PDA

Tüm Versiyonu Göster : KENDIN ÇAL KENDIN OYNA



Sayfalar : [1] 2

faateh
04 09 2004, 17:00
NASIL OLCAK ISE BU DURUM BILEMIYORUM
BAKALIM SIZ IYI BIR OYUNCU MUSUNUZ
HIC BIR SEYLE ALAKALI OLMAYAN BIR DOSYADIR BU
O YUZDEN DOLAYISIYLA HERSEY ILE ALAKALI

faateh
04 09 2004, 17:00
EFENDIM EFENDIM
YENI DOSYAMIZI KIRMIZI KURDELISINI ALTIN OLMAYAN BIR MAKASLA KESIP HUZURLARINIZA SUNUYORUM...
OL RAYTI RİSÖRVT OLUP KAPİRAYTI KALU BELADIR...
JOSS STONE DIYE BIR HATUN WAR..
HATUNDAN ANLAYAN HER ERKEK KIŞİSİ BU HATUNU COK SEWMISDIR..
TANIMAYANLAR TANISIN
BOYLE BIR SEY WAR MI ARKADASIM
GOZLERIME INANIYORUM
GOZLERIMI INANDIRSAM KULAKLARIMI HIC INANDIRAMIYORUM
NE MUTHIS BIR SES
SARI SARI BUKLE BUKLE SACLARININ ARASINDA BİR BİT OLMAK İSTERDİM JOSS STONE UMUN İNANIN :D

faateh
04 09 2004, 17:00
Joscelyn Eve Stoker was born on April 11, 1987, in the pastoral country of Dover, England. She spent her teen years in the rural town of Devon, where she bought her first album, Aretha Franklin's Greatest Hits, which inspired her to become a singer. At the age of 14, she auditioned for a popular BBC show, Star for a Night.
<a target=new href=http://www.askmen.com/imagesmusician/2003_dec/joss_stone/joss_stone_150.JPG]JOSS UM BENIM ICIMI CIS ETTIRDIN SEN[/url]

Just when we thought we'd drown in a sea of overhyped and saccharine teen pop stars, this beautiful Brit rescues us by infusing our ears with soulful tunes we thought long gone.

faateh
07 09 2004, 17:00
]]]Değerli Arkadaşlar;
]]]
]]]Rusya Devlet Başkanı Putin'in Türkiye'yi ziyareti sebebiyle bir kısım
]]]yayın
]]]organları Katherina ile Baltacı Mehmed Paşa hikâyelerini yine dillerine
]]]dolamaya ve kendi hayallerinde uydurdukları fantezileri tarihe mal etmeye
]]]başladılar. Bize gelen şiddetli talep üzerine, konuyla alakalı bazı
]]]bilgileri sizlerle paylaşmak istedik.
]]]
]]]Saygıyla
]]]
]]]Prof. Dr. Ahmet Akgündüz
]]]
]]]
]]]
]]]Bize gelen soruların özeti şudur:
]]]
]]]
]]]
]]]Baltacı Mehmed Paşa'nın Rus Çarının karısı Katerina ile gayr-i meşru
]]]hayat
]]]yaşayarak Osmanlı ordusunu sattığı ve böylece Prut Zaferi'nin Osmanlı
]]]Devleti'nin aleyhine geliştiği söylenmektedir. Bu olayın aslı nedir?
]]]
]]]
]]]
]]]Prut zaferini en ince ayrıntılarıyla anlatan tarih kaynakları elimizdedir
]]]ve
]]]bunların en ayrıntılı olanı da Râşid'in sadece III. Ahmed devrine 4 cilt
]]]ayırdığı meşhur tarihidir. Bu kaynakların hiç birinde, Baltacı Mehmed
]]]Paşa'nın Rus Katerina ile gayr-i meşru bir ilişkide bulunduğu veya en
]]]azından Rus Çarı ve hanımının bu savaşın yapıldığı mekâna geldikleri
]]]yazılı
]]]değildir.
]]]
]]]Olayın aslı şudur: Çorum'un Osmancık Kasabasından olan Mehmed Paşa,
]]]musikiye
]]]meyli ve sesinin güzelliği sebebiyle Pâkçe Müezzin lakabı ile anılmıştır.
]]]III. Ahmed'in padişah olmasıyla 1. İmrahor'luğa getirilen Mehmed Paşa,
]]]kendisini tezkiye eden Kalyakoz Ahmed Paşa'nın aleyhine çalışmış ve
]]]Şeyhülislâm Paşmakçı-zâde Ali Efendi'nin tavsiyesi ile 1704 yılında 1.
]]]def'a
]]]sadrazamlığa (Osmanlı Başbakanlığına) getirilmiştir. Sevmedikleri
]]]hakkında
]]]dili uzun olan ve yeterli tahsili olması hasebiyle konuşmasını da iyi
]]]beceren Mehmed Paşa, dilinin cezasını çekerek, 1706 yılında azl
]]]olunmuştur.
]]]1710 Eylül'ünde tekrar sadrazamlık mak***** gelen Baltacı, fazla
]]]becerikli
]]]bir kumandan olmamasına rağmen, Prut Zaferine imza basan komutan
]]]sıfatıyla,
]]]henüz İstanbul'a gelmeden itibar kazanmaya başlamıştır.
]]]
]]]Bilindiği gibi 1710 yılında Ruslara karşı ilan edilen harpte, açlık ve
]]]düzensizlik sebebiyle Petro'nun savaş meydanına gelmeyerek uzaktan idare
]]]ettiği ordusu mağlubiyetle karşı karşıya gelmiştir. Rus ordusunun
]]]komutanı
]]]Şermetivef'di ve Deli Petro ile hanımı aslâ harp meydanına gelmemişti.
]]]Çar,
]]]mağlup olacağını anlayınca, Başbakan Baron Şafirov vasıtasıyla çok
]]]değerli
]]]mücevherlerini hediye gönderdi ve sulh andlaşması yapılmasını arzuladı.
]]]İsveç Kralı'nın ve Kırım Hanı Devlet Giray'ın farklı kanaatlerini
]]]dinlemeyen
]]]ve müşâvirlerinin tesiri altında kalan Baltacı Mehmed Paşa, çok cazip
]]]şartlarla sulh akdi yaptı ve muzaffer bir komutan olarak İstanbul'a
]]]gelmek
]]]üzere yola çıktı (Prut Muâhedenâmesi, Temmuz 1711).
]]]
]]]Burada bilinmesi gereken gerçekler şunlardır:
]]]
]]]1) İsveç Kralı XII. Carl ve Kırım Hanı Devlet Giray, Baltacı'nın sulh
]]]teklifini reddetmesini ve Rusların sıkıştığı böyle bir dönemde kolay
]]]şartlarla andlaşma yapılmamasını müdafaa ediyorlardı. Bunların görüşü
]]]haklıdır ve Baltacı'nın acele ettiği de doğrudur. Ruslar, sonradan
]]]sözlerinde durmamakla bu görüşü teyid etmişlerdir.
]]]
]]]2) Baltacı Mehmed Paşa'nın zaten aleyhinde olan ve Padişahın çok sevdiği
]]]Şeyhülislâm Paşmakçı-zâde Ali Efendi, Damad Ali Paşa ve Darüssa'ade Ağası
]]]Süleyman Ağa, sert hareketlerinden ve patavatsız sözlerinden dolayı,
]]]Baltacı'nın aleyhindeki faaliyet ve planlarına hız verdiler. Paşa, henüz
]]]İstanbul'a gelmeden Rus Çarı'nın sözünde durmamasını da bahane ederek,
]]]hemen
]]]aleyhte bir plan hazırladılar. İlk planları, Baltacı'nın İsveç Kralı ve
]]]Kırım Hanı'nın sözlerine önem vermediğini, vermiş olsaydı Rus Çarını diri
]]]diri yakalama fırsatı elde edildiğini, Rus Çarı tarafından gönderilen
]]]paralar sebebiyle sulh yolunu tercih ettiğini ısrarla Padişah'a anlatmak
]]]oldu. Taraftarları da, tek kabahatin gece ile gelen altın arabaları
]]]olduğunu, yoksa Çarı yakalamamak için bir sebep bulunmadığını ilave
]]]ettiler.
]]]İşte bu noktada Hammer, Rus Çarı'nın karısı Katerina'nın sulh andlaşması
]]]uğruna bütün kıymetli mücevherlerini Osmanlı komuta heyetine gönderdiğini
]]]ve
]]]Şermetivef vasıtasıyla sulhu sağlaması için Vezir-i A'zama mektup
]]]ilettiğini
]]]ifade etmektedir. Bazı çağdaş tarihçiler de, Baltacı'nın asla rüşvet
]]]almadığını, belki müşâvirlerinden Ömer Efendi ve Osman Efendi'nin bu
]]]hediyeleri kabul ettiğini kaydetmektedirler.
]]]
]]]Padişah da, böylesine bir zafere imza atan Sadrazamın bu ithamlarla
]]]azledilmesinin doğru olmayacağını ifade ederek, ilk etapta gelen
]]]ithamları
]]]reddetti. Ancak Baltacı aleyhtarları, Edirne'de vezir-i azamın kapıkulu
]]]maaşlarını vermeye başlaması üzerine yeniden harekete geçtiler. Bu sefer
]]]Padişah'a, Edirne'de ulûfe vermesinin ne manaya geldiğini dostlarına
]]]sorması
]]]icab ettiğini, yaptığı hataları affettirmek için Kapıkulu ile gizli
]]]anlaşmalar içinde olduğunu arz ettiler. Padişahın hakem kabul ettiği
]]]Şeyhülislâm da aleyhte beyan verince Baltacı Mehmed Paşa azledilerek
]]](Kasım
]]]1711) Midilli Adasında ikamete memur edildi.
]]]
]]]3) Dikkat edilirse, Baltacı'nın Katerina ile çadırda beraber olduğuna
]]]dair,
]]]muteber Osmanlı kaynaklarında ve hatta çağdaş tarihçilerin eserlerinde en
]]]küçük bir bilgi bulunmadığı gibi, kaynaklarda Çar ve hanımının asla harp
]]]yerine gelmediğini ve bu tür iddiaların tamamen yalan olduğunu ifade eden
]]]beyanlar yer almaktadır. Râşid meseleyi şu cümlelerle özetlemektedir:
]]]
]]]Rikâb-ı hümâyûn tarafında olanlar dahi sadrazam hakkında gizlice nice
]]]kâle
]]]gelmez nesneler yazdıklarından, Padişahın gadabını tahrik ettiler.
]]]Veziriazam meydana gelen büyük hizmetleri mukabelesinde çeşitli iltifat
]]]ve
]]]ikramlar beklerken, olmayan hıyânet suçlamasıyla karşı karşıya kalmış ve
]]]kıskançların hileleri ile nâ-meşkûr olmuştur.
]]]
]]]Netice olarak, Baltacı Mehmed Paşa'nın İsveç Kralı ile Kırım Hanı'nı
]]]dinlememesi, müşavirlerinin sözleriyle hareket etmesi, her şeyi ben
]]]bilirim
]]]havasına girmesi ve neticede bu fırsatı kaçırması, tarihçiler tarafından
]]]eksiklik olarak kabul edilmektedir. Aleyhinde kampanya başlatanlar ve
]]]bazı
]]]Batılı tarihçiler, Katerina'nın mücevher ve mektup gönderdiğini de kabul
]]]etmektedirler. Osmanlı tarihçileri, bunun da Dârüssa'ade Ağası ile
]]]yakınlarının ithamları olduğunu açıkça belirtmişlerdir. Ancak hiç bir
]]]tarihçi ve hatta Rus Vekâyi'nâmeleri bile, Katerina'nın harp meydanına
]]]geldiğini yazmamıştır ve bu sadece kuru bir iftiradan ibarettir[1].
]]]
]]]
]]]
]]]
]]]
]]]
]]] _____
]]]
]]][1] Râşid, Tarih, c. III, sh. 366-372 (Konu bütün ayrıntıları ile
]]]anlatılmaktadır); Mustafa Nuri Paşa, Netâic'ül-Vukû'ât, c. III, sh.
]]]20-22;
]]]Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, c. IV, Kısım I, sh. 83-95; c. IV, Kısımı II,
]]]sh. 280-285; Silahdâr, Nusretnâme, c. II, Kısım 2, sh. 268-275; Ahmed
]]]Muhtâr, Rus Menâbiine Göre Baltacı Mehmed Paşa'nın Prut Seferi, TOEM,
]]]nr.45 (1333), sh. 160-185; C. VIII, nr. 46, sh. 238-256; Aktepe, Münir,
]]]Baltacı Mehmed Paşa, TDVİA, V, sh. 35-36.
]]]
]]

crepuscule90
08 09 2004, 17:00
.

LostDreamer
08 09 2004, 17:00
<< BIR SIIR ISTE........ :rolleyes:

IRAK savasinda babasi ve annesi ölen ve kendininde bacaklari kopan

] ] Müsliman bir çocugun

] ] IRAK savasini yöneten Tommy FRANKS a yazdigi siir.

] ]

] ]

] ] Merhamet hür Dünyaya bu kadar mi IRAK ' ti?

] ]

] ] Ben Basrali Ömer,

] ] Belki haberin yoktur diye yaziyorum Mr. Franks.

] ] Önce demokrasi yagdi göklerimizden,

] ] Sonra özgürlük geçti üstümüzden

] ] Palet palet.

] ]

] ] Ve insan haklari

] ] Namlularindan

] ] Yüzü maskeli adamlarin

] ] Saniyede bilmem kaç adet.

] ]

] ] Demokrasi bizim evede isabet etti

] ] Bir gün sonra anladim koptugunu ayaklarimin.

] ] Tam onsekiz adet

] ] insan haklari saymislar

] ] Vücudunda babamin.

] ]

] ] Annem yoktu zaten

] ] Ben dogarken

] ] ilaç yoklugundan ölmüs

] ] Ambargo falan dediler ya

] ] Anlamadim çocukluk akli iste

] ] Olusmadan sokülmüs.

] ]

] ] Sizde de baris böylemidir Mr. Franks?

] ] insan haklari çocuklari yetim

] ] Ve ayaksiz birakir mi orda da?

] ] Düser mi ayin kan gölüne aksi

] ] Güpegündüz düser mi Pazar yerine demokrasi?

] ]

] ] Zenginlik

] ] insanlari korkudan uykusuz birakir

] ] Kuslar gökyüzünü terk eder mi orda da?

] ] Babamla mirildandigim son dua dilimde

] ] Ayaklarimin hastanede

] ] Ve giymeye kiyamadigim pabuçlar

] ] Kaldi elimde.

] ]

] ] Çocuklarin varmi Mr. Franks?

] ] Al, ogluna ***ür onlari

] ] Bari ise yarasin

] ] Kim bilir belki baktikça

] ] Bazen beni hatirlasin.

] ]

] ] Bu nasil demokrasi Mr. Franks?

] ] Düstügü yeri yakti

] ] Merhamet hür Dünyaya

] ] Bu kadar mi IRAK ' ti?

] ]]Super bu :D

Okumakta zorlananlara:

ben basralı ömer
belki haberin yoktur diye yazıyorum mr. franks
önce demokrasi yağdı göklerimizden
sonra özgürlük geçti üstümüzden
palet palet

ve insan hakları
namlularından
yüzü maskeli adamların
saniyede bilmem kaç adet

demokrasi bizim eve de isabet etti
bir gün sonra anladım koptuğunu
ayaklarımın
tam on sekiz adet
insan hakları saymışlar
vücudunda babamın

annem yoktu zaten
ben doğarken
ilaç yokluğundan ölmüş
ambargo falan dediler ya
anlamadım, çocuk aklı işte
oluşmadan sökülmüş

sizde de barış böyle midir mr. franks?
insan hakları çocukları yetim
ve ayaksız bırakır mı orda da?
düşer mi ayın kan gölüne aksi
güpegündüz düşer mi pazar yerine
demokrasi?

zenginlik
insanları korkudan uykusuz bırakır
kuşlar gökyüzünü terk eder mi orda da?
babamla mırıldandığım son dua dilimde
ayaklarım hastanede
ve giymeye kıyamadığım pabuçlar
kaldı elimde

çocukların var mı mr. franks?
al, oğluna ***ür onları
bari işe yarasın
kimbilir belki baktıkça
bazen beni hatırlarsın

bu nasıl demokrasi mr. franks?
düştüğü yeri yaktı
merhamet hür dünyaya
bu kadar mı ırak'tı?

LostDreamer
08 09 2004, 17:00
yanlis anlamayiniz orijiniali fatihe ait bende cizikleri sildim sadece :D

spy-s
08 09 2004, 17:00
BU KADAR SEVEBİLİRMİSİNİZ?


Bir otobüs durağında karşılaşmışlardı ilk kez.... Biri tıpta okuyordu, öbürü mimarlıkta. O ilk karşılaşmadan sonra, bir kere, bir kere, bir kere daha karşılaşabilmek için, hep aynı saatte, aynı duraktan, aynı otobüse bindiler. Gençtiler, çok genç... Birbirileriyle konuşacak cesareti bulmaları biraz zaman aldı ama sonunda başrdılar. İkisi de her sabah otobüse bindikleri semtte oturmuyorlardı aslında. Delikanlı arkadaşında kaldığı için o duraktan binmişti otobüse, kız ise ablasında.... Sırf birbirilerini görebilmek için, her sabah erkenden evlerinden çıkıp, şehrin öbür ucundaki o durağa, onların durağına geldiklerini, gülerek itiraf ettiler bir süre sonra...



Okullarını bitirince hemen evlendiler. Mutluydular hem de çok mutlu... Bazen işsiz, bazen parasız kaldılar ama öylesine sıkı kenetlenmişti ki yürekleri ve elleri hiçbir şeyi umursamadılar. Ayın sonunu zor getirdikleri günlerde de ünlü bir doktor ve ünlü bir mimar olduklarında da hep mutluydular. Zaman aşımına uğrayan, alışkanlıklara yenik düşen, banka hesabında para kalmadığı için ya da tam tersine o hesabı daha da kabarık hale getirmek uğuruna bitip-tükeniveren sevgilerden değildi onlarınki... Günler günleri, yıllar yılları kovaladıkça sevgileri de büyüdü, büyüdü... Tek eksikleri çocuklarının olmamasıydı. Zorlu bir tedavi sürecine rağman çocuk sahibi olmayınca, “bütün mutlulukların bizim olmasını beklemek, bencillik olur” diyerek devam ettiler hayatlarına. Çocuk yerine, sevgilerini büyüttüler... “Senin için ölürüm” derdi kadın, sımsıkı sarılıp adama ve adma “Hayır, ben senin için ölürüm” diye yanıt verirdi hep...



Bazen eve geldiğinde, aynanın üzerinde bir not görürdü kadın, “Bir tanem, kütüphanenin ikinci rafına bak....” Kütüphanenin ikinci rafında başka bir not olurdu, “Mutfaktaki masanın üzerine bak ve seni çok sevdiğimi sakın unutma” Mutfaktaki masadan, salondaki dolaba sevgi dolu notları okuya okuya koşturan kadın, sonunda kimi zaman bir demet çiçek, kimi zaman en sevdiği çikolatalar, kimi zaman da pahalı armağanlarla karşılaşırdı... Aldığı hediyenin ne olduğu önemli değildi zaten....



Hayat ne kadar hızlı akarsa aksın, işleri ne kadar yoğun olursa olsun hep birbirlerine ayıracak zaman buluyorlardı bulmasına ama kırklı yaşların ortalarına geldiklerinde, daha az çalışmaya karar verdiler. Adam, hastaneden ayrıldı ve muayenehanesinde hasta kabul etmeye başladı. Kadın da mimarlık bürosunu kapadı ve sadece özel projelerde görev aldı. Artık daha fazla beraber olabiliyorlardı. Bir gün sahilde dolaşırken, harap durumda bir ev gördü kadın, üzerinde “satılık” levhası asılı olan. “Ne dersin, bu evi alalım mı?” dedi adama. “Bu viraneyi yıktırır, harika bir ev yaparız. Projeyi kafamda çizdim bile. Kocaman terası olan, martıları kahvaltıya davet edeceğimiz bir deniz evi yapalım burayı...” “Sen istersin de ben hiç hayır diyebilirmiyim?” diye yanıt verdi adam. “Amerika’daki tıp kongresinden döner dönmez ararım emlakçıyı... Kaç para olursa olsun, burası bizimdir artık....”



Sadece bir hafta ayrı kalacaklarını bildikleri halde, ayrılmaları zor oldu adam Amerika’ya giderken. Her gün, her saat konuştular telefonla. Gözyaşları içinde kucaklaştılar havaalanında. Fakat birkaç gün sonra, kocasında bir tuhaflık olduğunu fark etti kadın. Eskisi kadar mutlu görünmüyor, konuşmaktan kaçınıyordu. Onu neşelendirmek için, sahildeki evi hatırlattı ve çizdiği projeyi verdi kadın ama hiç beklemediği bir cevap aldı: “Canım, o ev bizim bütçemizi aşıyor. Sen en iyisi o evi unut...”



Mutsuzluk, mutluluğun tadına alışmış insanlara daha da acı, daha da çekilmez gelir. Kadın, hiç sevmedi bu beklenmedik misafiri. Derdini söylemesi için yalvardı adama, “Senin için ölürüm, biliyorsun, ne olur anlat” diye dil döktü boş yere... Yıllardır sevdiği adam, duyarsız ve sevgisiz biriyle yer değiştirmişti sanki. Ona ulaşmaya çalıştıkça, beton duvarlara çarpıyordu kadın, her çarpmada daha fazla kanıyordu yüreği...



Bir gün, çocukluğunun, gençliğinin ve bütün hayatının birlikte geçtiği arkadaşına dert yanarken, “Artık dayanamıyorum, sana söylemek zorundayım” diye sözünü kesti arkadaşı. “O, seni aldatıyor. İş yerimin tam karşısındaki restoranda genç bir kadınla yemek yiyiyor her öğlen. Sonra sarmaş dolaş biniyorlar arabaya....”

“Sus, sus çabuk, duymak istemiyorum bu yalanları” diye bağırdı kadın. Onca yıllık arkadaşını, kendisini kıskanmakla suçladı.... Ertesi gün, öğle vakti o restoranın hemen karşısında bir köşeye sindi sessizce ve peri masallarının sadece masal olduğunu anladı... Kocasının eskiden aynı hastanede çalıştığı genç çocuk doktorunu tanıdı hemen. Bazen evlerinde ağırladıkları kadına nasıl sarıldığını gördü adamın...



Akşam kocası eve gelir gelmez, bazen bağırıp, bazen ağlayarak, bazen ona sımsıkı sarılıp bazen de yumruklayarak haykırdı suratına her şeyi. İnkar etmedi adam. Zamanla duyguların değişebildiği, insanların orta yaşa geldiklerinde farklılık aradığı gibi bir şeyler geveledi ağzında ve bavulunu alıp gitti evden. Kapıdan çıkarken, “son bir kez kucaklamak isterim seni” diyecek oldu ama kadın, “defol” dedi nefretle...



İlk celsede boşandılar... Modern bir aşk hikayesinin böyle son bulmasına kimse inanamadı. Arkadaşlarının desteğiyle ayakta kalmaya çalıştı kadın. Adamın, sevgilisiyle birlikte Amerika’ya yerleştiğini öğrendi. Bazen yalnız kaldığında, onu hala sevdiğini hissedince, ağlama nöbetleri geçiriyor, aşkın yerini, en az onun kadar yoğun bir duygu olan nefretin alması için dua ediyordu.



