDO) yargı gündemine girdi. Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulu Türk Tabipleri Birliği’nin (TTB) başvurusu üzerine, GDO ile ilgili olarak Türkiye’nin ihtiyatilik prensibine göre hareket etmesi gerektiği kararını verdi.

ZARARSIZLIĞI İSPAT ET

Danıştay, Tabipler Birliği’nin istemini değerlendirerek karara bağladı ve kısmi bir yürütmeyi durdurma kararı verdi. Danıştay’ın gerekçeli kararında ise, GDO’larla ilgili net saptamalara yer verildi. Türkiye’nin taraf olduğu uluslar ararası sözleşmelerde insan sağlığı, çevre, gıda güvenliği, biyoçeşitlilik gibi konular söz konusu olduğunda, devletlerin ihtiyatlılık (ön tedbirci) çerçevesinde yaklaşmasının öngörüldüğü belirtilen kararda, antibiyotiklere direnç geni içeren GDO ve ürünleri hakkında geleceğe dönük endişeler olduğu vurgulandı.

Kararda, “Bu açıdan yaklaşıldığında, antibiyotiklere direnç genleri içeren GDO ve ürünlerinin zararlı olmadığı bilimsel araştırmalarla ortaya konulmadan sırf AB ülkelerinde bu konuda yasaklayıcı bir düzenleme olmadığından bahisle bu tür ürünlerin üretimi, ithalatı ve piyasaya sunulmasının tamamen serbest bırakılması, taraf olduğumuz uluslararası sözleşmelere ve kamu yararı ilkesine aykırıdır” denildi.

Danıştay’ın aldığı kararı yorumlayan Avukat Fevzi Özlüer, Danıştay’ın kararının tüm GDO türleri için geçerli olabilecek nitelikte olduğunu söyledi. İhtiyat ilkesinin önemli sonuçlar doğuracak bir ilke olduğunu vurgulayan Özlüer, “Buradan şöyle bir sonuç çıkar. GDO ve ürünlerini Türkiye’ye getirmek isteyen firma veya kişiler sağlığa zararlı olmadığını ispat etmedikçe bu ürünlerin kullanılmasına izin verilmemelidir. Burada geleneksel ispat yükü tersine çevrilmiştir” görüşünü dile getirdi.

İZİN VEREN DE YÜKÜMLÜ

Bu karardan sonra yaşanabilecek gelişmeleri de aktaran Özlüer, GDO’nun zararları konusunda ispatlama yapamayan firmaların durumunu değerlendirdi. Özlüer, “İthalat için başvuran firmalar GDO’nun zararlı olmadığını ispatlayamaz ve bu firmalara izin verilirse, bu izin işlemleri yargı yoluyla iptal edilebilir” dedi.

Böyle bir durumda izin verenlere de yükümlülük geleceğini kaydeden Özlüer, “Bu ürünlerin ithalatına izin veren ilgililer ve Tarım Bakanlığı açıkça yargı kararını uygulamamış olur. Bu durum da yargı kararını uygulamayan idarecilerin cezai sorumluluğunu doğurur” diye konuştu.

BİZİM ZATEN RAPORUMUZ VAR

Danıştay kararını Radikal’e değerlendiren Türkiye Yem Sanayicileri Birliği Başkanı Ülkü Karakuş “Biz ilk günden bu yana Avrupa Birliği regülasyonları çerçevesinde çalışıyoruz ve ne diyorsa ona uyum sağlamaya çalışıyoruz. Şu anda 12 yem için izin alınmış durumda, bekleyen de 20’den fazla başvuru var.

Bizim izin aldığımız ve izin almak için başvurduğumuz tüm yemlerde Avrupa Gıda Güvenliği Otoritesi’nin (EFSA) zararsız olduklarına dair rapor var. Biz bu ürünleri yemlerimizde kullanıyoruz ama bu alanda net bir şekilde söyleyebilirim ki neredeyse AB’yle birebir uyum sağlamak üzereyiz. Üstelik transgenik soya gibi sadece bir iki üründe çok bağımlılığımız söz konusu” diye konuştu.

http://www.hurriyet.com.tr/saglik/19865604.asp

SCIENCETURK
23 03 2012, 08:36
“Türkiye'de kesinlikle yasak”

Türkiye'de asla GDO üretimine izin vermeyeceğiz. Genetiği değiştirilmiş, gen aktarılmış, gen transfer edilmiş bir bitkisel ürünün, Türkiye toprakları üzerinde üretimi yasak. Hiçbir şekilde olmuyor, olmadı ve olmayacak.”

