PDA

Tüm Versiyonu Göster : TÜRK __ RUS ILISKILERI



naz23
10 09 2004, 17:00
kandilin senin de mubarek olsun
bos vaktin cok bu aralar galiba, allah akil fikir versin, mesgale versin...

faateh
10 09 2004, 17:00
WARDIR AZ COK SIZINDE SOYLEYECEKLERINIZ BU KONU HAKKINDA
DEGINELIM WE DE EGİLELİM BU KONUYA PLEASEEEEEEE HATTA SIL VOUS PLAIT...

faateh
10 09 2004, 17:00
tarihte hep en gucluler arasinda yer almi$ ancak, turlu $ansizliklar sonucu hic bi zaman en guclu olamami$, kralice katherina olmasa; bugun dunya uzerinde buyuk ihtimalle soykirim sonucu turklerle kari$ik durumda bulunacak olan, her amerikan filminde en az bir kere du$man ilan edilen halk.

AMA SURASI DA WAR Kİ HATUNLARI HER ZAMAN COK ALIMLI WE DE CEKICI OLMUSTUR BIZ TURK ERKEKLERI ICIN
YANILIYORSAM SOYLEYIN

faateh
10 09 2004, 17:00
OSMANLI - RUS SAVAŞI


Rusya 1739 yılında imzalanan Belgrat Antlaşması'ndan sonra, Osmanlı Devleti'ne savaş açmamış, ama Balkanlarda ve diğer bölgelerde Türk düşmanlığı yapmaya devam etmişti. Rusya ve Osmanlı Devleti arasındaki barış dönemi 1768'de başlayan Lehistan sorunu ile yeniden bozuldu. Osmanlı Devleti on altıncı yüzyılın ikinci yarısından beri Lehistan krallığına seçilecek kişilerin Avusturya ve Rusya yanlısı olmamasına özen göstermiş bu konuda da başarılı olmuştu. Ancak bu dönemde Osmanlı Devleti Rusya'nın Lehistan işlerine müdahalesini engelleyecek güce sahip değildi.


Rusya'nın Stanislas Pontovoski'yi zorla kral seçtirip, Lehistan'a asker sevk ederek halkı sindirmeye çalışması üzerine Lehistan'da ayaklanan halk Osmanlı Devleti'nden Bar Konfederasyonu aracılığı ile yardım istedi. Tüm bu gelişmeler üzerine zaten Rusya'ya savaş açma taraftarı olan Sultan Üçüncü Mustafa harekete geçti. 8 Ekim 1768 tarihinde Rusya'ya savaş açıldı.


Ruslar beş koldan saldırıya geçtiler. Kafkasya, Gürcistan, Ukrayna ve Baserabya'yı istilaya başladılar. Otuz bin kişilik bir Rus ordusu Kartal Ovasında 180.000 kişilik Osmanlı ordusunu bozguna uğrattı. Savaş tüm şiddetiyle devam ederken Rus Çariçesi İkinci Katerina boş durmuyor, Osmanlı Devletini içten karıştırmaya çalışıyordu. Ayrıca İngilizlerin nezaretinde bir donanma hazırlatıp Cebeli Tarık Boğazı'ndan Akdeniz'e göndermişti. Çariçe İkinci Katerina'nın bu faaliyetleri kısa süre de sonuç verdi. Rumlar Mora'da bir isyan başlattı. Hüsamettin Paşa'nın donanmayla birlikte Akdeniz'de ilerlemesi üzerine Ruslar isyancıları yalnız bırakarak adadan ayrıldılar. İsyan, Osmanlı donanmasının adaya yaklaşmasıyla son buldu.


Rus donanması 1770 yılında Ege'de Çeşme limanında bulunan Osmanlı donanmasını yaktı. Çeşme felaketinden sonra Ruslar Çanakkale Boğazı'na kadar ilerlediler. Kaptan-ı Deryalığa getirilen Cezayirli Hasan Paşa, Rus donanmasını Ege Denizi'nin dışına attı. Rus saldırıları karadan devam etti. Ruslar Kırım'da önemli başarılar elde ettiler.


Rusların bu başarılarından dolayı diğer Avrupalı devletler siyasetlerini değiştirmeye başladılar. Kırım bozgunundan sonra Ruslar, Rusçuk ve Silistre'yi kuşattılar. Başarısızlıkla sürüp giden Osmanlı-Rus savaşının bütün acı ve huzursuzluğunu yaşayan Sultan Üçüncü Mustafa bu savaşın Osmanlı Devleti açısından önemini biliyordu.


Bütün olumsuzluklara rağmen 1773 yazında bizzat ordunun başında sefere çıkmak istedi. Fakat cephelerden gelen son acı yenilgi haberleri kendisini büyük üzüntü ve ümitsizliğe düşürdü ve 21 Ocak 1774 Cuma günü öğle ezanı okunurken vefat etti.

ARKİDİŞLER ÖNDİŞLER SIMDI SIZ DEDELERIMIZ INTIKAMINI ALMAYACAKMISINIZ
AMA KAN DOKMEYELIM
NE YAPALIM
SAWASMAYALIM SEWISELIM ARTIK
KIMLE?RUSLARLA TABI
BAHANE HAZIRRRRRRRRRRRR

faateh
10 09 2004, 17:00
tatil beldelerinde diğer insanlardan ayırd etmesi kolay olan ırk..sivrisinek vızıltısı gibi bi konuşmaları vardır, kızları güzel, beyaz tenli, sarı saçlı renkli gözlüdür, erkekleri dallama kelimesinin tanımıdır..
ayrıca rus erkeklerini ayırd etmenin bir başka yoluda şudurki; eğerki bir adam sandaletin içine dizine kadar beyaz çorap giymiş, şortunu göğüs kafesine kadar çekip polo yaka t-shirt'ünü şortun paçalarından görünecek kadar içine tıkmışsa o erkek şahıs bir rustur(bu tanım bir rus tarafından yapılmıştır)..
:D

faateh
10 09 2004, 17:00
bilgisayarla ugra$ani hacker/cracker olmaya yatkin insan turu.

faateh
10 09 2004, 17:00
BIZ LAWUK OLMAYA HEWESELIYKEN ADAMIN TEKI NELER YAPMIS NELER
WAYYYYYY BE KOCA OSMANLI SON ZAMANLARDA YINE ASLI TURK OLAN BIR ŞAMIL KADAR OLAMAMIS
UZULDUM
HATTA SASIRDIM
NEYSE
O ZAMANDAN BU YANA PEK BIR SEY DEGISMEDI ZATEN
NEYSE OKUYUN BAKIN NELER OLMUS NELER

Şeyh Şamil (1797 - 1871)



İmam Şamil 1797 yılında Dağıstan’ın Gimri köyünde dünyaya geldi. Babası bölgenin yerli halklarından Avar Türklerine mensup Dengau Muhammed’dir. 15 yaşında iken at binerek kılıç kuşandı. 20 yaşına geldiğinde iki metreyi aşan boyu ile atlama, ateş etme, güreş, koşu, kılıç gibi spor dallarında üstün yetenek sahibi olmuştu.

Öğrenimine bilgin Said Harekani’nin yanında başladı. Daha sonra kayınpederi olan Nakşibendi Şeyhi Cemaleddin Gazi Kumuki’nin öğrencisi oldu. Kendinden önce İmamet makamında bulunan Gazi Muhammed ve Hamzat Beg’in müşavirliğini yaptı. Son derece sade ve kanaatkar bir hayatı vardı.

İmam Şamil, muhtelif zamanlarda beş defa evlenmiş ve bu izdivaçların bazıları dini ve siyasi sebeplerle olmuştu. Şamil’in Fatimat, Cevheret, Zahidet, Emine ve Şovanat ismindeki zevcelerinden Ahmed Cemaleddin, Muhammed Gazi, Muhammed Said, Muhammed Şefi, Cemaleddin ve Muhammed Kamil isimli altı oğlu ile Fatimat, Nafisat, Necabat, Bahu-Mesedu ve Safiyat isimli beş kızı oldu.

Şamil, İmam yani devlet başkanı seçildikten sonra ilk iş olarak iç işlerini ele aldı. Ruslara karşı daha etkili savaşmak için lüzumlu idari ve askeri teşkilatları yeni esaslara göre tanzim etti. Bir taraftan askeri tedbirler alıp düşmana karşı savunma savaşları verirken, diğer taraftan da muntazam adli ve idari sivil bir devlet mekanizması geliştirmiş, medreselerde eğitime önem verdirmiş, fikir ve sanat alanında da büyük adımlar atılmasını sağlamıştır. Döneminde tophaneler, baruthaneler, silahhaneler yapılmış, muntazam birlikler halinde askeri teşkilat kurulmuştur.

Güçlü hitabeti, kararlı tutumu ve askeri dehasıyla büyük başarılar kazanmış, ünü kısa zamanda yayılarak, otoritesi Dağıstan civarında yaşayan geniş topluluklar tarafından kabul edilmiştir.

İmam Şamil, idare sistemini yeniden düzenlerken, ülkeyi naiplik ve vilayetlere ayırarak bunların başına hem askeri hem de sivil yetkilerle donatılmış naipleri getirdi. Üç veya dört naiplik bir vilayet idi. Vilayetlerin başındaki naibin rütbesi daha yüksekti.

Ayrıca, her biri birer savaş kahramanı olan bu yüksek rütbeli naiplerden Ahverdil Muhammed, Kabet Muhammed, Şuayıb Molla, Taşof Hacı, Danyal Sultan, Nur Muhammed, Hitinav Musa, Sadullah, Duba Hacı, Hacı Murat ve Şamil’in büyük oğlu Muhammed Gazi, gazavat’ın adı anılması gereken başlıca kahramanları oldular.

Şamil imam seçildiği 1834 yılından 1859 yılına kadar Rusya’nın büyüklüğü ve kudretine rağmen yılmadan mücadeleyi sürdürdü. Kendinden önceki iki imamın döneminde de fiilen 10 yıl savaşlara iştirak ettiğinden durup dinlenmeden cihad ettiği süre tam 35 yılı bulmuştur. Bu süre zarfında Rus kuvvetlerine büyük zayiatlar vermiş ancak kısıtlı sayıdaki asker sayısı da günden güne erimiştir. 1839’da Ahulgo Tepesinde 3.000 mürid ile General Grabbe komutasındaki 10.000’i aşkın üstün donanımlı Rus ordusunun kuşatmasına 80 gün süreyle direnişi harp tarihine geçmiştir. Şamil bu savaşta eşi Cevheret’i, oğlu Said’i ve kızkardeşi Mesedo’yu kaybetmiş, 8 yaşındaki oğlu Cemaleddin’i Ruslara rehin vermek zorunda kalmıştır.

Bu dehşet verici savaşlarda sadece insan kaybı olmadı. Ruslar, ancak aylar süren savaşlar sonunda işgal edebildikleri bölgelerde, ağaçları, ormanları yakıp, bir tek canlı yaratık bırakmadan ilerlerdiler.

Savaşlara iştirak eden Rus komutanlarından Milyutin, 80 gün devam eden Ahulgo savaşı hakkında hatıratında şu satırlara yer verir; Artık muharebenin sevk ve idaresi kumandanların elinden büsbütün çıkmıştı. Hiddetlerinden köpürmüş, adeta çıldırmış bir hale gelen dağlılar, ulu orta askerlerimizin üzerine saldırıyor, süngü ucunda can verinceye kadar dövüşüyorlardı. Kadınlar bile kendilerini kudurmuş gibi müdafaa ettiler ve silahsız oldukları halde sıra sıra süngülerimizin üzerine atıldılar. Lakin muvaffakiyet için her türlü fedakarlığı göze almış olan Rus kumandanlığı inatla taarruzlara devam etti. Teslim olmayı katiyyen reddeden dağlılar, hiçbir ümitleri kalmadığı halde kahramanca dövüştüler. Kadınlar, çocuklar ellerindeki kamalarla Ruslara hücum ediyor, süngülerin önünde göz kırpmadan can veriyorlardı. Bazıları ise kendilerini ve çocuklarını korkunç uçurumlara atıyorlardı. Yaralılar bile inanılmaz şekilde dövüşüyordu.

Dost ülkelerden hiçbir yardım göremeyen İmam Şamil’in, nihayet elindeki bütün kuvvet kaynakları tükenir ve 1859’un 6 Eylül’ünde Gunip’te Prens Baryatinsky komutasındaki 70.000 kişilik Rus ordusuna, yanında birkaç yüz kişi kalıncaya kadar direndikten sonra teslim olur.

İmam Şamil, aile efradı ve 40 kadar adamı Petersburg’a Çar’ın sarayına ***ürülür. Rus Çarı II.Aleksandr tarafından sarayın kapısında hayrete düşülecek derecede nazik karşılanır. Çar, babası 1.Nikola’ya ve ihtişamlı ordularına tam otuzbeş yıl Kafkasya’yı zindan eden, zamanının bu en büyük kahramanını karşısında görür görmez, yüzünden ve sakalından hayranlıkla öpmekten kendini alıkoyamaz.

İmam Şamil bir ay kadar sarayda misafir edildikten sonra, saygın tutsak olarak esaret yıllarını geçireceği Kaluga’ya gönderilir.

Ancak Şamil ve ailesine esaret çok ağır gelir. İki yıl içinde Şamil’in simsiyah saçları beyazlar. Büyük kızı Nafisat ile gelini Muhammed Gazi’nin karısı Kerimet üzüntüden vereme yakalanarak ölürler.

Aradan ancak on yıl geçtikten sonra Çar, onun Hac’ca gitmesine izin verir. Ancak bir tedbir olarak oğlu Muhammed Şefi’yi alıkoyar ve Hacc’ı ifa ettikten sonra derhal Rusya’ya dönmesini şart koşar.

Şamil, 1870 yılında maiyetindeki adamları ile birlikte Rusya’dan ayrılarak önce İstanbul’a uğrar. Sultan Abdülaziz tarafından karşılanarak sarayda ağırlanır. Şamil’in İstanbul’a uğradığı haberi duyulduğunda şehirde yer yerinden oynamış, halk bu büyük kahramanı görebilmek için saray kapılarına akın etmişti.

Şamil, aşkına düştüğü son menzile bir an evvel varmak için Sultan’ın kendisine tahsis ettiği gemi ile yola koyulur. Cidde limanında Mekke Emiri, şehrin ileri gelenleri ve mahşeri bir kalabalık tarafından törenlerle karşılanarak Mekke’de Şürefa dairesinde misafir edilir.

Hac sırasında orada bulunduğunu duyan, dünyanın dört bir yanından gelmiş yaklaşık yüzbin müslümanın onu görmek için yarattığı izdiham sonucu, hükümet makamları İmam Şamil’i Kabe’nin üstüne çıkarmak suretiyle bu hayran kalabalığın arzusunu tatmin edebildi.

Şamil, hac farizasını yerine getirdikten sonra Medine’ye geçer. Medine günlerinde son derece takatten düşer, çektiği büyük ızdırap artık tahammül edilmez bir hal alır ve hastalanarak yatağa düşer.

Bütün hayatını ülkesinin milli bağımsızlığına adayan, askeri dehasını bütün dünyaya ve bizzat ebedi düşmanı Rus yüksek makamlarına dahi kabul ettiren, adını dünya tarihine gelmiş geçmiş en büyük gerilla lideri olarak yazdıran İmam Şamil 4 Şubat 1871’de 74 yaşında iken hayata gözlerini yumar.

faateh
10 09 2004, 17:00
bir viking boyu olan varanjinlerin * diger adi. 9 yuzyilda her turlu sivinin uzerinde gemi yuzdurebilen bir irk olan vikingler nehirler vasitasi ile kipcak bozkirlari denilen bolgenin iclerine kadar inmis ve bugunku kiev civarina yerlesmistir. rurik isimli liderleri buradaki slav yerli halk uzerinde bir idari birim olusturmustur ki gunumuzde ruslar halen bilinen en eski hukumdarlarini varanjin beyi rurik olarak kabul etmektedirler. fakat zamanla idareci vikingler slav yerel halk arasinda asimile olmus sadece kavimlerinin boylarinin ismi olan rus kelimesi kalmistir.

faateh
10 09 2004, 17:00
Hacı Murat ( .... - 1853)


Hayatı ünlü yazarların romanlarından, yüzlerce rivayete kadar konu olmuş Kuzey Kafkasya kahramanı Hacı Murat 19.yy başlarında Dağıstan’ın Hunzah bölgesinde dünyaya geldi. Kafkas-Rus savaşlarında ismini duyurmuş Gitino-Magoma’nın oğludur.

Çoçuk yaşta Hunzah medresesinde eğitim aldı, hiçbir zaman bir hedefe iki defa ateş etmediği söylenen Hacı Murat, daha genç yaşlarda at binmesi ve nişancılığı ile ün yapmaya başladı.

Süt akrabalığı bulunan Avar Han ailesi ile İmam Hamzat Beg arasındaki kan davası, Murat’ın Hamzat Beg’i öldürmesi ve müridlerin Hunzah’ı terk etmesi ile sonuçlandı.

Takip eden dönem içerisinde Hunzah halkının barışçı tutumlarını suiistimal eden Ruslara karşı silahını eline alan Hacı Murat, Ruslarla işbirliği olan Avar Hanı Ahmet’in komplosuyla tutuklandı. Halkın üzerindeki büyük etkisi göze alınarak, gizlice Rusya içlerine sürülmesine karar verildi. Ancak Temirhan Şura’ya ***ürülürken firar etmeyi başararak Gotsatl köyüne gitti ve burada bir süre kaldıktan sonra Gimri’ye Şeyh Şamil’in yanına gitmeye karar verdi.

Hamzat Beg olayından dolayı şüphe ile karşılandığı Gimri’de, kendini ispat etme fırsatı verilerek Tloh bölgesi Naibliğine getirildi. Hunzah’taki yandaşlarınında kendisine katılmasıyla kısa sürede büyük başarılar elde etti.

Kendisini ele geçirmek için 1841 Şubat’ında Tselmes’e saldıran Rus birliklerini Hunzah’a kadar püskürttü ve bir süre sonra General Bakünin komutasındaki bu birlikleri Hunzah’ı terk etmeye mecbur bıraktı.Bu şekilde Avar bölgesinin neredeyse tamamında hakimiyet sağlayarak Şeyh Şamil’in etki alanına kattı.