Aradan bir yıl geçti... Her şeyin ilacı olduğu söylenen zaman bile, kadının derdine çare olamamıştı. Bir sabah, ısrarla çalan zilin sesiyle uyandı. Kapıyı açtığında, karşısında o kadını gördü. “Sen, buraya ne yüzle geliyorsun” diye bağırmak istedi ama sesi çıkmadı. “Lütfen, içeri girmeme izin ver, mutlaka konuşmamız gerekiyor.” dedi genç kadın. Kanepeye ilişti ve zor duyulan bir sesle konuşmaya başladı: “Hiçbir şey göründüğü gibi değil aslında. Çok üzgünüm ama o bir saat önce öldü. Geçen yıl Amerika’daki kongre sırasında öğrendi hastalığını ve yaklaşık bir senelik ömrü kaldğını. Buna dayanamayacağını, hep söylediğin gibi onunla birlikte ölmek isteyeceğini biliyordu. Seni kendinden uzaklaştırmak için, benden sevgilisi rolünü oynamamı istedi. Ailesine de haber vermedi. Birlikte Amerika’ya yerleştiğimiz yalanını yaydı. Oysa ilk karşılaştığınız otobüs durağının karşısında bir ev tutmuştu. Tedavi görüyor ve kurtulacağına inanıyordu ama olmadı. Gece fenalaşmış, bakıcısı beni aradı, son anda yetiştim. Sana bu kutuyu vermemi istedi...” Gözlerinden akan yaşları durduramayacağını biliyordu kadın. Hemen oracıkta ölmek istiyordu. Eline tutuşturulan kutuyu açmayı neden sonra akıl edebildi. İtinayla katlanmış bir sürü kağıt duruyordu kutuda. İlk kağıtta, “Lütfen bütün notları sırayla oku bir tanem” diyordu... Sırayla okudu; “Seni çok sevdim”, “Seni sevmekten hiç vazgeçmedim”, “Senin için ölürüm derdin hep, doğru söylediğini bilirdim.” “Fakat benim için ölmeni istemedim” “Şimdi bana söz vermeni istiyorum.” “Benim için yaşayacaksın, anlaştık mı?” son kağıdı eline alırken, kutuda bir anahtar olduğunu gördü kadın... Ve son kağıtta şunlar yazılıydı:

“Sahildeki evimizi senin çizdiğin projeye göre yaptırdım. Kocaman terasta martılarla kahvaltı ederken, ben hep seni izliyor olacağım....”


--------------------------------------------------------------------------------

spy-s
08 09 2004, 17:00
<< En buyuk pismanlik, birine son bi kez 'seni seviyorum' diyememis olmaktir..

SPY-S CUGUM KIME SON KERRE SENI SEVEYOM DIYEMEDIN SEN BAKIYIM? ]]

hayata veda etmis abime

djuan
08 09 2004, 17:00
fatih burda gendi gendine napıyon olum la sen..

BALKABAGI
08 09 2004, 17:00
fatehcim; hep oryantal oynanmaz ki biraz da roman havasi olsa da izlesek :D madem bale bilmiyon idare edicez artik :D

BALKABAGI
08 09 2004, 17:00
benli fateh; fateh bu gidisle bale neyin ogrenemez ama sen de umut var gibi geliyo bana :D

faateh
08 09 2004, 17:00
efem ogullarından kıllı olanından hıc razı olmadıgım cetın altan efendının erkeklerın penıslerının mılletarası yorumları hakkındakı ılave yorumudur
]]]]] ]]]Biliyor musunuz erkeklik organina Almanlar kibarca ne

]]]]]dermis?

]]]] ]]] ] ] ]] ] Perde...

]]]] ]]] ] ] ]] ] Cunku oyun bittiginde inermis.

]]]] ]]] ] ] ]] ]

]]]] ]]] ] ] ]] ] Ya Ingilizler? Centilmen...

]]]Kadinlari gorunce ayaga kalktigi icin.

]]]] ]]] ] ] ]] ]

]]]] ]]] ] ] ]] ] Fransizlar da sarki diyorlarmis. Agizdan agiza

]]]]dolastigi

]]]] ]]] ] ] ]] ] icin...

]]]] ]]] ] ] ]] ]

]]]] ]]] ] ] ]] ] Iranlilara gore kibarcasi, kalles...Hep arkadan

]]]] ]]] ] ] ]] ] saldirdigindan oturu...

]]]] ]]] ] ] ]] ]

]]]] ]]] ] ] ]] ] Eskiden Ruslar da, partizan diyorlarmis... Ne zaman

]]]] ]]] ] ] ]] ] sertlesecegi belli olmadigi icin.

]]]] ]]] ] ] ]] ]

]]]] ]]] ] ] ]] ] Listede Turklerin bulunmamasi yuregime dokundu. Onu

]]]]da

]]]] ]]] ] ] ]] ] ben ekledim.

]]]] ]]] ] ] ]] ] Turklere de sormuslar,Erkek organina kibarca ne

]]]]derler

]]]] ]]] ] ] ]] ] sizde?

]]]] ]]] ] ] ]] ] Sef...

]]]] ]]] ] ] ]] ] Hepimizi o yonettigi icin.. :D

faateh
08 09 2004, 17:00
] ]]Babası kim?
] ]]
] ]]Ingiltere'de, anne ve babasi bir arada olmayan cocuklara maddi
destek
] ]]saglayan Child Support Agency adinda bir kurum var. Aşagida bu
kurumdan
] ]]yararlanmak icin başvuran annelerin doldurduklari formlarda
cocugun
] ]]babasina ait bilgiler kismina yazdiklari şaheserleri bulacaksiniz.
] ]]
] ]]1. Ikizlerimden bir tanesinin babasinin adi Jim Munson. Digerinden
emin
] ]]degilim ama ona da ayni gece hamile kalmiştim.(ARKADASLAR BEN BU HATUNA SOYLIYECEK BIR SEY BULAMIYORUM.. BUYUK BIR IHTIMALLE SARISINDIR BU)
] ]]
] ]]2. Cocugumun babasinin kim oldugunu bilmiyorum. Bir gece bir
partiye
] ]]gitmiştim ve orada birden midem bulanir gibi oldu, pencereden
dişari
] ]]sarkmiş biraz temiz hava aliyordum ki birden adamin biri uzerime
atladi
ve
] ]]beni becerdi. Isterseniz o gece partide olan adamlarin listesini
yazayim.(YAZMA ISTEMEZ. NE MALUM SENIN ONA ATLAMADIGIN..ISTEMEDIYSEN NIYE BAGIRIP CAGIRMADIN KARDESIM)
] ]]
] ]]3. Kucuk kizimin babasinin ismini ne yazik ki bilmiyorum. 36 Grand
] ]]Avenue'deki bir partide korunmadan sex yapmiştim.. ama ne sex.. hic
bu
] ]]kadar guzelini yaşamamiştim, inanin zevkten bayilmiştim. Babasini
] ]]bulursaniz telefon numarasini bana gonderirsiniz degil mi?
Teşekkurler.
] ]](EN YAKIN ZAMANDA UPS ILE YOLLUYORUM CANIM.. ISTERSEN BEN GELEYIM...BELKI DE DAHA GUZELLERINI YASAMA SANSIN HALEN WAR)
] ]]4. Kizimin babasinin kim oldugunu bilmiyorum. Bir BMW'si var ve ön
] ]]caminda da ayakkabimin topuguyla actigim bir delik olmasi lazim.
] ]]Isterseniz bu bolgedeki BMW servislerini arayin bakalim tamir
ettirmiş
mi?(BMW LI ADAM BULMUSSUN ELINDE TUTAMAMISSIN .. SEN DE GARI MISIN BEEEE)
] ]]
] ]]5. Bir oglum var ama ben hayatimda kimseyle sex yapmadim. Papa'dan
] ]]oglumun mucizevi dogumunu onaylayan ve onun yeniden dunyaya gelen
Isa
] ]]oldugunu mujdeleyen bir mektup bekliyorum.(SANA YOLLAYACAK AMA AFOROZ OLDUGUNA DAIR BIR MEKTUP CANIMIN ICI)
] ]]
] ]]6. Cocugumun babasinin kim oldugunu biliyorum, ama size ismini
vermemem
] ]]gerekiyor cunku soyledigine gore bunun sonucunda Ingiltere
ekonomisi
] ]]buyuk zarar gorebilirmiş.. sizinle ulkem arasinda kaldim şimdi ne
yapayim?
] ]](KAFANA GORE TAKIL)
] ]]7. Cocugumun babasinin kim oldugunu bilmiyorum, cunku
uniformalarini
] ]]giydiler mi butun polisler birbirine benziyor.(HADI YAA.... SENI ŞAŞKOLOZ SENI)
] ]]
] ]]8. Cocugumun babasinin adi Peter Smith. Ona ulaşirsaniz AC/DC
CD'lerimle
] ]]bunca zamandir ne yaptigini sorar misiniz?(BUNU UZERIME BIR WAZIFE BILIRIM CANIM)
] ]]
] ]]9. Hamile kaldigim geceyi dogrudurust hatirlayamiyorum ki. Tek
aklimda
] ]]kalan, o akşamustu ben cikmaya hazirlanirken TV'de Delia Smith'in
] ]]yumurtalarla ilgili bir program yaptigi. Keşke o partiye gitmek
yerineevde
] ]]kalip televizyon seyretseydim benim yumurtam da dollenmemiş
olacakti.
] ]](EWET OLACAKTI... YAZIK ETMISSIN KENDINE WE DE YUMURTALARINA)
] ]]10.Cocugumun babasinin kim oldugunu bilmiyorum, bir tabak kuru
fasulye
] ]]yiyip de hangisi yuzunden gaz çıkardığınızı bilemezsiniz ki?(KIM BILEBILIR KI.. SANA KATILIYORUM KARDES AMA GULMEKTEN)
:D EFEM BUYUK HARFLERLE PARANTEZ ICINDE YAZILANLAR BENIM YORUMLARIN... SIZIN DE DEGERLI YORUMLARINIZ WARDIR UMARUM

faateh
08 09 2004, 17:00
Afrika Atasözü
Sular yükselince, balıklar karıncaları yer..
Sular çekilince de karıncalar balıkları yer...
Kimse bugünkü üstünlüğüne ve gücüne güvenmemelidir....
Çünkü, kimin kimi yiyeceğine..
suyun akışı karar verir.
YAAA HAKKATEN NE OLDUM DEGIL NE OLACAGIM DEMELI
ALLAH KIMSEYI ZENGINKEN FAKIR YAPMASIN
BENIM ACIZANE WE DE NACIZANE GORUSUM BOYLE

faateh
08 09 2004, 17:00
SON SOZE NE GEREK WAR HEHEHEHE OKUYUN BAKALIM.. HITLERINIZI DE YAZIN YORUMLARINIZDA :D
HITLERINIZI DERKEN ADOLF HITLER DEGIL
YANI EN SEWDIKLERINIZ FELAN
ULEN BU TURKCE DE HER YERE GIDIYOR WALLA GERCEKMIS DEDIKLERI KADAR WAR...

-Postanede bana ait bir koli varmış onu almaya geldim...
-Babamı o kadar kızdırmaz ki!
-O irmikleri neden aldın Nurten? Helva mı yapacan? Niçin?
-İnönu Beşiktaş'a mezar olacak!
-Kadıköy Fener'e Mezar olacak
-Bahse girme ben bu seyi yerim!
-Korkma hanım bu saatte kapımızı kim çalacak? Tanıdık biridir.
-Hayatımda hiç bu kadar güzel bir yemek yememiştim...
-Yalan söylüyorsam şuracıkta öliim...
-Tahliye mi oluyorum imam efendi?
-Gel abi burası boyu geçmiyo...
-Arabayi neden bu kadar yavaş kullanıyorsun(Erkek arkadasina bir kiz)
-Gelen şey köpek balığına ne kadar benziyo...
-Hep birlikte gelmeye cesaret edemezler.
-Gurup Projemizin teslimi yarindi di mi...
-Korkma ben attığımı vururum.
-Abi, şeytan doldurur...
-Karıcım, son günlerde biraz kilo aldın galiba?
-Elektrikçiye ne gerek var canım, ben şimdi hallederim...
-Ben sarı ışıkta geçerim.
-Çok kolay,düz mü yürüyecegim?
-Atlasam birşey olmaz di mi?
-Oğlum lan şu herife ayı deme bak
-Senin **** olduğun söyleniyo.
-Dur basma o düğmeye...
-Hanııım, bi kibrit yak da bakalım bu ne kokusuymuş....
-Aya bak aya!! Kamyon farı gibi...
-Motorsikletlerin arasından geçeceğim (Kamyonmuş..)
-Yardımına ihtiyacım yok...
-Yaklaşırsanız atlarım...
-Baba... Ben hamileyim.
-Lo beş taş çaldım, ruhun bile duymadı...
-Ölmek istemiyorum.
-Komutanım burayi beklemek çok saçma ama...
-Evladım beni karşıdan karşıya geçirir misin?
-Bakın çocuklar, bu deney seti, kapağı açılınca güvenlik önlemi olaraktan elektriği keser.
-Yaw Ruhi abi burası galiba Fener tribunu diil yaw...
-Çavuş bu fitilin uzunluğu ne kadardı?
-Bence burada mayın yok...
-Dolmuş benim diil mi? İster arabesk çalarım ister klasik!
-Abiii, formating drive c ne demek?
-Arkanda ayı var!
-Sevgilim, abin bizi böyle görse ne yapardı?
-Kanun n***** dur diyorum!
-Kanın yerde kalmayacak!
-Çekilsene önümden kro herif!..
-Bi kere yaptım, yine yaparım...
-Merak etme bizi vuramaz, menzilin diışındayız...
-Erkeksen vur!..
-Yok olum elektrik gelmiyo şu anda...
-Kadranda 260 kmh yazıyo ama ben bunu geçerim hoca...
-Bungee jumping çok zevkli bi olaymış ya...
-Boeing 747'lerin kaza olasılığı binde birmiş, iyi uçağa bindik ha...
-Ne tatlı, ısırır mı? (tabi hatta sindirir)
-Bu bir hesaplaşma, polisi işin içine karıştırmayalım...
-Hehehe, adamın burnuna bak...
-Tüplerimiz sigortalıdır hanımefendi, bakın deniyorum...
-Sevgilim benzin istasyonundan arıyorum...
-Sevgilim uçaktan arıyorum..
-Hocam burda el frenini bırakmam lazım di mi?..
-Korkma, bu tünelden yıllardır tren geçmiyor...
-Sayin Milas halkı, huzurlarınızda ilk doğalgaz ocağını yakıyorum...
-Abi ben bu ayıyı silah kullanmadan öldürürüm...
-Abi çevremizde fazla polis yok, teslim olmayalım, kaçalim abi...
-Yok merak etme, formatlamam hard diskini, biliyom ben bu işi...
-Polisi arayalim, mafya bizi bulamaz...
-Anne, az önce üzerinde kızılay olan dolaptan bonibon alıp yedim...
-Şu karşıdan gelen iki ışık da ne?
-Burası gaz kokuyor, ışığı aç da bakalım.
-Bu çuf çuf sesi de nereden geliyor?
-Sarı kabloyu kesicem di mi?
-Benj sarhojz değilim! (direksiyon başında)
-Bak şimdi telefonu elektrik prizina nasıl bağlıcam!
-Abi, namludan bakınca dolu olduğu anlaşılıyor mu?
-Tutmayın lan beni, bittin olm sen!!!
-Su şişesinin üstünde neden Siyanür yazıyor?
-Şu anda konuştuklarımızı duysa bizi öldürür.
-Seni düelloya davet ediyorum.
-Gel bak Pentagon'u hack ettim!
-Allaah! Adam çarpılıyo len, yardım edin!
-Avizeler neden sallanıyor yaw?!
-Bak, işlemciyi çıkar, kabloyu 220 Volt yazıyo ya, heh, oraya tak!
-Tadı biraz garip geliyo, son kullanma tarihine bi baksana.
-Aaaa, kara kediye bak ne şirin... (merdivenin altından geçerken)
-Show haberi çevirir misin?
-Lan olum Rus ruleti öyle mi oynanır dur da göstereyim.
-Teker teker gelin layn...
-Sevgilim, abin bizi böyle görse ne yapardı?
-Korkma, bu tünelden yllardr tren geçmiyor...
-Abi çevremizde fazla polis yok, teslim olmayalım, kaçalım abi...
-Geeel, geeel, sağ yap gel.
-Abi çok seri bi araba bu yaaa...
-Demek piranha dedikleri şey bu. Hiho, bak Hulusi abi bıyıkları ile oynuyom bi şey olmuyo...
-Bah bah bah hala uzunlarla geliyo...
-Müjdemi isterim Turhan abi bi kızın daha oldu.
-Ordular ileri... Allah, allah, allah, allah...
-Kim bekler lan yeşilin yanmasını?!
-Bekle Cemşit abi ben bi dalıp çıkıcam.
-Hala karlı gösteriyor mu hanım?
-Vakkas abi. Senin için öyle böyle diyorlar, doğru mu?
-Rasim abi, kafesin kapısı kapalı değil mi?
-Yapma Satılmış abi, şeytan doldurur.
-Bu külüstür essahtan 200 yapıyor mu?
-Semra'cığım bak arabanın ibresi 200'ü gösteriyor.
-Ben öldükten sonra tablolarım çok para edecek Ayşegül..
-Boğaza gelip temiz hava almayı iyi akıl ettik... Çocuğum oynama şu arabanın el freniyle...
-Doktora neyin gerek yok. Beni üfürükçü Sabit hocaya ***ürün.
-Ohooo doktorun her dediğini yapsak açlıktan ölürüz birader. Hadi yeyin yeyin afiyet olsun...
-Ulan, biz bugüne kadar kaç bomba imha ettik be! İşimi bana mi öğretiyon, lavuk! Kes şu mavi teli!
-Sayın seyirciler! Simdi en büyük numaraya geldik. Aslanın ağzını açıp, başımı içine sokuyorum.
-Burası eskiden mayın tarlasıymış ama artık bi tane bile kalma...
-Havlayarak üzerimize geliyor, çünkü bu cinsler çok insan canlısıdır.
-Paraşütü en aşağıda ben açacağım.
-Komutanım, pimini çektikten sonra kaça kadar sayıcaktık?
-Olum bu mantarlar zehirli değil, bak ben nasıl yiyorum.
-Amma keskin virajmış yav!!
-Önüne baksana lan! Ne çarpıyon omzuma?
-Bu kadar korkma canım! Bu yılanların hepsinin zehirleri alınmış.
-Uçağın pervanesini görüyon mu? O kadar hızlı dönüyo ki sankim dönmüyomuş gibi.
-Kaplanlar da aynı kedi yavruları gibidir. Bak böyle gıdışından sevicen bak iyi bak...

faateh
08 09 2004, 17:00
COK GULDUNUZ BENCE
BIRAZ DA URPERIP TUYLERINIZIN DIKEN DIKEN OLMASI ZAMANI
ISTEYEN AGLAYABILIR INGAAAAAAAAA :rolleyes:
Dualara cevaplar


Ruhunun nefes aldığını hissettiği sohbetlerdenbirisinden çıkmıştı. Apartmandan çıkar çıkmaz soğuk hava yüzüne çarptı, amaonun zihni hâlâaz önce okudukları bir cümleye takılı kalmıştı: ; Allah insanların duasını işitir ve onlara cevap verir, onlarlakonuşur. Dalgın bir halde arabasına bindi. Anahtarı kontağasokmadan önce,soğuğa aldırmadan, birkaç dakika daha bu konuyu düşündü. Nasıl? bu soruruhunun derinliklerinden gelip zihnini bir bulut gibikaplıyordu.Nasıl? Onun herşeyi duyabileceğinden zerre kadar şüphesi yoktu, ama yine dedualara nasıl karşılık verdiğini zihni kavrayamıyordu.Sonunda, cevabı bulmayı zamana bırakmayı düşünüyordu ki, birden içinden bir ses Bunu neden bir dua vesilesi yapmıyorsun? dedi.Sahi ya, onun elinden gelen dua etmekten başka ne olabilirdi? Yüksek sesle Rabbine seslendi: Allahım! Senin her kulunun kalbinden geçen arzulardan bile haberdar olduğunu biliyorum. Benim bu dileğimi de elbetteduyuyorsun. Lütfen,duaları nasıl duyduğunu ve onlara nasıl cevap verdiğini bana öğret! Arabayı çalıştırdı ve ruhen rahatlamış bir halde evinegitmek üzereyola koyuldu. Ana caddede ilerlerken, birden garip birduygu doğdu kalbinde.Bu duygu arabayı durdurup bir kutu süt almasını söylüyordu. Önce kulak asmadı ve arabasını sürmeyedevam etti. Ama aynı duygu bu defa daha güçlü bir şekilde benliğini sardı. Bunun Rabbinden kendisine gönderilmiş bir işaret, bir mesajolabileceğini düşünerek; Pekala Rabbim, sütü alacağım dedi. Bu, çok da zor bir sınav gibi görünmüyordu zaten. Arabadan inip bir kutu süt alacaktı o kadar. Öyle de yaptı ve yeniden yolakoyuldu. Ana caddeden arabasını sürmeye devam ederken, bir ara sokağınağzından geçiyordu ki, içindeki ses bu defa ona O sokağa sap diye emretti.Önce sokağıgeçti, ama duygu kuvvetlenince Peki diyerek geri dönüp o sokağa girdi.Sokaktan ilerledikçe binaların görünümü değişiyor ve iki katlıbinalar yerlerinitek katlı derme-çatma barakalara bırakıyordu. Birkaç evdaha geçtiktensonra, ses durmasını söyledi.Arabayı sağa çekti ve etrafına bakındı. Burası tam anlamıyla birgecekondu mahallesiydi. Ve evlerin çoğunun ışığı sönmüştü. Belliki, sabaherkenden işe gidecek insanlar yataklarına girmişti bile. Obunları düşünürken, yüreğinin sesi bu defa ona şu emri verdi: Git ve sütü sokağın karşısındaki yeşil evde yaşayaninsanlara ver. Genç adam eve baktığında onun pencerelerinden dediğerleri gibi ışık gelmediğini gördü.Bu anlamsız birşey diye düşündü bir an kendikendisine. Bu evin insanlarıyataklarında uyuyorlar ve onları uyandırdığım takdirde aptal durumuna düşeceğim.Ama o ses Git ve sütü ver! dedi yine ona. Tereddüt etti uzunca zaman. Sonra aynı akşam ettiğiduayı hatırladı. Ve bunun Ondan bir işaret olabileceğine kanaat getirdi.Arabasından çıktı. İsterlerse bana aptal gözüyle baksınlar. Bu Rab'bimden gelen bir emirse eğer ona uyacağım dedi kararlılıkla. Sokağınm karşısındaki eve gitti ve zili çaldı. İçerden koşuşturmalar,gürültüler geldi. Kimsin? Ne istiyorsun? dedi içerden bir erkek sesi. Aksanı farklıydı, ama söyledikleri anlaşılabiliyordu. Genç adam hemen oradan kaçıp uzaklaşmak istedi bir an.Fakat o bunu gerçekleştiremeden kapı açıldı. Fakir görünümlü bir adam açtı. Yüzünden hüzün okunuyordu, ama kapısında bir yabancıyıgörmekten de fazla hoşnut değil gibiydi. Buyrun? diyen ev sahibine sütü uzattı. Bunu size getirdim. Adam sütü aldığı gibi içeri koştu. Daha sonra koridorun öteki ucundakiodadan çıkan bir kadın mutfağa doğru seğirtti hızla. Onu izleyenadamın kucağında ise bir bebek vardı. Ağlayan bir bebek. Adamın gözlerindensicim halinde gözyaşları dökülüyordu. Yarı ağlayarak yarı konuşarakşunları söyledi: Şehre geleli iki ay oluyor. Hâlâ iş bulamadım. Dostunahbabınyardımlarıyla bugüne kadar geldik. Ama bugün bebeğimize süt alacakparamız yoktu.Sürekli dua ediyordum Allah'a bize süt göndermesi için. Mutfaktan kadının sesi geldi bu sırada. Onunsöylediklerini anlayamadı, çünkü başka bir dil konuşuyordu. Kocası onun sözlerinigenç adamatercüme etti: O'ndan bize bir meleğiyle süt göndermesiniistiyordum.Sen bir melekmisin yoksa?Genç adam cüzdanındaki bütün parayı çıkarıp zorlaadamın elinetutuşturdu. Ve adama bundan sonra onun için hep dua edeceğini, vebir işbulabilmesi için elinden geldiğince yardımcı olacağını söyledi. Kelimeler boğazında düğümlenince, döndü ve arabasına bindi. Bu defa onun gözlerinden yaşlar dökülüyordu... Artık Allah'ın kullarının dualarını nasıl duyduğunu, onlara nasıl cevap verdiğini daha iyi anlamıştı!