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker, Türkiye'de asla GDO'lu ürün üretimine izin vermeyeceklerini belirtirken, “Genetiği değiştirilmiş, gen aktarılmış, gen transfer edilmiş bir bitkisel ürünün, Türkiye toprakları üzerinde üretimi yasak. Hiçbir şekilde olmuyor, olmadı ve olmayacak.

Biz yapılması gerekeni yaptık bunu altını çizerek söylüyorum. Bizim çıkardığımız Biyogüvenlik Kanunu konusunda örneğin BM Genel Direktörü Türkiye'ye geldi inceledi ve alt bölge ofisi direktörüne ve merkezine talimat verdi.

Dedi ki, 'Türkiye'nin GDO ile ilgili hazırladığı mevzuat çok ideal. Bunu biz FAO'nun resmi görüşü olarak alalım tercüme edelim dünyaya biz bunu önerelim'. Türkiye'de asla GDO'lu ürün üretimine izin vermiyoruz, izin vermeyeceğiz. Genetiği değiştirilmiş, gen aktarılmış, gen transfer edilmiş bir bitkisel ürünün, Türkiye toprakları üzerinde üretimi yasak. Hiçbir şekilde olmuyor, olmadı ve olmayacak.”

Zaman zaman uluslararası kuruluşların da baskısıyla karşı karşıya kaldıklarını ama hiç bir şekilde GDO'lu ürün üretimine için vermediklerini anlatan Eker, Amerika'da, Kanada'da, Meksika'da ve bütün Latin Amerika ülkelerinde, Hindistan, Çin ve Avrupa'nın bazı ülkelerinde, Rusya'da GDO'lu ürün üretiminin serbest olduğunu ancak kendilerinin bunu yasakladıklarını ifade etti.

Üretimin yasak olduğu kadar şu ana kadar GDO'lu gıda ithalatı yapmadıklarını ve yaptırmadıklarını da içinde GDO olan gıda maddesinin ithal edilmediğini belirten Eker, ithalat konusunda mekanizmayı denetlemek üzere bir kurul oluşturduklarını ifade etti.

Aralarında Gıda, Tarım ve Hayvancılık, Sağlık ve Çevre Bakanlığı ile sivil toplum kuruluşları ve üniversitelerden temsilcilerin bulunduğu 9 kişilik kurulun, “insan sağlığı, hayvan sağlığı, çevre sağlığı ve sosyoekonomik” anlamda risk değerlendirmesi yaptığını ve buna göre karar verdiğini söyledi.

Şu ana kadar verilen ithalat izninin yem amaçlı mısır ve soyada olduğunu belirtti.

http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/20188043.asp

SCIENCETURK
11 08 2012, 15:02
GDO'lu domatesler 15 yıldır soframızda

Türkiye'nin yeni gündemi artık GDO. Yani Genetiği Değiştirilmiş Organizma... Mısır, domates, soya başta olmak üzere raflardaki pek çok ürünün hatta bebek mamasının "genetiği değişmiş olabilir"

Çıkan yönetmelikle alevlenen GDO (Genetiği Değiştirilmiş Organizma) tartışması, birçok soruyu da beraberinde getirdi. SABAH, GDO ile ilgili tüm merak edilenleri, konunun uzmanlarına sorarak araştırdı.

Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı'na göre, hazırlanan yönetmelik, 10 yılı aşkın bir süredir kontrolsüz olarak Türkiye'ye giren GDO'lu ürünleri, kontrol altına alacak. Ancak konunun uzmanlar ve sivil toplum örgütleri, bu yönetmeliği yeterli bulmuyor. Uzmanlara göre, dünyada "Frankenştayn Gıdalar" olarak tanımlanan GDO ile ilgili en önemli sorun, hangi ürünün GDO'lu olduğunun belli olmaması ve normal şekilde ayırt edilememesi.