Temirhan Şura’dan Doğu Gürcistan’daki Babaratmiskaya’ya kadar Rus kuvvetleri üstüne sayısız baskın düzenledi ve bir süre sonra İmam Şamil’in en cesur ve en başarılı Naibi olarak anılmaya başlandı.

1851 yılının Temmuz ayında düzenlediği Boynakh baskını son askeri zaferi oldu. Aynı yıl içerisinde,üzerindeki sır perdesi hiçbir zaman aydınlanamayan bir olay gerçekleşti, Hacı Murat Vozdveezhenskoy kalesine giderek Ruslar’ın tarafına geçtiğini bildirdi.

Bu olay kimilerine göre İmam Şamil ile beraber yaptıkları bir planın kimilerine göre ise Şamil ile aralarının bozulmasının bir sonucu idi.

Ancak Hacı Murat 4 Nisan 1853 günü Vozdveezhhensky kalesi yakınlarında, çok sayıda Rus askerleriyle tek başına girdiği bir çarpışmada şehid oldu.

faateh
10 09 2004, 17:00
Şamil Basayev (1965 - .... )



1965'de Çeçenistan'ın Vedeno Bölgesi'nin Vedeno köyünde doğdu. 1987 yılında Moskova'da mühendislik eğitimine başladı. Öğrencilik yıllarında devrimci kişiliği ile ön plana çıkmıştı. Moskova'da odasının duvarında Che Guevera'nın posterinin asılı olduğunu verdiği bir demeçte dile getirdi.

1991 Ağustosu'nda Moskova'daki hükümet darbesi sırasında Yeltsin taraftarları arasında yer aldı. Adını ilk defa Çeçenistan'da yaşananları dünyaya duyurmak için bir Rus uçağını kaçırarak Ankara'ya indirdiğinde duyurdu.

1992 yılında Cahar Dudayev'in emri ile Abhazya'ya gönderilen Çeçen birliklerin komutanı iken, Abhazya'nın Gürcü işgalinden kurtulmasında birinci dereceden etkili olan Kafkas Halkları Konfederasyonu (KHK) birliklerinin komutanlığına getirildi. Abhazya'nın ardından Çeçenistan'a dönerek Dudayev'e karşı muhalefete geçen Rus yanlısı silahlı birliklerin dağıtılmasında etkili oldu. 1994 yılı aralık ayında Ruslar'ın Çeçenistan'ı işgal etmesiyle Çeçen komutanların en önemlilerinden biri haline geldi. 1995 yılı başında Rus savaş uçakları Şamil'in Vedeno'daki evini bombalayarak ailesinden 11 kişiyi şehid ettiler.


Rus güçlerin sivillere karşı giriştikleri katliamların en üst seviyelere ulaştığı Haziran 1995'de, yaşananları dünya kamuoyuna duyurabilmek için 150 savaşçının Budennovsk kentine düzenlediği eylemi yönetti.

1996 yılı Nisan ayında Çeçen Cumhuriyeti Silahlı Kuvvetleri Komutanlığı'na getirildi. Ve Rus güçleri Çeçenistan'ı boşaltmaya mecbur eden Cahar-Kale(Grozni) operasyonunu komuta etti. 1998 de Cahar-Kale'de yapılan Çeçen-Dağıstan Halkları Kongresi'nde başkan seçildi. Kongrenin ikinci toplantısında alınan kararla 1 Ağustos 1999'da kurulan İslam Şûrâsı'nın başkanlığına getirildi.

1999'da Rusya'nın Çeçenistan'ı yeniden işgali üzerine Çeçenistan'a dönerek doğu cephesi komutanlığı görevini sürdürmeye başladı. İkinci savaş sırasında da başkent Grozni'yi savunan Basayev, kentten çekilirken yaralanmış, bir bacağının bir kısmı kopmuştu. Basayev, Devlet Başkanı Aslan Mashadov'un emrinde Çeçenistan Silahlı Kuvvetleri Komutanlığı görevini sürdürmekteydi.

faateh
10 09 2004, 17:00
SIMDI BENIM BIR SEYE KAFAM TAKILDI KARDESIM
BIZ BU RUSLARIN UZERINE O ZAMANIN EN GUCLU OLAN GUCU OLARAKTAN SEFER DUZENLEDIK
BORU DEGIL
BINLERCE KISI KARSI KIYIYA GITTI
RUSLARIN ORDULARINI PRUT DENEN BATAKLIGA SIKISTIRDI
SONRA DA NE OLDU BILINMEZ BARIS IMZALANDI.. WE O ASIR ICERISINDE BU RUSLAR BIZIM DENIZ DONANMAMIZI IKI KEZ YAKTI.. CESME DE WE SINOPTA..
ILK DEFA ICERIDE AZINLIKLARIN YUZ BULMASINA SEBEBIYET WEREN YINE ONLAR
OSMANLI GIBI SANLI SEREFLI BIR GUCE ILK POSTA KOYANLAR
TABI BIZ BOZULMSAYDIK BUNLAR BASIMIZA GELMEYECEKTI O DA AYRI BIR KONU AMA NIYE ALLAH BU RUSLARI SARDI BASIMIZA
NIYE BASKA BIR MILLET DEGIL DE RUSLAR
AMA NIYE BU ADAMLAR BIR TURLU SICAK DENIZLERE INEMEDI
HEY ALLAH SENIN KUDRETINDEN SORULMAZ AMA WARDIR BIR HIKMETIN WE BILIYORUM KI SEN DE BIZE SORUYORSUN SIMDI BU SORUYU
IMTIHANDAYIZ YA HANI SU FANI DUNYADA
COZUN SIMDI BAKALIM BU BULMACAYI
.. DIPNOT:BEN KREMLIN PALACE GIDIYORUM ARKADASLAR YARIN
RUSLARIN SICAK DENIZE INMISLERIYLE ROPORTAJ YAPMAK ICIN
ORDAN SIZE HER SEYI EN INCE AYRINTILARIYLA YAZACAM HEC MERAK ETMEYIN

faateh
10 09 2004, 17:00
SLAV IRKININ FORUMDAKI TEMSILCISI BU DOSYAYI UYGUN GORMUS KANDILIMI KUTLAMAK ICIN WE DE NE DE IYI ETMIS.. BOS WEYA DEGIL HERKESIN WAKTI WAR.. BEN DE O WAKITI BOS BOS GECIRIYORUM ISTE SONRADAN PISMAN OLAYIM DIYE..
KARDES ALLAH SANA DA AKIL FIKIR WERSIN WE DE MESGULIYET WERSIN..ZATEN SANA ON KATINI WERMISTIR BILE MUBAREK FISKIRIYORRRRRRR :D
MİSS TANTUNİ :)

djuan
11 09 2004, 17:00
rusların turklerle iliskisinin boyutunu bilmemde benim kemndileriyle iliskim gayet eyi...

faateh
11 09 2004, 17:00
<< abi sen hastamisin nerden buldun bukadar ıvır zıvırı ...olayi sadece kizlar ve votka olarak degerlendirmen yeterliydi.. kasmasayin kendini.. eger biraz vaktin varsa rus amerikan iliskilerini ele alan bi baslik bekliyoruz ]]
kardes ben turk oldugum ıcın ruslara bır turk gozuyla bakabılıorum ancak
benı ruslar ben turk oldugum ıcın ılgılendırıyor
eskıden cok korkardım ruslar sscb ıken
her an bır an sawas cıkacak we ruslar bızı ham yapacak derdım cocuklugumda
sonra hatunları ellerımıze fahıse olarak dustu we sımdı yenıden canlanmaya basladı ama bız halen yerımızde sayıyoruz
ulen kardesım ınsan tanıyın dıye bunları yazıyorum
ınsan dostunu dusmanını ıyı tanımalı
bız turkler dıger mılletlerın hepsıyle ıyı gecımlı oldugumuz ıcın kımın dost kımın dusman oldugunu pek anlayamaz we ısımız gucumuz bırbırımızle ugrasmak olmus
hem kendımı hıc de kasmıyorum. bunları once okudum sonra yazdım..bazen kendım yorum yaptım
sen de oku bır seyler ogren.. turkler her an teyakkuz halınde olması lazım..

faateh
11 09 2004, 17:00
bır de şu war ki bız turkler bu ruslar kadar sporla ugrasmıyoruz.. eskıden bızım dedelerımız demır halka takarmıs bıleklerıne .. bır sefer durumu olunca da cıkarırlar.. ama oyle kuwwetlı olurmus ki o zaman bıleklerı hıc sormayın gıtsın.. sımdı ınanın hepımız hamız....turkler gobeklı ınsanlar olmaya basladı.. kahwehanelerden kıcımız ıkı dakka dogrultup da spor yapmaya hıc ugrasmıyoruz..
awrupalıların bır sozudur bu..
turk gıbı guclu
turk gıbı guzel
:D

onur78
11 09 2004, 17:00
abi sen hastamisin nerden buldun bukadar ıvır zıvırı ...olayi sadece kizlar ve votka olarak degerlendirmen yeterliydi.. kasmasayin kendini.. eger biraz vaktin varsa rus amerikan iliskilerini ele alan bi baslik bekliyoruz

faateh
13 09 2004, 17:00
KARDESLERIM RUS IRKINI BIR TRK OLARAK KREMLIN PALACE TE INCLEMEYE DEWAM EDIYORUM
TABI BU ARADA BUYUK BIR HAYL KIRIKLILIGINA UGRADIGIMI DA BELIRTMEDEN GECEMIYECEM
NIYE MI?
TEOL D OLU AMA COK TURK WAR WE BEN BU ISE GICIK OLDUM
DUN BANANA YA 6 TANE SAP BINDIK
DOGRU DURUST KIZ YOK
AMA BIR TANE ANIMATOR SWETLANA WAR KI KARSISINDA SWEATMEMEK ELDE DEGIL
INSALLA BANA TENIS OYNAMAYI OGRETECEK
BENDE ONA SIPASIWA DEYECEM TABI
BURDA HERKES ILE COK IYI GECIMLIYIM
KIMSEYE SARKMIYORUM
ANIMATORLERIN TEK EGLENCESI OLDUM
ABI SEN NERDEN GELDIN DIYORLAR
ARAMIZDA BRIAZ PARA TOPLAYALIM DA BIR HAFTA DAHA KAL YANIMIZDA FELAN
BULENTCIMIZI SORACAK OLURSANI O DA COK IYI
BIR TANE MELISSA DIYE BIR TURK KIZI WARDI DA ONUN YEGENIYLE KONUSURKEN KIZLA DA MUHABBETE GIRMIS DE YAKIN BIR ARKADASLIGA FELAN BASLAMIS
NEYSE KARDESLER KISA KESMEK ZORUNDAYIM
RUSLARI INCELEMEYE DEWAM DIYORUZ
DEMEK ZORUNDAYIM CUNKU COK FENA SIKIŞTIM
BYE BYE

faateh
19 09 2004, 17:00
HADI GISIOYRUM BYESSSSS

kilicarslan
20 09 2004, 17:00
Ne bu ya, nerden ogrendin bu kadar bilgiyi arkaadsim?

faateh
20 09 2004, 17:00
yıne geldım ewe yattım da uyudum.. uyudum da sonradan kalktım.. yatmadan ıctıgım sutumun tadına bır kez daha baktım..
ruslar hakkaten kıyak adamlar
zaten sen ıyı olursan herkes senınle ıyı oluyor
saat gecenın ıkısınde kremlın palace ta bowlıng salonunun yanındakı barda oturıyık arkadaslarla
yanımdakı bıyıklı emıceye merhaba dedım oooooooo da bana hi(hay) dıye cevab werdı.. ben de hay hay efendım.. where are you from deyınce.. kendının almanyadan geldıgını ama rus oldugunu belirttı.
adamların hepsı bır acayıptı.. degılık bır tarzları wardı.. tabıkı hemen sardırdık adamlarla
votka ıstedıller barmen den .. ama bunlar sek ıcıyorlar.. oyle kolaya meyve suyuna karıstırılıp da ıcılen votka bunların karızmayı cızıyormus ..
neyse tutturdu ıllaaa sen de ıcecen votka.. ulen ben ne ıcecem votka felan..neyse arkadas hemen orda votka bardagına suyu koydu ıcıne de ıkı lımon parcası.. adam ben baradagı fondıp yapınca tabı bayagı bır sasırdı.. aynısını kendı yapmak ıstedı.. tabı bogazı yandı canımıcıgımın.. neyse gelene gecen meıne sohn dıyordu.. bana da meıne bruder felan.. bır zaman sonra bana da meıne sohn dedı.. yahu gardasım ben senın nerden oluyorum oglun felan..ama bulursan bana soyle afilli bır rus hatunu en kıyagından we de gonlumun yagını erıtecek tarafından.. bak o zaman sen benım babam degıl dedem bıle olabılırsın ıcabında...
ıgorcum ıckıyı fazla kacırınca bana sarılmaya basladı felan
ulen zencı bılmemnesınden zor kurtulduk namusubır rusa kaptıracez derken en sonunda arkadaslarına emanet ettım we tost faslı ıcın yukarı kata restaurant a gectım
ısın ılgıncı ne bılıyor musunuz arkadaslarım
bu adam mafıa babasıymıs
o yuzden yanındakılere hep bu oglum su oglum dıyormus
adamlar alamanya da kok soktururmus
guwenlık bı an ıcın ayrılmadı bu adamın pesınden
ulen ben ne adamım hakkaten
bır de o kadar kafa yaptım adamla :cool:
canıma susamıstım herhalde ama soguk sodayla susuzlugumu gıderdım de sakınlestım hehehehe
sen gıt adamın karsısında ıkı bardak su ıc de ona ıctıgının sek votka oldugunu soyle
wa mı boyle bır sey yaaaaa

kilicarslan
21 09 2004, 17:00
Evet, dusuncelerine katiliyorum. Bizim AB ile falan florte calismamiza hic de gerek yok bence. Yani basimizda Rusya gibi bir duny adevi var. Bu gun pek parlak olmasalar da daha 15 yil oncesine kadar dunyanin diger kutbunu ellerinde tutuyorlardi ve de dengeli birsekilde.

Bazi nedenlerden dolayi bugun fakir bir ulke gib gorunseler bile, hammadde var insan var, sanayi var, toprak dersen en genis ulke, soguk dersen o da var :) ... Varda var. Ama bunlari burda birbirimize soylemekten daha cok gidip su Rayyip`in kulagina soylememiz gerek.

Ya sen de nereden anladin Karadenizli oldugumu soyle bakayum?

JellyBOY
21 09 2004, 17:00
:p

faateh
21 09 2004, 17:00
LAZ HEMSERUM SADECE KONUYA KATIL WE DE YORUM YAP..
INTERNET UZERINDEN BILGI TOPLAMAKTAN KOLAY NE WAR
BIZ TURKLER RUSLARLA DAHA YAKIN TEMAS HALINDE OLMAMIZ LAZIM GELIYOR BENCE
HEM BU BIZIM SOYLE YA DA BOYLE COK DAHA AWANTAJLI CIKMAMIZI SAGLAR
DOSTUN SERT KABA SOGUK OLSUN AMA WEFALI OLSUN... OYLE ASYALILAR GIBI SICAK GORUNUP BIR MOKA YARAMAYAN..WEFASIZ FAYDASIZ OLACAGINA ... Dİİİİ Mİ AMA?
DAVAY DAVAY KARDESIM DAVAY DAVAYYYY

faateh
21 09 2004, 17:00
ABI BURNUNDAN ANLADIM

kilicarslan
22 09 2004, 17:00
:) ya ordan dogruda goruluyormu burnumun bu kadar uzun oldugu?

anlatmaya devam etsene su iliskileri. putin halan turkiyeye gelmedi degil mi?

*khan
22 09 2004, 17:00
fatihim..

turk-rus iliskisi dedigin trabzonda bir de lalelide yasanir..gerisi yalandir..yorma kendini.

faateh
23 09 2004, 17:00
<< ruslarla koca bir sezon rehberlik yaptığım otelde birlikte vakit geçirme şansı buldum.Erkeklerin tek düşüncesi votka bulup yuvarlamak(bizim votkaları da sevmiyorlar) ]]
KARDES BAK NE DEYECEM
BEN ICKI ICMEM SAHSEN ..GECEN HAFTA ANTALYADA KREMLIN PALACE DIYE BIR HOTEL ORAYA GITTIK.. DEDIK RUS COKTUR ORDA.. FELAN.. AMA SADECE FELANI WE DE FILANIYLA KALDI.. INANIN GUNESTEN SARARAN SACLARIMLA RUSA EN COK BENZEYEN BENDIM OTELDE ANASINI SATAYIM..SAP SAP TAKILDIK ANLAYACANIZ.. NEYSE RUSLARDAN BIR GRUP OTELE GELDI GECE YARISI.. BIZDE BARDAYDIK.. TABI HERSEY BEDEWA OLDUGU ICIN OITELDE HEPSI BARA AKIN ETTI.. BEN TURK KAHVEMI YUDUMLARKEN BUNLARIN YANINDA.. MERHABA KARDESIM DEDIM.. BIYIKLI MIYIKLI BIRSEYDI..ILLAKI TURK ZANNETITIGIMDEN DEGIL AMA BEN HERKES ILK BASTA MERHABA DERIM.. ADAM HI BRUDER DEDI. BU ADAMLAR ALMANYADAKI RUS MAFYASIYMIS HIKAYENININ SONUN BASINDAN ANLATMIS OLSAMDA BU AYRI BIR HIKAYE.. NEYSE VOTKAYI MEYVE SUYUNUN ICINE KARISTIRMA GAFLETINDE BULUNAN BARMENE YOK KARDES SEK ICIYOK DEDI.. ADAMLA BIR IYI SARDIRDIK HIC SORMAYIN.. DEDIKI ILLA SEN DE ICECENN.. BIR DE SEK ICMEMI ISTIYOR VOTKAYI.. HAY BIN KUNDUZ... LAAA GARDASIM OLMAZ FELAN DINLEMIYOR.. NEYSE BARMENLER IYI TANIYOR ARTIK BENIM VOTKA KONULAN BARDAGIN ICINE SU KOYDU ICINE DE BIR LIMON... BAK DEDIM RUSA SIMDI FONDIP YAPACAMM.. HADI YAAAAAAA DEDI.. BIR BIR DIKISTE ICTIM BIRAZ DA YUZUMU EKSITIREKTEN..BOGAZIM YANMIS NUMARASINI YAPMAK ZORUNDAYDIM.. BU DA AYNISINI DENEDI.. KARDESLERIMMMMMMMMMMM.. INANIN HERIF NEREDEYSEN FONDIP YAPIYORDU... AMA BOGAZINA TAKILDI..NEYSE.. TABI BIRAZ SONRA O BICIM KAFAYI BULDU.. BASLADI BENI OPMEYE FELAN.. GELENE GECENE MEINE SOHN BENIM OGLUM DIYORDU IGOR EFENDI..ISTERSEN SEN DE BENIM OGLUM OL FELAN.. WALLA IKI GUN SONRA OGRENDIM HERIFIN MAFYA OLDUGUNU.. O ARADA KAKARA KIKIRI ORTAMINDA NERDEN BILECEN.. ADAMLAR O BICIM KAFA YAPMISTIM KAFAYI BULDURANA KADAR..WALLA IGOR ZOR BASIMIZDAN SAWDIK DA YUKARI TOST YEMEYE CIKTIK.. TATILIMIZDE EN ZEWKLI ANLAR GECE 2 DEN SONRA RESTAURANTTA KENDIMIZIN TOST YAPIP YEMEMIZDI KARPUZ ESLIGINDE.. ZENCI BILMEM NESINDEN KACIP RUS SEYINE YAKALANMA IHTIMALI BENI COK FENA BOZDU ASLINI SORARSANIZ..AMA RUSLAR IYI KANKA OLURSANIZ HAKKATEN COK CICI INSANLAR.. EN AZINDAN KUWWETLI ADAMLAR..