:p
SIZ ALLAHTAN ISTEMEYE CIMRI OLMAZSANIZ ALLAH DA SIZE WERMEK DE CIMRI OLMAZ
ZATEN BIR AYET WAR
SIZIN DUANIZ OLMASAYDI ALLAH SIZE NEYE KIYMET WERIRDIKI
DUA COK ONEMLI HAKKATEN
AMA BAD DUA ETMEYIN
CICI DUALAR EDIN

faateh
08 09 2004, 17:00
Sırasını Kim Biliyor Ki?
] ] ]
] ] ]
] ] ] Bilmiyorum siz istediklerinizi sırasında yapabildiniz mi? Ben
hiç
] ] ] yapamadım.
] ] ] Küçükken anneannem cebinde taşıdığı bir tomar anahtarla kilerdeki
] ] ] dolapları açtığı zaman, canım pestil isterdi. Bilirdim sapsarı
kayısı
] ] ] pestilleriyle, kararmış mor erik pestillerinin hangi dolapta
] ] olduğunu...
] ] ] Anneannem: Şimdi sırası değil, birazdan yemek yiyeceğiz, derdi.
] ] Yemekten
] ] ] sonra ise yavaş yavaş herkes öğle uykusuna yatardı. Şayet Belki
] ] sırası
] ] ] gelmiştir diye yine pestil istersem, anneannem: Şimdi sırası
değil.
] ] Bak
] ] ] herkes yattı. Sen de yat. Ondan sonra... derdi. Öğle uykusundan
sonra
] ] ] pestil istediğim zaman da cevap yine aynıydı: Şimdi sırası
değil.

] ] ] karnına dokunur. Nerdeyse akşam oluyor. Birazdan yemek
yiyeceğiz..
] ] ] Bir türlü sırasına rastlatamamıştım pestil istemeyi. Bir gün
babam
boş
] ] ] bulunup bana iki çam ağacının arasına, kolan vurdukça göklere
uçacak
] ] bir
] ] ] salıncak kurmayı vaad etmişti. Ama bir daha bu vaadini hiç
anımsamaz
] ] ] göründü. İki de bir anneme gider:
] ] ] Haydi söyle babama, salıncağı kursun, derdim. Annem:
] ] ] Şimdi sırası değil, başı ağrıyor, derdi.
] ] ] Başı ağrımazsa gazete okuduğu için salıncak kurmasını istemenin
zamanı
] ] ] değildi. Gazete okumuyorsa banyoya gireceği için... Salıncak
istemenin
] ] de
] ] ] bir türlü sırasını getiremedimdi.
] ] ] Yaz günleri bahçe kapısının önünden, Vişnee kaymak diye
bağırarak
] ] ] dondurmacılar geçerdi. Koşa koşa içeri gelir:
] ] ] Dondurma alayım mi, diye sorardım.
] ] ] Şimdi sırası değil, derlerdi.
] ] ] Birlikte çocuk dergilerinin bulmacalarını çözmeyi önerirdim:
Şimdi
] ] sırası
] ] ] değil, derlerdi. Bir şeytan uçurtmasının kuyruğunu bile yapmaya
] ] ] yanaşmazlardı: Şimdi sırası değil, derlerdi.
] ] ]
] ] ]
] ] ] Okulda öğretmen ders anlatırken, aklıma gelen bir seyi sormak
için
] ] ] parmağımı kaldırırdım. öğretmen bir süre görmezlikten gelirdi
] ] parmağımı.
] ] ] Kolum yanlış yere dikilmiş fasulye sırığı gibi öyle havada
kalırdı.
] ] ] Sonunda öğretmen:
] ] ] Şimdi sırası değil, indir bakayım parmağını aşağıya, derdi.
] ] ] Etütlerde gizli gizli roman okurken de, bir müdür muavini basıma
] ] dikilir:
] ] ] Şimdi sırası mı roman okumanın, kapat onu da dersine
çalış,derdi.
] ] ] İlk yazdığım yazılara da yazı isleri müdürleri ayni gerekçeyle
karsı
] ] ] çıkmışlardı: Şimdi sırası değil bunun, diyorlardı. Alt tarafı
] ] yazdığım
] ] ] da neydi. Başka demokrasilerde olduğu gibi Türkiye'de de bir
Komünist
] ] ] Partisi'nin kurulması gereğinden söz ediyordum. Piyeslerim için
de
] ] aynı
] ] ] itirazı çok duydum:
] ] ] İyi ama şimdi sırası değil...
] ] ]
] ] ]
] ] ] Aşık olduğum zamanlar yemekte, yahut yürürken, yahut otururken,
canım
] ] ] birden öpüvermek isterdi yanımdaki sevgiliyi. Kursağımda kalırdı
] ] arzum.
] ] ] Bir el, vagon tamponu gibi yavaşça iterdi yüzümü: Hişşt yapma,
şimdi
] ] ] sırası değil,
] ] ] Parlamentoda konuşurken de sık sık bağırırlardı: Amma yaptın
yahu,
] ] şimdi
] ] ] sırası mı bunun?
] ] ] Velhasıl hiç bir şeyin sırasını tam getiremedim. Ama sırasız
mırasız
] ] bir
] ] ] şeyler yapmaya çalıştım kendimce. Bir sey yapmak için sırasını
] ] bekleyenler
] ] ] ise, genellikle hiç birşey yapamadılar. Öteden beri aklıma
takılıp
] ] ] kalmıştır, bir seyi yapıp yapmamanın sırası nı kimin
saptadığı...
] ] ]
] ] ]
] ] ]
] ] ] Ve kendimce söyle demişimdir: Bir şeyi yapmanın sırası, onu
yapmak
] ] ] istediğin andır. Zaman ayarını ters kullanmışsan zaten toz olur
] ] gidersin.
] ] ] Yok ters kullanmamışsan, şimdi sırası miydi diyenlere uzaktan
nanik
] ] ] yaparsın... Sırasında mı doğup ölüyoruz ki, her şeyi sırasında
] ] ] yapabilelim?.. Başarırsan sırası, başaramazsan sırası değildi
] ] oluyor
] ] ] ve insanlık böyle bir çalkantı içinde akıp gidiyor

faateh
08 09 2004, 17:00
]]Uzaklarda bir köyde, kocası, çocuğu doğmadan ölmüş, tek başına
]]yaşayan, hamile bir kadın, kendisine arkadaş olması açısından,
]]dağda
]]yaralı olarak bulduğu bir gelinciği evinde beslemeye başlar...
]]
]]Gelincik, kadının yanından bir an bile ayrılmaz.
]]Her ne kadar evcil bir hayvan olmasa da, oldukça uysallaşır. Bir
]]kaç ay
]]sonra kadının çocuğu doğar. Tek başına tüm zorluklara göğüs germek
]]ve
]]yavrusuna bakmak zorundadır. Günler geçer ve kadın bir gün bir kaç
]]dakikalığına da olsa evden ayrılmak ve yavrusunu evde bırakmak
]]zorunda kalır...
]]
]]Gelincikle bebek, evde yalnız kalmışlardır.
]]
]]Aradan biraz zaman geçer ve anne eve gelir. Gelinciği ve kanlı
]]ağzını görür. Anne çıldırmışçasına gelinciğe saldırır ve oracıkta
]]öldürür
]]hayvani... Tam o sırada içerdeki odadan bir bebek sesi duyulur.
]]Anne odaya
]]yönelir... Ve odada beşiği, beşiğin içindeki bebeği ve bebeğin
]]yanında duran
]]parçalanmış bir yılanı görür.
]]
]] Einstein'in söyledigi rivayet edilenbir söz var:
]] insanlardaki önyargiyi parçalamak, benim atomu parçalamamdan çok
]]daha zor
]]
]]//////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////
]]Aşk ve arkadaşlık, bir gün yolda karşılaşırlar aşk kendinden emin
]]bir şekilde sorar;
]]Ben senden daha candan ve daha yakınım, sen niye varsın ki bu
]]dünyada?
]]
]]Arkadaşlık cevap verir:
]]
]]sen gittikten sonra bıraktığın gözyaşlarını silmek için....
]]
]]
]]Bütün sevdiklerinize ithafen sunlari göz önünde bulundurun....
]]
]] Eğer bu sabah hastalıklı değil de sağlıklı uyanmış iseniz, bir
]]hafta sonrasını göremeyecek olan bir milyon insandan daha
]]şanslısınız.
]]
]]Bir harp tehlikesi ile, işkence görmek ihtimali ile sağ kalma
]]korkusu ile karşı karşıya değilseniz, 500 milyon insandan daha
]]iyisiniz.
]]
]]Buz dolabınızda yiyeceğiniz, üzerinizde elbiseniz ve başınızı sokup
]]uyuyabileceğınız bir eviniz varsa, dünyadaki insanların çoğundan
]]daha zenginsiniz.
]]
]]Bankada ve cüzdanınızda para varsa, dünyanın en imtiyazlı % 8'i
]]arasındasınız.
]]
]]Anneniz, babaniz sağ ise ve boşanmamışlarsa, siz bu dünyada nadir
]]kişilerden birisiniz.
]]
]]Bu mesaji okuyabiliyorsanız bu demektir ki; Birisi sizi düşündü ve
]]bunu gönderdi ve çünkü okuma yazma bilmeyen 2 milyar kişiden biri
]]değilsiniz.
]]
]]
]] Paraya ihtiyacin yokmuş gibi caliş.
]] Kimse seni üzmemiş gibi sev.
]] Kimse seni seyretmiyormuş gibi danset.
]] Kimse seni dinlemiyormuş gibi şarkı söyle.
]]
]]Bu mesaji dostlarına gönder. Göndermezsen hiçbir şey olmaz tabi
]]ki... Ama gönderirsen, belki bunu okuyan ve gülümseyen birileri
]]olur...
]]
]] Sevgiler...
FAATEH :D

faateh
08 09 2004, 17:00
MEKTUP
] ]] ] ] ] ]
] ]] ] ] ] ]Kirli sarı duvara çivilenmiş gri asık suratlı posta
] ]]kutusuna baktım,
] ]] ] ] ] ]Soğuk metal kutudan gökkuşağı fışkırıyordu sanki.
] ]] ] ] ] ]Loş bir boşluğun içinde, hem de yıllardan sonra
] ]] ] ] ] ]minik posta kutumda sarı bir zarf... Üzerinde pul.
] ]] ] ] ] ]
] ]] ] ] ] ]Özlemişim! El yazısı görmeyi özlemişim meselâ...
] ]] ] ] ] ]Adımın, adresimin sevdiğim bir dost tarafından yazılmasını
] ]]özlemişim.
] ]] ] ] ] ]Çocuk gibi sevindim. Bir süre açmaya kıyamadım zarfı,
] ]]öylece
] ]]bekledim.
] ]] ] ] ] ]
] ]] ] ] ] ]Gözlerimi el yazısından almadım, alamadım. Seyrettim.
] ]] ] ] ] ]s biraz yamuktu, b desem sanki kelimeden ayrı gibi, bir
] ]]başına.
] ]] ] ] ] ]
] ]] ] ] ] ]Belli ki aceleyle yazılmıştı. Ama her harf bir dokunuştu.
] ]] ] ] ] ]Sarı zarfa dost eli değmişti, dost yüreği gezinmişti
] ]]üzerinde.
] ]] ] ] ] ]
] ]] ] ] ] ]İstanbul'un göğü grilere teslimken, sabah kuşları taze,
] ]]yeşilli
] ]] ] ] ] ]yaprakların arasında kuru dal ararken, gün bulutlu,
] ]] ] ] ] ]rüzgârlı ve gitgide sessizken gelivermişti.
] ]] ] ] ] ]
] ]] ] ] ] ]Apartmanın girişindeki asık suratlı gri posta kutusu
] ]] ] ] ] ]bana göz kırptı sanki. Konuştu... Duydum!
] ]] ] ] ] ]
] ]] ] ] ] ]Ne zamandır hep ince uzun, dikdörtgen zarflar alıyordum.
] ]]Bankalardan,
] ]] ] ] ] ]taksitli kartların ekstreleri. Bir de telefon ve elektrik
] ]]faturaları.
] ]] ] ] ] ]
] ]] ] ] ] ]Mektup almayalı ne çok olmuş. Ne çok özlemişim el yazısıyla
] ]] ] ] ] ]yazılmış zarfları. Her biri aynı karakterde yazılmış,
] ]]puntoları bile
] ]] ] ] ] ]değişmeyen zarflar hayatımı ne zaman işgal ettiler?
] ]] ] ] ] ]Ya, el yazılı zarflar nasıl minik ve çelimsiz adımlarla
] ]]uzağıma
] ]] ] ] ] ]nasıl düştüler? Ve ben buna nasıl izin verdim.
] ]] ] ] ] ]
] ]] ] ] ] ]Başka zaman olsa kendime kızardım. Bu kez öyle olmadı.
] ]] ] ] ] ]Kendimi anlamaya çalıştım. Affettim. Zarfı yavaş, yavaş
] ]]açtım.
] ]] ] ] ] ]Sindire, sindire. Çizgisiz kağıda yazılmış, kat yerleri
] ]] ] ] ] ]özenle ayarlanmış mektubu şaşkınlıkla okşadım.
] ]] ] ] ] ]
] ]] ] ] ] ]Sadece iki satırdı mektup: Her gün mailleşmek yetmedi
] ]]birden.
] ]] ] ] ] ]Ekrandan ekrana yaptığımız yazışmalar yetmedi.
] ]] ] ] ] ]Yıllar önceki gibi olsun istedim. Biliyor musun, sana
] ]]mektup
] ]] ] ] ] ]gönderirken ben aslında kendimi tazeledim.
] ]] ] ] ] ]
] ]] ] ] ] ]Yüreğim pır pır etti, gülümsedim!
] ]] ] ] ] ]
GERCEKTEN DE EL YAZISI GIBISI YOK
DOGALLIKTAN DIJITALLIGE GECIS NE KADAR MUTLU EDECEKKI BIZI
NE KADAR GERCEK OLUR DIJITAL ORTAM
OF BE YAWWWWWWWW
STRESS OLDUM SIMDI

faateh
08 09 2004, 17:00
Dilini tutmasını bil

Dil,büyük nimettir. Dilin iyi ve kötü işteki rolü de büyüktür ,iyliği de
kötülüğü de .O,Cennete de,cehenneme de ***ürür.Dil ya doğru
konuşur,ya yalan.Diğer uzuvların sahası dardır.Kulak sadece işitir,
göz sadece görür.Dilin sahası geniştir.Hayır ve şer için geniş alana
sahiptir.Atalarımız;

Sana senden olur, her ne olursa,
Başın selamet bulur, dilin durursa.

Göz iki,kulak iki, ağız tek,
Çok görüp, çok dinleyip, az söylemek gerek demişler.

Yunus Emre ne güzel demiş:
Sözünü bile kişinin,yüzünü ağ eder bir söz.
Sözünü pişirip diyenin,işini sağ eder bir söz.
Söz ola kese savaşı,söz ola kestire başı.
Söz ola zehirli aşı,bal ile yağ ede bir söz.

Zamanında üç hükümdar varmış. Biri demişki:
Bütün pişmanlıklarım söylediğim sözlerden oldu.Söylemediğimden hiç pişman olmadım.
İkincisi ise :
Söylemediğim sözlerin sahibiyim.Fakat söylediğim sözlerin esiriyim.
Üçüncüsü ise şöyle demiş:
Bazı sözleri gücüm yetti,fakat söylediğim sözleri geri almaya gücüm yetmedi.

IKI SEY ARASIDA CEHENNEME GIRME SEBEBIYMIS
BUNU DA BEN SOYLIYIM
IKI DUDAK ARASI WE IKI BACAK ARASI :D

faateh
08 09 2004, 17:00
Alparslan YİĞİT, 28 Yaşında ve Yozgat ili Yenifakılı ilçesinde yaşıyor. 4 Nisan 2002 tarihinde ilçe meydanında 'Halkın rahatını bozacak şekilde sarhoşluk' suçu işleyince gözaltına alındı ve Türk Hukuk tarihinde ilk kez uygulanan bir cezanın kahramanı oldu.İlçenin Sulh ceza Hakimi Yılmaz PARILTI sanık Alparslan YİĞİT'İ önce 15 gün hafif hapis cezasına çarptırdı sonra 'iyi hali göz önüne alarak' tedbire çevirdi ve bir ay süreyle her gün 1,5 saat kitap okuma cezasına dönüştürdü . Jandarma nezaretinde her gün 1,5

Saat kitap okuyacağını öğrenen YİĞİT, ilk fırsatta sırra kadem bastı. 6 ay kaçak yaşadıktan sonra kanundan ve kitap okumaktan kaçamayacağını anlayınca

teslim oldu. YİĞİT'İ cezasını bitirdikten sonra geçici olarak işe alındığı Yenifakılı Belediyesinde bulduk...



-Suçunuz neydi Alpaslan Bey?

-Cahillik edip sarhoş sarhoş bağırmışım biraz.

-Cezaya tepkiniz ne oldu?

-Hakim beye Bana da herkes gibi ceza verin. dedim.

Ben delikanlı adamım bu cezayı verirseniz herkes benimle alay eder dedim. Ha evde bulaşıkları yıkamışsınız ha evde kitap okumuşsun diyorum kendi kendime ama hakim bey kararı değiştirmedi. Bende kafam

çok karıştığı için Ankara'ya gittim.

-Neden sonra geri döndünüz?

-Tam altı ay dolaştım durdum.Sonra anladım ki bu kitapları okumadan bana rahat yok.

-Kütüphaneye ilk girdiğinizde ne hissettiniz?

-Önce çok kötü hissettim kendimi. İşkence

gibiydi.Sanki bütün kasaba beni izliyor da kıs kıs gülüyor gibi geliyordu bana. Başıma da bir adam dikmişler beni takip ediyor .

-Hangi kitapla başladınız okumaya? Gerçekten okuyor muydunuz sayfaları?

-Türk Yazalar Sözlüğü diye bir kitapla başladım okumaya. Bir de Atatürk'ün Hayatını okudum . İkisi de çok kalın olduğu için bir ayda ancak bitirdim zaten. Aslında okuyor gibi yapıp sayfaları geçiştiriyordum ama hakimin okuduğum yerlerden sınav yapabileceğini

söylediler sonra okumaya başladım .Çok zorlandım, Allah düşmanıma bile böyle ceza vermesin.

-Keşke hapis yatsaydım da okumasaydım dediğiniz oldu mu?

-Başından beri öyle dedim zaten. Belediye başkanımız Sabıkana işlenir,iş bulamazsın bir daha deyince bağrıma taş basarak okudum. Yoksa 15 gün nedir ki aslanlar gibi yatar çıkardım, köy kahvesine girerken de başımı dik tutardım .

-Şimdi dik değil mi başınız?

-Dik ama o kadar dik değil. Köylülerin beni görünce kıs kıs güldüğünü biliyorum. Ama kitap okuyunca onların bilmediği bir çok şeyi öğrendim. Ben de onlara gülüyorum şimdi.

-Cezanız bittikten sonra da okumaya devam ettiniz mi?

-Aslında okumanın kötü olmadığını anladım. Demek ki bilgi para ediyormuş dedim kendi kendime. Ahmet RASİM ve Refik Halit KARAY çok güzel geldi bana. Fırsatım

olursa okuyorum şimdi.





(Yozgat Gazetesi 03.06.2003)

KARDESIM KITAP OKUYUN
IYIDIR KITAP OKUMAK
AMA BANA SAKINCALI BEN OKUYUNCA KUDURUYORUM
ZAPTEDILEMEZ BIR SEY OLUYORUM
GOZUM ZATEN ACIK BIRIYIM
BU SEFER SANKI GOZLERIM ICINDEN FIRLAYACAKMIS GIBI OLUYOR
BANA DEGIL AMA HERKESE OKUMAK SERBEST
BEN SADECE UFLERIM
OKUMAYI BASKASI YAPSIN

BANA MI KALMIS
:D

faateh
08 09 2004, 17:00
BENLI OGLUM SEN NE ANLARSIN ROMANTIZIM DEN ASK MESKTEN DUYGUSALLIKTAN
ZATEN BENI TAKLITTEN ARTIK COK UZAKSIN
CUNKU ARTIK BENI TAKIP EDEMIYORSUN
COK YONLULUGUMLE KARSI KARSIYASIN
WERKACLARIMLA CEZAALANINA GIRDIM WE SANA BESLİKTEN GOL ATTIM WE DE SENIN DE NAMUS GITTI BU ARADA
NEYSE ARTIK BENLI NIN ZAMANI DOLDU
DIIIIIII MI JELLI CIM
ARTIK DEMIR ALMAK WAKTIDIR BU LIMANDAN KIMBILIR
KENDIN OLURSAN OLABILEGECININ EN IYISI OLURSUN
BUNU HIC BIR ZAMAN UNUTMA :p

faateh
08 09 2004, 17:00
JELLY OGLUM SEN MILLETI KENDINE HAYRAN BIRAKAYIM DERKEN BANA HAYRAN OLDUN
BU NIYE BOYLE OLDU HIC ANLAMIS DEGILIM
BAK HER ZAMAN DEDIGIM GIBI YINE TEKRARLIYORUM
EN IYISI KENDIN OLMAK
KENDINE IHANET ETME

faateh
08 09 2004, 17:00
BUNDAN SONRA SENIN DUDAKLARINA OZEL BIR RUJ SURECEM

WE O ZAMAN DIYECEZ KI AHA BUNU BENLI OPMUS

BANA BAK

jelly boy yeterince kirlilik yaptin forumda bari boyle baskalarini taklit ederek biyere gelemeyecegini anla artik
o yazdigin sarkiyi sana aynen iade edip opuyorum kocaman

SENIN BENIN DE SAHTE HER SEYIN SAHTE

faateh
08 09 2004, 17:00
AKSAMA DOGRU INSANLAR YORGUN WE DE ARGIN OLUR YA HANI
O YUZDEN SIMDI BIRAZ DA GULELIM
Daire

Bir gün adamın biri tele kızın birisi ile beş yüz dolara anlaşırlar. Ve
geceyi beraber geçirirler. Ancak sabah olup sıra
parayı ödemeye gelince, adam cebinde yeteri kadar para olmadığını
anlar.
Tele kıza parası olmadığını, işyerine vardıktan sonra parayı zarfla
göndereceğini söyler. Kız da kabul eder. Adam zarfın üzerine daire
kirası
yazacağını söyler.Adam işyerine vardıktan sonra parayı hazırlarken
aslında
gecenin o kadar da iyi geçmediğini, beklediği kadarda eğlenmediğini
düşünür.
Ve kadına beşyüz dolar yerine ikiyüzelli dolar göndermeye karar verir.
Zarfın üzerine daire kirası olduğunu belirttikten sonra içine de şöyle
bir
not iliştirir.