Mısır, soya, pamuk ve kolza, genleriyle oynanmış ürünler arasında ilk sırada yer alıyor. GDO, "hayalet" gibi market raflarındaki bir çikolatada, pazardaki bir sebzede, bebek mamasında, bir içecekte veya bir ilacın içinde bulunabiliyor. En çok ithal edilen ürün olan mısırın 700-800 farlı ürün türevi marketlerde satılıyor. İşte uzmanların çarpıcı görüşleri: 'AYIRT EDİLEMEZ' - Gökhan Günaydın (TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı): "Bir ürünün genetiğinin değiştirilip, değiştirilmediğini anlamak mümkün değil. GDO'lu ürünlerin üzerine, 'GDO'ludur' yok.

Bunlar her türlü gıdanın hammaddesi olarak kullanılabiliyor. İçtiğimiz içecekten, ilaçlara kadar her alanda karşımıza çıkabilirler. Türkiye'ye 1998'den bu yana en az 30 milyon ton GDO'lu mısır ve soya girdi. Bunlar hiçbir şekilde etiketlenmeden tüketildi. Şimdi 26 Ekim'de çıkan yönetmelik; 'Bunların içinde binde 9'dan daha fazla GDO'lu hammadde kullanılmışsa, GDO'ludur diye etiketlenecektir' diyor." 'KONTROL GELECEK' - İbrahim Yetkin (Türkiye Ziraatçılar Derneği Genel Başkanı): "GDO'lu ürünlerin bilim adamlarının ön görüleriyle zararlı ilan edildi, toplum da bunu kabul etti.

İthal ettiğimiz ürünler, soya, mısır ve pamuk. Bunlar iç talebi karşılayamayıp, ithal ettiğimiz ürünler. Biz kendi iç talebimizi karşılayabilseydik, bu tartışmalara gerek kalmayacaktı. Asıl sıkıntı üretim yetersizliği. Türkiye bu ürünleri GDO'suz olarak istiyorsa tarıma destek artmalı, ithalata gerek kalmamalı.

BU ÜRÜNLERE DİKKAT

Genetiğiyle oynanmış pek çok ürün bulunuyor.

İşte bazıları: - Mısır, patates, domates, pirinç, soya, buğday, kabak, balkabağı, ayçiçeği, yer fıstığı, bazı balık türleri, kolza, kasava, papaya. - Bunların dışında genetiğini değiştirme çalışmaların devam ettiği ürünler: Muz, ahududu, çilek, kiraz, ananas, biber, kavun, karpuz, kanola... Mısır ve soya genleriyle oynanmış bitkiler arasında ilk sıralarda yer aldığı için bu bitkilerden üretilen yan ürünlerin kullanıldığı bütün ürünler GDO'lu olma riski taşıyor. Mısır ve soyadan üretilen yağ, un, nişasta, glikoz şrubu, sakkaroz, fruktoz içeren gıdalar günlük tüketim maddeleri arasında yer alıyor.

Örneğin; Bisküvi, kraker, kaplamalı çerezler, pudingler, bitkisel yağlar, bebek mamaları, şekerlemeler, çikolata ve gofretler, hazır çorbalar, mısır ve soyayı yem olarak tüketen tavuk ve benzeri hayvansal gıdalar ile pamuk, GDO'lu olma riski taşıyan gıdaların başında geliyor. GDO NEDİR? İlk uygulaması 1994'te, ABD'de domatesler üzerinde yapılan GDO, "Modern biyoteknolojik yöntemler kullanılarak, bitkilerin yapılarının iyileştirilip geliştirilmesi" olarak tanımlanıyor.

Örneğin, soğuğa karşı dayanıklılık kazandırılmak istenen domatese, bir balık geni aktarılması ile domates soğuğa daha fazla dayanıklı hale getiriliyor.

SCIENCETURK
15 08 2012, 10:51
GDO'lu ürün ithalinde geri adım

GDO'lu ürün ithalinde geri adım15 Ağustos 2012 Türkiye Gıda ve İçecek Sanayii Dernekleri Federasyonu (TGDF), kamuoyunda tepki ile karşılanan GDO'lu ürün ithalatı talebini geri çektiğini açıkladı. TGDF, 29 adet gıda amaçlı GDO'nun ithali yönünde başvuruda bulunmuş, bunun üzerine Türkiye'nin en büyük baklavacılarından Güllüoğlu sahibi Nadir Güllü dernekten istifa ettiklerini açıklamıştı.

TGDF'den yapılan açıklamada, federasyonun GDO konusunda kamuoyunun hassasiyetini göz önüne alarak, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’na gönderdiği resmi bir dilekçe ile 29 GDO gen başvurusunu geri çektiği belirtildi.