faateh
23 09 2004, 17:00
<< kadınları ise inanılmaz fizikte ve güzellikte.ancak onlar için bu son derece sıradan.ve bir okadar da rahatlar ilişki yaşamak için.Ayrıca kendi dillerinde hitap edilmesi (her milletten insanın olduğu gibi) acayip hoşlarına gidiyor... ]]
WALLA GERCEKTEN COK GUZEL HATUNLAR WARDI.. AMA BENIM GOZLER GUZELLERE ALISTIGINDAN DOLAYI BELKI DE PEK O KADAR BAYILIP AYILMADIM..COK EWLI HATUN WARDI GERCEKTEN OTELDE.. AMA BUNLAR RAHAT DURMUYORKI KARDESIM.. HELE BENIM TURK OLDUGUMU FARK ETTIKLERINDE COK DAHA FENA KUDURDULAR.. KARDESIM RESMEN ADAMI YIYECEK GIBI BAKIYORLAR..
NEYSE BEN ORDA IZLEMEKTEN ZEWK ALDIGIM TENIS SPORUNU BIR DE TATBIKTE OGRENMEK ISTEDIM..
ERKEK TENIS HOCALARI KADAR KENDINI KASAN HIC GORMEDIM DAHA..ANAM NE KADAR KENDINI BEGENIYOIRLAR.. HATUNLAR ACAYIP SIMARTMIS BUNLARI..BIR GUNLUK TENIS KURSU MACERAMDA HAKKATEN GUEL SEYLER YASADIM.. BIR TANE TOMBIS ABI WARDI.. NABER FATIHCIM DIYORDU BENI NERDE GORSE OTELDE.. BENIM TENIS KURSUNDANMIS.. ABI DEDIM EN SONUNDA DAYANAMAYIP NERELISIN NE IS YAPARSIN ISMIN NEDIR DIYE.. ADAM BAKIRKOYLU OLDUGUNU SOYLEDI.. YUH DEDIM BEN DE ORDA OTURUYORUM.. NEYSE PLASTIC CERRAHI DE DOKTOR OLDUGUNU SOYLEMISTI BIR DE.. ADI DA BEN DE SAKLI KALSIN HEHEHE.. SONRA ADIMI WERIP BURNUNU KICINIZI BASINIZI UCUZA YAPTIRMAK ISTERSENIZ DE KARIZMAM CIZILIR ADAMIN YANINDA HEHEHE.. NEYSE BUNLAR GERI DONUYORDU HERHALDE O GUN WE ONA SORDUM.. YAAAA ABICIM DEDIM SEN SAKIN BU RUSLARIN ULKESINE GITME.. YOKSA FAKIR KALIRSIN.. BOSUNA OKUMUS OLURSUN FELAN..YA BOYLE BIR GUZELLIK WARMI.. SU BURUNA SU KASA SU GOZE BAK.. BUNLAR NASIL OLMUS BOYLE DEYINCE.. FATIHCIM BUNLAR DOGAL GUZELLIKLERIMIZ LAFINI ISTER ISTEMEZ SOYLEDI..

faateh
23 09 2004, 17:00
HAAA BU ARADA GERCEKTEN RUSLAR KENDI DILLERIYLE ONLARA HITAP ETMENIZDEN COK HOSLANIYORLAR.. WALLA YANIMDA RUS KULLANMA KILAWUZU GOTURMUSTUMM.. YA PARDON.. YINE DILIM SURCTU.. RUSCA KULLANMA KILAVUZU DEMEK ISTEMISTIM.. WALLA ANASI WE KIZIYLA IKI SAAT RUSCA MUHABBET ETTIK.. WE BAYAGI BIR RUSCA OGRENDIM HANI.. ISIN KAKARA KIKIRISI BIR TARAFA KIZI COK GUZELDI AMA BIZIM TATIL BITTI..PAJAL USTA.. HATTA SIPASIBA

faateh
23 09 2004, 17:00
<< turk-rus iliskisi dedigin trabzonda bir de lalelide yasanir..gerisi yalandir..yorma kendini. ]]
ILTERIM KHANIM.. BIZ DAHA YENI OGRENME YOLUNDA OLAN CEKIRGELERIZ SENIN IHTISAMLI MEWKININ YANINDA.. BILIYORUZ HEPIMIZ BIZ CEKIRGELER OLARAK ZIPLAMAYI OGRENIRKEN SEN ORDA SEN CEKIRGELERI ZIPLATIYORSUN..
:D
BEN BIRAZ DAHA YORULAYIM MUSAADENLE.. BUARADA RASO AGA RUS MAHALLESINDE DONDURMA SATIYORMU HALEN.

faateh
23 09 2004, 17:00
Rusya bilimsel birikimi, büyük nüfusu, askeri gücü, coğrafyası, sınırsız hammadde ve işgücü ile önümüzdeki 15 yılda eskiyen teknolojisini yenilemesini büyük ölçüde tamamlayarak, dünyanın yeni yıldızı olmaya aday bir ülke midir?
Evet, kesinlikle, çünkü;

Rusya olağanüstü potansiyeline karşın bağımsızlığından bu yana az miktarda giren doğrudan yabancı sermayeyi, artık büyük yatırımlarla çekmenin planlarını işletmeye başladı. Rusya'da gerek küçük ve orta ölçekli işyerlerinin kitlesel olarak özelleştirildiği 1992-94 döneminde, gerekse büyük ve stratejik firmaların borç karşılığı özelleştirildiği 1995-96 dönemindeki ikinci aşama özelleştirmelerde yabancı firmalara yer verilmemişti. Tabi ki bu, dışarıdan yeni sermaye ve teknoloji girmemesine, özelleştirmelerin istenilen sonucu vermemesine yol açmıştı. Sonuç:
Rusya ekonomisinde yaşanan olumlu gelişmeler, ortalama alım gücünün artmasına neden olacak dolayısıyla daha çok insanın tatilini Rusya dışında geçirebilmesini olanaklı kılacaktır. Türkiye Rusya’da en çok tercih edilen tatil destinasyonu olduğundan, bu gelişimden en karlı çıkacak ülke olabilir. 2008 yılında GSMH’nın kişi başına 8.500$’a ulaşacağı Rusya Federasyonu’nda şimdiden Pazar lideri olmak iyi kullanılması gereken bir önemli bir şanstır. Türk turizmciler, doğrudan tanıtım yöntemiyle Rus turizm acenta çalışanlarını hedefleyen profesyonel turizm pazarlamasına yönelerek pazar liderliğini koruyabilir.

WALLA KARDESLERIM..
TURKIYE GELECEGIN COK IYI BIR ÜSSÜ OLACAK GIBI GORUNUYOR...
BU RUSLARLA IYI GECINMEK LAZIM
BIZLER ICIN GERCEK MADEN RUSLAR
BUNU SAKIN UNUTMAYIN BENCE

bishop
23 09 2004, 17:00
ruslarla koca bir sezon rehberlik yaptığım otelde birlikte vakit geçirme şansı buldum.Erkeklerin tek düşüncesi votka bulup yuvarlamak(bizim votkaları da sevmiyorlar) kadınları ise inanılmaz fizikte ve güzellikte.ancak onlar için bu son derece sıradan.ve bir okadar da rahatlar ilişki yaşamak için.Ayrıca kendi dillerinde hitap edilmesi (her milletten insanın olduğu gibi) acayip hoşlarına gidiyor...

kilicarslan
05 10 2004, 17:00
faateh;

dogru soyluyorsun bence de. turkiye rusyaya yaklasmali, avrupasi amerikasi hikaye bizim icin. eger sicak iliski kurmaya baska ulkeler araniyorsa da bunlarda; turk cumhuriyetleri, iran, cin, japonya gerekirse hindistan ve brezilya gibi ulkeler olmalidir bence.

uzun suredir yazmamissin, yaz da bizi de bilgilendir be abi...

kilicarslan
05 10 2004, 17:00
gercekten dedigin gibi bu amerikanin gelecegi pek iyi gorunmuyor bana da. dah asimdiden califniya, texas falan bagimsizlik icin ugrasiyormus diye duyuyorum. parcalanirlarsa daha bu iktidar olmaz bunlarda, dunyada bu kadar soz sahibi olamazlar benim gorusum...

kilicarslan
05 10 2004, 17:00
100 senedir piyasaya pek cikmadik ama bu gidisatla 100 sene sonrada zor bence. ben turkiyeden ilersi icin pek umutlu degilim.

nedenini aciklamaya calisayim; bir kac kurum haric her kurumda rusvet alip-vermek, gorevini yerine getirmemek, kamu malini kendi ozel cikarlari icin kullanma gibi buyuk olumsuzluklar var. devlet dersen tutturmus AB uyeligi diye birsey. vermis bir suru taviz, daha ne kadar verecegi de belli degil. uye olup olmayacagi ve olursa bundan karlimi zararlimi cikacagimiz o da kesin belli degil. egitim egitim degil, sokaklar sokak degil, genclige deger yok denilecek kadar az. su turk gencligi japonya gibi bir ulkenin elinde olsa bugunku amerikadan da ileri gider adamlar bence... bir kac kurum diye ayirdigimda; tsk`yi belirtmek istemistim ana olarak...

ne dersin??

kilicarslan
05 10 2004, 17:00
biraz duygusal dusununce oyle cikiyor sonuc biz turkuz nasil oluruz boyle falanda... biraz gercekci dusunmeye calisalim birde; el alem universityee koymaya adam bulamzmis ulkelerinde, bizimkiler univeritenin kapasitesi 5 kisilikse var girmek icin ugrasan 55 kisi. bu sayi oluyor seneye65 kisi.

ataturk boyle demis soyle demis... onlari tekrar edip duracagimiza kendimiz oturup bugune uygun bir plan cikarsak. elin hizli trenini taklit edip de onca insani katletmesek daha iyi olmazmiydi.(ki bu dava oy davasidir, basarili olsaydi bir dahaki secimde diyecekti bizim recep efendi biz ank-ist arasini su kadar saate dusurduk diye)

ayip birsey yaw bulgaristan gibi bir ulkeden elektirik alip onlara paramisi yidiriyoruz. fransizlar okyanus kenarina ayda bir meydana gelen gel-git olayindan faydalanan jenaratorler koymus elektrik uretmek icin. bizim kardenizde hergun oluyor o gelgit olayi hemde 1500 km civarinda bir sahilimiz var karadenize.

birbaska hatirimda kalan olay; bizim ulkemiz o sevdali oldugu AB`nin sozunu dinleyerek pamuk, bugday falan ureten anadolu ciftcisine diyor bunu daha uretme diye ve uretselerde fiyatini dusuruyorlar malin. sonra gidiyor o bizim irz dusmanimiz yunanlilardan milyarlarca dolar vererek pamuk ithal ediyorlar. sonucta ne oluyor; bizim ulkemizde ki tarlalr bos duruken ve insanimiz issizken, biz gidiyoruz dusmanimizin ekmegine yag suruyoruz, sirf yalan bir sevda ugruna...

evete turkluk bu degildir. icimizden gelen sesi dinlemeliyiz...

faateh
05 10 2004, 17:00
ah gardasım ahhhhhhh
bu rusların gıymetını bılmıyoruz bız
adamların zaten ayık gezdıgı yok
ayık degılken bunlar acayıp bır sekılde yararlanmak lazım
bızım kıracılardan bır tanesı derıcı
derı ceket felan yapıyorlar
bu cecenler osetyada estırdıklerı terorden sonra ruslar gumruklerı kapamıs
olan bızım tr dekı esnafa olmus tabı
bır de rusyaya vıze almak ne kadar da zormus be gardesım
rusyada galan arkadaslardan bırıne sordum..
ya kardes bu rusyada derı ceketle dolasanlar cok zengın kısı sayılırlarmıs we gece dolasamazlarmıs hemen soyarlarmıs hırsızlar gangısterler felan
yok be kardesım yok oyle sey dedı.. geceleyın senı kımse kovalamaz.. en fazla kızlar kowalar ,kowalarsa dedı
walla yuregıme su serptı ... ama benım zaten kız cok moskovada.. 14 yasında lılam war.. ah ulen ahhh.. nıye bız bur ruslarla arayı bu kadar actık be yawwwwwww... sımdı lanet okuyacam ben bu eskı ıdarecılerımıze ama adamlar yeterı kadar lanetlıler hıc gerek yok yanıııııı :D

faateh
05 10 2004, 17:00
bu arada amerıka bıtıyor zaten.. amerıkadan cok katılan arkadaslar .. onlar da bunu yerınde gozluyorlar
gelecek guclu bır potansıyelı olan balkanlar we turklerın
eskı buyuk ımparatorluk yenıden kurulacak
bakın bu yunanlılar bıle bıze oyle yanascakkı aklınız hayalınız duracak
ıranı boyundurlugumuz altında tutmak hakkaten cok zor.. bu adamlar tarıhlerı boyunca hıc bır zaman esaret yasamamıs.. farslar bızı cok sewer we de ımrenır aslında
turk denılınce akan sular duruyor aslında ama bız de ıs olması lazum
bır ıste basarı olması ıcın bıttabı bırlık beraberlık olması lazım.. kucuk hesablar pesınde olacagımıza buyuk hayaller pesınde olmamız lazım
rus carıyesı dedıgın nedır kı hem?
5 dakkalık ıs anadın mı?_
:D

faateh
05 10 2004, 17:00
bak bu dedıklerın cok ılgınc
zate calıfornıa apayrı bır yer
texas ta da red neck dolu
tamam ıste
amerıka gıttı gumburtuye
karıncanın kanatlanması zewalıne ısaretmıs
kımse fazla hawalanmayacak kardesım
herkes haddını bılmelı
zaten 100 senedır dogru durust etraflarda gozukmuyoruz o da benım gıbı garıbe denk geldı
ulen ne olurdu soyle 500 sene ewwel kanunının zamanında yasasaydım
wefa da bır koskum olsaydı da ıcınde bınbır turlu carıyem olsaydı
ah ulen ahhhhhhhhhhh kı ah anasını satayım :D

faateh
05 10 2004, 17:00
derımkı
muhtac oldugun kudret damarlarındakı asil kanda mewcuttur
açmak lazum bızım turk mılletını
baskasıyla yarıs ıcınde olmasından daha cok kendılerıyle yarıs ıcınde olurlarsa daha hızlı we etkın bır yapılanmayı beraberınde getırcegınden cok emınım
turk mılletı calıskandır
turkmılletı zekıdır
putculuktan ılerı gıtmeyen bazı gerı kafalara ustun lider onder basıretlı dewlet adamı we mılletının ıyılıgını ısteyen mustafa kemal ataturkun sozlerını hatırlatmak ıstedım
walla ıcımden geldı de soyledım
o soylemeseydı ben soylerdım
hıslerıme tercuman olmus ben dunyaya gelmeden ewwel
ne olsa ben de %100 pure turk oglu turk um :D

faateh
05 10 2004, 17:00
kılıcım arslanım
ne yaptın oyle be yaw
kestın bıctın
yawas ol bıraz
rus kızlarından bahsedelım ıstersen bıraz
kasma kendını bu kadar
:D
bu karadenızlıler dogustan sıyasetcı wallaaa
hemen kaptırıwerıyorlar gendılerını :cool:

kilicarslan
06 10 2004, 17:00
evet ruslarin kizlari ozellikle karilari bizim trazbon`da, comlekci mevkiinde meshurdurlar. oradaki oteller onlarin sayesinde calisiyor sayilir, tabi onlarda oteller sayesinde calisiyor :) trazbon`da o mahallede dolasirken bana da el ederlerdi gel seklinde. ama gitsem onlara alacaklar elimdeki uc bes kurusu da. sonra don eve elin bos gene.

JellyBOY
09 10 2004, 17:00
copy-paste :p

faateh
09 10 2004, 17:00
Ruslar sıcak denizlere indi!

Çok eski bir söylencedir. Çar Deli Petro'dan beri Rusların hayali sıcak denizlere inmektir, denir. Osmanlı ile yıllarca süren savaşlarda bunun da payı olduğu söylenir. Daha sonra Sovyetler döneminde de Rusya, 'komünizm' ile birlikte anılarak, Türkiye için 'öcü' olma fonksiyonunu sürdürdü. Şimdiki gençler pek bilmez ama, rahmetli Celal Bayar'ın son dönemlerinde söylediği, 'Bu kış komünizm gelebilir' sözleri, kuzeyden gelecek tehlikenin kronikleşmiş fobisi gibiydi.

Sonunda olan oldu. Ruslar geldiler. Sıcak denizlere indiler. Ve Antalya'yı keşfettiler. Önce 'Nataşa' olarak Türk erkeklerinin gözünü ve gönlünü fetheden Ruslar, artık İvan'ı, İgor'u, Olga'sı ile akın akın geliyorlar. Antalya, Ruslar için bir tür 'dünyaya açılan pencere'. Çünkü, her yıl Rusya dışına çıkan 1.5 milyon Rus turistin yarısından çoğu Antalya'ya geliyor.