- Hanımefendi size beşyüz yerine ikiyüzelli dolar yolluyorum. Çünkü
ben;
Dairenizin daha önce hiç kullanılmamış oldugunu düşünmüştüm ve
dairenizin
daha küçük olduğunu sanıyordum... Ayrıca dairenizin ısıtma sistemini de
hiç
beğenmedim. Daha sıcak olmasını bekliyordum der. Ve zarfı kurye ile
yollar.
Kadın zarfı açtığında paranın eksik olduğunu ve yanına bir not
iliştirilmiş
olduğunu görür. Notu okuduğunda hemen cevap olarak şunu yazar:

- Beyefendi böylesi güzel bir dairenin daha önce kullanılmamış
olabileceğini
nasil düşünürsünüz,
- Aslında daire hiç de büyük değil. Sizin dairenin içini dolduracak
kadar
eşyanız olmadığı için size büyük gözükmüş olabilir. Ayrıca ısıtma
sistemi de
iyidir ancak siz ateşlemeyi beceremediyseniz ben ne yapabilirim.


:D

faateh
08 09 2004, 17:00
COCUKLARIMIZI EGITMEK HUSUSUNDA..

] ] ]Bir laboratuvarda deney yapiliyor.
] ] ] Içinde bir büyük ve çokça küçük baligin oldugu kocaman bir akvaryum
] ] ] konuyor. Haliyle, büyük olan aciktikça küçükleri yiyor...
] ] ] Daha sonra akvaryumun ortasina dikey bir cam yerlestiriliyor böylece
] ] ] akvaryum ikiye ayriliyor. Büyük balik bir tarafa küçük baliklar da
diger
] ] ] tarafa yerlestiriliyor. Büyük balik cam bölmeyi geçmek ve küçük
baliklari
] ] ] yemek için defalarca deneme yapiyor.
] ] ] Bu durum tam 28 saat boyunca sürüyor. 28 saatin sonunda büyük balik
artik
] ] ] diger tarafa geçmek için mücadele etmeyi birakiyor.
] ] ] Deneyin sonunda cam bölme kaldiriliyor.
] ] ] O da ne!!!
] ] ] Büyük balik küçükleri yemek için hiçbir hamle yapmiyor.
] ] ] Saatler geçtigi halde onlari yemedigi görülüyor.
] ] ] Buna psikolojide Ögrenilmis Güçsüzlük deniyor. Istatistiklere göre
bir
] ] ] çocuk ergenlik yasina gelinceye kadar ortalama 148.000 defa anne
babasinin,
] ] ] yapma; elleme, dokunma, gibi sözlerini duyuyormus. Böyle olunca da
] ] ] çocukta büyüyünce yapamama, edememeözellikleri gelisiyor ve
özgüvenini yitiriyormus.

faateh
08 09 2004, 17:00
AMA HAKKATEN DE APTALMIS
Bilgisayar acemisi (Komik Gerçek Olay)

WordPerfect'in yardım hattında banda alınmış bir telefon
konuşması. Bu konuşma sonrası helpdesk elemanı isinden
kovuluyor. Kovulduktan sonra da şirketi kendisini
Gerekçesiz isten çıkardığı için mahkemeye veriyor.
İşte Telefon Konuşması :
- Yardım hattı, buyrun, nasıl yardımcı olabilirim?
- Bir sorunum var.
- Nasıl bir sorun?
- Yazı yazıyordum, birden bütün kelimeler gitti?
- Gitti mi?
- Yok oldu!
- Ekranda şu anda ne görüyorsunuz?
- Hiç bir şey.
- Hiç bir şey mi?
- Yazdığım hiç bir şey ekrana çıkmıyor.
- Hala Wordperfect programında mısınız yoksa
programdan çıktınız mı?
- Bunu nereden bileyim?
- Ekranda bir C harfi görüyor musunuz?
- Bir hece mi...
- Boş verin. Ekranda yanıp sönen bir çizgi var mi?
- Söyledim ya hiç bir şey yazmıyor.
- Monitör üstünde yanan bir lamba var mi?
- Monitör ne?
- Ekranı olan yer, televizyon gibi... Çalıştığını
gösteren küçük bir lamba var mi?
- Bilmiyorum.
- Monitörün arkasına bakın, oraya bir elektrik kablosu
giriyor olması lazım. Görebiliyor musunuz?
- Evet.
- Harika, o kabloyu takip edin duvarda elektriğe bağlı
mi bana söyleyin.
- Bağlı
- Harika. Monitörün arkasına bakınca bağlı olan tek
kablo mu gördünüz, yoksa iki tane mi?
- Görmedim.
- Tekrar bakar mısınız, ikinci bir kablonun da bağlı
olması lazım.
- Evet buldum.
- Tamam, simdi onu takip edin bilgisayara bağlı mı
diye bakin.
- Kabloya ulaşamıyorum.
- Ulaşmayın, bağlı mı diye bakabilir misiniz?
- Olmuyor.
- Bir şeyden destek alıp eğilip bilgisayarın arkasına
baksanız....
- Eğilmek dert değil, karanlık olduğu için
bakamıyorum.
- Karanlık?
- Ofisin ışıkları kapalı, pencereden gelen ışık
yetmiyor.
- Ofisin ışıklarını yakın.
- Yanmaz.
- Neden?
- Elektrikler kesik.
- Elektrikler mi kesik. Tanrım...!(kısa bir sessizlik)
Bilgisayarın kutusu, kitapları herşeyi duruyor mu?
- Evet dolapta.
- Simdi bilgisayarı sökün , aynen aldığınızdaki gibi
paketleyin ve aldığınız dükkana iade edin.
- Durum bu kadar kötü mu?
- Korkarım öyle!
- Peki tamam. Onlara ne diyeceğim?
- Ben bilgisayar kullanamayacak kadar aptalım
diyeceksiniz...

faateh
08 09 2004, 17:00
BIR SIIR ISTE........ :rolleyes:
IRAK savasinda babasi ve annesi ölen ve kendininde bacaklari kopan
] ] Müsliman bir çocugun
] ] IRAK savasini yöneten Tommy FRANKS a yazdigi siir.
] ]
] ]
] ] Merhamet hür Dünyaya bu kadar mi IRAK ' ti?
] ]
] ] Ben Basrali Ömer,
] ] Belki haberin yoktur diye yaziyorum Mr. Franks.
] ] Önce demokrasi yagdi göklerimizden,
] ] Sonra özgürlük geçti üstümüzden
] ] Palet palet.
] ]
] ] Ve insan haklari
] ] Namlularindan
] ] Yüzü maskeli adamlarin
] ] Saniyede bilmem kaç adet.
] ]
] ] Demokrasi bizim evede isabet etti
] ] Bir gün sonra anladim koptugunu ayaklarimin.
] ] Tam onsekiz adet
] ] insan haklari saymislar
] ] Vücudunda babamin.
] ]
] ] Annem yoktu zaten
] ] Ben dogarken
] ] ilaç yoklugundan ölmüs
] ] Ambargo falan dediler ya
] ] Anlamadim çocukluk akli iste
] ] Olusmadan sokülmüs.
] ]
] ] Sizde de baris böylemidir Mr. Franks?
] ] insan haklari çocuklari yetim
] ] Ve ayaksiz birakir mi orda da?
] ] Düser mi ayin kan gölüne aksi
] ] Güpegündüz düser mi Pazar yerine demokrasi?
] ]
] ] Zenginlik
] ] insanlari korkudan uykusuz birakir
] ] Kuslar gökyüzünü terk eder mi orda da?
] ] Babamla mirildandigim son dua dilimde
] ] Ayaklarimin hastanede
] ] Ve giymeye kiyamadigim pabuçlar
] ] Kaldi elimde.
] ]
] ] Çocuklarin varmi Mr. Franks?
] ] Al, ogluna ***ür onlari
] ] Bari ise yarasin
] ] Kim bilir belki baktikça
] ] Bazen beni hatirlasin.
] ]
] ] Bu nasil demokrasi Mr. Franks?
] ] Düstügü yeri yakti
] ] Merhamet hür Dünyaya
] ] Bu kadar mi IRAK ' ti?
]

faateh
08 09 2004, 17:00
KENDIM CALIYORUM KENDIM OYNUYORUM
OKUSANA OGLUM DOSYANIN ADINI
SEN NIYE MSN DE YOKSUN BAKIYIM

faateh
08 09 2004, 17:00
]Bir Afrikali tarafindan yazilmis ...
] ] ]] ] ] ] ]

] ] ]] ] ] ] ]Sevgili Beyaz Adam,

] ] ]] ] ] ] ]Dogarim , siyahim

] ] ]] ] ] ] ]Büyürüm, siyahim

] ] ]] ] ] ] ]Güneslenirim, siyahim

] ] ]] ] ] ] ]Üsürüm, siyahim

] ] ]] ] ] ] ]Korkarim, siyahim

] ] ]] ] ] ] ]Hastalanirim siyahim

] ] ]] ] ] ] ]Ve ölürüm, hala siyahim

] ] ]] ] ] ] ]

] ] ]] ] ] ] ]Ve sen Beyaz Adam,

] ] ]] ] ] ] ]Dogarsin, pembesin

] ] ]] ] ] ] ]Büyürsün, beyazsin

] ] ]] ] ] ] ]Güneslenirsin, kizarirsin

] ] ]] ] ] ] ]Usursun,morarirsin

] ] ]] ] ] ] ]Korkarsin, sararirsin

] ] ]] ] ] ] ]Hastalanirsin, yesilsin

] ] ]] ] ] ] ]Ve ölürsün, grisin

] ] ]] ] ] ] ]Ve hala utanmadan bana renkli dersin...

] ] ]] ] ] ]


:D

faateh
08 09 2004, 17:00
Bize verilen zaman degil bir an'd&#253;r. boyle bize verilmis an'lardan
bizler zaman yapariz.
G. Paulet

HZ ISA DA SOYLE DEMIS
HAYATIMIZ DUN BUGUN YARIN
BUGUNUNU YASA
ANINI YASA AMA ANİ KARARLAR WERME YOKSA IYI ANILARIN OLMAZ OKİŞ?

faateh
08 09 2004, 17:00
sımdı benlı faateh olsaydı sana oglum nıye sildin len cizikleri
cizecem simdi seni derdi
derdi yok ya ıste takılıyor ortalıkta ne yaparsın

benlifaateh
08 09 2004, 17:00
En buyuk pismanlik, birine son bi kez 'seni seviyorum' diyememis olmaktir..
SPY-S CUGUM KIME SON KERRE SENI SEVEYOM DIYEMEDIN SEN BAKIYIM?

benlifaateh
08 09 2004, 17:00
SPY-S CUGUM BASIN SAGGOLSUN

benlifaateh
08 09 2004, 17:00
FAATEH CUK BIRAK BIZE GAZEL OKUMAYI BEEE YAWWWW
GAZEL DEYINCE AKLIMA GAZNELI MAHMUD GELDI
ADAMIN ORDUSUNUN TANK MISALI FİLLERİ WARMIS
ONUNE GELENI EZERMIS
NE ADAMMIS BEEEEEEE YAWWWW

benlifaateh
08 09 2004, 17:00
LEN FAATEH CUK
BASKKASI OLMA KENDIN OL
BOYLE COKKK DAHHA GOZELSIN
YA GEL BANNA SAHICI SAHICII
YADA OPECEM ESASLII

benlifaateh
08 09 2004, 17:00
abla yuz werme su klon cuka dıyorum..senıde opecem bakkk...sınırlendırmeyın benııı..gıderım bakk ozlersınız benııı....
:cool:

benlifaateh
08 09 2004, 17:00
baskası olma kendın ol faateh..bakk ablam ne deyoo..haha ulen ne adamım waryaa.ne cok ozenen war bana be yaww..benıme gurban olayım :D

BayHayir
08 09 2004, 17:00
Ben calayim klonlarim oynasin :D

faateh
10 09 2004, 17:00
“Hüseyin Bey, her zamanki sakin üslûbuyla devam etti:
- Hayat içindeki boşluklar, bekleyişler, durmalar haddizatında boş değildirler. En az hareketler kadar doludurlar. Ne yazık ki herkes acele içinde. Mesela durakta bekleyenler bile durmakta oldukları halde aceleyle duruyorlar. Durmak bile aceleyle yapılabiliyor. Aslında bekleyişler en acele, gelmeyişler en sabırsız. Aslında yürümek, hareket etmek, bir şeyler yapmak, yemek yemek aceleyi, telâşı azaltıyor. Durmak en hızlısı, en yorucusu. Keşke boşlukları istenilen manada boş bırakabilsek. Aslında boşluklar var oluşa imkân tanırlar. Sizinle benim bile ayrı ayrı varoluşumuz aramızdaki boşluktur. Nazım, mimarlık ilmiyle şu oturduğumuz evi yaptığında duvarlar, kirişler, tavanlar yapar. Doğru! Ama asıl yaptığı bunlar değildir, şu içinde oturduğumuz oda, yani boşluktur. Resim yapanlar bilirler, boşluğa hakim olamazsanız boşluğun arasından kendini gösterecek asıl form görünmez. Notalar aralarındaki boşluklar nedeniyle müzikal bir kaliteye ulaşırlar. Yoksa curcuna olurdu duyduğumuz. Kalp atışlarımızın, soluk alış verişimizin sıhhatli olması için aralarında boşluklar olmalıdır. Bizi yaşıyor kılan da ölecek olmamızdır. Hayat ölümle vardır.”

(Makber, Cem Mumcu
BU SOZLERI MISS TANTUNIYE ATFEDIYORUM
HANI SORMUSTUN YA BANA BUGUNLERE COK BOS WAKTIN WAR FAATEH BEY DIYE... BELKI DE BOS OLMAK IYI.. DOLU OLMAK EN ZOR.. KIM DOLU KIM BOS.. HEPSI GORULECEK ACILINCA KUTU. INSAN COK ACELECI.. AMA BEN INSAN DEGILIM YA HANI.. O YUZDEN HIC DE ACELEYE IHTIYACIM YOK.. ACELE GIDEN ECELE GIDERMIS..ACELENIN LUZUMU YOK.. SAKIN OLUN.. PANIK YAPMAYIN SIL VOUS PLAIT ALLAH POPULUSLARI...
NILUFERIN BIR SARKISI WARDI .. SIMDI NAZ GIBI SARKI SOZU YAZMANIN ZAMANI
DUNYA DONUYOR SEN DONMESEN DE.. HAYAT GECIYOR .. SEN BILMESEN DE.

faateh
11 09 2004, 17:00
KUCUK DAGLARI YARATAN TURK KIZININ AMERIKA YOLCULUGU :D
Günün birinde İstanbul'da sarışının biri hayattan o kadar bezmiş ki
]kendini boğazın soğuk sularına bırakarak hayatına son vermeye karar
]vermiş.
]Boğaziçi köprüsünden geçerken arabasını durdurmuş, bariyerlere çıkmış
]ve titreyerek az sonra kendisini bu çekilmez hayattan kurtaracak olan
]sulara baka baka ağlarken yanına genç ve yakışıklı bir genç gelmiş.
]Genç ona acımış ve sarışının ellerini tutup Bak, yasaman için çok
]neden var.Yarın sabah gemim Amerika'ya gitmek üzere demir alacak. Eğer
]istersen, seni de çaktırmadan gemiye alıp saklayabilirim. Sana hem
yemek
]getiririm hem de sana çok iyi bakarım. demiş.
]Sarışın bakmış kaybedecek bir şey yok; belki de Amerika'ya gidip yeni
]bir başlangıç yaparım umuduyla denizcinin teklifini kabul etmiş.. O
akşam
]denizci genç onu gemiye almış ve filikalardan birine saklamış.Her gece
]sarışına üç sandviç ve bir meyve getiriyormuş, sonra da sabaha kadar
]sevişiyorlarmış.
] Bir kaç gün sonra, kaptan rutin kontrolleri sırasında sarışına
]rastlamış.Orada ne aradığını sormuş. Sarışın da Ben bu gemideki
]denizcilerden biriyle anlaştım. O bana her gün yemek getiriyor ve
]Amerika'ya gitmemi sağlıyor. Ben de onun benimle sevişmesine izin
]veriyorum. demiş.
]Kaptan,
]Seninle seviştiği kesin küçük hanım da ....
]Bu Kadıköy-Beşiktaş vapuru.
BAK SENNNNNN SASIRDIM :confused: :cool: :o
HEMI DE COK SASIRDIM

faateh
11 09 2004, 17:00
]]] ]]Olmaz ya oldu diyelim;
]]] ]]
]]] ]]Düşünün bir sabah memleket halinde kalkıyoruz ve bir de bakıyoruz
]]] ]]ki
]]] ]]tüm dünya sular altında kalmış. Su üstünde kalan tek kara parçası
]]] ]]var.
]]] ]]O da Türkiye. Koca gezegende bizden başka kimse kalmamış.
]]] ]]Dünya nüfusu 70 milyon.
]]] ]]Buyrun bakalım ilk tepkiler ne olurdu dersiniz ?.....
]]] ]]
]]] ]]- `Ulen tam da `Uluslararası ilişkiler` bölümünü kazandıydık, şansa
]]] ]]bak!`
]]] ]]
]]] ]]-`İhracatımızın düşmesi, hatta bitmesi ekonomik göstergeleri de
]]] ]]olumsuz etkiliyor haliyle...`
]]] ]]
]]] ]]-`Artık turizm patlasa patlasa içimizde patlar abi!`
]]] ]]
]]] ]]-`Sevgili Ağrılı hemşehrilerim, artık dünyanın en yüksek tepesi
]]] ]]bizim ilimizin hudutları içinde. Hepimize kutlu olsun!!`
]]] ]]
]]] ]]-`Burdur olarak ülke olmak istiyoruz dersek çok mu garip karşılanır
]]] ]]Vali Bey?...`
]]] ]]
]]] ]]-`Bakanlar Kurulu kararı ile kara sularımızı 12 bin mile
]]] ]]çıkarıyoruz...`
]]] ]]
]]] ]]-`Türk`ün Türk`ten başka dostu yok derlerdi de...inanmazdım`
]]] ]]
]]] ]]-`Stratejik açıdan da bi önemimiz kalmadı. Ne açıdan övünücez peki
]]] ]]biz şimdi!`
]]] ]]
]]] ]]-`Ulan tam da NBA`da draft edildiydim. şansa bak...`
]]] ]]
]]] ]]-`Aziz Bey, Rüştü yüzme biliyordu değil mi?`
]]] ]]
]]] ]]-`Biz demiştik ama Ortega`nın futbol hayatını bitiririz diye...`
]]] ]]
]]] ]]-`Başkent Ankara`nın ismini de Anakara olarak değiştirelim oldu
]]] ]]olacak...`
]]] ]]
]]] ]]-`Tayyip Bey müjde müjde! Dünyada bizdekiler dışında at kalmadı
]]] ]]efendim...`
]]] ]]
]]] ]]-`Abi yemişim Halikarnas`ını, Barlar sokağını! Bodrum Helga`sız
]]] ]]Emma`sız çekilir mi şimdi yaa!`
]]] ]]
]]] ]]-`Kurt hikayesi artık inandırıcı olmaz. Tarih kitaplarında da
]]] ]]değişiklik yapmak lazım şimdi.
]]] ]]
]]] ]]- 'Yaz bakalım: Orta-Asya Denizi`nden Anadolu`ya gelirken Türkler`e
]]] ]]bir yunus yol gösterdi...`
]]] ]]
]]] ]]-`Ah be Orhan Abi! Batsın bu dünya deyip durdun! Bilmiyo musun
]]] ]]Türk`e bişey olmaz.. Al buyur! Kaldık bi başımıza işte!`
]]] ]]
]]] ]]-`Amma balık yeriz artık bee!!`
]]] ]]
]]] ]]-Ulen şimdi işin yoksa 4 yılda bir Olimpiyat düzenle dur.`
]]] ]]
]]] ]]-`Abi Edirne`den Ardahan`a gidilir mi be? Dünyanın yolu!!!`
]]] ]]
]]] ]]-`Duydun mu Miralay Suphi Bey, düşmanın tamamı denize dökülmüş
]]] ]]sonunda...`
]]] ]]
]]] ]]-`Çekilişte gemiyle dünya seyahati mi kazanmışım? Gidin başkasıyla
]]] ]]kafa bulun`
]]] ]]
]]] ]]-`Heyooo!! Dünya Coğrafyası`ndan yırttık oğlum! Dersler boş
]]] ]]geçecek.`

faateh
20 09 2004, 17:00
Adamın biri sabah uyanınca, o gün 90 yaşında olduğunu hatırlamış...
Yavaş yavaş yataktan kalkarken, gözü ayaklarına ilişmiş, Sevgili ayaklarım demiş..
Bugün 90 yaşına girdik... Bu kadar sene beni istediğim yere ***ürdünüz... Bu yaşıma sizinle girdiğim için bahtiyarım... Sizlere çok teşekkür ederim... Nice seneler dilerim...
Sonra dizlerine dikkat etmiş... Sevgili dizlerim, bugün 90 yaşına girdik... Bu kadar sene beni taşıdınız... Bükül dedim, büküldünüz... Çömel dedim çömeldiniz... Bu yaşıma sizinle girdiğim için şükrediyorum... Sizlere çok teşekkür ederim, nice seneler dilerim...
Sonra gözü biraz daha yukarı kaymış... Eee, emektar demiş, Eğer sen de yaşasaydın, bugünümüzü birlikte kutlayacaktık...