Açıklamada "TGDF, GDO konusunda kamuoyunda uzun bir süredir yaşanan endişenin ve karmaşanın bir an önce sona ermesi için Biyogüvenlik Kurulu’nu göreve davet etmekte, kaçınılmaz bulaşmadan kaynaklanan sorunları çözecek adımların atılmasını talep etmekte ve söz konusu müracaatı geri çekmektedir" denildi.

TARİHİ BİR ADIM

TGDF’nin açıklamasını değerlendiren Greenpeace Akdeniz Tarım Kampanyası Sorumlusu Tarık Nejat Dinç, Türkiye’nin tüm gıda ve içecek firmalarını barındıran federasyonun aldığı bu kararın tarihi bir adım olduğunu kaydetti. Dinç, şöyle devam etti:

"Halkın GDO hassasiyetini TGDF’ye ileten, başta Ülker ve Karaköy Güllüoğlu olmak üzere Sana, Algida, Eti, Nestle gibi TGDF bünyesinde yer alan firmalara sağduyulu tavırlarından dolayı teşekkür ederiz. Federasyonun açıklamasından, söz konusu başvuruların, ürünlerinde GDO kullanmak amaçlı değil, sadece istemsiz GDO bulaşıklığından kaynaklanan sıkıntılara bir çözüm bulma çabası olduğunu anlıyoruz.

Bu konuda en büyük başarı, GDO konusunda hassasiyetini aktif olarak dile getiren halkındır. Bu başarı, vatandaşın karar mekanizmalarını nasıl etkileyebileceğinin en güzel örneğidir. TGDF’nin takdirle karşıladığımız bu kararı çok anlamlı bir adımdır. GDO’suz Türkiye yaratmak için şimdi sıra, GDO’lara karşı olduğunu açıklayan Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Sayın Mehdi Eker’de."

GDO’NUN ZARARLARI:

İstanbul Ü. Çapa Tıp Faküktesi Onkoloji Bölümü öğretim üyesi Dr. Yavuz Dizdar:

"Tarım ilacı içeriyor. İnsanın sindirim sisteminin çalışmasını değiştirebiliyor, öldürücü alerjilere neden olabiliyor. Çoğu GDO’nun içerdiği böcek öldüren toksinlere hamile kadınların kanında ve fetusunda rastlanıyor. GDO’ların salgıladığı böcek zehirinin tamamının insan sindirim sisteminde parçalanmadığı ortaya çıktı. GDO ekim tarlalarında kullanılan yabani ot ilaçları, memeliler için toksik etki ve insanlarda hormonal dengeyi bozma riski taşıyor. Genlerin insan vücuduna olan etkisi ise henüz bilinmiyor. Tiroit iltihapları eskiden yoktu, şimdi toplumun büyük kısmında var. Doğumsal anomaliler ve düşükler üretimin yapıldığı ülkelerde görülüyor.”

GÜLLÜOĞLU LE GÜNDEME GELMİŞTİ

TGDF'nın GDO'lu ürün ithaline Güllüoğlu'nun verdiği tepki konuyu kamuoyunun gündemine taşımıştı. Baklavacı Güllüoğlu’nun sahibi Nadir Güllü, Karaköy Güllüoğlu’nun adını GDO ithali isteyenler listesinde görünce TGDF’den istifa ettiğini belirterek, “Her gün 5 bine yakın müşteri geliyor, günde iki ton baklava satıyorum. Torunuma yedirmeyeceğim baklavayı müşterime satamam” demişti.

Güllü, şu açıklamayı yapmıştı:

"Biz ucuza kaçmıyoruz. Baklavalarda peşin para ile alınan ve en iyi şeker olan kıraç bölgenin pancarını kullanıyoruz. Oysa piyasada ucuz şeker var. Bunlar hem maliyette ve ödemede kolaylık sağlıyor, hem de ürün uzun süre dayanıyor. Ben doğru ticaretin yanındayım, toplumun sağlığını korumak zorundayım. Umarım benim karşı duruşum nedeniyle GDO ithali tamamen yasaklanır. Ülkemizin geleceğine de faydamız olur."

SCIENCETURK
04 04 2013, 04:40
GDO'ya operasyon

Türkiye'de ilk biyolojik istihbarat operasyonu yapıldı. Mersin polisi, ABD'nin sınır dışı ettiği 23 bin ton GDO'lu pirinci Türkiye'ye sokulmak üzereyken yakaladı. Operasyonda binlerce ton GDO'lu ürüne el konuldu.