Tempo'dan Güçlü Özgan ve Ergun Candemir bir hafta boyunca Antalya'daki 'Küçük Rusya'yı incelediler. İlginç ve ayrıntılı izlenimleri sayfalarımızda bulacaksınız.

Ancak, Türkiye için asıl önemli ve ilginç olan, yeni ve globalleşen bir dünyada kendi coğrafyasının avantajlarını yavaş yavaş keşfetmeye başlaması. Bu ne demek? Daha önce, Sovyetler döneminde, 'demirperde' gerisinde korkulu bir 'düşman' olarak algılanan Ruslar, şimdi Türkiye'nin en yakın dostu olarak görülmeye başlandı. Üstelik Türkiye ekonomisinin motor sektörlerinden biri olan turizme Rusların akıttıkları para hiç de küçümsenmeyecek boyutlara ulaşmaya başladı. Kısacası, Ruslar artık Antalya'nın dominant unsuru. Alanya giderek 'Küçük Almanya' olurken, Antalya da 'Küçük Rusya' haline geliyor. Ve Avrupa ile Asya'nın kucaklaştığı 'köprü ülke' konumundaki Türkiye'de, yepyeni renklerle bezenen yeni bir 'Global Türkiye' mozaiği doğuyor. Kıymetini bilmek gerek...

faateh
09 10 2004, 17:00
ASIL BÜYÜK DİKEN


Türk –Rus ilişkilerinde önemli bir dikenin – Rusya’nın ,büyük Kafkasya –Orta Asya alanındaki, Türk Cumhuriyet ve toplulukları ve Müslüman toplulukları hala kendi a “”arka bahçesi “ ve malı saymasıdır. Bu gerçeği , olduğunu Putin’i Türkiye ziyaretinden ala koyan Çeçen olayları simgelemiştir.

faateh
09 10 2004, 17:00
Ruslar ilgimi çekiyor

Yanlış anlamayın ilgimi çeken kadınları, votkası ya da hızlı gece hayatı değil, ekonomisi... Bundan tam 5 yıl önce Ağustosun ortalarıydı. Ünlü spekülatör George Soros Financial Times'a bir mektup yazdı ve 'Rusya rubleyi devalüe etmeli' dedi. Yazı bir anda ülkede zaten bıçak sırtında giden ekonomiyi altüst etti.
Yani nasıl bizim 'MGK'da havada uçuşan Anayasa kitapçığı' krizin 'ana nedeni' değil 'aylar hatta yıllar önceden dizilmiş domino taşlarının başlangıç vuruşunu' yapan faktörse, Soros'un mektubu da Rusya için bu anlamı taşıyordu. Rusya'da dönemin Yeltsin iktidarı Soros'a ateş püskürdü ama 'devalüasyonun' önüne geçilemedi. Ardından 90 gün süre ile moratoryum ilan edildi. 90 günlük süre ve kısa vadeli bonoların uzun vadeli kâğıtlarla değiştirilecek olması en çok Almanya'yı zor duruma sokacaktı.
Çünkü Rusya'ya en yoğun kredi desteği Alman bankalarınca sağlanmıştı. 1980'lerin ilk yarısında da inişe geçen petrol fiyatlarıyla Latin Amerika ekonomileri krize girmiş ve kendilerine en yoğun borcu açan ABD'li bankaları zor duruma sokmuş, hatta bazılarını batırmıştı.
Latin Amerika ve Rusya örnekleri arasındaki tek örnek kendilerinden başka zor duruma soktukları ülke ekonomileri değildi. 80'lerde Latin Amerika'da çoğu yerde yönetim diktatörlerin ve onun etrafında, ondan güç alarak yasadışı iş yapan küçük grupların elindeydi. Diktatörler, yandaşları ve yabancı bankalar arasında bir düzen kurulmuştu. Rusya da 'Glasnost' ve 'perestroika'ile başlayan 'kapitalistleşme' sürecine girince, bu ülkeye Batılı finansörler milyarlarca dolar akıttılar. Ama bu paranın gittiği yeri doğru takip edemediler. Rusya'da bu paranın çok büyük bölümü 'üretime' gitmedi. Ülkeye giren yüksek miktarlı para mali piyasalarda dolaştı. Bu piyasanın büyük çoğunluğu ise 'yasadışı grupların' elindeydi. Sonuçta hem Latin Amerika'da hem Rusya'da iktidarlara yakın 'küçük illegal grupların' kontrolündeki ekonomiler çöktü. Yabancılar ortada kaldı, dünya ekonomileri sallandı. Ama her zaman olduğu gibi en büyük zararı yine insanlar gördü. Rusya'da halk parasını çekmek için bankalara hücum etti ama bankalarda para kalmamıştı. Maaşlar ödenemedi, insanlar yiyecek bir dilim ekmek için birbiriyle dövüşmeye başladılar...
O dönem tüm dünya basınında çıkan haberlerden beni en çok etkileyen Le Monde'daki yazı olmuştu. Gazete Rusya'daki durumu şöyle analiz ediyordu: Yeltsin rejimi vergilerde, ücretleri ödemede, bankaları denetlemede ve borçları ödemede neden yetersiz kaldı? Bunun sorumlusu sadece vergi ve para politikaları değil. Bunun temel nedeni modern bir toplumda gerekli olan adli yapı olmaksızın, çöküşünden sonra ardında idari ve ekonomik bir kaos bırakan Sovyet devinin kalıntıları.' Benim o dönem Radikal gazetesinden kesip sakladığım bu analizde altını çizdiğim nokta 'modern bir toplumda gerekli olan adli yapı' kelimeleri.
Son yıllarda özellikle bankacılık sektöründe Türkiye'nin yaşadığı kötü tecrübeler, batık patronların birtakım hukuki boşlukları kullanarak eski saltanatlarını sürdürmeleri, göz göre göre kaçırılan mallar, Türkiye ne kadar modernleşmeye çalışırsa çalışsın onu aşağıya çekecek faktörler olarak varlığını sürdürüyor. Yapanın yanına kâr kaldığı ya da küçük ama etrafına yaydığı havayla 'mafyavari' şahsiyetlerin kurduğu örgütler, kendi çaplarında hükümetler ya da bürokrasi üzerinde baskı kurarak sonuca gitmeye uğraşıyor. Ülkenin geleceğini düşünen herkesin 'modern bir toplumda olması gereken en önemli şeyi, adli yapıyı güçlendirmek için' çalışması gerekiyor. Adli yapının da kimseden korkmadan çalışması...
Bugünkü Rusya'ya gelince. Yeraltı ekonomisinin aktörleriyle mücadelede tam anlamıyla bir başarı henüz yok ama en azından ciddi bir mücadele var. İyi niyetle yürütülen çalışmalar sonucu Rusya bugün 60 milyar dolarlık milli gelire ulaşmış, büyümesini Birinci Dünya Savaşı'ndan beri en yüksek seviyeye çıkarmış ve yabancı sermaye yi ülkesine döndürmüş durumda.
Türkiye neden yapamasın?..

faateh
09 10 2004, 17:00
Plevne ve Gazi Osman Paşa

Osmanlı'nın ezeli düşmanı Rusya, ilk hücumda ve kısa bir zamanda Osmanlı ordusunu mağlûp edip, İstanbul önlerine varmayı hayallemişti. Bu hayali kuvvetlendirecek hareketler de yok değildi. Kuzeyden hücuma geçecek olan Rusları durduracak iki müdafa hattı vardı. Tuna nehri ve Balkanlar silsilesi... Ruslar bu engeli de hemen hemen hiçbir zorluk görmeden geçmişlerdi.

Çarın kardeşi Grandük Nikola Nikolayeviç'in başkumandanlık ettiği Ruslar, Berkofça dağlarını aşmışlar, bugünkü Dobruca ve Bulgaristan topraklarına ulaşmışlardı. Bu ana kadar ciddi bir mukavemetle karşılaşmayan Ruslar hayallerinde İstanbul'u görmeye başlamışlardı... Rusların bu hareketi devam ederken, Osman Paşa'ya Ruslar'a karşı durmak üzere hareket emri verildi. Bunun üzerine Osman Paşa, Vidin'den hareket ederek beraberindeki 25 piyade taburu, 12 süvari bölüğü, 48 sahra topu ve 6 dağ topu ile birlikte, bir haftalık bir yürüyüşle Plevne önlerine gelmiş; şehri Ruslar'dan alarak, derhal doğru dürüst bir kalesi olmayan ve müdafaaya elverişli olmayan Plevne'yi tahkim etmeye girişmiştir.

Balkanlardan güneye sarkmak için Plevne engelini aşmak mecburiyetinde olan Ruslar, henüz yeni gelmiş, Osman Paşa kuvvetlerine karşı 20 Temmuz 1877'de saldırıya geçmiştir. Bu ilk saldırıda, kahraman askerlerimiz başlarında Osman Paşa ile düşmana karşı dururlar. Bu çarpışmalarda Ruslar 2874 ölü ve büyük ölçüde mühimmat bırakarak kaçarlar.

Moskoflar, savaşın başındaki kolay muvaffakiyetleri yüzünden ilerlemelerini devam ettireceklerini ummuşlardı. Fakat bilmiyorlardı ki, karşılarında, tarih boyunca destanlar yazan imanlı askerler ve başlarında da Osman Paşa gibi bir serdar vardı... Tecrübeli, cesur, imanlı kumandanların elinde olan bu şanlı ordu tarih boyunca zaferden zafere koşmuştu... Ruslar maddi güçlerine güvenerek, 30 Temmuz'da yeniden saldırır. Bu defa 184 top ve 50 bin askerle birlikte... Buna mukabil, Osman Paşa'nın elinde 58 top ve 23 bin asker vardı. Bu ikinci saldırıda da hüsrana uğrayan Ruslar, 7305 ölü verdikten sonra, gerisin geri kaçarlar.

Rus ordusu Plevne önlerinde mıhlanıp kalmıştı. Osman Paşa ve maiyyetindeki askerler düşmana göz açtırmıyor, bir adım bile ilerlemelerine müsaade etmiyorlardı...

Bütün dünyanın dikkati Plevne'deydi. Bir avuç Osmanlı ordusu, Rus ordusuna meydan okuyor, perişan ediyordu. Yakılan türküler yıllar boyu dillerden düşmemiştir.

Karadeniz akmam dedi,

Ben Tuna'ya bakmam dedi,

Yüzbin Moskof gelmiş olsa,

Osman Paşa korkmam dedi.

İman dolu sinede korku izi bulunabilir mi?.. Düşmanın sayı itibariyle çokluğu sarsılmaz imana sahip insanlar karşısında bir kıymet ifade edebilir mi?... Bunun cevabı Plevne'de verilmiştir.

Bütün hırslanyla saldıran Ruslar, Osman Paşa kumandasındaki Osmanlı askerlerinden yedikleri darbelerden sonra, bütün kuvvetleriyle Plevne önlerine gelmeye başlamışlardı. Rus Çan II.Aleksandr bizzat gelerek muharebeleri yakından takip etmiştir. Son Rus ihtiyatları Plevne önlerine getirilir... Gözleri öylesine korkmuştur ki, bütün bunlarla da yetinilemez. Çar, Romanya Prensi I.Karol'a bir telgraf çekerek yardım ister. Telgraf manalıdır. «İmdadımıza gel! istediğin gibi, istediğin yerden, dilediğin şartlarla Tuna'yı geç! Acele Plevne'de yardımımıza yetiş! Mahvoluyoruz! Hıristiyanlık, dâvasını kaybetmek üzeredir!» Bu telgraf üzerine Kral Karol, 3 piyade, l süvari tümeni ve 108 topla Rus ordusuna katılır...

Ruslar yine perişan oluyor

Ruslar ve Rumenlerden oluşan birlikler Plevne'ye karşı hücuma geçerler. 7 Eylül'den itibaren 432 top, geceli gündüzlü Plevne'yi döğmeye başlar. Dört gün aralıksız devam eden top ateşinden sonra, 11 Eylülde taarruza geçen Ruslar ve Rumenler, ancak kendilerinin dörtte biri kadar olan Osman Paşa kuvvetleri karşısında perişan olurlar. Bu üçüncü saldırıda da Ruslar, 3'ü general ve 350'si subay olmak üzere 15 bin 553 ölü vermiştir.

Plevne önlerinde bu muharebeler devam ederken, Osmanlı ordusu diğer taraftan Sırbistan ve Karadağ ile de savaşmaktaydı.

Plevne iki yönden Ruslar tarafından kuşatılmıştı. Yalnız güneydoğu ve güneybatıdaki Sofya - Plevne yolu açıktı. Muharebe ile Plevne müdâfilerini mağlûp edemeyeceklerini anlayan Ruslar, tam «Rusça» bir yola başvururlar. Plevne'yi dört bir taraftan sararak kuşatma altına almak, böylelikle, erzak ve mühimmat yardımı alamayacak olan kuvvetleri teslime zorlamak...

Bu planı tatbik için 3 Eylül'de, Plevne'nin güneydoğusunda, Osma suyunun doğu kıyısı üzerindeki Lofça'yı işgal ederler. Daha sonra 28 Ekim'de güneybatıdaki Sofya-Plevne yolunu da kapatırlar.

Böylelikle Plevne'yi dört bir yandan kuşatmış oluyorlardı... Müdâfiler erzakları, cephaneleri bitene kadar vuruşmaya devam ederler. Son kurşunu da atıp, yiyecek birşey kalmayıncaya kadar dayandıktan sonra, yine de teslim olmazlar.

Osman Paşa, 10 Aralık gecesi kaleden çıkıp düşman saflarını yararak, beraberindekilerle birlikte düşman hattını geçmeyi planlar ve planını tatbik eder. Vuruşa vuruşa ilerlerken, bir kurşunla dizinden yaralanır. Dizini delip geçen kurşun atına da isabet etmiştir...

Kahraman kumandan yaralı olarak teslim alınır. Rus başkumandanı ve Çar, Osman Paşa'yı tebrik edip kılıcını iade ederler.

Üçüncü Plevne zaferinden sonra, Sultan II.Abdülhamid tarafından «Gazi» unvanı verilen Osman Paşa, bir süre esir olarak Rusya'da kaldıktan sonra, Ayestefanos anlaşmasının imzalanması üzerine İstanbul'a gelmiştir.

4 ay 23 gün Plevne'de Ruslara karşı koyan ordunun kumandanı Gazi Osman Paşa'nın İstanbul'a gelişinde, Sultan Abdülhamid bu şanlı askerimizi kucaklar ve «Sen benim yüzümü ağarttın. İki cihanda da yüzün ak olsun!» diye dua eder. Daha sonra Mabeyn müşiri olan Gazi Osman Paşa, vefatına kadar bu vazifede kalır.

Düşmanın dahi takdir etmeye mecbur kaldığı bu faziletli kumandan, marşlarla dillerde, hatırasıyla gönüllerde yaşayagelmiştir. Halâ söylenir:

Kılıcımı vurdum taşa

Taş yarıldı baştan başa

Şanı büyük Osman Paşa

Askerinle binler yaşa...

5 Nisan 1900'da Rahmet-i Rahmana kavuşan Gazi Osman Paşa'nın mezarı Fatih camii haziresindedir.

E O ZAMAN RUHUNA EL FATIHA OKUYALIM DIIIIII MI AMA_?

faateh
09 10 2004, 17:00
ERMENİ SORUNUNUN ORTAYA ÇIKIŞINDA
RUSYA'NIN ROLÜ (1800-1890)

Rusya ile Ermenilerin karsilikli olarak birbirlerine ilgi duymaya baslamalari XVIII. Yüzyil baslarinda I.Petro dönemine rastlar. Nitekim I.Petro, Iran ile yaptigi savaslarda Ermenilerden yararlandigi gibi onlari Rus topraklarina yerlesmeye davet etmistir. Bu davet üzerine Iran'da bulunan Ermenilerin bir kismi Rusya'ya göç etmistir.
1800'lü yillar Çarlik Rusya'sinin dünya güç dengesinde giderek daha önemli bir devlet olarak ortaya çiktigi dönemdir. Bu emperyalist güç, komsu oldugu Osmanli Devleti topraklarini bir tür dogal gelisme alani olarak kabul ettigi için Osmanli topraklari üzerinden güneye ve güneybatiya yayilma amacinda olmustur. Nitekim, Yunanistan'in Osmanli Devleti'nden ayrilarak bagimsiz bir devlet olmasinda büyük ölçüde Rusya'nin Osmanli üzerinden Güneye yayilma politikasi sebep olmustur. Bu politikanin basta gelen unsurlarindan birisi de Rusya'ya göre, Osmanli Hiristiyanlarinin hamisi olmaktir. Bu ise, Rus Ortodoks Rumlarin yani sira Ermenilerle de ilgilenmeye sevk etmistir.
1816 yilinda Moskova'da Ermeni Sark Dilleri Enstitüsü'nü kuran Rusya, Ermeni konusunu daha sistemli bir sekilde ele almistir. 1826-1828 yillarinda Iran ile yapmis oldugu savaslari kazandiktan sonra 1828 yilinda imzalamis oldugu Türkmençay Anlasmasi ile elde ettigi Revan ve Nahçivan Hanliklarini birlestirerek Ermeni vilayetini kurmustur. Eçmiazin Kilisesi kisa sürede Rus nüfuzuna girmis, hatta Katogikos Nerses Aratarakes 60 bin kisilik bir Ermeni kuvvetinin basinda Rus-Iran Savasi esnasinda Ruslar safinda yer almistir.
Rusya, Batida Balkanlara nüfuz etmeye çalisirken, Doguda da Kafkasya'ya inmektedir. Bu gelisme Kafkasya'daki Eçmiyazin Ermeni kilisesini Rus tesiri altina sokmaya baslamistir. Eçmiyazin ise, Gregoryen Ermenilerin büyük çogunlugunun bagli olduklari dinsel merkezdir. Ruslarin Osmanli Ermenilerine sizmaya çalismasi da Eçmiyazin Kilisesi araciligiyla olmus ve 1844'ten itibaren Istanbul, Ermeni Patrikhanesindeki ayinlerde Eçmiyazin Katogikosu'nun adi anilmaya baslamistir. Ancak, Ruslarin organize bir sekilde Ermenilerle ilgilenmesi 1820'li yillarda olmustur. 11 Mart 1828 tarihli bir yaziyla Erzurum Valisi Galip Pasa'nin, Rus sinirinda bulunan Ermenilerin iç bölgelere gönderilmesini Babiali'ye teklif etmesi, bunun en önemli belgeleri arasindadir. Nitekim, 1828-1829 Osmanli-Rus Savasi sirasinda Ermeniler Osmanli Devleti'ne ihanet etmislerdir. Bu savas sirasinda oldukça önemli sayida Ermeni, Rus ordusuna asker olarak kaybolmus, bir kismi Erzurum'un Ruslara teslim olmasinda etkili olmus, bir kisim Ermeni de bu esnada Erzurum'daki Müslüman halka eziyet etmistir. Savas sonunda Kafkasya'ya hakim olan Rusya, daha önce kendi topraklarinda kurmus oldugu Ermenistan vilayetine Anadolu'daki Ermenilerin göç etmelerini istemistir. Osmanli yönetimi buna karsi çikmissa da göç eden Ermeniler olmustur.
Ayni olay, 24 Nisan 1877'de baslayan Osmanli-Rus Savasi'nda da tekrar etmistir. Bu savas esnasinda Rusya, Dogu Anadolu'da yasayan Ermenilerden yararlanma yoluna gitmis, karsiliginda ise Ermeniler, Patrik Nerses Varjabedyan ve Izmirliyan baskanliklarinda Ermeni Meclisini toplamislar ve Çar II. Aleksandr'a ulastirilmak üzere bir muhtira hazirlamislardir. Rus Çari'ndan Rusya'nin Dogu Anadolu'da isgal ettigi topraklari Osmanlilara geri vermemesini isteyen muhtira ile Patrik Varjabedyan, savas sonrasi Ayastefanos'taki Rus karargahina giderek Grandük Nikola ile görüsmüs ve Dogu Anadolu'nun Ruslar tarafindan ilhakini, bu olmazsa bölgeye Bulgaristan'a oldugu gibi özerklik verilmesini, bu da mümkün degilse bölgede Ermeniler lehine islahat yapilmasini talep etmistir. Patrigin son talebi Ruslar tarafindan kabul edilmis ve Ayastefanos Anlasmasi'na 16. madde olarak girmistir.
Dogu Anadolu'daki Rus isgali, Rusya'ya Osmanli Ermenileri üzerindeki etkisini artirma imkani vermis ve Rus ordusundaki Ermeni subaylar Osmanli Ermenilerini Osmanli Devleti aleyhine kiskirtmaya çalismis ve Ermenilere Balkanlardaki Hiristiyanlar gibi Osmanlilardan ayrilarak kendi muhtar devletlerini kurabileceklerini telkin etmislerdir.