faateh
20 09 2004, 17:00
ARILAR,


500 GRAM BAL İÇİN ARILAR, 3 MİLYON 750 BİN DEFA ÇİÇEGE KONUP KALKIYOR. BİR KG BAL İÇİN İSE 40 BİN TANE ARI, 6 MİLYON ÇİÇEGİ DOLASIYOR. BAL ARILARI BİR PETEGİ DOLDURABİLMEK İÇİN 100 MİLYON ÇİÇEGİN NEKTARINI EMİYOR VE 100.000 KM KANAT ÇIRPIYOR.
BU DELİ ÇALISMANIN ARASINDA, DÖNÜP 'DÖNÜP ÖBÜR ARI BENİM KADAR DOLASIYOR MU?' DİYE KONTROL GEREGİDE DUYMUYORLAR.
BİRBİRLERİNE TAM BİR GÜVEN İÇİNDE SADECE HEDEFLERİNE ODAKLANMISLAR!... NEREDEYSE KÖLESİ OLDUGUMUZ BİLGİSAYAR SANİYEDE 16 MİLYAR ARİTMETİK İSLEM YAPARKEN, BİLGİSAYARIN DOGADAKİ RAKİBİ BAL ARILARI BU SÜREDE DAHA AZ ENERJİ HARCAYARAK 10 TRİLYONLUK İSLEM YETENEGİNE SAHİP. DEMEK Kİ BİLGİSAYARDA HALA BILL GATES'İN KESFEDEMEDİGİ BİR SEYLER VAR..!
BİR KOLONONİN PAZARLANACAK 1 KG BAL ÜRETMESİ VE YASAMINI SÜRDÜREBİLMESİ İÇİN, 8 KG BAL TÜKETMESİ GEREKİYOR . BU DA KOLONİNİN 6 KEZ DÜNYA ÇEVRESİNİ DÖNMESİ DEMEK...
ONLAR BU İSİ CANLA BASLA YAPIYOR, VE GENETİK OLARAK NESİLDEN NESİLE AKTARILMIS BİR TEMBELLİK ASLA SÖZ KONUSU OLMAMIS! BU ARI CUMHURİYETİNDE CİNLİK YAPMAK İÇİN 'BİRKAÇ GRAM BAL DA KENDİME SAKLAYAYIM' DİYE PETEGİ HORTUMLAYANADA SİMDİYE DEK RASTLANMAMIS.
HEPSİ GÜNESİN 'KALK' ZİLİYLE ÇALISMAYA BASLAYIP, GÜNESİN PAYDOS' ZİLİYLE DİNLENMEYE ÇEKİLİYORLAR.
HİÇBİR ARI, 'KRALİÇE HANIM İSİN KAYMAGINI YİYECEK DİYE BEN GEBERENE KADAR ÇALISMAM ABİ...'DE DEMEMİS, BİRLİKTEN VE KOVANDAN ÇIKININI ALIP BASKA YOLLARA DÜSÜP BASKA BİR KOVANDA CUMHURİYET KURMAYI DÜSÜNMEMİS!
KARSI KOVANDAKİLERİ KISKANIP O PETEGE DADANMAMIS! ARI, VÜCUT AGIRLIGININ 330 KATI YÜK ÇEKİYORMUS.
HER BİR PETEK GÖZÜNÜN ALTIGEN PRİZMA SEKLİNDE İNSA EDİLMESİ ESAS PETEGİN DİRENCİNİ SAGLIYORMUS. BU NEDENLE KİLOLARCA BALI RAHATLIKLA TASIYABİLİYOR.
'GERÇEKTEN DE EN AZ BALMUMU HARCAYARAK, MAKSİMUM ÖLÇÜDE BAL DEPOLAMAK İÇİN EN UYGUN SEKİL, ARILARIN İNSA ETTİGİ ALTIGEN PRİZMADIR' DİYE ONAYLIYOR FİZİKÇİLER.
HADİ BAKALIM ARILADAN ÖZÜRDİLEYELİM, ONLARA 'HAYVAN' DEDİGİMİZ İÇİN. ELİN HAYVANI DÜZEN TUTTURMUS, MİLYON YILDIR HAYATINA FESAT SOKMADAN SÜRDÜRÜYOR SORUMLULUGU İÇİNDE SAKLI!
ARILARIN 'AYIKLA PİRİNCİN TASINI' DİYE BİR SÖZLERİ YOK. BASKA ARILARIN YAPTIKLARINI, ONLAR HAYATLARINI KISITLAYARAK TEMİZLEMEK ZORUNDA DEGİLLER!..
SİZ HİÇ ARIYI SOKAN BİR ARI BİLİYOR MUSUNUZ? ???????

faateh
20 09 2004, 17:00
pan bir ipe, sımsıkı bir düğüm atarsanız,

İpin en sağlam yeri artık bu düğümdür.

Ama ipe her dokunuşunuzda, canınızı acıtan tek nokta,

Yine o düğümdür...

Çin Atasözü

Marijuana
23 09 2004, 17:00
faateh bu kaç ?

faateh
23 09 2004, 17:00
Hey Fatih -

Are you still interested in any poetry that I have started writing? I've been writing about my husband.... it's all really sad.... but if you'd like to see it, i'll send you some.

Julie

DEMIS BENIM CANIM KARDESIM JULIE.. BEN DE ONA
I really would like to see ur poetrıes
ı mıssed u so much
because u were very good frıend
kıss ur sıster and ıan for me
take care please and now bye byes
SONRASINDA YAZDIGI SIIRI YOLLAMIS
Hello Fatih,

How have you been? I miss talking with you too!!! I've been sooooooo busy with school and work that I never have any time to do anything any more. Around the time of my wedding anniversary I wrote a few poems.... I was really sad and this is what I wrote (I'm sorry if they're really bad!) These are the best two that I wrote.


It's been a year and a half since you left my world
You were the answer to the prayers I never knew I had
And now as I sit here alone and afraid
I wonder if my prayers will be answered again
I have comfort in knowing that for a short time in my life
I truely had the dream that everyone dreams
And as I wait for the time when I leave this world
I know you will always be with me
But for now I know I must go on
To give to others the joy you gave to me
And if anyone ever asks where I found the love I have in my heart
I will tell them I found it when you had me
I still remember the way you laughed
And the one time you cried
How it riped apart my heart
Through it all, you were always there for me
In every good time and every bad time
When it looked like it couldn't get any worse
You had the courage to be strong for me
And now as I continue living in this world alone
I long for the days you made me laugh and smile.


You'll have to let me know if you think they're really really bad!!!! Hope all is well :) still waiting for you to come to America!!!!!

WALLA GERCEKTEN COK DUYGULU AKILLI BIR HATUN BU.. GENC YASTA DUL KALMIS..SIZINLE PAYLASMAK ISTEDIYDIM DE.. AMA LAF ARAMIZDA BIR KIZKARDESI.. AMAN ALLAHIM BOYLE AFET OLAMAZ.. DOGAL AFET RESMEN..SU AN AMERIKADA OLMADIGIMIN PISMANLIKLARINDAN BIRI DE BUNUN KIZKARDESIDIR.. AH ULEN AHHHHHHH :D

faateh
23 09 2004, 17:00
faateh bu kacma?

faateh
26 09 2004, 17:00
HANGI ULKE VATANDASI DAHA AVANTAJLI





JAPON OLMANIN FAYDALARI

-Bakkalınızdan Japon yapıştırıcısı isterken gururla - Şu bizim yapıştırıcıdan versene dersiniz.

-Çok kiloluysanız zayıflamak için milyonlarca lira harcamaz aksine Sumo Güreşçisi olup üstüne para kazanabilirsiniz.

- -Adamlar yapmış ağbi! diyerek hep kulaklarınızı çınlatırlar.

- Devleti yönetenlerin koltuklarını bırakmaları için ölmelerini beklemezsiniz.



İNGİLİZ OLMANIN FAYDALARI



- Her zaman için beyaz atlı prensin kapınızı çalma ihtimali vardır(Prens Charles! ) .

- Ve üstteki mantığa göre kayn*****z bir kraliçe olabilir.

- Hiç bir baltaya sap olamazsanız, bir tamirhanede İngiliz anahtarı olabilirsiniz.

- İngilizceyi su gibi konuşursunuz. (!)



ETiOPYALI OLMANIN FAYDALARI

- Solarium için milyonlarca lira ödemeniz gerekmez.

- Diet yapmak için kasmazsınız.

- Tüm yardım konserleri sizin için yapılır.

- Akrabalarınız ya basketbolcu ya şarkıcı ya da dansçıdır.Aç ayı oynamaz lafını altüst edersiniz.



AMERİKALI OLMANIN FAYDALARI

- Kendinizi iyi hissetmeniz ve Amerikalı olmanın hazzını ve gazzını almak için, herhangi bir Amerikan filmini seyretmeniz yeterlidir.Eğer hala övünmekten böğ gelmemiş ve kusmamışsanız.

- Her zaman ülkeniz savaştadır ama size zarar gelmez..

- NBA maçlar ını izlemek için sabahın köründe kalkmazsınız..

- Her apartmandaki 10 kişiden 5 'i dünyayı kurtaracak güçtedir.. Düşman ister uzaylı olsun isterse bir göktaşı ... (örnek: Rambo, terminator, v.s..)



ÇİNLİ OLMANIN FAYDALARI

- Çocuğunuzun ismini tabak çanak kırıp koyabilirsiniz. Çang, Çung, Çing gibi..

- Uzaydan görülebilen tek insan eseri olan Çin Seddi ni gerçekleştirmiş olmanın gururunu yaşarsınız..

- Uzağı net görmek için gözlerinizi kısmanız gerekmez.

- Tek yataklı oda parası verip üç kişi yatabilirsiniz.



FRANSIZ OLMANIN FAYDALARI

-İngilizce bildiğiniz için değil, bilmediğiniz için hava atarsınız( Yani onlar öyle sanıyor) ..

- Her şeye Fransız kalabilirsiniz..

- Fransızca küfür bile etseniz şiir okuyosunuz sanırlar...



İTALYAN OLMANIN FAYDALARI

- Kaybolmazsınız. Çünkü her yol Roma'ya çıkar.

- Herkesin sırtını yaslayacak bir dayısı vardır,özellikle Sicilya dolaylarında...

- Dünya kızları, yakışıklılıkta hep sizi örnek gösterir..

- Doğan SLX fiyatına FERRARİ alabilirsiniz( Abartık ama olsun! Eee.. Böyle vergilere böyle espri!) ...



VEE TÜRK OLMANIN FAYDALARI

- 2050 yılında dünyanın tek hakimi olabilirsiniz(Çünkü herkes uzaya çıkmış olacak)...

- Eğer dünyanın hakimi olursanız, uzaydan gelebilecek UFO lara taş atıp onları korkutup, kaçırabilirsiniz( UŞAK da yaşanmıştır) ..

- Restoran, lokanta gibi yerlerde masaları birleştirebilir ortaya bir salata söyleyebilir, masanın kısa bacağının altına katlanmış kağıt koyabilirsiniz...

- Otobüs, uçak, hastahane, vb. gibi cep telefonu kullanmanın yasak olduğu yerlerde gizli gizli cep telefonu ile konuşabilir, plajda cep telefonunuzu mayonuza sıkıştırabilir ve herşey çok normalmiş gibi davranabilirsiniz..

-İşsizlik, üretimsizlik, sosyal eşitsizlik, trafik canavarı, enflasyon ve sonu gelmeyen zamlarla canla başla mücadele ederek, ülke yönetmecilik oynayan siyasetçilere yıllarca katlanarak Varolmanın dayanılmaz eziyeti veinsanoğlunun dayanıklılık gücü konularında bilimsel araştırmalara katkıda bulunabilirsiniz...

Evet şaka bir yana, aslında nerede yaşadığınız değil, nasıl yaşadığınız daha önemli değil mi? Victor Hugo ne güzel söylemiş:

HERKES ÖLÜR AMA HERKES GERÇEKTEN YAŞAMAZ



BENCE HEPSI BOŞ LAFFFFF.. WARMI TURK OLMAK GIBISIIIIII :D

faateh
26 09 2004, 17:00
Vişne Reçeli...
]--------------------------------------------------------------------
]
]
] Yaşam bir kavanoz vişne reçeli gibidir aslında...
] Acısıyla, tatlısıyla vazgeçilmez...
] Ama yine de bir gün biten, kavanozun dibini sıyırdıktan
sonra
]dibindeki camı göreceğimiz gibi kesin, bir gün biten bir şeydir
yaşam...
]
] Bazı vişneler vardır, olmamıştır henüz. Ekşidir, acıdır
tadı.
]İnsanın ağzında ekşi bir his bırakırlar, ardından daha tatlı taneler
gelse
]bile ağızda eriyip giden, damağımızdaki o ekşi tadı oluşturan vişne
]tanesini asla unutamayız.
]
] Büyük vişneler vardır. Belki o alacağı son kaşıktaki son
vişne
]değildir, belki ardından bir kaşık daha yemek ister insanın canı...
Ama o
]vişne de durur aklımızda bir yerlerde... Her zaman için.
]
] Vişne reçelinin tadı çok değişiktir. Çünkü sadece tatlı
bir
]vişnenin, ekşi bir vişnenin ya da tatsız bir vişnenin tadını almayız
ondan.
]Yapılan her reçelin kıvamı farklı olur, hepsinde farklı farklı
vişneler
]saklıdır. kimisinden çekirdekler çıkar bazen, dişimize çarpar ve
]acıtırlar.. Sonra yutarız onları. Unutur gider, vişne reçelinin şu an
]ağzımızda duran güzelim bir vişnenin ekşi ve şekerli tadıyla baş başa
]bırakırız kendimizi. Ekşi ve şekerli... Her ne kadar bu ikisi zıt
tatlar
]olsa da bir kavanoz reçelde birleşir ve dünyanın en güzel tadını
meydana
]getirirler...
]
] Sonra..
]
] Bir gün bakarız ki, bütün vişneleri yemişiz. İrisiyle
ufağıyla,
]tatlısıyla tatsızıyla... Ekşisiyle... Acısıyla... Kaşığıyla kavonozun
]dibini sıyırır, kavanozun dibindeki camı görürüz...
] Gözler kapanır ve ağzıda, yenilen onlarca vişnenin tadıyla
]mutlu ve huzurlu bir uykuya dalar insan.... Bir daha uyanmamacasına.
]
] Yaşam bir kavanoz vişne reçeli gibidir aslında.
]

faateh
26 09 2004, 17:00
Sonrası Fiskobirliğin
Temel nişanlısı Fadime ile fındık tarlalarını geziyormuş. - Bak
Fadime
demiş, bütün bu tarlalar benim. Ama bir tanecik fındık koparırsan,
seni
oraya yatırırım ona göre Bunu duyan Fadime'nin gözleri parlamış, hemen
koşup bir tane fındık kopartmış. Temel sözünün eri ya, Fadime'yi fındık
ağacının altına yatırmış. Bu cezadan memnun kalan Fadime, üstünü başını
toparlayıp, ayağa kalkar kalkmaz bir fındık daha kopartmış. Temel bir
kez
daha... Bir fındık daha... Temel 5. fındıktan sonra, perişan ayağa
kalkmış.
Bitkin bir halde Fadime'ye dönüp: - Bak Fadime demiş, eliyle
tarlalari
göstererek: - Burdan sonrası Fiskobirliğin...
:D

faateh
30 09 2004, 17:00
HARİKA BİR FIKRA ( Gönderene Teşekkür Ederim )







Temel bir gün haca gitmeye karar verir.
] Fadime'ye gelir hakkını helal et ben hacca gidiyorum der.
] Fadime de bir şartla der benide ***ürürsen. Temel ikna edemez Fadimeyi tamam gel,
] o zaman annelerimizle helalleşelim der.
] Temel'in annesine giderler anne hakkını helal et biz hacca gidiyoruz
]der annesi de bir şartla der benide ***ürsen. Temel onuda ikna edemez tamam der.
] Hep birlikte Fadime'nin annesine giderler. hakkını helal et biz hacca
]gidiyoruz der. Kayınvalide aynı şekilde Bir şartla beni ***ürürsen der.
] Temel çaresiz üçünüde alıp hacca gider.
] Haccın gereklerini yerine getirler. dönecekleri gün herkes son
]ibadetlerini ve tövbelerini yapmak için odalara geçer.
] Temel odasına giderken annesinin tövbesini duyar. Allahım beni affet
]temelin babasını 4 kez aldattım.
] Temel inanmıyorum diyerek odasına doğru yürür. ikinci odada
]kayınvalidesinin tövbesini duyar Allahım beni affet Fadimenin babasını 8
]kez aldattım.
] Temel duyduklarına inanamaz.
] Son odada Fadime'nin töbesini duyar Allahım beni affet Temel'i 1 kez aldattım.
] Temel büyük bir şok içerisinde odasına kapanır dizlerinin üstüne çökerek
]başlar tövbe etmeye:
] Allahım sen onları boşver esas beni affet senin huzuruna bu kadar
]******yu getirdiğim için..

faateh
30 09 2004, 17:00
]
] ]]Okulun ilk gününde 5 nci sinifin önünde dururken, ögretmen
çocuklara bir
] ]]yalan söyledi. Çogu ögretmen gibi, ögrencilerine bakti ve hepsini
ayni
] ]]derecede sevdigini söyledi. Ancak, bu imkansiz idi, çünkü ön
sirada,
] ]]oturdugu yerde bir yana kaykilmis, ismi Teddy Stoddard olan küçük
bir
] ]]oglan
] ]]vardi.
] ]]
] ]]Bayan Thompson bir yil önce Teddy'yi izlemisti ve diger çocuklarla
iyi
] ]]oynamadigini, elbiselerinin kirli oldugunu ve sürekli olarak kirli
] ]]dolastigini gözlemisti. Ilave olarak, Teddy tatsiz olabiliyordu.
Bu
]öyle
] ]]bir noktaya geldi ki, bayan Thompson onun kagitlarini büyük kirmizi
bir
] ]]kalemle isaretlemekten, kalin çarpilar (X) yapmaktan ve kagidinin
üstüne
] ]]büyük F (en düsük derece) koymaktan zevk alir oldu.
] ]]
] ]]Bayan Thompson'un okulunda, her çocugun geçmis kayitlarini
incelemesi
] ]]gerekiyordu ve Teddy'nin kayitlarini en sona birakti. Ancak, onun
]hayatini
] ]]gözden geçirdiginde, bir sürpriz ile karsilasti.
] ]]
] ]]
] ]]Teddy'nin birinci sinif ögretmeni söyle yazmisti, Teddy gülmeye
hazir
] ]]parlak bir çocuk. Ödevlerini derli toplu ve temiz yapiyor ve çok
] ]]terbiyeli... Onun etrafta olmasi çok eglenceli.
] ]]
] ]]
] ]]Ikinci sinif ögretmeni söyle yazmisti, Teddy mükemmel bir örgenci,
]sinif
] ]]arkadaslari tarafindan çok seviliyor, ama annesinin ölümcül bir
]hastaligi
] ]]oldugu için sikinti içinde ve evdeki yasami mücadele içinde
geçiyor.
] ]]
] ]]
] ]]Üçüncü sinif ögretmeni söyle yazmisti, Teddy'nin annesinin ölümü
onun
] ]]için
] ]]çok zor oldu. Teddy elinden gelenin en iyisini yapmaya çalisiyor,
ama
] ]]babasi
] ]]ona ilgi göstermiyor ve eger bazi adimlar atilmazsa evdeki yasami
]yakinda
] ]]onu etkileyecek.
] ]]
] ]]
] ]]Teddy'nin dördüncü sinif ögretmeni söyle yazmisti, Teddy içine
kapanik
]ve
] ]]okulda derslere çok fazla ilgi göstermiyor. Çok fazla arkadasi yok
ve
] ]]bazen
] ]]sinifta uyuyor.
] ]]
] ]]
] ]]Simdiye kadar, Bayan Thompson problemi kavradi ve kendinden utandi.
] ]]Ögrencileri ona güzel kurdelelerle ve parlak kagitlarla sarilmis
Noel
] ]]hediyeleri getirdiginde bile çok kötü hissetti, Teddy'nin ki hariç.
] ]]Teddy'nin hediyesi bir marketten aldigi kalin, kahverengi ambalaj
kagidi
] ]]ile
] ]]beceriksizce sarilmisti, Bayan Thompson onu diger hediyelerin
ortasinda
] ]]açmaktan aci duydu. Bayan Thompson paketten taslarindan bazilari
düsmüs
] ]]yapma elmas tasli bir bilezik ve çeyregi dolu olan bir parfüm
sisesi
] ]]çikarinca çocuklardan bazilari gülmeye basladi...Ama o bilezigin ne
]kadar
] ]]güzel oldugunu haykirdiginda çocuklarin gülmesini engelledi,
bilezigi
] ]]takti
] ]]ve parfümü bileklerine sürdü. Teddy Stoddard o gün okuldan sonra
] ]]ögretmenine sunu söylemek için kaldi, Bayan Thompson, bugün ayni
annem
] ]]gibi
] ]]kokuyordunuz. Çocuklar gittikten sonra, bayan Thompson en az bir
saat
] ]]agladi.
] ]]
] ]]O günden sonra, okuma, yazma ve aritmetik ögretmeyi birakti. Bunun
]yerine,
] ]]çocuklari egitmeye basladi. Bayan Thompson Teddy'e özel dikkat
gösterdi.
] ]]Onunla çalisirken, zihni canlanmaya basliyor görünüyordu. Onu daha
fazla
] ]]tesvik ettikçe, daha hizli karsilik veriyordu. Yilin sonuna kadar,
Teddy
] ]]siniftaki en zeki çocuklardan biri oldu ve tüm çocuklari ayni
derecede
] ]]sevdigi yalanina ragmen, Teddy onun gözdelerinden biri idi.
] ]]
] ]]
] ]]Bir sene sonra, Bayan Thompson kapisinin altinda Teddy'den bir not
]buldu,
] ]]ona hala tüm yasaminda sahip oldugu en iyi ögretmen oldugunu
söylüyordu.
] ]]
] ]]
] ]]Alti yil sonra Teddy'den bir not daha aldi. Liseyi bitirdigini,
]sinifinda
] ]]üçüncü oldugunu ve onun hala hayatindaki en iyi ögretmen oldugunu
] ]]yazmisti.
] ]]
] ]]
] ]]Bundan dört yil sonra, bazi zamanlar zor geçmesine ragmen okulda
] ]]kaldigini,
] ]]sebatla çalismaya devam ettigini ve yakinda kolejden en yüksek
derece
]ile
] ]]mezun olacagini yazan baska bir mektup aldi. Yine Bayan Thompson'un
tüm
] ]]yasamindaki en iyi ve ne favori ögretmen oldugunu yazmisti.
] ]]
] ]]
] ]]Sonra dört yil daha geçti ve baska bir mektup geldi. Bu kez fakülte
] ]]diplomasini aldiktan sonra, biraz daha ilerlemeye karar verdigini
] ]]açikliyordu. Mektup onun hala karsilastigi en iyi ve en favori
ögretmen
] ]]oldugunu açikliyordu. Ama simdi ismi biraz daha uzundu...Mektup
söyle
] ]]imzalanmisti, Theodore F. Stoddard, MD. (tip doktoru).
] ]]
] ]]
] ]]Öykü burada bitmiyor. Görüyorsunuz, ortaya çikan baska bir mektup
var.
] ]]Teddy
] ]]bir kizla tanistigini ve onunla evlenecegini söylüyordu. Babasinin
]birkaç
] ]]hafta önce vefat ettigini açikliyordu ve evlenme töreninde Bayan
] ]]Thompson'un
] ]]damadin annesine ayrilan yere oturup oturamayacagini soruyordu.
] ]]
] ]]
] ]]Süphesiz Bayan Thompson bunu kabul etti. Ve tahmin edin ne oldu ?
]Taslari
] ]]düsmüs olan o bilezigi takti. Dahasi, Teddy'nin annesinin süründügü
] ]]parfümden sürdü.
] ]]
] ]]
] ]]Birbirlerini kucakladilar ve Dr. Stoddard, Bayan Thompson'un
kulagina
] ]]söyle
] ]]fisildadi, Bana inandiginiz için tesekkür ederim Bayan Thompson.
Bana
] ]]önemli oldugumu hissettirdiginiz ve bir fark yaratabilecegimi
] ]]gösterdiginiz
] ]]için çok tesekkür ederim
] ]]
] ]]
] ]]Bayan Thompson, gözlerinde yaslarla fisildadi, söyle dedi, Teddy,
]yanlis
] ]]seylere sahiptin. Bir fark yaratabilecegimi bana ögreten sensin.
Seninle
] ]]tanisincaya dek, nasil ögretecegimi bilmiyordum.
] ]]
] ]]
] ]](Bilmeyenler için, Teddy Stoddard, Des Moines'teki Stoddard Kanser
]Binasi
] ]]olan Iowa Methodist'te doktordur.)
] ]]
] ]]
] ]]
] ]]Bugün birinin yüregini isitin .... Bunu iletin. Bugün birinin
hayatinda
] ]]bir
] ]]fark yaratmaya çalisin, sadece onu yapin
] ]]
] ]]
INSAN DA ILGI BEKLER
INSANIN BASARAMAYACAGI BIR SEY YOKTUR
YETER KI ONU TESVIK EDEN BIRILERI OLSUN

faateh
30 09 2004, 17:00
Ben aslında ben değilim....