Mersin'de Türkiye'nin en önemli biyolojik ürün operasyonlarından biri gerçekleştirildi. Genetiği Değiştirilmiş Organizma (GDO), pestisit (ilaç kalıntısı), Afla Toksin, Okra Toksin (toksik madde, küf), kurşun, cıva (ağır metal) gibi zehirli madde ve kimyasalları içeren tarım ürünlerini Türkiye'ye sokmaya çalışan firmalara operasyon düzenlendi. 23 bin 8 ton GDO içeren çeltik (pirinç elde edilen ürün) ele geçirildi. Şirketlerin ürünleri Türkiye'ye sokmak için attığı illegal adımlar da deşifre oldu.

TESPİT TÜBİTAK'TAN

Mersin'de Emniyet, Gümrük Muhafaza ile Kaçakçılık ve İstihbarat Müdürlüğü ekiplerinin koordinasyonundaki çalışmayla yurtdışından getirilen ve toplum sağlığını tehlikeye atan sağlığa zararlı tarım ürünleri yakalandı. Binlerce ton GDO'lu ürüne el konuldu. Mersin'de STA Analiz Laboratuvarı'nda ürünlerin GDO'lu olduğu tespit edildi. Bunları getirdiği iddia edilen firma, karara itiraz etti ve analizin tekrarlanmasını istedi.

Ürün örnekleri Ankara'daki bir ulusal laboratuvarda incelendi. Burada sonuç temiz çıkınca TÜBİTAK analizi istendi. İncelemede ürünlerin GDO'lu olduğu ortaya çıktı. El konulan ürünlerin 21 bin tonu tek bir firmaya ait. Firmanın 5 bin 280 tonluk ürününü 8-9 ay gümrüklü sahada beklettiği daha sonra GDO'luların üzerine temiz ürünleri doldurup kontrolden kaçırdığı tespit edildi.

FİRMA VERGİ DE KAÇIRDI

İddialara göre firma ürünlerini pirince çevirmek için Türkiye'ye çeltik soktu ve bundan kırık pirinç, yemlik pirinç, pirinç küspesi çıkararak satış yaptı. Bu yolla vergi de kaçırmış oldu.

http://www.sabah.com.tr/Ekonomi/2013/04/04/gdoya-operasyon

SCIENCETURK
24 12 2013, 01:54
GDO’lu ürünler yine başrolde!

Danıştay, genetiği değiştirilmiş ürünlerle ilgi önemli bir karar aldı ve GDO’lu mısırların hayvan yemi olarak kullanımına izin veren Biyogüvenlik Kurulu kararlarının yürütmesini durdurdu. Kararla, GDO’lu mısırların ithalatı yasaklanmış oldu. Aynı zamanda, iç piyasada olan ürünlerin de toplatılması gerekiyor. TMMOB Ziraat Mühendisleri İstanbul Şubesi’nin gönderdiği bilgiler çok çarpıcı...

Bu konuda, daha önce, defalarca yayın yaptık, bu yüzden, konunun yediden yetmişe hepimiz için ne kadar önemli olduğunu çok iyi biliyoruz. İşte bu nedenle, pazar keyfinizi kaçırmadan, konuyu ele almaya çalışacağız...

İsterseniz gelin önce Danıştay kararına bir göz atalım:

“‘İhtiyatilik (ön tedbirlilik) yaklaşımı’ GDO’lu ürün ithalatında tartışmasız bir şekilde uygulanmalı, bilimsel belirsizlik ve riskin olduğu yerde ithalata izin verilmemelidir...
Biyogüvenlik Kurulu’nca izin verilen 16 adet transgenik mısır ve 3 adet transgenik soya çeşidinin hayvan yemi olarak ithalatı ve piyasaya sürümü derhal durdurulsun, ithaline izin verilen tüm ürünler derhal toplatılsın, GDO’lu ürünlerin etki ve izleme raporları kamuoyu ile paylaşılsın...”

Peki bu karar ne anlama geliyor. İşte GDO’lu Ürünlere Hayır Platformu’nun bu yöndeki paylaşımı:

Ne anlama geliyor?