faateh
09 10 2004, 17:00
walla bız turkler olarak kendımızı ne kadar tanıyoruz orası da bır muamma
ılk turk olarak bıldıgımız oguz kaandan baslayalım dedım
okuyun da gorun
anlayın
herkes kendını tanımalı bence ılk once
:cool:


Peygamberler

ASR-I SEADETTE TÜRKLER
--------------------------------------------------------------------------------
Eshab-ı kiram arasında Türkler varmıydı? Böyle bir soru, bir Türkü belki de en çok heyecanlandıracak sorulardan birisidir. Zira genlerine kadar işlemiş olan Peygamber sevgisi, bu sorunun cevabını merakla bekletecektir.

Hadis-i Şerif kaynakları tarandığı zaman, Sevgili Peygamberimizin, eshabına bazı milletlerin yanısıra Türkler hakkında da tavsiyelerde bulunduğunu görürüz. Bunlar, asr-ı saadette Türklerin varlığının yakından bilindiğini gösterir. Hadis-i Şerifler detaylı incelendikleri zaman bu bilginin yüzeysel olmadığı, Türklerin çok yakından tanındığını göstermektedir. Ancak bu tanıma, ticaretle uğraşan Mekkelilerin Türkistan'a gitmeleri sonucu elde edilen bir tanıma değildir.

GÖKTÜRKLER
Bizi bu kanaate ***üren en büyük sebeplerden birisi, asr-ı saadet döneminde Göktürk Devleti'nin varlığıdır. Eski ihtişamında olmasa da İran'ın kuzeyinde organize bir devlettir. İpek Yolu adı verilen eski dünyanın en önemli ticaret yolunun büyük bir kesimi bunların kontrolü altındadır. Dahası, İran Sasani Kisrası Nuşirevan, Göktürk Hakanı'nın kızı ile evlidir. Bütün bunlar o dönemde Türklerin yakından bilindiğini göstermektedir. Ayrıca asr-ı saadette bulduğumuz öyle ipuçları vardır ki, Eshab-ı Kiram içerisinde Efendimizin mübarek dizleri dibinde yetişmiş Türklerin bulunabileceği kanaatini kuvvetlendirmektedir.

Ancak bugüne kadar Türk tarihçileri ve hadis-i şerif uzmanları bu konuda müşahhas çalışmalar yapmamışlardır. Bizim yaşadığımız şanlı bir tarihi maalesef başkaları kaleme almıştır. Bugün, özellikle İslam öncesi Türk tarihi hakkındaki bilgilerimiz Rus ve İsveçli bilim adamlarının yaptığı çalışmalara dayanmaktadır. Göktürk Devleti gibi pek çok muazzam devletler kurulmuştur. Ancak sorulduğu zaman bir iki balbal taşıyla birkaç kitabeden başka bir şey gösterilememektedir. Zira yabancı bilim adamları ancak bu kadarını ortaya koyabilmişlerdir. Ayrıca onların kaleminden çıkan tarihi bilgilerin gerçeği ne kadar yansıttığı, zaman geçtikçe daha iyi anlaşılacaktır.

ASLA ŞAMANİST DEĞİLLERDİ
Bunlardan en belirgini, Türklerin İslam öncesi Şamanist oldukları iddiasıdır. Oysa Türkler, tarihi boyunca asla Şamanist olmamıştır. Şamanlık Moğolların dinidir. Ortaasyada yaşayan üç büyük milletin üçü de kültür bakımından birbirlerine taban tabana zıttır. Bunlar; Türkler, Moğollar ve Çinlilerdir. Hem ırk, hem de din bakımından birbirleriyle yakınlıkları yoktur. Çin'de, Türklerin mızmız dinler olarak vasıflandırdığı Konfüçyanizm, Budizm gibi inanışlar yaygın iken, Moğollar Şamanist idiler. Din adamlarına da Şaman adı verilirdi. Türkler, Şamanist olmadığı gibi aralarında Şaman adı verilen din adamları da yoktu. Çin ve Moğolistan'daki inançların çok daha saf olanına sahiptiler. Bir olan yaratıcıya, Ulu Tanrı anlamında Gök Tanrı adını kullanılıyordu.(1)

İslamiyetten önceki Türk dini inancına bakıldığında şaşılacak derecede İslam akaidine benzeyen noktalar görülür. Bunları Çin ve Moğol dinlerinde görmek mümkün değildir. En başta geleni vahdaniyet / yaradanın bir olması inancıdır. Doğulu ve batılı bütün tarihçiler bunda birleşmişlerdir. Bunun yanısıra ahirete, öldükten sonra hesabın varlığına, cennet ve cehenneme inançları vardır. Din adamları bulunmuyordu, ancak Kam adı verilen büyücü / kahin karışımı bir mesleği icra edenler vardır. Fakat bunların din adamlığı ile ilgisi yoktur. Moğollardaki Şaman ile Türklerdeki Kam arasındaki fark ise, bugün cinci hoca adı verilen insanlarla diyanet görevlilerin arasındaki fark gibiydi. Bu inançlarını müslüman oldukları 10. yüzyıla kadar devam ettirmişlerdir. Budizm, Mecusilik, Şamanizm, Taoizm, Maniheizm gibi bin türlü dinin kaynaştığı bir bölgede İslama bu kadar yakın olan inançlarının kaynağı ne idi? Maalesef bugüne kadar araştırılması yapılmamıştır. Ancak kaynaklar tarandığı zaman bir takım ip uçlarına rastlamak mümkündür.

OĞUZ HAN
Türklerin Soy Kütüğü kitabında, Nuh aleyhisselamdan Kara Han'a kadar Türklerin islam itikadında oldukları, bu hükümdardan itibaren bozuldukları kaydı vardır. Kara Han, Oğuz Han'ın babasıdır. Oğuz Han'ın hayat hikayesi de ilginçtir. Doğumundan itibaren üç gün boyunca annesini emmez. Annesi bu duruma çok üzülür. Rüyasında, oğlunun bir olan yaratıcıya inan, aksi halde seni emmeceğim dediğini görür. Şefkatinden dolayı annesi bir olan yaratıcıya iman eder. Oğuz da böylece annesini emmeye başlar. Büyüyüp serpildiğinde ise etrafındaki nice güzel kızları, putperest oldukları için kabul etmez. Fazla güzel olmayan amcasının en küçük kızı ile putperest olmadığı için evlenir. Bundan erkek evlatları olur.

Aradan uzun yıllar geçer. Türk Töresini çiğneyen babasıyla çatışır ve obayı terkeder. Bir süre sonra aralarında bir savaş çıkar. Bu savaşta babası hayatını kaybeder. (2)Devletin başına Oğuz geçer. Oğuz Kağan'ın bu haliyle bir peygamberin rahle-i tedrisinde bulunmuş olduğu tahmin edilmektedir. Bu nedenle bir çok islami kaynakta ismi anıldığında Rahmetullahi aleyh / Allah'ın rahmeti üzerine olsun diye dua edilir.(3)

Oğuz Han'ın bir başka özelliği de Büyük Okyanus'tan Akdeniz'e kadar muazzam bir bölgeye hakim olmasıdır. O zaman dünyasının neredeyse dörtte üçünü kontrol altına almış olmasıdır. Bu özelliğinden dolayı Oğuz'un, Kur'an-ı Kerim'de ismi geçen Zülkarneyn aleyhisselam olduğu dahi ileri sürülmüştür.

ZÜLKARNEYN SEDDİ
Kur'ân-ı Kerîm'de ismi geçen Zülkarneyn aleyhisselam, dünyaya hakim olmuş birkaç kişiden birisidir. Yaptığı seferlerden birinde güneşin doğduğu en uzak yere kadar gider. Burada mayası temiz, mazlum bir toplulukla karşılaşır. Bunlar komşuları olan Ye'cuc ve Me'cuc isimli toplulukların zulümlerinden şikayet ederler. Hazreti Zülkarneyn, zalim topluluk ile bunların arasına büyükçe bir set kurarak şerlerinden korunmalarını sağlar. Kaynaklarda mayası temiz bu topluluğun Türk milleti olduğu yazılıdır. Hazreti Zülkarneyn, İbrahim aleyhisselamla aynı yıllarda yaşamışlardır. Çıktığı seferlerden birinde Hazreti İbrahim'le görüşmüş ve bu sırada yaşı hayli ilerlemiş olan bu kutlu peygamberin hayır dualarını almıştır.

KANTURAOĞULLARI
Efendimiz bazı hadisi şeriflerinde Kanturaoğullarının bu ümmetin idaresini uzun süre ellerinde tutacaklarından bahsetmektedirler. Hadis-i Şerif otoriteleri, bundan kastın Türkler olduğuna hemfikirdirler. Kaynaklar tarandığında Kantura'nın, Hazreti İbrahim'in hanımlarından birinin adı olduğu görülür. İbrahim aleyhisselamın bilinen üç hanımı vardır. Sare, Hacer ve Kantura... Bunlardan Sare Hazreti İshak'ın, Hacer Hazreti İsmail'in, Kantura da ismi henüz tesbit edilemeyen birkaç erkek evladın annesidir.

Hazreti İbrahim'in Hacer'den doğan oğlu İsmail aleyhisselamdır. Allahü tealanın verdiği emir üzerine Hazreti İbrahim tarafından bugünkü Kabe'nin hemen yanıbaşına bırakılan İsmail aleyhisselam, yerli toplumlardan olan Cürhümilerden bir kızla evlenmiş ve bunun soyundan gelenler giderek büyük bir güç olmuşlardır ki, zamanla Nabtiler (MÖ IV-MS.II. yy), Palmirana/Tedmur (MÖ.3.000-MS.275) gibi dönemlerinin güçlü devletlerini kurmuşlardır.

Hazreti İbrahim'in ikinci oğlu İshak'tan olan torunu Hazreti Yakub'un 12 oğlunun soyundan gelenlere İsrailoğulları adı verilir. Yakub aleyhisselamın diğer ismi İsrail olduğu için bu isimle anılmışlardır. Bunlar Musa aleyhisselamın Mısır'dan çıkarmasından sonra Filistin'de İsrail ve Yahuda devletini kurmuşlar, Hazreti Süleyman döneminde de Yemen'deki Sebe devletini yeniden organize etmişlerdir. (M.Ö. 900 senesi) Bundan sonra bir daha toparlanamamışlardır.

Hazreti İbrahim'in Kantura isimli üçüncü hanımından da birkaç erkek evladı olmuştur. Bunları Vahdaniyeti tebliğ etmek için Horasan'a göndermek istediğinde çocukları ağlaşırlar ve Kardeşimiz İshak'ı kendi yanında bırakıyorsun, İsmail'i de kutlu bölge / Mekke'de bıraktın. Bizi neden çok uzaklara gönderiyorsun? derler. Hazreti İbrahim de onlara gitmeleri gerektiğini izah ederek; Kuraklığı çok olan bir beldeye gideceksiniz. Size öğreteceğim şu duayı sıkışınca okursanız inşallah yağmur yağacaktır diyerek bir dua öğretir. Çocuklar Horasan'a yerleştikten uzun bir süre sonra büyük bir kuraklık yaşanır. Çaresiz kalan halk, bunlara başvurunca öğrendikleri dua sebebiyle yağmurun yağmasına sebep olurlar. Bunun üzerine insanlar, bu iş ancak hanların işidir diyerek bu çocukların ve soyundan gelenleri han kabul ederler. Öyle ki, kanlarının yere düşmesini bile bir felaket olarak gördüklerinden hiç ilişmezler. Bu adet daha sonra han sülalesinden idam edilmesi gerekenlerin kılıçla değil yay kirişi ile boğmak usülünün doğmasına neden olur. (Bu adet Göktürk devlet geleneğini takip eden Selçuklu ve Osmanlıda da aynen devam etmiştir.) Kaynaklarda buna benzer bir başka olaya rastlıyoruz. Eski Türklerin elinde Yada Taşı denilen bir taş vardır. Bunun aracılığı ile yağmurun yağdırıldığından bahsedilir. Yerli yabancı gezginler, bunu bizzat gördüklerini naklederler. Bu taş yüzünden sık sık boylar arasında çatışmalar çıkmıştır. (4)

Orkun kitabelerinde güç zamanlarda Yaratıcı'nın, Semavi kaynaklı bir kahraman göndererek Türklerin imdadına yetiştiği kayıtlıdır. Kitabelerde; Ben Tanrı'dan olma...... gibi ifadeler geçmektedir. Bu, Hakan'ın ancak Allah'ın tasvib ve desteği ile hakan olabileceğini gösterir. Yine eski kaynaklar, ancak Tanrı tarafından kut verilmiş kişilerin hakan olabileceği de kayıtlıdır. Nitekim Hun Hakan'ı Mete'nin Tanrı'dan kut alarak Hakan olduğu kayıtlıdır.

Hazreti İbrahim'in bu çocukları Horasan'a göndermesinin sebebini annelerinin Orta Asya kökenli olmasında aramak lazımdır. Hazreti İbrahim'in ve Sevgili Peygamberimizin hayatları incelendiğinde, birisini bir bölge veya topluluğa gönderdiklerinde o kişinin o bölgeden veya topluluktan olmasını dikkate alırlardı. Zira gidilen yerde hazır bir ortam bulunmuş olacaklardır.

Hazreti İbrahim'in yaşadığı tarih olarak MÖ 2000'li yıllar gösterilmektedir. Eğer bu doğru ise bunun hemen akabinde Türklerin millet olarak belirgin bir şekilde ortaya çıktıkları ve devlet kurdukları görülür ki; bu da MÖ 1500-1000 yılları arasıdır. Bu tarihler dünya tarihinin kavşak noktalarından birisidir. Bu yıllardan itibaren eski milletler sahneden çekilip birer birer erirken üç ana koldan gelişen üç ayrı millet dünya siyasetine yön verir olurlar. Birincisi İsrailoğullarıdır. Üçüncü kol bunlardan çok uzakta Türkistanda ağırlıklarını koymaya başlamıştır. Bunlardan İsmailoğulları ve Türklerin hayat şartları birbirlerine benziyordu. Kuraklıkların şiddetli geçmesi, birinde çöl, diğerinde bozkırların, halkların milli karakterlerini dış tehlikelerden koruması hep birbirine benzemektedir.

TÜRK PEYGAMBERLER
Kaşgarlı Mahmud'un Divân-ı Lüğâti't Türk'ünde; yalavaç, yalvaç gibi resul, peygamber anlamında türkçe kelimeler bulunması, Türklerin en eski devirlerinde bile peygamber kavramının bilindiğinin canlı şahitleridir. Eski Türk inancında görülen Yaratıcı inancının İslama çok yakın olmasının sebebi de peygamberlerdir. Bu inanca göre Tanrı'nın sıfatları şöyledir ki Kuranı Kerim'deki İhlas suresini hatırlatır. BİR/Tek olan, MENGÜ/sonsuz, BAYAT/Başsız, MUNGSUZ/Kendi kendine var olan (Doğmamış, doğurulmamış) ve sıkıntılardan uzak olan, DİRİ/Hayat sahibi, ERKİ/İrade sahibi, OGAN/Kudret sahibi, TÖRÜTGEN/Yaratıcı...(5)

İşte bu noktayı araştırmış olan tarihçilerden Hüseyin Hüsamettin Efendi, Şerh-u Esmai'l Mürselin isimli kaynağa dayanarak tam 24 adet türk asıllı peygamberin ismini nakletmektedir. (6) Bu peygamberlerin ne zaman yaşadıkları, tevhid mücadeleleri, gösterdikleri mucizeler ve hangi boylarda görev yaptıkları şimdilik bilinmemektedir. Bilinen tek şey; İslam dinini tebliğ ederek Türk milletinin üzerinde kalıcı etkiler yapmaları ve bu cengaver milleti Sevgili Peygamberimizin yoluna hazırlamış olmalarıdır. Gerçekten de Türkler, İslamiyetle tanıştıktan kısa bir süre sonra toplu olarak müslüman olmuşlar ve dünya tarihinde asr-ı saadetten sonra en kaliteli çağ olan Osmanlı dönemini kurmuşlardır.