Şunları bir araya toplayayım. Bir güzel muhabbet edelim diye düşündüm. Mutfak işinden de anlarım...
Donattım sofrayı...
Bayağı uğraştım...
Hepsinin, ayrı ayrı ne yemekten, ne içmekten hoşlandığını iyi ilirim...
Bayağı da para gitti. Birinin yediğini öbürü yemez...
Ötekinin içtiğini beriki içmez...
Dört kişilik sofra kurdum.
Mumları da yaktım...
Bak hepsi, Erick Satie severdi...
Hatırladım...
Müziği de ayarladım...
Geldiler...
Yirmi yaşımı, otuz beş yaşımın karsısına oturttum.
Kırk yaşımın karşısına da, ben geçtim...
Yirmi yaşım, otuz beş yaşımı tutucu buldu...
Kırk yaşım ikisinin de salak olduğunu söyledi...
Yatıştırayım dedim, Sen karışma moruk dediler...
Büyük hır çıktı. Komşular alttan üstten duvarlara vurdular...
Yirmi yaşım kırk yaşıma bardak attı...
Evin de içine ettiler...
Bende kabahat. Ne çağırıyorsun tanımadığın adamları evine...

faateh
30 09 2004, 17:00
Kalbinize yakin bulduklarinizi çantada keklik sanmayin.
Sikica asilin onlara, tipki hayata asildiginiz gibi...
Çünkü onlarsiz hayat da anlamsizdir.
Hayatinizi asla aska kapatmayin.
Aski bulmanin en kisa yolu, asik olmaktir, korumanin en iyi yolu ise ona kanat takmak...
Hayati çok hizli kosmayin, nereden geldiginizi ve nereye gittiginizi unutmayin.
Hayatin bir yaris degil, her saniyesinin tadi çikarilmasi gereken güzel
bir yolculuk oldugunu aklinizdan çikarmayin.
Dün tarih oldu... Yarin bir sır...
Bugünün kiymetini bilin.

güzel bir gün dileğiyle...gücünüz sevgi, yolunuz barış olsun.

faateh
30 09 2004, 17:00
Genel kültür olsun diye.. Pearl Harbor'u hatirlarsiniz..
] Bilmeyenlere de geçen yillarda filmi ögretti.
] Japon uçaklari Amerikan donanmasini bir sabah ansizin
] bastilar ve tam 96 zirhliyi batirdilar..
] Oysa Hawaii'deki bu limanda, 97 donanma gemisi vardi..
] Birine dokunmadilar..
] Niye?..
] cunku o geminin tepeden bakilinca bembeyaz gorunen
] guvertesinde bir kizil hac vardi..
] O hastane gemisi idi..
] Bombalar ve kamikazelerle dalan Japon uçaklari hastane
] gemisine dokunmadilar.
] cunku o gemi orada, oldurmek degil, yasatmak icin
] demirliydi..
] Adi Solace..
] Turkcesi Teselli..
] uzuntu azaltan..
] Solace savas boyu Amerikali annelerin uzuntusunu
] azaltti.
] Tam 25 bin genci olumden kurtardi, Amerika'ya tasidi..
] ulke limanlarina her gelisinde, umutla umutsuzluk
] karmasasindaki kafalari ile anneler iskeleye kostular..
] Benim oglum da geldi mi?..
] Savas sonrasi hayatlarini Solace sayesinde kurtaran
] gencler bir dernek kurar ve bir madalya yaparlar..
] uzerinde Solace'nin kabartmasi olan bir madalya..
] Ve bunu gururla takarlar..
] Devlet rahatsiz olur..
] ikinci Dünya Savasi'ndan boyle savas karsiti bir sonuç cikar mi?..
Solace gemisini yok etmeye karar verirler..
] Gemi sapasaglam..
] Piril piril.. Jilet olur mu?..
] Savas sonrasi yere serilmis ekonomi her dolara
] muhtac..
] Uzak bir ulkeye satarlar.. Makyajini degistirip
] bambaska bir amaçla kullanmasi icin..
] O uzak ulke Turkiye..
] Yok yahu!..
] O gemi, unlu Ankara!..
] Hastane gemisinden transfer gezi gemisi Ankara..
] Vay canina!..
] Turkiye, bugun Amerikalilar icin belki de hac yeri
] olacak, Gelibolu'nun Anzaklar'i cektigi gibi bir
] turizm anitina donusecek Solace'nin kiymetini bilmez..
] Sefik Kaptan'la yaptigi Avrupa seferleri dillere
] destan olan Ankara sonunda ihtiyarlar ve jilet
] yapilmak üzere hurdacilara teslim edilir..
] 1980'li yillarin basinda Ankara, izmir'de sokulurken,
] yillarin soktugu bir eski anit da istanbul'da
] dikilmektedir.
] Halic Tersanesi'ndeki corlulu Ali Pasa Camisi'nin
] sadirvani..
] Restorasyon gelir catida takilir..
] cati kursun..
] Kitlik yillari..
] Kursun yok..
] Etibank dahi geri cevirir..
] Kursun yok..
] Sadirvan catisiz kalacak..
] Dort bir yana duyururlar..
] Kimde kursun varsa..
] Aliaga'da Ankara'yi soken hurdacilardan haber gelir..
] Gelin bizde var, alin..
] Bre aman..
] Gemide kursun olmaz..
] Ankara'da niye olsun..
] caresizler ya...
] Gider bakarlar..
] Gercekten Ankara'nin sayisiz kamaralarindan biri,
] tamamen kursunla kapli..
] Niye?..
] cunku burasi Solace'nin rontgen odasi..
] Radyasyonun disari sizmamasi lazim..
] Simdi yolunuz Halic'e duserse, corlulu Ali Pasa
] sadirvanindan bir tas su icerseniz, ya da yuzunuze iki
] avuc su atarsaniz serinlemek icin, unutmayin..
] catisina da bakin..
] Orada, ikinci Dunya Harbi'nde, Pearl Harbor'da
] Japonlar'in batirmadigi tek gemiden bugune kalan son
] izleri goreceksiniz.

Mich35.5
02 10 2004, 17:00
saol faateh, ben cikicam artik..sen kendini deli sanma, bence jelly boyle nokta, virgul mesajlariyla daha cok korkutuyor...

Devlet forumun delilerine sahip ciksin!!!! :D

faateh
02 10 2004, 17:00
Küçük insanların

büyük gölgelerinin olduğu ülkelerde

güneş batmak üzeredir.

faateh
02 10 2004, 17:00
ISTERSEN BURDA OYNAYALIM MICH CUM
NE DERSIN
HEM BUNUN MOTORU 1.4 WE DIESEL
DAHA AZ YAKIYOR :D

faateh
02 10 2004, 17:00
ABICIM JELLY BOY BENIM KLONUM SEN BILMIYON MU YOKSA HEHEHE
ABI SEN CIK ARTIK BIZ DE CIKALIM
GIT BIRAZ MANITA KOWALA FELAN
NE ISN WAR NETTE
SENIN GIBI KARIZMA ADAM YANI
DIIIIIII MI AMA?
BENCE Dİ
:D

faateh
03 10 2004, 17:00
BENCE DE DOGRU TERCIIH
YA SIZ NE DERSINIZ?

Genç bir erkeğin dört kız arkadaşı vardı ve bir turlu hangisiyle evleneceğine karar veremiyordu. En sonunda doğru kararı verebilmek için bir test yapmaya karar verdi. Her birine 1000$ verdi ve bu parayı istediğiniz gibi harcayın dedi..

Birinci kız arkadaşı kendisine yeni elbiseler ve ayakkabılar aldı, kuaföre ve güzellik salonlarına gitti. Genç erkeğe geri geldiğinde söyle dedi: Senin için en güzeli ben olmak istiyorum, çünkü seni seviyorum!

İkinci kız arkadaşı ise genç erkeğin tuttuğu takımın iki kombine biletini, en sevdiği türden bir suru video CD ve bir ay yetecek bira ile geri geldi ve söyle dedi: Bunlar senin için aldığım hediyeler, eminim seni mutlu edecektir, senin mutlu olmanla bende mutlu olacak.

Uçuncu kız arkadaşı ise bu parayla iyi bir yatırım yaptı ve kısa bir sure içersinde para kendini ikiye katladı ve bu parayida çeşitli yatırım alanlarında kullandı. Genç adama geri gelerek söyle dedi:Bana verdiğin parayı birlikte yaşayacağımız mutlu bir gelecek için çoğalttım, çünkü seni seviyorum!

Dördüncü kız arkadaşı ise bu paranın bir kısmıyla bir suru kitap aldı, kalan kısmıyla ise fakirlere yemek dağıttı. Genç adama geri gelerek söyle dedi: Verdiğin paranın bir kısmıyla sana layık olabilmek için bir suru kitap aldım diğer kısmıyla ise senin adına fakirlere yemek dağıttım.

Genç erkek dört kız arkadaşının yaptıklarından çok etkilenmişti. Karar vermek için arkadaşlarının verdiği cevaplar hakkında bir sure düşündü ..... düşündü........... düşündü........... Bu belki de hayatinin en önemli kararı olacaktı..... kolay bir karar değildi.... arkadaşlarının verdiği cevapları bir daha düşündü..... ve en iri göğüslü olanla evlenmeye karar verdi...

faateh
03 10 2004, 17:00
Yaz tatiline çıkan zengin bir aile evlerine göz kulak olması, arada
sırada
]havalandırması için evlerinin anahtarlarını her yıl olduğu gibi
]komşularına bırakmış. Güle oynaya tatile çıkmışlar. Aradan bir iki
hafta
]geçmiş, zengin çiftin dönmesine az bir süre kala komşunun kapısı
çalınmış.
]Kapıda ellerinde şık bir kanepe olan iki adam varmış. Efendim
demişler,
]biz falanca mobilya şirketinden geliyoruz. Komşunuzun bir çekyat
siparişi
]vardı Ancak evde yoklar. Komşu kadın da tatilde olduklarını söylemiş.
]
]Bunun üzerine adamlar Sizde ya da bir başka komşuda anahtar varsa
bırakıp
]gidebilir miyiz? Yardımcı olursanız hem bizi getir ***ür zahmetinden
]kurtarmış, hem de komşunuzun eve geldiğinde çekyatlarını hazır
bulmalarına
]yardım etmiş olursunuz demişler. Kadın önce tereddüt etmiş, ama
sonuçta
]adamlar hem kendi gözetiminde eve gireceklerinden, hem evden bir şey
]almayıp aksine bırakacaklarından kabul etmiş. Adamlar çekyatı bırakıp
]gitmişler.
]
]Ama adamlar 2-3 saat sonra geri gelmişler. Aynı komşunun zilini birkez
daha
]çalmışlar. Bu sefer özürler dileyerek Efendim, çok büyük bir
yanlışlık
]oldu, teslimati yanlış adrese yapmışız, çekyatı geri alabilir miyiz
]demişler. Kadın bilmiş bilmiş Ben zaten bir yanlışlık olduğunu bildim
di
]diyerek komşusunun kapısını bir kez daha açmış. Adamlar binlerce kez
özür
]dileyerek çekyatı alıp gitmişler.
]
]Bizim zengin çift tatilden dönüp evlerine girdiklerinde şok olmuşlar.
]Çünkü, evlerinde yükte hafif pahada ağır ne varsa çalınmış olduğunu
]görmüşler. Zengin çift dikkatsizliği yüzünden komşularını suçlamış ve
kavga
]çıkmış. Olay polise intikal etmiş. Buna benzer vakalarla daha önce de
]karşılaşmış olan polis, durumu hemmen çakmış. Meğerse akıllı hırsızlar
]böyle aileleri yakından takip ederlermiş. Anahtarları kime
verdiklerini çok
]iyi bilirlermiş. Çekyatın içinde hırsızların suç ortağı olurmuş. Tam
truva
]taktigi yani.
]
INSANA OHA DEDIRTECEK OLAY
UYANIK OLMAK LAZIM
ALGILARINIZI ACIN
YAMUGA GELMEYIN
BENDEN SOYLEMESI :D

faateh
03 10 2004, 17:00
BALIN TIBBİ AÇILIMI: Meyve şekeri % 39, üzüm şekeri %
34, su % 18, kamış şekeri % 0.4, protein maddeleri%
0.3, nişasta % 4.8, madeni tuzlar% 0.2, mineral
maddeleri % 1.3, organik asitler % 0.1
Ayrıca, B2, B6, H, C, K vitaminleri, folikasit,
pantotenik asit, uçanyağ, boya maddeleri ve
tatlandırıcı içerir.

Balın kalitesi alındığı bitkilere göre değişir, en
kaliteli bal çiçekbalıdır. Memleketimizde ise yaylanın
yüksekliği ve çiçek çeşidinin bolluğu ile tanınan
ANZER balı çok kıymetli ve çok şifalı olduğuna
inanılır.Yine Siirt Pervari'nin Karakovan balı,
Hakkari Yüksekova'nın balı, Ardahan, Erzurum, Bingöl,
Sivas çiçek balları fabrikasyon (şeker yedirerek
yapılan) değilse kıymetlidir.
Çam balı, Kestane çiçeği balı (deli bal), Ayçiçek
balı, en çok bulunan ballardır.
Balın en iyisi, saf, temiz, yumuşak ve güzel kokulu,
dağlarda ve ağaçlarda olan kovanda olandan daha
kıymetlidir.

*Mideye kuvvet verir, midedeki fazlalıkları dışarı
atar. Sindirimi kolaylaştırır, sindirim organlarının
düzenli çalışmasını sağlar. Hazmı gerektirmediği için
kolayca kana geçer, baldaki şeker emilimi en kolay
olan şekerdir.

*Kabızlık vakalarında sıcak bal, ishalde ise soğuk bal
şerbeti çok faydalıdır. Bal şerbeti karın ağrısını
dindirir.

*Kansızlığı ve zaafı giderir. Hastalıktan yeni
kalkmışlara kuvvet verir.

*Şerbeti içilirse damarları açar, kalp adalesine
faaliyet ve zindelik verir, kalp hastalıklarına
faydalıdır, diğer şekerlerin aksine, oksijen ile
reaksiyona girdiğinde tam bir yanma meydana geldiği
için kanda daha az atık madde bırakır.

*Romatizmal hastalıklarda haricen kullanmak hastayı
kısa sürede iyileştirir, romatizmalı yeri arıya
sokturmakta faydalıdır, hafif ateşte ısıtılmış bal
mumu ağrıyan bölgeye bağlanırsa iki üç saat sonra ağrı
ve iltihabın geçtiği görülür.

*Alerjik vakalarda, özellikle bahar alerjisine
yakalanan kişiler hangi koku ve tozun kendilerinde
alerji yaptığını bilir veya bulursa o çiçek balını ya
da bal şerbetini yerlerse giderir.

*Bal ısıtılıp buharı buruna çekildiğinde, hastanın
ağrı ve sızısı birkaç dakika sonra dinmeye başlar.

*Özellikle Deli Bal (Kestane-Kekik balı) yüksek
tansiyonu düşürücü etkiye sahiptir. 1günde 1 şeker
kaşığından fazla yenmemesi gerekir. Fazla yenirse
tansiyonu fazla düşürür, çarpar.

*İhtiva ettiği A, B, C ve diğer vitaminler ve
minerallerle insana zindelik verir. Zekanın
açılmasında; Bal, ceviz, fıstık yenmesi iyi gelir.
*İştahı açar. 1 su bardağı ılık suya 1 tatlı kaşığı
süzme bal ve kahve kaşığı çörek otu konup karıştırılır
günde 1 kere içilir.

*Diğer tatlı ve meyvelerin zıddı bal dişleri ve diş
etlerini temizleyip parlatan bir macundur. Dişleri ve
dişetlerini mikroplardan korur, ağızdaki yaraları
tedavi eder. Şeker veya meyve yense ağız fırçalanmasa
dişte feaftün (koku) olup diş çürür. Bal ise diş
temizliğinde de kullanılmıştır.

*Alaca hastası olanlar en az 2-3 ay sabah aç karnına 1
su bardağı bal şerbeti içerlerse fayda görürler.

*Ilık çam balı günde sabah ve akşam 1'er su bardağı
içilirse zayıflatır.

*Balgamı keser, vucudun pis rutubetini giderir. Bal,
karaciğeri ve göğsü temizler. Bal şerbetinin hem tatlı
hem soğuk olması sağlığı koruma açısından çok
faydalıdır. Karaciğer ve kalp soğuk ve tatlı gıdayı
sever.

*Nar suyuna karıştırılır göze sürme gibi çekilirse
gözün keskin görmesini sağlar.

*İdrar söktürür, mesane yollarını temizler. İdrar
yolları iltihaplarında; Bal 750 gr, turp tohumu 450 gr
karıştırılarak yenir.

* Bal yatağını ıslatan çocuklar içinde faydalıdır.
Çocukların ishalinde; Gül çiçeği yaprağı ile
karıştırılır, çay gibi kaynatılıp içilir.

*Bal limonla veya sütle içilirse nezle için çok
faydalıdır. Boğaz iltihabında (faranjit-anjin)
1 bardak kaynak suya, 1 tatlı kaşığı bal konup
karıştırılır. Ilık ılık gargara yapılır.

*Zatürede; Arpa suyu balla tatlandırılıp içilir.
Mersin yaprağı kaynatılıp suyu balla içilir.

*Bal gül ile karıştırılıp sabah akşam yenirse Vereme
faydalıdır. Zatülcenp te (akciğer zarları arasına su
toplanması)
Udihindi ve dere otu suyu balla tatlandırılarak
içilir.

*Bal, zeytinyağı ve gres yağıyla karıştırılıp yanan
yerlere sürülürse acı, sızı çekilmez yanık kısa sürede
iyileşir, yanık izi kalmaz.Yanıklarda; Bal veya tahin
de sürülür.

*Bal, vücutta olan varis ve varis yaralarına masaj
yapılarak sürülürse çok faydalıdır.

*Balla salatalık rendelenerek yenirse susuzluğu
giderir. Kanı temizler, sarılığı kısa sürede
iyileştirir.

*Bal mumundan bir miktar alınıp balla birlikte birkaç
gün ağızda sakız gibi çiğnenirse burun tıkanıklığı ve
bundan dolayı meydana gelen terlemeyi giderir.

*Bal iyi bir koruyucudur. Bal ilaçların içine katılır,
ilacı güzelleştirir, zararlarını nötüre eder. Ömrünün
üç bin yıl olduğu ifade edilir. Taze et balın içinde
saklansa üç ay bozulmadan durur.Taze sebze ve meyveler
balın içinde 6 ay bozulmadan saklanır.Zira balda 6
çeşit koruyucu sistem vardır.

*Köpek ısırmalarına yılan, akrep sokmasına
faydalıdır.Zehirlenmelerde; 1 kaseden büyükçe olarak
içilir.

*Vücut bal ile ovulurduğunda cilt yumuşar, bitleri
öldürür. Saça sürülürde saçları yumuşatır, besler,
uzatır.

* Her gün bir su bardağı ılık bal 1 şeker kaşığı
sirke, 1 şeker kaşığı çörek otu ilave edilip içilirse
balın safraya verdiği zarar sirkeyle giderilir,
sirkenin bakteri öldürme özelliği, çörek otunun genel
olarak tedavide kullanımı balın şifasıyla birleşir,
vücudu hastalıklardan korur ve kuvvetlendirir.
Yukarıda saydığımız faydalar hemen bir iki kere
kullanmakla görülmez. Uzun süre kullanılmalıdır.

*UYARI: Balın yan tesiri hemen hemen yoktur. Fazla
yenmesi safra için zararlıdır.Biraz sirke katmak bu
zararını telafi eder. Deli bal tansiyon düşürür, fazla
yenilince çarpar, hastanelik eder 1 şeker kaşığından
fazla yenilmemesi tavsiye edilir.
BAL YIYIN BAL GIBI OLUN
BAL GIBISI WAR MI BE YAW
SIMDI KOWANLARIN TOPLANMA ZAMANI WALLA
IYI BALLAR CIKAR YAGMURLAR BASLAYINCA

faateh
03 10 2004, 17:00
]] ] ] ]
]] ] ] ] ] ]
]] ] ] ] ] ] Kucuk Emrah filmlerinden kopartan replikler
]] ] ] ] ] ]
]] ] ] ] ] ] 1) Anne dedigin sever! anne dedigin oksar! ama seeen...
]] ] ] ] ] ]******suuuun
]] ] ] ] ] ]
]] ] ] ] ] ] 2) - yememeliyiz abicim o etleri, yememeliyiz...
]] ] ] ] ] ] - evet kardesim, yemeyecegiz o etleri
]] ] ] ] ] ]
]] ] ] ] ] ] 3) sema biz eskiden cok fakirdik.dedem oldu bi helva
]]bile
]] ] ] ] ] ]kavuramadik iki
]] ] ] ] ] ] yumurta kirdik komsulara dagittik..
]] ] ] ] ] ]
]] ] ] ] ] ] 4) anamiz ****** oldu gulcan
]] ] ] ] ] ]
]] ] ] ] ] ] 5) Emrah:-amaa, amaa nuri amca ben seni baba
]]bilmistim.
]] ] ] ] ] ] Nuri alco:-iste simdi gercekten baban oldum.
]] ] ] ] ] ]
]] ] ] ] ] ] 6) Emrah ve bir arkadasi alaturka seklinde bir
]]genelevin
]] ] ] ] ] ]karsisinda
]] ] ] ] ] ] cokmuslerdir ve iceri giren cikan kadinlara
]]bakmaktadirlar
]] ] ] ] ] ] Emrahin kankasi: off su yavrulara bak ya...
]] ] ] ] ] ] Emrah: oyle deme... benim annemde onlardandi, oda onlar
]] ] ] ] ] ]gibi calisti
]] ] ] ] ] ] Emrahin kankasi bir an dumur olmustur toparlama ugruna
]]ee
]] ] ] ] ] ]sey
]] ] ] ] ]abi
]] ] ] ] ] ]pardon
]] ] ] ] ] ] abi diye kivirmaya calismaktadir
]] ] ] ] ] ] Emrah: onemli degil, onemli degil dostum...
]] ] ] ] ] ] [ordan bir yasli adam gecmektedir ve gecerken emraha
]]bakar]
]] ] ] ] ] ] Emrah: n'oldu amca... hicmi ****** cocuu gormedin?
]] ] ] ] ] ]
]] ] ] ] ] ] 7) emrah calistigi torna atolyesinden donmektedir,
]] ] ] ] ] ]mahallenin esnafi
]] ] ] ] ] ] alacaklarini tahsil edemedikleri icin emrah'in
]] ] ] ] ] ] donusunu beklemektedirler.sokagin basindaki manav
]]emrah'i
]] ] ] ] ]gorur ve
]] ] ] ] ] ] olaylar gelisir:
]] ] ] ] ] ] -borcumu odeyecem demistin?
]] ] ] ] ] ] - oduyceem
]] ] ] ] ] ] - cok sikisiksan..anan odesin
]] ] ] ] ] ] - huleaaaan
]] ] ] ] ] ]
]] ] ] ] ] ] 8) bu kizlarin hepsi sana hasta emrah
]] ] ] ] ] ] - oyle deme cem
]] ] ] ] ] ] -nasil diyim emrah.
]] ] ] ] ] ]
]] ] ] ] ] ] 9)kucuk emrah kahvede oturmaktadir. kahveye bir eleman
]] ] ] ] ] ]dalar.bagirir:
]] ] ] ] ] ] -emrah yetis anneni ...yorlar..!
]] ] ] ] ] ] - genemi yaaa......
]] ] ] ] ] ]

faateh
04 10 2004, 17:00
Bahşiş verme konusunda en cömert ünlü Frank Sinatra'ymış. Özellikle yanında güzel bir kadın varsa, eli iyice bol olurmuş. Hatta böyle zamanlarda aynı garsona bir kaç kez yüksek bahşiş verdiği bile olurmuş. Sinatra'nın verdiği bahşişler kulaktan kulağa yayılarak efsane halini almış.