Mahkemenin durdurma gerekçesinde ülkemizin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerde, insan sağlığının, çevre sağlığının, biyolojik çeşitliliğin ve gıda güvenliğinin söz konusu olduğu durumlarda, taraf devletlerin konuya ihtiyatilik (ön tedbirci) ilkesi çerçevesinde yaklaşmaları gerektiği vurgulanmıştır. Danıştay, Türkiye Yem Sanayicileri Birliği İktisadi İşletmesi, Beyaz Et Sanayicileri ve Damızlıkçılar Birliği Derneği, Yumurta Üreticileri Birliği tarafından genetiği değiştirilmiş söz konusu iki mısır çeşidinin Türkiye’de yem olarak ithalatına ve piyasaya sürülmesi için yapılan başvuru neticesinde verilen ithalat izninin hukuka aykırı olduğuna karar vermiştir.

Kararda, transgenik mısırların incelenmesi için Biyogüvenlik Kurulu tarafından oluşturulan Risk Değerlendirme Komitesi ve Sosyo Ekonomik Değerlendirme Komitesi’nin değerlendirme raporları hazırladığı, bu raporlarda anılan transgenik ürünlerin gen aktarımı yönteminin ürettiği besin değeri, alerjik ve toksik etkileri ile çevreye olası gen geçişlerinden kaynaklanabilecek risklerinden açıkça bahsedildiğine dikkat çekilmiştir.

Transgenik mısır çeşitlerinin yaygın olarak yetiştirildiği ABD ve Kanada’da yabani mısır çeşidinin bulunmamasına rağmen ülkemizde geleneksel mısır çeşitlerinin yetiştirildiği ve izin verilen transgenik mısır çeşitlerinin sakıncalarını gösteren bilimsel çalışmaların göz ardı edildiği belirtilmektedir.

Nerelerde kullanılıyor?

Kararda, genetiği değiştirilmiş mısır çeşidinin hayvan yemi olarak kullanılmasının insan, hayvan ve bitki sağlığı ile çevreye ve biyoçeşitliliğe zararlı olmadığı, dolayısıyla güvenli olduğu sonucuna ulaşabilmenin hukuken olanaklı olmadığı vurgulanmıştır.

İnsan, hayvan, bitki sağlığı, çevre ve biyoçeşitliliği doğrudan ilgilendiren bu konuda “ihtiyatilik ilkesi” çerçevesinde hareket edilmesinin zorunlu olduğuna dikkat çekilen kararda, Biyogüvenlik Kanunu’nun 2/ü maddesinde öngörülen şekilde bilimsel yöntemlerle somut olarak risklerin ortaya koyulmadan transgenik mısırların hayvan yemi olarak kullanılması amacıyla ithaline ve piyasaya sunulmasına izin verilmesinin, idarelerin hukuki denetiminin yapıldığı mahkemelerce korunamayacağı belirtilerek izin ve talimat düzenlemesinin yürütmesi durdurulmuştur.

Türkiye’de mısırın yüzde 75’inin hayvancılık sektöründe yem olarak kullanıldığı bilinmektedir. Danıştay’ın kararları doğrultusunda, özellikle kanatlı hayvanların beslenmesinde enerji kaynağı olan transgenik mısır izinlerinin derhal durdurulması gerekmektedir. Ayrıca Biyogüvenlik Kurulu’nca verilen ithalat izinleri devam eden 14 mısır ve 3 soya çeşidinin daha hayvan yemi olarak ithalatı ve piyasaya sürülmesine son verilmelidir.

Ne istiyorlar?

Mahkeme kararı ve platformumuzun yıllardır yaptığı uyarılar dikkate alınarak, Biyogüvenlik Kurulu’nca izin verilen toplam 16 adet transgenik mısır ve 3 adet transgenik soya çeşidinin hayvan yemi olarak ithalatı ve piyasaya sürümü derhal durdurulmalı, ithaline izin verilen tüm ürünler toplatılmalı, GDO’lu ürünlerin etki ve izleme raporları da kamuoyu ile paylaşılmalıdır.”

Elbette karşı itirazlar da olacaktır. Onları da sizlerle paylaşmaya hazırız...

Özetin özeti:

Sağlık, özellikle kamu sağlığı söz konusu olduğunda gerisi teferruattır.

Umarız bu konuda çok daha fazla bilgilendiriliriz...

http://gundem.milliyet.com.tr/gdo-lu-urunler-yine-basrolde-/gundem/ydetay/1807708/default.htm