Türkler arasında görev yapmış şanlı peygamberlerin isimleri türkçe olmakla birlikte kaynaklara arap imlası ve telaffuzuyla şu şekilde geçmiştir; Amun, Anuh, Barah, Cosan, Düvil, Ğadat, Hamun, Hemudin, Hıcah, Hicil, Katın, Kedük, Kharkıl, Laycu, Narın, Sakun, Salah, Savıs, Takhım, Tamur, Umıd, Yahur, Yasan, Yevik...

Tarihi kaynaklardan derleyerek özetlediğimiz bu bilgiler, Türklerdeki vahdaniyet fikrinin kökeni konusunda bize büyük ip uçları vermektedir.



ASRI SEADETTE TÜRKLER
Biz asıl konumuza tekrar dönelim. Cahiliye döneminde Türkler çok yakından tanınmaktadır. Gerek Türkistan'a giden Mekke kervanları, gerekse Arabistan'a çeşitli vesilelerle gelen Türkler vasıtasıyla bilinmektedir. Ayrıca Göktürk İmparatorluğu asrı saadette Orta Asya'da son virajı almak üzeredir. Bu devlet kapalı bir kutu değil, cihan devletliğine oynayan bir güçtür. O zaman dünyasınca yakından bilinmemesi imkansızdır. Efendimizin amcası Ebu Talib, hicretten önce Efendimize zulmeden müşrikler hakkında söylediği bir şiirde Türklerden bahsetmektedir. Bu şiirinde müşriklerin, Efendimiz ve eshabının Mekke'den ta Kabil veya Türk kapılarına kadar çekilip gitmelerini istediklerini söyler.

Cahiliye dönemine ait şiirlerde sık sık Türklerin askeri yönlerini ve kahramanlıkları işlenmiştir. Bu şairlerden bazıları; Nabiğa ez Zübyani, Hassan b. Hanzala, Evs b. Hacer, Şemmah b. Zirar vd. dir.(7) Arabistan'da, kölelerden oluşan değişik milletlere mensup oldukça kalabalık bir topluluk vardır. Bunlar arasında özellikle İran aracılığı ile gelen kölelerin kökeni araştırıldığında Eshabın arasında da Türklerin bulunduğu anlaşılır. Ancak isimler arapçalaştığı için bu tespiti zorlaştırmaktadır.



HADİSİ ŞERİFLER
Sevgili Peygamberimizin, Türklerle ilgili pek çok hadis-i şerif buyurdukları bilinse de bunların pek azı günümüze kadar gelmiştir. Efendimiz, gelecekle ilgili bazen genel bazen de kişisel ipuçlarını eshabına vermişlerdir. Bunlardan birisi de istikbalde Türklerle karşılaşılacağı ve onlara nasıl davranılması gerektiği konusudur. Bunlardan en bilineni, eshabın geneline buyurdukları; Türkler size dokunmadıkça siz de onlara dokunmayın hadisi şerifidir. Bunun yanısıra Türklerin fiziki özelliklerinden, yaşantılarından da haber vererek, eshabını istikbalde yaşanacak bir dizi hadiseye hazırlamışlardır. Bu hadis-i şeriflerin tümü, Alemlerin Efendisi'nin Türkleri çok yakından tanıdıklarını gösterir. Eshabı kiramın da Türklerin kim olduklarına dair bir soruları olmamıştır. Bu, eshabın da Türkleri yakından tanıdıklarını gösterir.

KABİLELER
Arabistan yarımadası son derece kozmopolit yapıya sahiptir. Hiçbir büyük devletin bu bölgeye girememesi, hür yaşamak isteyen pek çok toplumun bu bölgeye yerleşmesine neden olmuştur. Bu kabilelerden bazılarının türk veya türk kökenli olduğu tahmin edilse de henüz sağlam bir araştırma yapılmamıştır. Asr-ı Saadet'te yaşayan kabilelerden Tayy, Muharib (veya Harboğulları) ve Eslem gibi kabileler, bölgedeki diğer kabilelerden farklı özellikler taşıyorlardı. Arabistan'ın en ilginç kabilesi belki de Harboğulları kabilesidir. Kaynaklarda bu kabile dilleri anlaşılmaz,(8) son derece korkusuz ve savaşçı bir topluluk olarak anılırlardı. Yağmacılıkları ile meşhurdular. Yaşadıkları bölgenin tamamen hakimiydiler. Kuzeydoğu Arabistan'da yaşamaktadırlar. Asrı saadette müslüman oldukları andan itibaren pamuk gibi olmuşlardır. Hayır ve hasenatta yarışan, bölgelerinden geçen ticaret kervanlarını gözleri gibi koruyan bir topluluk olup çıkmışlardır. Bunların soyundan gelen günümüz Mısırlı araştırmacı Muhammed Harb, Harboğullarına mensup olanların isimlerinde türkçe kökenli kelimeler bulunduğuna işaret etmiştir. Biraz sonra bahsedeceğimiz gibi Dicle bölgesinde yaşayan türk boyları Bedr Hazırlıkları sırasında Efendimize elçi göndermişlerdi. Bunlar büyük ihtimalle Harboğullarıyla bağlantılı boylardı.

KİŞİLER
Asrı seadetteki şahıs isimleri arapça veya başka dilden geçse de arapçalaşmıştır. Şahıs isimlerinin kökeni hakkında henüz bir teknik çalışma da yapılmamıştır. Bu nedenle isimlerin hangisinin türkçeden geçtiğini bilemiyoruz. Ancak Eshab-ı kiramın hayat hikayelerini incelediğimizde ilginç sonuçlar elde edebiliyoruz. Mesela Salim, Büreyde b. Husayb, Ebu Bekre radıyallahu anhum gibi pek çok sahabenin hayatı önemli ip uçları vermektedir.

TÜRK ATI / KUTAF
Şahıs ve kabilelerin dışında Asrı Saadete ait bazı hatıralarda da türk izlerine rastlamak mümkündür. Mekke veya Medine'de bir gece çok şiddetli bir gürültü duyulur. Şehir halkı ne olup bittiğini anlamak için evlerinden fırladıklarında, Sevgili Peygamberimizi sesin geldiği istikametten gelirken görürler. Efendimiz, sesi duyduğu anda en yakındaki ata binerek hızla olay yerine gitmişler, önemli bir şey olmadığını görünce geri dönmüşlerdir. Kullandıkları at, eshabı kiramdan Ebu Talha'nın Kutaf cinsi atıdır. Bütün özellikleriyle (kısa bacaklı, çevik dönüşler yapabilen olması vb.) bir türk atıdır. Efendimiz bu ata dua buyurarak; Deniz gibi... buyurmuşlardır. Kutaf cinsi atlara bu nedenle, Bahr / Deniz adı verilmiştir.

KUBBETU'T TÜRKİ / TÜRK ÇADIRI
Şimdi gelelim Türk tarihinin en önemli noktalarından birine... Abdullah b. Mes'ud ve Abdullah b. Abbas, Efendimizin Bedr Savaşı'nda girdikleri yuvarlak bir çadırdan bahsetmektedir.(9) Yine 627'de Hendek Savaşı hazırlıkları yapılırken Efendimiz, kendisi için kurulan bir çadıra yerleşmişlerdi ki bu çadır Kubbetu't Türki / Türk Çadırı olarak isimlendirilmektedir. Sevgili Peygamberimiz çadırın kurulmasında yardımcı olmuşlar ve kuşatma süresince bu çadırda bulunmuşlardır. Başka bir ifadeyle Kubbetu't Türki Efendimizin otağı, karargahı olmuştur. Yine bu çadırın en büyük özelliklerinden birisi de Efendimizin ünlü İstanbul'un fethedileceğini müjdeledikleri hadisi şeriflerini kuşatma günlerinde bu çadırın gölgesinde buyurmuş olmasıdır. (10)Yine Efendimizin mescidde itikafa çekildikleri çadır, Kubbetu't Türki ismiyle anılmaktadır.(11) Ünlü Hudeybiye anlaşması, bu çadırda imzalanmıştır. Dahası, Mekke'nin fethine gidilirken de bu çadır Efendimizle birliktedir. İslam ordusu Mekke yakınlarındaki Merru'z Zahran mevkiine gelince çadırını kurdurmuşlar, eshabıyla burada istişare etmişlerdir. Mekke'nin yöneticisi olan Ebu Süfyan b. Harb'i bu çadırda kabul etmişlerdir. İslam ordusu birkaç koldan Mekke'ye girerlerken Sevgili Peygamberimiz bugün Cennetu'l Mualla kabristanının bulunduğu Hacun'da çadırlarını kurdurmuşlar, harekatı buradan idare etmişlerdi. Bu çadır, Efendimizin vefatlarından sonra şüphesiz muhafaza edilmiştir. Ancak akibetinin ne olduğu hakkında henüz bir kayda rastlanmamaktadır. Ancak Efendimizin her davranışını uygulamaya çalışan eshabı kiram, Onun bir Türk çadırında itikafa çekilmesini sünneti seniye olarak tatbik etmişlerdir. Mesela Eshabı Kiramdan Ebu'd Derda'nın hanımı Ümmü Derdâ, Şam'daki Emeviye Camiinde kurulan bir türk çadırında itikafa çekilmişti. Bu çadırın Efendimiz tarafından kullanılan çadır olup olmadığı bilinmemektedir.

ELÇİLER YILI
Meşhur elçiler yılında Sevgili Peygamberimizi ziyarete gelen kabileler arasında türklerin olup olmadığı tam araştırılmamıştır ancak bundan çok daha önceki yıllarda Dicle yöresinde yaşayan Büğdüz-Aman Hanedanı temsilcisi,(12) çeşitli Türk boylarının ilbeği olarak, 622-623'de Medine'ye elçi olarak bir heyetle gelmiş ve Efendimizin huzuruna çıkarak müslüman olmuşlardır. Bu çok önemlidir. Zira Türklerin, Dicle yöresinde kuvvetli bir topluluk olarak bulunduklarını gösterir. Bunlar, İran Kisrası Nuşirevan tarafından Doğu Roma sınır boylarına yerleştirilmiş olan Türk boylarındandır. Bu sınır kuşağı İran'ın en nazik bölgesidir. Buraya, kendilerine bağlı savaşçı toplulukları yerleştirerek başkentleri Medayin / Ktesiphon'u emniyete almak istemişlerdi. İşte bu boylar Medine'ye elçi göndermişlerdir. Gelenlerin bir kısmının Medine'ye yerleşmesi kuvvetle muhtemeldir. O zaman Uhud ve diğer savaşlarda da Efendimizin eshabı arasında türklerin bulunduğu akla gelebilir. Dahası, Sevgili Peygamberimizin kullandıkları Kubbetu't Türki'nin kaynağı hakkında bir ip ucu verebilir.

ÜZÜNTÜNÜN SEBEBİ
Efendimiz 630 yılında bir gün Medine'de, hanımlarından Ümmü Seleme veya Zeyneb bnt. Cahş annemizin odasında iken, sıkıntı duyarak bunalırlar. Durumu farkeden annemiz sebebini sorar. Efendimiz, doğuyu işaret ederek; Şu anda Zülkarneyn'in seddinden yüzük genişliğinde bir delik açıldı diye üzüntüyle haber verirler. Efendimizin üzülmelerine sebeb olan hadise ne idi? Henüz bir açıklama getirilememiştir. Bu tarihte doğudaki en büyük olay Doğu Göktürk ordusunun devasa Çin ordusu tarafından imha edilmesidir. Bu savaşta Türk Hakanı esir düşmüş ve Doğu Göktürk Devleti yıkılmıştır. Bu yıkılma ile Orta Asya'daki dengeler altüst olur ve Türklerin dar bir alana hapsettiği Çin, tamamen serbest kalarak sınırlarını genişletmeye başlar. Batı Göktürk Devleti de kısa sürede yıkılır.(13)

..ve KÜRŞAD İHTİLALİ
Esir edilen Göktürk ileri gelenleri Çin'e esir olarak ***ürülür. Tarihe Kürşad İhtilali olarak geçen ayaklanma, bu yıkılmadan hemen sonra Çin'de esir edilen Türk prensleri tarafından organize edilmiştir. Çinliler her zaman yaptıkları asimilasyonu esir türklerin üzerinde uygulamak ister. Ancak bir süre sonra buna karşı çıkan Kürşad ve 39 arkadaşı ihtilal planı yaparlar. Çin İmparatoru'nun geçeceği güzergahı tespit ederler. Ancak ihtilal günü müthiş bir yağmur yağar. Çin İmparatoru sarayından çıkmaz. Planı ertelemek isterler. Ancak Kürşad, Çinlilerin durumu haber almalarından korkarak planı ertelemez. Belirlenen saatte sarayı basarlar. Yüzlerce Çinli, bir avuç türkün eğri kılıçları altında can verirler. İmparator kıl payı hayatını kurtarabilir. Başarılı olamadıklarını anlayan Kürşad, arkadaşlarıyla birlikte kaçarsa da bir süre sonra etrafları çevrilir. Teslim olmayı kabul etmeyince de oklanarak öldürülürler.

Göktürk Devleti'nin yıkılmasını, Oğuz Türklerinin Asya steplerinden tasfiye edilmesi takip etmiştir. Belki de Sevgili Peygamberimiz, gelecekte İslama hizmet edecek koca bir milletin atalarının zor durumda kalmalarına mübarek gönülleri elvermemiş, incinmişlerdi. Nitekim ilk müslüman türkler Göktürk boyları içinden çıkmıştır. Dahası ilk müslüman Türk devleti Karahanlılar, Göktürk Devletinin bir uzantısıdırlar. İslamiyetin etrafında çelik bir duvar örerek özünün dejenere olmasını önleyen İmam-ı Azam, İmam-ı Maturidi, İmam-ı Buhari, Bahaeddin-i Buhari vb. alimlerin ve talebelerinin kökeni araştırıldığında yine Türk oldukları görülür. Yine kurulan hemen tüm Müslüman Türk devletlerinin köklerinde Göktürklerin izleri görülür.

TÜRK ELİ'ne DOĞRU
Sevgili Peygamberimizin vefatlarından sonra yeryüzüne dağılan eshabı kiramın önemli bir kısmı, genellikle kökenleri nere ise o bölgelere gidip yerleşirler. Bu dağılma, Efendimizin emri üzerine gerçekleşir. Efendimiz eshabına, yeryüzüne dağılmalarını, yerleştikleri yerlerde evlenmelerini ve özellikle gençlere sahip çıkmalarını emretmişlerdir. Bu sebeple eshabı kiram, gençlerle karşılaşınca; Merhaba ey Sevgili Peygamberimizin bize emanet ettikleri diye latife ederlerdi. Horasan'a düzenlenen seferlerin sadece birinde, ordu içerisinde 300 eshabın bulunduğu nakledilmektedir ki bunların büyük çoğunluğu Türkistan'a yerleşmişlerdir. Bunlardan en ilginci Türklerin Arslan Baba adını verdikleri bir sahabedir ki, asıl ismi unutulmuştur.

Hazret-i Hüseyin, Kerbela'da ablukaya alındığında Kufeli Şiilerin ihanetini görünce Emevi komutanı Ubeydullah b. Ziyad'dan, kendisini bırakmasını ister ve Horasan'a gidip orada İslamiyete hizmet etmeyi istediğini bildirir. Hazreti Hüseyin tekrar Medine veya Mekke değil de Horasan'a gitmek istemesinin sebebi de Efendimizin bu bölge halkıyla ilgili eshabına çok önemli işaretler verdiklerini göstermektedir. Eshabdan bu bölgeye giden en ünlü isim, Büreyde b. Husayb'dır. Kabri, Merv şehrindedir. Kırgızistan'a yaptığımız bir gezide Kırgızlar, Oş bölgesinde bir mevkiyi göstererek, Sevgili Peygamberimizin arkadaşlarına ait bazı kabirler burada idi, ancak zamanla kaybolmuş dediklerine şahit olmuştuk.

Horasan'a yerleşen eshabı kiramın rahle-i tedrisinden geçen türkler müthiş bir ivme kazanırlar. Birkaç kuşak sonra bütün İslam dünyasına kan kusturan Şii devletçiklerini teker teker düşürerek vefa borçlarını ödemeye başlarlar. Asya kendilerine dar gelir. Birbiri ardınca cihan devletleri kurarak Batının en batısındaki Kızıl Elma'ya doğru koşarlar. Osmanlılar döneminde ise her bakımdan zirveye erişirler.

Eshabı Kiram Türkistana giderken, Türkistan'dan da Medine'ye gelenler olmuştur. Mesela Ozanların Piri diye tanınan Korkut Ata, Medine'ye gelerek Hazreti Ebubekr ile görüşerek müslüman olmuştur.(14)

TÜRKLERE İLİŞMEYİN
Sevgili Peygamberimizin, Türklerle sıcak temasa geçilmemesini emrettiklerini bizzat eshabı kiramın uygulamasında da görebilmekteyiz. Hazreti Ömer döneminde yıkılan Sasanilerin de kışkırtmasıyla bazı Türk boyları İslam topraklarına hücum ederler. Bunlar, Göktürk Devletinin yıkılmasından sonra desteksiz kalan Batı Göktürk Devleti bünyesinde yaşayan küçük devletçiklerdir. Bunlara karşılık vermek için Türkistan içlerine akın yapan İslam orduları komutanı Ahnef b. Kays, zafer kazandıklarını ve harekata devam etmek istediklerini bildirir. Hazreti Ömer, bu isteği kesin bir dille reddeder ve Keşke onlarla aramızda ateşten bir deniz olsaydı diyerek ileri harekata izin vermez. Yerine eshabdan Büreyde b. Husayb'i komutan olarak tayin eder. İslamın, organize olarak en güçlü olduğu ve peşpeşe dünyanın iki süper gücüne bir arslan gibi atıldıkları bir dönemde, dağınık türklerden korktukları için böyle bir harekata izin verilmediğini düşünmek mümkün değildir. Hazreti Ömer gibi birisini ancak Efendimizin emri durdurabilirdi. Benzeri bir başka olay Hazret-i Muaviye döneminde yaşanmıştır. Horasan valisi Abdurrahman b. Semüre'ye bağlı İslam ordusunun bir kısmı, Türklerin hücumuna karşılık vermek için Ubeydullah b. Ziyad komutasında Türkistan içlerine akınlar yaparlar. Buhara ve çevresini ele geçirirler. Abdurrahman bunu hoş karşılamaz.(15) Ubeydullah da direkt Halife'ye yazarak kazandığı zaferi bildirir. Övgü ve taltif beklerken, Hazret-i Muaviye'nin sert bir cevabıyla karşılaşır; Anan sana matem tutsun. Harekatı derhal durdur. Onlara neden ilişiyorsun. Vallahi Rasulullah'tan işittim ki, Türkler yavsan otu biten yerlere kadar hakim olacaklardır.