Bu hikayelerin en bilineni ise şuymuş: Bir gece Sinatra yanında güzel bir kadınla bahşiş dağıtarak gazinodan çıkmış. Arabasını teslim ettiği park görevlisine Şimdiye kadar en çok ne kadar bahşiş aldın? diye sormuş. 100 dolar cevabını veren görevliye 200 dolar vermiş. Tam arabasına binecekken, dönüp Peki 100 doları veren kimdi demiş. Otopark görevlisi kocaman bir gülümsemeyle yanıtlamış O da sizdiniz Bay Sinatra!
:D

faateh
04 10 2004, 17:00
ınsaa way anasını dedırtecek bır olay
okuyun bakın
ABD'de UFO gördüğünü iddia eden insan sayısı kadar Elvis Presley'in ölmediğini, hatta onu orada burada gördüklerini iddia eden insan vardır. Ancak yakın zamana kadar Elvis'in neden ölü numarasına yattığı konusunda bir açıklama yoktu. Meğerse, Elvis çok önemli bir cinayetin -muhtemelen politik bir suikastin- görgü tanığıymış. Bu nedenle FBI tarafından tanık koruma progr***** alınmış.

Kral halen Amerika'nın ücra bir kasabasında tonton bir ihtiyar olarak yaşamını sürdürüyormuş. Bu kadar çok insanın Elvis'i gördüğünü iddia etmesinin sebebi de böylece anlaşılmış. Çünkü tanık koruma progr***** göre, tanıklar uzun süre aynı yerde yaşamazlar, sürekli mekan değiştirirlermiş

faateh
04 10 2004, 17:00
Kendi ağırlıklarının 50 katını kaldırabilirler

Kolonilerine taşıdıkları yapraklarla mantar yetiştirerek bir çeşit tarım yapabilirler

Karıncalar kestikleri yaprakları sal yaparak suda hareket edebilirler.

Karıncalar uyumazlar.

Karıncanın beyninde 500.000 sinir hücresi vardır.

Vucutlarındaki antiseptik salgıdan dolayı hasta olmazlar.

Karıncalar arasında sürekli bir iletişim vardır, kolonideki bütün karıncalar birbirini tanır.

Karıncalar antenlerini hareket ettirerek kendilerine özgü bir dil konuşurlar.

Genç ve deneyimsiz karıncalar yuvanın temizliğini ve yavruların bakımını üstlenirken, deneyimli ve yaşlı olanlar besin sağlama ve avcılık görevini üstlenirler.

Karıncalar buldukları besini tek başlarına yemezler.Besini yuvalarına taşıdıktan sonra paylaşırlar.

Yuvaya dışardan bir saldırı geldiğinde bütün karıncalar savaş düzenine geçer.

Kolonideki hiçbir karınca diğer karıncaya saldırmaz

Kolonideki hiçbir karınca aç kalmaz.

spy-s
05 10 2004, 17:00
bu fikra cok iyiydi faateh :D kendi bankasinda hesap haa :D

faateh
05 10 2004, 17:00
]Basit yaşayacaksın, basit.
]Mesela susayınca su içecek kadar basit...
]Dört çıkacak, ikiyle ikiyi çarptığında.
]Tek düğmesi olacak elindeki cihazın;
]Tek bir düğme, tek bir cümle gibi...
]Sevince lafı dolandırmadan söylediğin Seni Seviyorum gibi.
]Basit bir öpücük yetecek sana...
]Basit, sıcak bir öpücük; ve o öpücükle dolacak tüm günlerin, tüm
düşlerin. O öpücük için yapacaksın hayatının kavgasını,
]Öpücük için yiyeceksin, hayatının dayağını.
]Kabak çekirdeği verecek, sana rakamların veremediği mutluluğu.
]El yazısıyla yazılmış, eğri büğrü bir mektup olacak,
]En değerli kağıdın, hep yanında taşıdığın, atmaya kıyamadığın.
]İki harekette giyiniverecek, iki harekette soyunuvereceksin.
]Kısacık olacak uyanman ve yola çıkman arasında geçen süre;
]Kısacık olacak sıcacık kollara dolanman ve
]Kendin bile anlayabileceksin yazdıklarını; bakışların bile
anlatabilecek kendini.
]Beklentilerin de basit olacak, Kaf Dağı'nın önünde bekleyecek
mutluluklar. Bir ıslıkta bulabileceksin en uzun dostluk romanını;
]Ya da bir damla gözyaşı yaşatacak sana en ucuz romanını;
]Pankreasının sağlığına dua edeceksin kapatırken gözlerini.
]Zafer işareti yapacaksın tuvaletten çıkarken.
]Bir kaşarlı tost olacak aradığın, nasıl oturacağını bilemediğin
sofrada, Parmakların en kıymetli çatalın, yine, aynı parmaklar çözecek en
karmaşık denklemleri.
]İskender'in kılıcı duracak, avukat rehberinin yanında.
]Bir filarmoni orkestrası veremeyecek sana, kontraplak bir gitarda
doğru basılmış bir fa diyezin mutluluğunu,
]Makyajı, ilk asına kadar bilmen yetecek, temizlik kokacak en pahalı
parfümün.
]Bilmiyorum diyebileceksin bilmediğinde ve çok normal olacak
]bilemeyişin.
]Tek dereden su getirmen yetecek, bir istemiyorum diyebilmeye,
]Ne durduğu farketmeyecek abanın altında.
]Saatin, sadece saati gösterecek,
]Telefonunu sadece telefon etmek için kullanacaksın,
]Küçük bir not defteri olacak, bilgini en hızlı sayan.
]Basit yaşayacaksın, basit.
]Sanki yaşamın bir gün sona erecekmiş gibi basit...
]
]ÇAY, SİMİT VE PEYNİRLE...

faateh
05 10 2004, 17:00
]]YARALARA DAİR
]]
]]
]]Yaşlı ve çirkin bir tüccar; karşılığını parayla ödeyeceği zevk
]]gecesi
]]için
]]olağanüstü güzel, ama taş kalpli bir fahişeye gitmiş...
]]Sabaha karşı, yaşıl adamın uykuya dalmasını fırsat bilen genç
]]kadın,
]]soyguncu dostlarını çağırmış.
]]Ne var ki tüccar, tilki uykusundan firladığı gibi olanca gücüyle
]]karşı
]]koymaya, dovüşmeye başlamış. Haydutlar hem kalabalık, hem de
]]işinin
]]ehliymiş.
]]Onu kolayca köşeye sıkıştırmışlar. Ancak ne kadar vururlarsa, bu
]]zayıf ve
]]çirkin bedende yara açılmadığını, can alıcı darbelerin hiç iz
]]bırakmadığını görmüşler...
]]Bıçaklarını, kılıçlarını çekmişler...
]]Ancak en keskin bıçak, en acımasız kılıç bile tüccara hiç bir şey
]]yapamıyormuş....
]]Sonunda korkup kaçmışlar.... Dövüşü izleyen kadın, yaşlı adamın
]]mucizevi
]]gücünden etkilenmiş, bir kez daha -ama bu kez aşk adına- tüccarla
]]
]]sevişmek
]]istemiş.
]]Onu hayranlıkla, arzuyla, şefkatle okşamaya başlamış...
]]Gelgelelim güzel kadının her dokunuşunda tüccarın bedeninde yeni
]]bir
]]yara
]]beliriyormuş. Dövüşün, darbelerin, bıçakların, kılıçların açtığı
]]yaralarmış
]]bunlar... İçten bir ilgi ve şefkat görene dek gizli kalmışlar.
]]Sonunda
]]tüccar kanlar içinde kadının kollarına yığılmış, olmuş....
]]
]]Tam bu türden hayatlar yaşamıyor muyuz ? Aşktan bunca korkmamız
]]bu
]]yüzden
]]değil mi ?
]]Kimsenin kollarında yığılıp can vermek istemiyoruz.
]]Çünkü zaten, her yanımız kılıç yaralarıyla dolu.
]]Ama bir şekilde kapanmış,kabuk bağlanmış yaralar onlar....
]]Nasıl yapmışsak yapmışız üstesinden gelmişiz...
]]Ama biri, kabuk tutmuş yaraları okşamaya başladığında, cırt diye
]]açılıveriyor ve oluk oluk kanama başlıyor yeniden....
]]Birine teslim olduğumuzda, anlatmaya başladığımızda, içimizi
]]döktüğümüzde
]]bedenimiz ve ruhumuz kan içinde kalıveriyor....
]]
]]O yüzden değil mi içimizi tutmamız?
]]Birisine teslim olmaktan korkmamız? Ortalıkta tedirgin ve gergin
]]dolanmamız?
]]Anlatsam mı, anlatmasam mı? kararsızlığımız
]]Bu sevgi beni acıtır mı? kuşkularımız....
]]
]]Her zaman seni üzecek birileri olacaktır. Yapman gereken
]]insanlara
]]güvenmeye devam etmek, kime iki defa güveneceğini iyi seçmek....
]]
]]
]]Gabriel Garcia Marquez
]]

faateh
05 10 2004, 17:00
Temel yaklasir kadina, sorar :

- 'Benimle bi yemek yemek ister misiniz ?'

- 'Bahse girerim su kapidaki Mercedes sizin degil'

- 'Degildir'

- 'Soyle iyi durumda bir banka hesabiniz da yoktur sanirim'

- 'Yoktur'

- 'Karadeniz kiyilarinda soyle iki katli bir ciftlik eviniz de yoktur heralde'

- 'Yoktur'

- 'Hadi o zaman cek arabani!'

Temel boynu bukuk doner Cemal'in yanina :

- 'Ula Cemal, benim Limuzini sana versem Mersedesini bana verirsin?'

- 'Veririm Temel'im'

- 'Bi telefon etsem kendi bankamda bana hesap acarlar mi ?'

- 'Acarlar Temel'im'

- 'Tamam o da kolay da, heralde bizim peder ucuncu kati yikmama izin vermez'

faateh
05 10 2004, 17:00
faateh ı takıp etmeye dewam edın :D

Çok karizmatik ve yakışıklı bir adam yanında bir devekuşuyla
]bara
] ] ] girmiş,
] ] ] ] ] herkes şaşkın falan öööle adama bakıyolar, adam bara yanaşmış:
] ] ] ] ]
] ] ] ] ] - Barmen bana bi viski, onada büyük bi bardak su.
] ] ] ] ]
] ] ] ] ] Barmen talepleri yerine getirmiş, bi tek, iki tek, saatler
] ]ilerlemiş,
] ] ] ] ] adam:
] ] ] ] ]
] ] ] ] ] - Hesap lütfen! demiş.
] ] ] ] ]
] ] ] ] ] Barmen hesap pusulasını uzatmış, adam elini cebine atmış,
]parayı
] ] ] ] ] çıkartmış, tam hesapla aynı. Ertesi gece adamımız geri gelmiş,
] ]yanında
] ] ] ] ] tabii devekuşuda var;
] ] ] ] ]
] ] ] ] ] - Barmen bana bi viski, onada büyük bi bardak su.
] ] ] ] ]
] ] ] ] ] Barmen istediklerini vermiş, bi tek iki tek, saat geç olmus,
]adam
] ] ] hesabı
] ] ] ] ] istemiş, barmen hesabı göstermiş. Adamımız elini cebine atmış,
] ] ] çıkartmış,
] ] ] ] ] tam hesap miktarı. Barmen şaşkın ama nafile. Bikaç gece sonra
] ]adamımız
] ] ] ] ] devekuşuyla beraber geri gelmiş. Barmenin içi içini yiyo.
]Adam:
] ] ] ] ]
] ] ] ] ] - Bana bi viski, ona da su ver.
] ] ] ] ]
] ] ] ] ] Barmen emre amade, yerine getirmiş, gece ilerlemiş, adamımız
]hesabı
] ] ] ] ] istemiş, barmen bol küsüratlı saçmasapan bi miktarı hesap
]olarak
] ]adama
] ] ] ] ] vermiş. Adam elini cebine atmış, çıkartmış, yine tam hesap.
]Barmen
] ] ] ] ] oynatmak üzere. Dayanamamış:
] ] ] ] ]
] ] ] ] ] - Beyfendi bi süredir barımıza gelip gidiyorsunuz, kusura
]bakmayın
] ]ama
] ] ] ] ] bişey sormak istiyorum, yoksa kafayı yiycem. Her gece
]cebinizden
] ]çıkan
] ] ] ] ] para hesapla kuruşu kuruşuna aynı oluyo. Bunu nasıl
] ]başarıyorsunuz?
] ] ] ] ] Adamımız gülümsemiş:
] ] ] ] ]
] ] ] ] ] - Bi gün karşıma bi cin cikti, üç dileğimi sordu. İlk olarak;
] ] ] karizmatik
] ] ] ] ] ve yakışıklı bi tipim olmasını istedim. İkinci dileğimde, ne
]almak
] ] ] ] ] istersem isteyim, elimi cebime attığımda parası aynen cebimden
] ]çıksın
] ] ] ] ] istedim.
] ] ] ] ]
] ] ] ] ] Barmen:
] ] ] ] ]
] ] ] ] ] - Peki kızmayın ama bu kuş ne iş?
] ] ] ] ]
] ] ] ] ] Adamımız:
] ] ] ] ]
] ] ] ] ] - Onu hiç sorma, son dilegim; beni hiç bırakmıycak uzun
]bacaklı bi
] ] ] ] ] piliçti. Yanlış anladı şereffsizz.

faateh
05 10 2004, 17:00
arkadasın tekı ıs baswurusu yapmıs
ıse alınmayacagı besbellı abuk subuk sorular sormuslar.. we hıkayeyı dınleyelım:
Adamin biri is muracaatina gitmis. Bir gurubun onunde gorusmeye almislar
] Simdi sana bazi sorularimiz olacak bakalim bile bilecek misin? demisler.
] Adam da sorun? demis..
] -Yolcu tasir, karayolunda gider, sofor kullanir bil
] bakalim bu nedir??
] Adam dusunmus ve yolcu otobusu demis.
] -Tamam dogru ama hangi marka, Mercedes var, Mitsubishi var di mi?
] Bilemedin ama sana bir sans daha verecegiz demisler?
] Soyle bakalim havada yolcu tasir, pilot kullanir bu nedir?
] Adam hemen cevaplamis: -yolcu ucagi. demiş.
] -Tamam ama demisler Boeing var Airbus var di mi hangisi?
] Bunu da bilemedin diyip is gorusmesini bitirip olmusuz maalesef diyerek,
adami gonderirlerken, adam
] donmus demiskiBir soru da ben sorabilir miyim??
] -Tabi buyur sor bu en dogal hakkin demisler
] Adam: Kadinlarin iki bacagi arasinda bulunur, uremeye yarar nedir bu?
demis
] Ordakil er hemen herkes o malum kelimeyi soylemis.
] Adam : -tamam bildiniz ama ananizinki var ebenizinki var di mi hangisi? :D
benCE de Dİ... :)

faateh
05 10 2004, 17:00
Sonbaharda, kizilderililer seflerine kisin soguk gecip gecmeyecegini
] sormuslar. Herhangi bir fikri olmayan sef, kisin soguk gececegini ve
] hazirlanmak icin odun toplamalari gerektigini soylemis. Iyi bir onder
] olan sef, en yakin telefon kulubesine gittikten sonra Ulusal Hava
Durumu
] Servisi'ni arayip sormus:
] * Kis soguk mu gececek?
] Telefondaki adam:
] * Evet, bu kis epey soguk olacak.
] Sef, koye geri donup odun toplama isini hizlandirmis.Bir hafta
sonra,
sef
] tekrar Ulusal Hava Durumu Servisi'ni aramis:
] * Kis cok mu soguk gececek?
] Telefondaki adam:
] * Evet, bu kis gercekten oldukca soguk olacak.
] Boylelikle sef geri donup adamlarina bulabildikleri butun odun
] parcaciklarini dahi toplamalarini soylemis. Bir hafta sonra, sef
tekrar
] Ulusal Hava Durumu Servisi'ni aramis:
] * Bu kisin cok soguk gecegine kesinlikle emin misiniz?
] Telefondaki adam:
] * Kesinlikle, kizilderililer deli gibi odun topluyor.
]
ISIN EHLINE SORMAK LAZIM AMA ISIN EHLI KIM
TAWUK MU YUMURTADAN CIKTI YOKSA YUMURTA MI TAWUKTAN
MUHIM MESELE :D

faateh
05 10 2004, 17:00
] ] ] Yasamaya zaman ayirin,
] ] ] Zira zaman bunun icin yaratilmistir.
] ] ]
] ] ] Calismaya zaman ayirin,
] ] ] Basarinin bedeli budur.
] ] ]
] ] ] Dusunmeye zaman ayirin,
] ] ] Guclu olmanin kaynagi budur.
] ] ]
] ] ] Cevrenize nazik davranmaya zaman ayirin,
] ] ] Mutluluga giden yol budur.
] ] ]
] ] ] Etrafiniza bakmaya zaman ayirin,
] ] ] Gunler bencilliginize yetmeyecek kadar kisadir.
] ] ]
] ] ] Gulmeye zaman ayirin,
] ] ] Ruhunuzun muzigi budur.
] ] ]
] ] ] Cocuklarinizla oynamaya zaman ayirin,
] ] ] Zevklerin en buyugudur.
] ] ]
] ] ] Terbiyeli olmaya zaman ayirin,
] ] ] Insan olabilmenin sembolu budur.

faateh
05 10 2004, 17:00
Her aksam yatmadan once tanriya bana bir bisiklet vermesi icin dua ederdim.

Bir gun tanrinin calisma tarzinin bu olmadigini anladim.

Ertesi gun gittim kendime yeni bir bisiklet caldim

ve

her aksam yatmadan once Tanriya gunahlarimi affetmesi icin dua ettim.
AL CAPONE
NASIL GANGISTER OLUNURA BELKI ILHAM OLUR

djuan
07 10 2004, 17:00
<< Her aksam yatmadan once tanriya bana bir bisiklet vermesi icin dua ederdim.
Bir gun tanrinin calisma tarzinin bu olmadigini anladim.
Ertesi gun gittim kendime yeni bir bisiklet caldim
ve
her aksam yatmadan once Tanriya gunahlarimi affetmesi icin dua ettim.