TÜRK HAKANI'nın KIZI
Efendimiz, peygamberlikle şereflendiklerinde İran Sasani İmparatorluğunun başında kisra olarak Nuşirevan vardır. Bu zat adaletiyle ün yapmıştır. Sadece İranlılar değil komşu ülke insanları dahi onun adaletine hayran kalmışlardı. Nuşirevan, o yıllarda hayli güçlü olan Göktürk Hakanı'nın kızıyla evlenmiştir. Bu evlilikten peşpeşe üç kız dünyaya gelir ki, İslam tarihinin en önemli şahıslarından olurlar. Hazreti Ömer döneminde yıkılan Sasani İmparatorluğu'na mensup önemli kişiler esir olarak Medine'ye getirilir. Aralarında Nuşirevan'ın kızları da vardır. Anneleri Türk Hakanı'nın kızı, Babaları da İran kisrası olan bu nazenin kızlara Hazreti Ömer kıyamaz. Eshabı kiramdan üç ünlü zatın çocuklarıyla evlendirir.(16) Bunlardan Şehr Bânû Ğazele, Hazreti Ali'nin oğlu Hazreti Hüseyn ile evlendirilir. Bundan Zeynel Abidin hazretleri dünyaya gelir.(17) Birisi Hazreti Ömer'in oğlu Salim (veya Asım) ile evlendirilir. Bunun kızından da Emevi halifelerinden Ömer b. Abdülaziz dünyaya gelir ki; adaleti ile ün yaptığı için ikinci Ömer diye anılır. Üçüncü kız Hazreti Ebubekr'in oğlu Muhammed ile evlendirilir. Bu evlilikten Kasım b. Muhammed hazretleri doğar.(18)

SONSÖZ
Biz kaynaklardan ulaşabildiklerimizi sizlere aktarabiliyoruz. Ancak bunların çok sınırlı olduğunu da hemen ifade etmek durumundayız. Bu konuda asıl hizmet verecekler, konuya profesyonel olarak eğilebilecek türk tarihçileri ve hadisi şerif uzmanları olacaktır şüphesiz. Bizim yaptığımız bir kibrit yakmaktan öte değildir. Ehil eller harekete geçerlerse tarihimizde karanlık kalmış noktalar aydınlanmış olacaktır

faateh
09 10 2004, 17:00
Atatürk'ten anıt jesti

--------------------------------------------------------------------------------

Türk-Rus ilişkilerini, iki devletin ortak denizi Karadeniz'e benzetmek yanlış olmaz. Bazen durgun ama genellikle iki devleti sarsacak kadar fırtınalı. Ruslar'la en iyi ilişkilerimiz Kurtuluş Savaşı sırasındaydı. Atatürk Kurtuluş Savaşı'ndaki Rus yardımına jest olarak Taksim Cumhuriyet Anıtı'nda 2 Rus generale yer verdirtti

Birinci Dünya Savaşı'nın sonuna doğru Çarlık Rusya'sı yıkılıp yerine Sovyetler Birliği kuruldu. Yeni rejim, emparyalistlere karşı gerçekleştirilen Türk Kurtuluş Savaşı'nı destekledi. 19 Mayıs 1919'da Samsun'a çıkan Mustafa Kemal, birkaç gün sonra Havza'da bir Rus heyeti ile görüştü. TBMM'nin kurulmasından üç gün sonra 26 Nisan 1920'de Lenin'e bir mektup yazdı. Mektup aynen şöyleydi: '...Rus Bolşevikleri'yle bütün çalışmalarımızı ve askeri harekatımızı birleştirme zorunluluğunu kabul etmekteyiz. Bolşevikler'in emperyalist hükümetlere karşı savaşmak ve bütün mazlum ulusları emperyalistlerin hegemonyasından kurtarmayı amaç edinmiş olduklarına inanıyoruz. Ayrıca, ülkemizi işgal eden emperyalist kuvvetleri saf dışı bırakmak, emperyalizme karşı girişilen genel savaşı sürdürebilmek amacıyla yurt içindeki gücümüzü artırmak için Sovyetler'in bize ilk önce 5 milyon altın lira vermesini, yapılacak görüşmelerde tutar sayısı kararlaştırılacak (silah ve cephane) ve bunlardan başka askeri malzeme, birliklerimizin ihtiyacını karşılayacak gıda maddesi sağlanmasını istemekteyiz. Saygı ve selamlarımızla samimi duygularımızı lütfen kabul buyurunuz, efendim. TBMM Başkanı Mustafa Kemal'

200 KİLO ALTIN

Mustafa Kemal'in Lenin'e yazdığı mektuptan sonra yardımlar gelmeye başladı. Sovyet belgelerine göre en büyük yardım Eylül 1920'de yapıldı. Bu 200 kilo külçe altındı. Üç ay sonra Sovyetler, silah ve yeni bir para yardımı yaptı. Ruslar'la ilişkiye sıcak bakmayan paşalardan birisi Kazım Karabekir'di. Karabekir, o günlerde Rauf Orbay'a yazdığı bir mektupta, Amerikan mandası ve Sovyetler'le ilişkilere değiniyor ve şunları söylüyordu: 'Bağımlı, uydu devlet olmak, suda boğulmaksa, Bolşevizm'de ateşte yapmak gibidir.' Mustafa Kemal'in Bolşeviklik istemediği kesindi. Nitekim Lenin, 1921 yılı sonlarında Sovyetler'in Türkiye Büyükelçisi S.İ Aralov'a şunları söylemişti: 'Türkler, milli kurtuluşları için savaşıyorlar. Mustafa Kemal elbette ki sosyalist değildir. Ama, iyi bir teşkilatçı, yetenekli bir lider. Bizim inkilabımızın önemini anlamış, Sovyet Rusya'ya karşı olumlu davranıyor. Emperyalistlerin burunlarını iyice kıracağına inanıyorum. Türk halkının ona inandığını söylüyorlar. O'na, yani Türk halkına yardım etmemiz gerekiyor.' Lenin, 7 Ocak 1921'de, Mustafa Kemal'e gönderdiği telgrafta da duygularını şu cümlelerle ifade ediyordu: 'Yurtlarının bağımsızlığı ve gelişmesi için sarsılmaz bir enerjiyle savaşan Türk halkına ve hükümetinize en samimi dileklerimizi ifade etmeme müsaade buyurunuz. Lenin.' Sonuçta, Atatürk, Kurtuluş Savaşı'nı verirken, Rusya'dan yardım almayı başarmış ve yardım karşılığında Sovyetler'in güdümüne de girmemişti.

MİNNETİN İFADESİ

Atatürk, zor günlerde Türkiye'ye yardım edenlere minnetinin ifadesi olarak 1928'de bir jest yaptı. 8 Ağustos 1928 günü açılan Taksim Cumhuriyet Anıtı'nda Sovyetler'in o günkü yardımlarına jest olarak iki Rus generaline de bizzat Atatürk'ün emriyle yer verildi. Bu bahar havası 2'nci Dünya Savaşı'nın ardından dağıldı. Sovyetler'in dağılışına kadar iki ülke ilişkileri hep gergindi. 512 yıllık fırtınalı ilişkinin Putin'in ziyaretiyle nasıl bir seyir alacağını ise gelecek günler gösterecek.

faateh
09 10 2004, 17:00
Yeşilköy'deki abideyi havaya uçurduk

Ruslar'la tarihimizdeki en büyük savaş, Haziran 1877'de 2'nci Abdülhamid döneminde yaşandı. '93 Harbi de denilen savaş,

1 yıl sonra Osmanlı Devleti'ne ağır darbe vurdu. Yeşilköy'e kadar gelen Ruslar'ın İstanbul'a girmesi an meselesiydi. İngiltere'nin devreye girmesiyle Ayestefenos Anlaşması imzalandı. Bunun karşılığında İngilizler'e diyet borcumuzu Kıbrıs'ı vererek ödedik. Ruslar'ın zaferin anısını yaşatmak için Yeşilköy'e diktikleri anıt ise 1914'te Birinci Dünya Savaşı'nın başlamasından hemen sonra Kasım 1914'te İttihat ve Terakki'ye bağlı subaylarca havaya uçuruldu.
--------------------------------------------------------------------------------
Rus General Meclis'te konuştu

Taksim Cumhuriyet Anıtı'nda Atatürk'ün emriyle yer alan Rus generaller Mareşal Kliment Yefremoviç Voroşilov ve General Mihail Vesilyeviç Frunze'ydi. Rus generalleri anıtın Cumhuriyet'i simgeleyen cephesinde Atatürk'ün hemen arkasındaki grup içinde bulunuyor. Frunze, Sakarya Savaşı'nın kazanılmasından üç ay sonra 20 Aralık 1921'de Meclis'te yaptığı konuşmayla, zaferi kutlamıştı. Mareşal Voroşilov ise savaşın sürdüğü yıllarda Ankara'da danışman olarak çalışmıştı.

faateh
09 10 2004, 17:00
Petro'nun vasiyeti

Putin'in hayranı olduğu, Rus devletinin kurucusu kabul edilen Büyük Petro'nun (1.Alexıevıcth), ardından 2'nci Katherina'nın tahtta olduğu dönem, savaşların yaşandığı dönemdi. 1689'da çar olan Petro'nun, vasiyetnamesi bugün Topkapı Sarayı Arşivi'nde bulunuyor. Belgenin 9'uncu maddesinde Petro 'İstanbul'a ve Hindistan'a mümkün olduğunca yaklaşmak lazımdır. İstanbul'a hakim olanın cihanın gerçek hakimi olabileceğini unutmayın' diyordu. Vasiyetnamenin Petro'ya ait olup olmadığı çok tartışıldı, ancak gerçek olan şudur ki Ruslar hep bu siyaseti takip etti. Türkler'le Ruslar arasındaki rekabet o boyutlara ulaştı ki, 2'nci Katherina Çariçeyken 1770'de 3'üncü Mustafa ve 1789'da da 1'inci Abdülhamid Ruslar'a karşı kaybedilen savaşların ardından öldü.

faateh
09 10 2004, 17:00
Moskova'nın soğukluğu yüzlere de yansıyor

Steve Rosenberg
BBC Moskova muhabiri




Moskova'dasınız. Gerçek bir Rusya deneyimi yaşamak istiyorsunuz. Nereye gideceksiniz? Kremlin? Gorki Parkı? Belki de dünyaca ünlü Bolşoy balesi.

Rusya'da ancak çok ciddi ve karşısındakini onaylamaz görünen siyasetçiler oyları ve seçmenin saygısını toplayabiliyor

Hayır, gerçek bir Rus deneyimi yaşamak istiyorsanız BBC bürosunun hemen yanıbaşındaki kahveye gitmeniz yeterli. Yemekler buz gibi, karşılama ondan da soğuk.

Kapıdan girer girmez karşılaştığınız dondurucu bakışlar, sizi yanıltıp, Sibirya kışı yaşadığınızı düşündürebilir. Nereye gitsem, adeta, suratını asan garsonun, dünyayı kurtarmak veya Mars'a uçmak gibi, çok daha önemli olan birşeyi yapmalarını engelliyormuş duygusuna kapılıyorum. Garsonun bir kere bile gülümsediğini görmedim.

Ama aslında Ruslar zaten daha az gülümseyen insanlar. Banka memurlarından otobüs şoförlerine, berberlerden butiklere, hizmet, sıkkın bir yüz ifadesiyle veriliyor. Bunun nedenini hiçbir zaman anlayamadım.

Rusların mizah duygusundan yoksun olduğu söylenemez. Doğru dürüst bir espri yapın, saatlerce gülerler. Rusların konuksever olmadıkları da söylenemez. Burada birisinin evine davet edildiğinizde size aileden biri gibi davranırlar. Ama iş gülümsemeye gelince, o başka.

Bir Rus arkadaşım, bunun nedeni yüz kasları diye açıkladı durumu. Rusça konuşmak için dudaklarınızı kasmanız gerekir. O da gülümsemeyi zorlaştırır. dedi. Bir başkasıysa Saçma! dedi, Soğuktan böyle. Çok fazla gülümseyin de görün bakalım nasıl boğazınızı üşütürsünüz, hapşırmaya başlarsınız.

Pek inanamadım bu açıklamalara.

Slav gülümseyişleri hakkında uzmanlığı kanıtlanmış birine danışmaya karar verdim. Gerçekten de böyle biri var; Profesör Svetlana Terminasova.


Profesör Terminasova, Rusya'da sebepsiz yere gülene budala derler diyor

Profesör Terminasova, Rusların gülümsemeleri hakkaında bilinecek ne varsa biliyor. Hem de yüzlerce yıllık tarihi araştırmış. Rusya'da sebepsiz yere gülene budala derler deyince Profesör Terminasova, hemen yüz ifademi değiştirdim ve son derece ciddi görünmeye çalıştım.

Daha sonra Profesör Terminasova, binlerce yıllık Rus tarihinden örnekler vermeye başladı. Azizlerden âlimlere, şairlerden oyun yazarlarına, birçok kişinin bu konuda yorum yaptığını anlattı.

Bu Rus büyüklerinin söyledikleri herşey gayet olumsuz geliyor kulağa. Tıpkı şu eski Rus atasözü gibi: Fazla sırıtmak, günah işlediğinize işarettir.

Bu diyarda abartılı şekilde gülümsemek, çağlar boyunca, ya şeytanın işi, ya da çok kötü birşey veya her ikisinin bileşimi olarak görülmüş. Hatta, bir yerde aşırı gülümseme, cinayet yolunda ilk adım olarak bile nitelendirilmiş. Kısacası pek fazla gülümser görünmemeli insan Rusya'da.

Profesör Terminasova'ya göre Ruslar, gerçekten içlerinden geldiğinde gülümseyen insanlar. Sizi tanıdıkları, sevdikleri, içten davrandıkları zaman gülümsüyorlar. İşte bu nedenle, Moskova'da, hamburgerci gibi ayaküstü yemek yenilen Amerikan işletmelerinde çalışan Rus personelin gülümsemeyi öğrenmesi çok zor oldu diyor Profesör Terminasova. Rus çalışanlar, Gülümseyince, müşteriler bizim aklî dengemizi yitirmiş olduğumuzu düşünüyorlardı diyorlarmış.

Aynı görüşe, yakınlarda, kendilerine Rus eş arayan Batılı erkekler için oluşturulmuş bir internet sitesinde de rastladım. Daha ilk randevuda, çıktıkları kadını geniş gülümsemeleriyle etkilemeyi düşünen Batılı erkekler uyarılıyordu. Sitede, Aşırı gülümseme, Rus bayan tarafından aklî dengesizlik olarak yorumlanabilir deniyor.

Fazla sırıtmak, günah işlediğinize işarettir.


Rus atasözü

Bu iş biraz da güven sorunu tabii. Ruslar, karşılarında ağızları kulaklarına varan insanlara kuşkulu bakıyor. Gülümserlik, belki Batı'da, Devlet Başkanı adaylarının seçilme şansını artırıyor ama, Rusya'da ancak çok ciddi ve karşısındakini onaylamaz görünen siyasetçiler oyları ve seçmenin saygısını toplayabiliyor.

Tabii bu çağda, Rusların gülümsememelerinin ne işe yarayacağını kestirmek de zor. Hostesler surat asarsa, kim Rus havayollarıyla seyahat etmek isteyecek ki? Daha pasaport kontrolü sırasında sert ifadeli görevliler sizi, tir tir titretecekse korkudan, niye buraya tatile gelesiniz ki?

Ruslar da aslında bu durumun farkında ve birşeyler yapmaya çalışıyorlar. Ülkenin en büyük süpermarket zincirlerinden biri çalışanlarına, müşterilerine batı tarzı davranmayı öğretebilmek içim kurslar düzenlemeye başladı. Şimdi sınırlardaki Rus görevlilere bile, turistleri ürkütüp kaçırmamak için, gülümsemeleri tebliğ edildi.

Ama tarihlerine, kültürlerine ve karakterlerine ters düşmek pahasına, bir ulusu ille de gülümsemeye zorlamalı mısınız? Profesör Terminasova bu soruya hayır yanıtını veriyor. Bir gülümseme, insanların kolayca, otomatik olarak gülümsemedikleri bir ulusta, çok daha değerlidir diyor.

Kafamda bu düşüncelerle, aşağıdaki kahveye gidiyorum. Değişen birşey yok. Çalışanlar her zamanki asık suratlı. Hâlâ, bana orada yemek yememe izin vermeyi lütfetmiş gibi davranıyorlar. Ama nedense bu defa fazla aldırmıyorum. En azından samimi davranıyorlar. Mutlu görünmek istemiyorlar, o yüzden de oldukları gibi davranıyorlar.

İyi günler dilekleriyle bezenmiş bir kültürün, mantar gibi her yerde biterek çığrından çıktığı bir dünyada, birdenbire, gülümsemeyen insanlarla karşılaşmak, içimi açtı.


BU ARADA BEN ŞAKLABAN JELLY BOYUM
TABIKI COPY PASTE
BUNLARIN HEPSINI BEN YAZMIS OLSAM DUNYACA UNKU BIRI OLURDUM HERHALDE
MANYAK HERIF
OKU WE YORUM YAP
SALAK SALAK KONUSMA YANI :cool:

faateh
09 10 2004, 17:00
Ülke rehberi: Rusya

1991'de Sovyetler Birliği'nin yıkılmasından bu yana Rusya, Komünist geçmişinden kaynaklanan olumsuzlukları geride bırakmaya çalışıyor.
RUSYA'NIN KÜNYESİ

Nüfus: 143 milyon 200 bin (BM 2003)
Başkent: Moskova
En yaygın dil: Rusça
En yaygın dinler: Hıristiyanlık (Rus Ortodoks Kilisesi), İslam
Ortalama ömür: Erkeklerde 61, kadınlarda 73 yıl (BM)
Para birimi: 1 ruble = 100 kopek
Başlıca ihraç ürünleri: Petrol ve petrol ürünleri, doğal gaz, kereste ve orman ürünleri, madenler, kimyasal maddeler, silah ve askeri teçhizat
Ortalama yıllık gelir: 1.750 $ (Dünya Bankası, 2001)
İnternet uzantısı: .ru
Uluslararası telefon kodu: +7

Hantal bürokrasi ve merkezi yapının yerini alacak, demokratik bir siyasi sistem ve piyasa ekonomisi oluşturma hedefi şu ana kadar tutturulabilmiş görünmüyor.

Rusya, Çarlık döneminde Puşkin, Tolstoy ve Dostoyevski'den başlayıp Sovyet döneminde Soljenitsin'e uzanan zengin bir edebiyat geleneğine sahip.

Müzik alanında da Çaykovski'den Rahmaninov'a, Prokofiev'den Şostakoviç'e, derin izler bırakmış pek çok Rus besteci var.

GENEL BİLGİLER

Rusya, barındırdığı çeşitlilik ve büyüklüğü itibariyle, son derece etkileyici bir ülke.

Sınırları içinde 10 saat dilimi bulunan ülke, Avrasya'da 17 milyon kilometrekarelik bir alanı kaplıyor.

İklim, kutup ikliminden başlayıp, güneye indikçe ılımanlaşıyor.

Neredeyse 10 yıl süren, ve 1998 Ağustos'unda rublenin devalüasyonu ile had safhaya ulaşan krizler ardından, Rusya ekonomisi yine de pek çoklarının sandığından daha hızlı bir biçimde toparlandı.

Ancak yine de ekonomi büyük oranda dünya petrol fiyatlarının izlediği seyre bağlı hareket ediyor.

1990'ların özelleştirme yıllarında, Rusya girişimcilere cömert kar imkanları sunuyordu. Bir avuç insan, özellikle enerji ve medya sektörlerinde çok geniş imkanları ellerinde topladı.


Moskova'daki Kremlin Sarayı, Rus yönetiminin idari ve siyasi merkezi

Bazı uzmanlar, dönemin devlet başkanı Yeltsin'in bu kişilerin etkisinin siyasette de fazlasıyla hissedilmesine izin verdiğine inanıyordu.

Ancak Vladimir Putin, devlet başkanı olur olmaz yetkilerin kimin elinde olduğu konusunda soru işaretleri oluşmasına izin vermeyeceğini gösterdi.

Bu kişilerden bazıları kendilerini adli soruşturmalarla karşı karşıya bulurken, ülkenin en ünlü işadamlarından ikisi Rusya'yı terketti.

Etnik ve dini çeşitlilik

Rusların ülke nüfusunun yüzde 80'inden fazlasını oluşturmasına ve en yaygın dinin Hıristiyanlığın Ortodoks mezhebi olmasına rağmen, ülkede pek çok başka etnik ve dini grup bulunuyor.

Müslüman nüfus özellikle Volga Tatarları ve Kuzey Kafkaslar'daki Başkırlar arasında yoğunlaşıyor.

Çeçenistan Rusya açısından ciddi bir sorun yaratama özelliğini sürdürüyor. Rus askerlerinin ilk olarak 1994'te bölgedeki ayaklanmayı bastırmak üzere sevkedilmesinden bu yana binlerce kişi hayatını kaybetti.

Gerillalar da Rusları hedef alan saldırılar düzenlemeyi sürdürüyorlar.


Rusya 1997'den bu yana, Çeçenistan'daki bağımsızlık yanlısı gruplara karşı operasyon yürütüyor

Ancak Batı'nın Çeçenistan'daki operasyonları konusunda Kremlin'e yönelttiği eleştiriler, Amerika Birleşik Devletleri'ni hedef alan 11 Eylül saldırılarından bu yana azaldı.

Rusya'nın Amerika Birleşik Devletleri öncülüğünde uluslararası teröre karşı başlatılan mücadeleye verdiği destek, ülkenin Nato ile ilişkilerine de yansıdı.

İki taraf, 2002 Mayıs ayında Nato - Rusya Konseyi'ni kurarak Rusya'ya terörle mücadele ve diğer güvenlik tehditleri konusunda alınacak kararlarda eşit söz hakkı verdi.

Bununla birlikte, Rusya, 2003 baharında, Amerika Birleşik Devletleri'nin Irak'a askeri müdahalede bulunma düşüncesine şiddetle karşı çıktı ve Irak'taki Birleşmiş Milletler silah denetçilerine çalışmalarını tamamlamaları için gerektiği kadar süre tanınması yolundaki tavrını ısrarla sürdürdü.

Barışçı çözümden yana kararlı tavrı ile Rusya, ABD ile yeni bir ilişki kurma arzusunun kilit meselelerde, istediği biçimde hareket etmesini önlemeyeceğini göstermiş oldu.

LİDERLER

Devlet başkanı: Vladimir Vladimiroviç Putin

Vladimir Putin, kariyerine Sovyet istihbarat teşkilatı KGB saflarında başladı.

1990'da St. Petersburg kentinin yönetiminde görev aldı. 1996'da Moskova'ya taşındı. 1999'un Ağustos ayına gelindiğinde, başbakandı.



Vladimir Putin, 1999'un son gününde istifasını açıklayan, selefi Boris Yeltsin tarafından vekaleten devlet başkanlığına atandı.

Yeltsin Putin'i Büyük Rusya'yı yeniden canlandıracak kişileri etrafında toplayabilecek bir kişi olarak tanıttı.

Putin, sonradan devlet başkanlığı için yapılan seçimleri kazanarak 2000 Mayıs'ında resmen göreve başladı.

Özellikle Çeçen isyancılara karşı katı tutum uygulama vaadi, Putin'e seçimde destek kazandıran önemli bir unsurdu.

Rusya'yı modernleştirmek istediğini söyleyen Putin, bütçeyi dengelemek ve enflasyonu düşürmek yolunda gerçekleştirdiği ekonomik reform adımlarıyla takdir topladı.

Amerika Birleşik Devletleri, 11 Eylül saldırıları karşında derhal takındığı destekleyici tutum dolayısıyla Putin'e müteşekkir olduğunu iletti.

Ancak Putin, daha sonra, Irak'ın işgali aleyhinde, Fransa ve Almanya ile birlikte takındığı tutumdan da sapmadı.

Kremlin'i eleştiren bağımsız televizyon kanallarının, Putin iktidarının ilk iki yılı içinde yayınlarına son vermek zorunda kalması, Putin'in ifade özgürlüğüne yaklaşımı konusundaki kaygıları güçlendirdi.

Devlet Başkanı'nın meselenin siyasetten değil, mali ve idari sorunlardan kaynaklandığı açıklamaları da herkesi ikna etmeye yeterli olmadı.

Bu kaygılar, ülke genelinde yayın yapan son televizyon kanalının da 2003 Haziran'ında ansızın kapanıp yerine bir spor kanalının yayına geçmesi ile tazelendi.

Hükümet kanalın gitgide büyüyen mali ve idari sıkıntıları olduğunu vurguluyordu. Siyasi gözlemciler ise Kremlin'i eleştiren yegane kanalın ekranlarının, genel seçimlere altı ay, başkanlık seçimlerine dokuz ay kala karardığına dikkat çekmekte gecikmedi.

Putin'i destekleyen Birleşik Rusya Partisi, 2003 Aralık ayında yapılan genel seçimleri açık farkla kazandı. Komünistler ikinci sırada yer alırken, milliyetçi partiler oy oranlarını artırdı; liberaller ise neredeyse siyaset sahnesinden silindi.

2004 Şubat ayının son günlerinde de Cumhurbaşkanı Putin, ani bir kararla Mihail Kasyanov hükümetini topluca görevden aldı. Bu karar Yeltsin döneminde güçlenen işadamı sınıfı ile bağları koparmaya yönelik bir adım olarak yorumlandı.

Putin bu göreve ülkeyi Avrupa Birliği'nde temsil etmekte olan Mihail Fradkov'u atadı.

MEDYA

Son yıllarda Kremlin, ülkenin başlıca televizyon kanalları Kanal 1, RTR ve NTV üzerindeki denetimini arttırdı.

Bu durumu eleştirenler, bu adımlar sonunda bağımsız haberciliğin yara aldığını söylüyorlar.

Kremlin ülkenin en büyük iki işadamı, Boris Berezovski ve Vladimir Gusinski hakkında davalar açıp, Gazprom ve Lukoil gibi sanayi kuruluşları eliyle hareket ederek, 2001'de NTV'nin denetimini ele geçirirken, 2002 Ocak'ında da TV-6'nın kapatılması talimatını verdi.

Rusya'nın tek özel televizyonu olarak TV-6'nın yerini alan TVS, bu niteliğini, 2003 Haziran'ında yetkililerin, resmi açıklamaya göre mali nedenlerle kanala kilit vurmasına dek sürdürdü.


Medya şirketleri sahibi Boris Berezovski Rusya dışında yaşıyor

Önde gelen siyasetçiler ve etkili gazeteler TVS'nin kapatılmasının ifade özgürlüğüne vurulmuş bir darbe olduğunu söylediler.

ABD Dışişleri Bakanlığı, kaygılarını ifade ederken, kapatma gerekçesinin ardında muhtemelen siyasi nedenler olduğundan söz etti.

Medya izleme kuruluşu, Sınır Tanımayan Gazeteciler, bu adımın özgür ve farklı yaklaşımlarla habercilik yapılmasını tehdit ettiğini bildirdi.

Moskovskiy Komsomolets gazetesi, 2001 Aralık'ında, Rusya televizyon kanalları birbirlerinin eşi haline geliyor, hepsi Devlet Başkanı Vladimir Putin liderliğindeki Rusya'nın başarıları hakkında aynı haberleri yayınlıyorlar gözlemini iletiyordu.

Hükümetin basın özgürlüğüne yönelik saldırgan tutumundan Çeçenistan'daki savaş neden gösteriliyor.

Çeçenistan'da kimi gazeteciler öldürülürken, kimileri de kayboldu ya da kaçırıldı. Moskova'da ve diğer bölgelerde de bazı gazeteciler taciz ve fiziksel olarak kötü muameleye maruz kaldı.

faateh
09 10 2004, 17:00
Kırım Savaşı, Rusya'nın Osmanlı İmparatorluğu'na saldırması sonrası, İngiltere ve Fransa'nın Kırım'ı işgal etmesiyle başlamıştı. İki yıl süren ve Rusya'nın yenilgiye uğratıldığı savaşta yaklaşık bir milyon kişi ölmüştü.

faateh
09 10 2004, 17:00
Cadıların ve ejderhaların kovaladığı altın kalpli çar

Steven Rosenberg
BBC Rusya Muhabiri, Sibirya




Rusya'da 14 Mart'ta yapılacak cumhurbaşkanı seçimini Vladimir Putin'in kazanmasına kesin gözüyle bakılıyor. Putin kamuoyu yoklamalarına göre onlarca yıldır en çok sevilen politikacı.


Sibirya'da kar nedense sihirli bir güzelliğe sahip. Bir köye yağan kar, ünlü bir ressamın bomboş bir tuali usta fırça kullanımıyla bir sanat eserine dönüştürmesi gibi o köye tamamen bambaşka bir hava veriyor.

Kar altında Kovrigino köyü tam bir resim gibi. Bembeyaz kar altındaki evlerin damlardan sarkan buzlar pırıl pırıl parlarken, kahverengi kürkleri ve siyah keçe çizmelerini giyip ellerinde kovalarla yaşlı kadınların ağır ağır yürüdüğü bir manzara düşünün. İşte tam bir kış rüyası.

Ne var ki bu rüya gibi köyde oturanlar aslında her gün ayrı bir karabasan yaşıyor. Kızarmış patates ve mantardan oluşan yemeğimizi yerken, Tatyana Chukrova bana kendi karabasanını anlattı.

İlk kocası terketmiş onu. Yeniden evlenmiş ama ikinci kocası alkolikmiş. O da içkiden ölmüş. Bir kaç ay sonra annesi, ardından erkek kardeşi ve üvey babası da ölmüş. En küçük oğlu Aleksi içkiliyken bir taksi şöförünü öldürmüş ve 18 yıl hapse mahkum edilmiş. Derken en büyük trajediyi haber veren telgraf gelmiş. Tatyana'nın Çeçenistan'a asker giden oğlu ölmüş. Uzaktan kumandalı bir mayınla parçalanmış asker oğlu Tatyana'nın...

Yemekte bize, salatalık turşumun bir tadına bakın muhakkak dedi Tatyana. Kendim yaptım. Biraz daha çay ister misiniz? diye de ekledi ardından. Sibirya halkı dayanıklı oluyor anlaşılan.

Çayımızı içerken Tatyana bana biraz daha anlattı köyünü. Kovrygino ölüyor dedi. Pek az kişinin işi olduğunu, kimsenin geleceği olmadığını, erkeklerin çoğunun da alkolik olduğunu söyledi. Ne bulsalar içiyorlar dedi. Hatta ispirto bile içiyorlar.

Tatyana'ya Cumhurbaşkanı Vladimir Putin hakkında ne düşündüğünü sordum. Putin'i eleştirecek sanmıştım. Öyle ya oğlu, Putin'in savaşında ölmüştü. Dört yılı aşkın süre önce askerleri yeniden Çeçenistan'a gönderen , Rusya cumhurbaşkanı Putin'di.

Yok, dedi Tatyana yumuşak bir sesle. Putin'in kabahati değil o. Herşeyi bilmesini bekleyemeyiz onun.

İyi hoş da ülkenin devlet başkanı o. Sorumluluğun en üst düzeyde onda olması gerekmez mi?

Tatyana hiç de benim gibi düşünmüyordu. Bence cumhurbaşkanının çevresindeki insanlar asıl suçlu olan. dedi.



Rusya'nın neresine gitsem benzeri suçlamaları sık sık duydum. Halk ne tür sıkıntıyla karşı karşıya kalsa, Putin'i suçlamaktan kaçınıyor. Bazen ülkenin tümü peri masalı dünyasında yaşıyor gibi geliyor bana.

Hani vardır ya Bir varmış bir yokmuş. Kendisi çok iyi kalpli olan ama etrafı, yaptığı bütün iyilikleri bozan kötü danışmanlar, cadılar ve ejderhalarla çevrili bir çar varmış diye başlayan öyküler...

Rusya'da medyanın halka her gün sunduğu hayal ürünü bunlar. Ulusal televizyonda bu iyi kalpli çar çok az eleştiriliyor ama sık sık övülüyor. Haber bültenlerinde süper kahraman gibi tanıtılan, tembel bürokratları azarlayan, denizaltılarını ziyaret eden, hatta köpek yavrularını öpen bir cumhurbaşkanı Putin.

Bunun sonucu halkın yüzde 80'inden fazlasının sevdiği bir Cumhurbaşkanı çıkıyor halkoyu yoklamalarından...

Ama yalnız medyanın işi değil bu. Halk gerçekten güveniyor Cumhurbaşkanı Putin'e. Onu geçmişteki devlet başkanlarıyla karşılaştırıyorlar. Ölüm döşeğindeki Brejnev'le, habire düşen Yeltsin'le karşılaştırıldığında Vladimir Putin çok daha genç, çok daha güçlü bir kişi.

En önemlisi de ülkeye düzen getiren bir lider olarak görülüyor. Halkın umutlarını taşıyan bir kişi. O yüzden de büyük oy çoğunluğuyla seçimi kazanması bekleniyor. Ama yine de Çeçenistan'daki savaşı sona erdiremedi. Rus halkına güvenliği sağlayamadı. Suç örgütleriyle ve yolsuzlukla başa çıkamadı. Sibirya'daki Kovrigino köyü için de hiç bir şey yapmadı.

14 Mart'ta Tatyana köydeki seçim sandığının başına gidip oyunu kullanacak ve oyu Vladimir Putin'e gidecek. Putin liderimiz olarak kalırsa, eminim Rus halkı için çok daha iyi olacak dedi bana.

kilicarslan
23 02 2005, 18:00
fatih, trabzonu ruslar isgal etmis. su moskovadaki arkadasina bir e-mail atta, geri cekilsinler :)
gazetede okumustum rusyadan bir ucak gelmis trabzona. ucakta bir tane erkek yok :D ve de hepsi rus, bu tur isgallerin sonu iyi olmuyor.

kilicarslan
23 02 2005, 18:00
ne demek sanki sikayet ediyorsun? goruntu kirliligi olusuyor, sehirde. artik ilceler de dagilmaya basladilar. hatta ben koylerden birinde de gordum. artik ev ev baskin yapiyorlar :D

breezee
23 02 2005, 18:00
ya bişi merak ediorm
bu faateh'la hintmiciri faateh aynı kişimi

hintmichiri
23 02 2005, 18:00
boyle isgale can kurban kilicim arslanim
sanki senin boyle bir isgale karsi sikayetin var
elanazli baciyi yollayalim rus kizlarina karsi tek basina savassin ehehhe .. o da trabzonlu ne de olsa :D

hintmichiri
23 02 2005, 18:00
ne diyon kizim sennnn
git isine
rus mafyasina soylerim
seni ifhal eder
yanasma bu dosyaya
elanazlii kilikli seni
ne cok merakli bu kizlar erkeklerin erkekce konustugu dosyalarda kuyruk sallama olayina yawsssss

breezee
24 02 2005, 18:00
fatih seninle ilgili ne düşünüorm biliomusun dağda yetişmiş insanlık nedir bilmeyen ve anlamayan
etrafındaki insanlara sırf muhalefet olmak için saçma sapan görüşleri benimsemiş
kibarlık adam olmak nedir bilmeyen
sürekli şaklabanlık yapan ve kendini komik sanan ama aslında yaptığı espriler hiç bişiye benzemiyen birisin işte
ve ne kadar senle muhattap olmamaya çalışsamda sölediklerinle beni buna mecbur ediosun
bana bulaşma bende sana bulaşmayım zaten forumda yeterince kavga gürültü var bide senin saçma sapan kendi egolarını tatmin etmek için bulaştığın muhalefetlik oyununla uğraşmasın insanlar

hintmichiri
24 02 2005, 18:00
hoppalaaaaaa
sardik mi basimiza belayi
kucuk cekirge
sen nerden ciktin simdi
ulen tanimam bilmem ama resmen kasiniyor
eh tabi kendine cekme numalari
hadi kizim nash nash
killi turk kizi seni
biz burda kilicim arslanimla rus irkini inceleme altina aldik
seninle ugrasamayiz simdi bakimsiz tarzan seni
git biyiklarini al da gel
agda da ol
hade bakem
nash nash

cikolata34
01 06 2005, 17:00
valla bu konuda en bilgi sahibi faateh'dir. :p