AL CAPONE

NASIL GANGISTER OLUNURA BELKI ILHAM OLUR ]]wowwww superdi yaw... yarın gidip banka soyim en eyisi...

faateh
07 10 2004, 17:00
Polis Bastı


Diyarbakir'da bir ogrenci evi emniyet gücleri tarafindan basilir.
Bir sürü kitap toplanir, ogrenciler kaygili beklemekte.
Kayda deger pek birsey yok. Duvarda da Marx'in resmi.
Polislerden biri, ogrencinin birine sorar.
Ula bu kimin resmidir?
Cocuk korkarak icinden Zictik da ne zictik diye düsünür.
Dedemin resmi diye cevap verir.
Polis dislerini sikar, cocugun ensesine bir tokat atar,
Ula utanmisan pezevenk, bele nur yüzlü, ak sakalli bi deden var,
kalkmissan komonistlik yapisen....

faateh
07 10 2004, 17:00
Birgün ormancinin biri dallari nehrin üzerine sarkan agacin dallarini
]keserken baltasini suya düsürür. aman tanrim diye bagirdiginda
tanri belirir ve ne diye bagiriyorsun? der. ormanci baltasini suya
düsürdügünü ve yasamini sürdürebilmek için o baltaya ihtiyaci
oldugunu söyler. tanri suya dalar ve elinde bir altin balta ile
tekrar belirir. baltan bumuydu? diye sorar. ormanci hayir diye
cevaplar. tanri suya tekrar dalar ve bu sefer elinde gümüs bir balta
ile tekrar belirir ve yine sorar. baltan bu muydu? ormanci yine
hayir diye cevaplar. tanri suya tekrar dalar ve bu sefer elinde
demir bir balta ile tekrar belirir ve yine sorar. baltan bu muydu?
ormanci evet der. ormancinin dürüstlügü tanrinin çok hosuna
gider
]ve baltalarin üçünü de kendisine verir.
]ormanci mutlu bir sekilde evine döner. bir zaman sonra ormanci
esiyle birlikte nehir boyunca yürürken karisi suya düser. ve ormanci
aman
tanrim
]diye bagirir. tanri yine belirir ve sorar. ne diye
bagiriyorsun? ormanci karim suya düstü der. tanri suya dalar ve
jennifer lopez le birlikte
geri
]döner. senin karin bu mu? diye sorar. ormanci evet der.
tanri sinirlenmistir. yalan söylüyorsun. gerçek bu degil der.
]
]ormanci özür dilerim tanrim. ortada bir yanlis anlasilma söz
konusu. eger jennifer lopez için hayir deseydim bu sefer catherine
zeta-jones ile geri dönecektin. o na da hayir deseydim karimla
dönecek ve her üçünü de bana verecektin. tanrim... ben fakir bir
adamim ve üç karimin sorumlulugunu tasiyabilecek durumda degilim.
jennifer lopez e evet dememin sebebi
budur.
]bu hikayeden alinacak ders : ne zaman bir erkek yalan söylüyorsa
bunun iyi ve saygin bir nedeni vardir ve bu baskalarinin yarari
içindir.
]
]Kendimiz için bisey istiyosak ekmek musaf çarpsin!!!

faateh
07 10 2004, 17:00
Yeni evli çift sabah uyanırlar, yatakta muhabbet başlar, Kadın sorar kocasına;
-Ya senin ayakların neden bu kadar büyük?.
-Çocukluğumda çok yalın ayak gezdimde ondan.
Peki ya, kafan neden bu kadar iri?
-Çocukluğumda hiç şapka giymezdimde, ondan.
Kadin bir süre düşündükten sonra:
-Vah Vah! , ne olurdu çocukluğunda birazda külotsuz gezseydin :D

faateh
08 10 2004, 17:00
BİR GÜN MUSA İBADETİNİ BİTİRDİKTEN SONRA BİR AĞACIN ALTINA OTURUR.
] HEMEN YAKININDAKİ ÇEŞMEYİ SEYREDERKEN
]ATLI BİR SAVAŞÇININ ÇEŞMEYE GELDİĞİNİ GÖRÜR.
]SAVAŞÇI SU İÇMEK İÇİN EĞİLDİĞİNDE BOYNUNDAKİ ALTIN KESESİ ISLANMASIN
DİYE
] ÇIKARIR ÇEŞME BAŞINA BIRAKIR.
]SUYUNU İÇTİKTEN SONRA ALTIN KESESİNİ UNUTUR VE YOLUNA DEVEM EDER.
]HEMEN ARKASINDAN HOPLAYA ZIPLAYA BİR ÇOCUK GELİR.TAM SU İÇEÇEKKEN
ALTIN
] KESESİN FARK EDER VE HİÇ DÜŞÜNMEDEN ALIR.VE UZAKLAŞIR.
]ÇOCUĞUN ARKASINDAN ÇOK YAŞLI BİR İHTİYAR İNLEYEREK SU İÇMEYE GELİR.
]BU ARADA ALTIN KESESİNİ SU BAŞINDA UNUTAN SAVAŞÇI KESEYİ ALMAK İÇİN
] ÇEŞMEYE DOĞRU YAKLAŞIR.
]FAKAT ÇEŞME BAŞINDA HİÇ BİR ŞEY BULAMAZ.
]YANINDAKİ YAŞLI ADAMIN BOĞAZINA SARILIR VE ALTIN KESESİNİ VERMESİNİ
İSTER
]İHTİYAR NE KADAR BEN ALMADIM DESE DE SAVAŞÇIYI İKNA EDEMEZ.
]İYİCE SİNİRLENEN SAVAŞÇI KILICINI ÇEKER VE YAŞLI ADAMI ORCIKTA
ÖLDÜRÜR.
]OLAN BİTENİ GÖREN MUSA 'EY RABBİM BU NASIL BİR ADALETTİR'DER
] BEN HİÇ BİR ŞEY BİLMİYİYORUM.
]SENİN İŞİNE SUAL OLMAZ AMA BEN ANLAMADIM DER.
]BU İSYANA BENZER AÇIKLIKTA Kİ SÖZLERE KARŞILIK RAB ŞÖYLE SESLENİR.
] 'EY MUSA BEN SANA BENİM İŞLERİMİ ANLAYACAK KADAR AKIL VERMEDİM Kİ
SEN
] BENİM HAKKIMDA YORUM YAPIYORSUN.
] AMA KALBİNİN YATIŞMASI İÇİN GERÇEK ŞUDUR.
]SAVAŞÇI O KÜÇÜK ÇOCUĞUN BABASININ MALINI YAĞMALAMIŞTI.
]ÖLEN İHTİYAR İSE GENÇLİĞİNDE ÇOK GÜÇLÜ BİR ADAMDI AMA BİR HİÇ UĞRUNA
BİR
] KÖYLÜYÜ ÖLDÜRMÜŞTÜ.
] O İHTİYARI ÖLDÜREN SAVAŞÇI İŞTE O KÖYLÜNÜN OĞLUDUR'
]EY BENİM GAFİL KULUM ŞİMDİ TÖVBE ET ÇÜNKİ BENİM ADALETİM İŞTE BU KADAR
] AÇIKTIR
]

faateh
08 10 2004, 17:00
Hazır mısınız? Bir meslek tarif edeceğim size, kuralları şöyle:

1) İki kişi arasında geçer.

2) Son derece mahremdir.

3) Viziteyle peşin para kazanılır.

4) Muameleniz iyiyse, müşteri memnun kalır, tekrar tekrar gelir;
hatta başka müşteriler gönderir.

5) Ama dışarıda sizi gördüğünde asla tanımaz ve selam vermez.

6) Yani gazetede teşekkür filan almazsınız. Avucunuzu yalarsınız.

Hadi bulun, nedir bu mesleğin adı?

Yoksa siz de aynı gaflete mi düşeceksiniz? Yooo, hayır, lütfen
düşmeyin.

Sakın ola fahişelik demeyin!

Madem zorlanıyorsunuz, ben de o zaman cevabı söyleyeyim:
Psikiyatristlik!

faateh
09 10 2004, 17:00
'Tuhaf' işler yaptı, işçileri isim taktı: Hacı Fellını


Dünyaya tencere satıyor. Uluslararası film festivallerinden ödül alıyor. Fabrikasında üretimi Kuran'la başlatmadan önce işçilerine aerobik yaptırıyor. Yobazları sevmiyor. İş dünyasında en çok Yahudilere güveniyor



İstanbul'un adı gibi Kıraç beldesinin ortasında bir vaha... Palmiyelerle, 250 yaşındaki zeytin ağaçları, yüzden fazla bitki çeşidiyle bezeli vahada üzerinde Mert Çelik Fabrikası yazılı şık bir bina... Binadan bahçeye Melani C'nin I turn to you şarkısı yayılıyor. Havuzda yüzen işçiler şarkıyla birlikte tempolarını artırıyorlar. Asıl, fabrikanın içindeki diskotekte şarkının ritmine ayak uyduran genç işçilerin hali görülmeye değer. Binanın ikinci katındaki suit otel odasındaki konuk ithalatçı Mr. Smith, duşunu almış, birazdan fabrikayı gezecek. Mert Çelik'in sahibi Mehmet Tanrısever ise o sıra ünlü yazar Cengiz Aytmatov'la koyu bir sohbete dalmış.
Oysa o sırada piyano hocası biraz da sabırsızlıkla onun bir an önce tuşların başına dönmesini bekliyor. Alt kattaki sinema salonunda lisenin öğrencileri filmlerini izlemişler, Tanrısever ile tanışmak için sıradalar. Mehter Takımı'nın üyesi işçilerden bazıları telaşla vardiyeden ayrılıyor. Akşam yapılacak özel eğlence için prova yapacaklar. Bir gece önce fabrikayı taşlayan gençlerin yarattığı tahribatı temizleyen işçiler bir yandan da İyi ki bu koca taşlar kimsenin kafasına gelmedi diye söyleniyorlar...
İnanılır gibi olmadığını biliyorum ama yukarıda yazılanların hiçbiri Mr. Smith'in adı dışında bir kurgu değil. (O odada o kadar çok yabancı alıcı kalıyor ki, ne farkeder diye bir isim atıverdim) Aytmatov da gerçek, piyano hocası da, fabrikayı taşlayan çocuklar da ve hatta 250 yıllık zeytin ağacı da. Metindeki tek kurgu zamanla ilgili... Yaşananların hepsi eş zamanlı olmuyor tabii. Örneğin işçiler sadece öğlen tatilinde yüzüyor. Otelde iş toplantısı varken, elbette diskoteğin sesi kısılıyor. Burada yaşananlar sanki bir Fellini filmini andırıyor, hayata dair epeyce tuhaf göndermeler yapılan bir yer burası... Zaten Tanrısever'in lakabı da Hacı Fellini...
Bu öyküyü çözmek için önce kahramanını anlatmak gerekiyor. Mehmet Tanrısever, 50 yaşında 50'den fazla ülkeye yılda 15 - 20 milyon dolarlık çelik tencere ihraç ediyor. İşçilikle atıldığı hayatta, dişten tırnaktan artırdığı 2 bin dolarla alınan bir makine ve bir bodrum katında tek bir işçiyle yapılan çay kaşıkları öykünün ilk adımları...
Birkaç yıl direndikten sonra bodrumdan daha yüksek kata derken, Avcılar'da atölye irisi bir fabrika ile çıkışı yakalıyor. Bir Alman alıcının kapısını çalması ona dünya yolunu açıyor. Tanrısever anlatıyor:
Alman işadamı yanında bir Türk tercümanla geldi. Gezdi, beğendi ve 500 tencere siparişi verdi. Sevinçten yerimde duramıyordum. İhracat yapacaktım. Alman işadamı odadan çıkınca tercüman benden komisyon istedi. Vermem dedim gitti. Arkasından uzunca bir süre ses çıkmayınca, sevincim sıkıntıya dönüştü. Ardından bir telefon aldım. Alman işadamı adına arayan bir Türk, 'Sen Gavura mal satmam demişsin doğru mu?' dedi. İnanamadım 'Yahu gavur dediğin adamların bir sürü malını kullanıyoruz. Bu nasıl laf' dedim. Meğer tercüman komisyon alamadığı için böyle bir laf uydurmuş. Hemen kendi tercümanımı tuttum.
Kaba bir hesapla bugün Güney Amerika'dan Kanada'ya Meksika'dan tüm Avrupa ülkelerine, Avustralya'dan Afrika'ya uzanan geniş coğrafyada 3 - 4 milyon aile Mert Çelik tencerelerini kullanıyor. Tanrısever kârını minimize ederek, Çin'le baş ediyor. Sektörde dünya devi Çin ama Mert Çelik de Avrupa'nın en büyüğü olmakla övünüyor.

İçinde diskotek olan fabrika
Kahramanın iş öyküsü böyle... Gelelim fabrikaya. Kıraç, İstanbul'un yeni varoşlarından. Fabrikalarla konutların iç içe geçtiği, İstanbul'da onlarca benzerlerdin biri. Benzersiz olan ise Mert Çelik Fabrikası ve bahçesi.
Yarı olimpik ölçülerde yüzme havuzu, tam ölçülerde voleybol ve basketbol sahası... Bir sürü bitki. Yalnız, 'Para dökmüş yapmış, eline sağlık' deyip geçiştirebileceğiniz cinsten bir bahçe değil burası.. Çünkü bu yorum binlerce yıllık topraklarından göç ettirilen yaşlı palmiye ve zeytin ağacının ait olmadıkları bu kıraç coğrafyada nasıl olup da hayatlarına devam edebildiklerini açıklayamıyor.
Üretim tesisinin de benzerlerini bulabilirsiniz.... Modern, hızlı, vs.vs... Yönetim binasında kapalı yüzme havuzu, sauna, diskotek, konuk süiti, jimnastik salonu, piyano, sinema salonu vs.vs'de günümüzde bazı şirketlerin binalarında mevcut... Ama burayı farklı kılan kullanılma biçiminde... Bu olanaklar işçilere de açık. Diskotekte dans ve sabah aerobiği ciddi bir mazeretiniz yoksa zorunlu. Üretim sabah 15 dakikalık zorunlu sabah aerobiği ile başlıyor. Ardından 1 sayfa Türkçe Kuranı Kerim okunuyor. Sonra iş!

Üç gece taşlandı
İşçiler havuzdan yararlanabiliyorlar ama en önemli koşul hijyene uymaları... Mehmet Tanrısever defalarca uyarmasına rağmen hijyenin sorun olduğunu görünce, radikal bir uygulama başlatıyor. İşçilerine mayo satın alıyor. Her işçiye önce havuza girmeden duş aldırılıyor. Sonra bir görevli mayolarını dağıtıyor. Havuzdan çıkan mayosunu görevliye teslim ediyor. Mayolar yıkanıp ertesi güne hazırlanıyor... Bir de kadın işçilerle erkek işçiler havuzdan aynı anda yararlanamıyor. Kadın işçiler için kapalı havuz kullanılıyor.
Mehmet Tanrısever'e 'Bunları neden yapıyorsunuz?' diye soruyorum, yanıtı nedense içimi burkuyor, Yüzlerindeki gülümsemeyi seyretmek istiyorum.
Daha fazla mutluluk isteyince, yine farklı bir şey yapıyor. Etraftaki mahalle gençlerinin havuza uzaktan bakmaları yerine içinde olmalarını istiyor. Ancak bu kez şikayet işçilerden geliyor. İşçiler konukların mayolarının temiz olmadığını iddia ediyorlar. Ertesi gün, havuza gelen gençler tek tek kabine sokuluyor ve mayolarını dışarıya uzatmaları isteniyor. Sonuç tam bir felaket çıkıyor. Ve havuz onlara kapatılıyor. Gençler de intikamlarını üç gece üst üste fabrikayı taşlayarak alıyorlar.
Ama adap ve yol yordam bilen gençlere sinema salonu ya da bahçe sonuna kadar açık. Buranın liselileri, yıl sonu pikniklerini fabrikanın bahçesinde yapıyorlar... Konferans salonunda seminerlere katılıyorlar... Tanık olmadım ama resimlerini gördüm.
Bu arada bu fabrikada her şey ödül üstüne kurulu değil. Verimlilik ve kalite çok önemli. Hatalı bir işçi bütün kalite kurallarını esas duruşta ezbere okumak zorunda. Ortalığı kirleten 25 milyon ceza ödemekle yükümlü. Diğer cezalar ne bilmiyoruz ama çalışanlar üzerinde bir otorite olduğu kesin. öyle ki Mehmet Tanrısever çağırdığında kimse yürümüyor, koşuyor...
ISTE BOYLE IDEALIST BIR ADAM OLUN
INSANLAR ICIN BIR SEYLER YAPMAYA CALISIN
INSANLARIN NASIL OLMASI HAKKINDA LAF KALABALIGI YAPMAYIN YANI
BAKIN BEN DE BIR SEY YAPTIM SIMDI
NE YAPTIM
NASIL OLMANIZ GEREKTIGINIZ HAKKINDA BIR YORUM..
BEN DE SIZDENIM NE YAPAYIM
ONYARGILI KENDINI BEGENMIS WE DE COK KAPRISLI
OLSUN
TEMIZ BIR KALBIM WARRRRRRR
DERMİŞİMMMMMMMMMMMMM :D

faateh
09 10 2004, 17:00
BEN FAATEH
SIZLE BIR GAZININ ANILARINI PAYLASMAK ISTEDIM
OKUYUN BAKALIM DEDICIGIMIZI
NELER ANLATIYOR NELER
HALİL KOÇ
.
.

Çanakkale - Haliloğlu Köyü'nden

1309 (1893)'da doğdum. 88 yaşındayım. Balkan'ı gördüm. Arıburnu'nu, Muş cephesinde Rus'u, Halep taraflarını da gördüm. Önce Eceabattaydık. Kabatepe'ye keşif koluna gittik. Kabatepe'de İngiliz gemileri geldiler. Şamadıra bıraktılar. Bizimkiler kayalıklarda şamandıraları topladılar. Bir hafta sonra İngilizler geldiler. Ben nöbet yerindeydim. Sabaha karşıydı. İmroz'un her yanı ateşler içinde kaldı. Haber verdim. Nöbet onbaşısına. Çavuşlar, subaylar hepsi geldiler.

İngilizler asker çıkarmaya başladılar. Şamandıraları bıraktıkları yerlere. Mavnalara dolduruyorlar askerleri. Karaya çıkarıyorlar. Harp gemileri de denizde. Arıburnu taraflarına çıkıyorlar. Bizim 4. Bölük Arıburnu'ndaydı. Çiğnemiş gavur onları. Biz Kabatepe'deyiz, bakıyoruz. Bizim toplarımız vardı yanımızda, 4 tane top. Toplar ateş ediyordu. Gavurun mavnalarını karaya çıkarken ortadan bölübölüverirken gördüm. Dik yarlar var. Böyle bir yarın kenarından görüyorum. 2-3 gün durduk orada. Aldılar bizi de. Saat dokuzda hücum yaptırdılar Kanlı Sırt'ta. Kanlı Sırt'a bir de varmıştık ki, ortalık hazır gibi insan ölüsü. Onların aralarından sürünerek aştık öteki yüze. Gavurun süngüleri görünüyor istihkamlarında. Orada ateş ederken yanımdaki bütün arkadaşlarım şehit oldular. Bir ben kaldım. Ben de vurulurum burada diye düşündüm hep. Kafamı kaldırmışım biraz herhalde. Kafama Küttek bir taş vurdu. Yüzbaşım geldi. Gidebileceksen git dedi. Bıraktım tüfeğimi. Elden ele beni geçirdiler... Gittim. Benim başıma taş değil de, şarapnel parçası gelmiş. Barmış kalmış. Biga'ya Demetoka Hastanesine gönderdiler. Orada çıkardılar şarapnel parçasını. 60 sene oluyor çıkarılalı. Demetoka'da bir ay kaldım.

Tekrar geldik Arıburnu'na. Giriverdik cepheye... 8 ay kaldık. 8 ay istihkamlarda durduk. İngilizler tünel kazdılar. Lağım ateşlediler. Dünyanın toprağını üstümüze kaldırdılar. Hiçbir şey olmadı gene de.

Çok hücum yaptık. İstihkamdan çıkarıyorlar dışarı. Hadi bakalım hücum... Hücum... Süngü hücumu. Süngüleri takıyorum. İstihkamdan çıkıyoruz. Gavurun istihkamı 20 adım. Onların istihkamlarına varmadan gavur öldürüyor seni. Nereye gideceksin? Enver Paşa hücum yaptırıyor zorla. Enver Paşa'yı gördüm, oralara gelmişti. Harbiye Nazırı idi.

Arıburnu'nda Şefik Bey Alay Kumandanımızdı bizim. Gavur, asker çıkarırken 9. Fırka Kumandanı emir veremedi. Şefik Bey kendi emriyle koydu bizi muharebeye. Şefik Bey başımızda 9 ay durdu. Bir de mülazim Kemal Bey vardı şehit olmuştu. Ben piyade idim. 27. Alay, 2. Tabur, 2. Bölük, 2. Takım'ın 9. Mangasındayım. Elimde Alaman mavzeri vardı.

Gavur sonra Anafarta'ya asker çıkardı. Biz gitmedik Anafarta'ya. Düşman ordan da hücum etti... Geçemediler... 9 ay durduk... Geçirmedik kafiri Çanakkale'den.
.....
Bir gece keşif koluna gönderdiler bizi, iki kişiyiz... Gebeçınar Köyü'nden Mehmet Dayı vardı yanımda. Zifir gibi karanlık bir gece. Vardık gavurun siperine... Dinledik. Gavurlar mınır mınır konuşuyorlar. Geri döndük. Geri dönerken bir gavur ölüsünün üzerine bastık. Matrası falan tangur tungur etti. Gürültü oldu... Gavurlar siperlerinden başladılar üzerimize ateş etmeye... kaçamadık. Birer top mermisi çukuru bulup sindik içlerine. Dört saat sonra ateş yatıştı da çıkabildik dışarıya. 27. Alayın mevziilerini bulamadık. 72. Alayın mevziilerine düşmüşüz. O gece 27. Alayda parola Kasatura idi. Gavur o gece sabaha karşı kaçmış gitmiş. Dört gün daha durduk orada biz. Aldılar bizi Kırklareli'ne getirdiler. Kırklareli'nde biz 2 günlük peksimetle, 250'şer mermi verdiler. Arkamızda 30 okka yük. Çıktık hıdrellezde yola, Mart'ın 1'inde Diyarbakır'a vardık. Hep yayan. Diyarbakır'da yeni birlikler teşkil ettiler. Ben 24. Alay'ın, 3. Bölüğüne düştüm. Alay kumandanımız Süleyman Bey adında biriydi. Muş cephesine vardık. Mevziilere girdik. Karşımızda Ruslar var. Bize hücum ettiler bozdular. Sonra biz onlara hücum ettik. Rus'dan 2 tane top ele geçirdik. Onlar hayvanlarını süngüleye süngüleye Muş'a çekildiler. Ruslar geri çekilmeye devam ediyorlar. Fakat geriye bir takım asker bırakmışlar. Bu takım bize hücumlar yapıyor, oyalıyor bizi... Biz de arkadan kovalıyoruz Rus kuvvetlerini... derken, Ruslar bize asıl kuvvetleriyle tekrar hücuma geçtiler. Biz bozulduk, üç gün geriye kaçtık. Batıya... Billuriye'ye geldik... 15 gün sonra biz hücum ettik Ruslara... Ruslar geriye çekildiler. O sırada Ruslar içlerinden bozulmuşlar. Muş'a kadar Rusların ardından gittik... Muş'ta durduk...

Ben Muş'ta piyadeden, gönüllü olarak makinalı tüfeğe geçtim. Orada bir kış geçirdik... Geçirdik ama nasıl?...

Bir açlık... Bir açlık... O kadar işte... Ayaklarımızdaki çarıkların derilerini yiyoruz. At, mat eti de çok yedik... Ölü mü, canlı mı, sorma gari... Ben makinalıya geçtim demiştim ya... Hayvanların yeminden alıp kavurup yiyoruz. Yok ki başka bir şey... Ne yiyeceksin?

Bizim bir küçük Zabit vardı... Zeki Efendi. Aç kalmış. Herkes aç. Bana dedi ki: Bana da kavuruver de ben de yiyeyim. Kavuruverdim... hayvanların yeminden... O da yedi... Sani Milazim'di.

Benim makinalı tüfek kızaklı makinalıydı. Alaman malı... Makinalı da iken savaş olmadı. 17. Alaya teslim ettik Şam'a giderken makinalıyı.

İngiliz hücum etmiş Şam taraflarında. Yüzbaşımız Cemil Bey telgraf çekti. Gelliyoruz diye Halep'e kadar yürüdük.

Halep'te Yüzbaşımız Cemil Bey'in yanında 8 ay durdum. Biz bozulunca Arabistan'da İngilizler her yeri teslim aldılar. Terk-i Silah oldu. Biz de Adana'ya geldik. Sonra Konya'ya geldik. Ben Alaşehir'den teskeremi alıp köye geldim.

Halep'te İaşe Zabiti Remzi Efendi'nin verdiği atlara baktım. Ötede beride otlatırdım atları. 3 ay da hastanede yattım. Sürgün olmuşum. Bir türlü sürgünüm kesilmedi.
.....
Yunan çıktığında İzmir'e biz köydeydik. Burada biz İngilizlerin elindeydik. Anadolu'ya Kuvayı Milliye'ye gidemedik. İngilizler köyümüze avlanmaya gelirlerdi. Çanakkale'deki İngilizler. Bazı da İngiliz Süvarileri köyden geçip giderlerdi. Çan'ın Bahadırlı Köyü'nde İngilizlerin bir zararını görmedik biz. Çanakkale'ye tel örgüden girip çıkardık.
.....
Atatürk'ü görmedim.
Yalnız Şerbetli Köyünden Adem vardı. O Atatürk'ün yanında durmuş. Borazanmış... Anlatırdı. Grup Kumandanımızdı diye.
....
Arıburnu'na babam da geldi benim yanıma. Beni dolaşmaya gelmişti. O da aynalı tüfekle ateş etmişti düşmana.

Aynalı tüfek dediğim aynı elimizdeki tüfeklerden de, önlü arkalı iki tane aynası var. Aynalarından bakıyoruz düşmana doğru.

Babam helva, yoğurt, yumurta getirmişti. Daha başka arkadaşların da babaları gelirlerdi... tabii yakın yerlerdekiler... Buradakiler...

Babam: Bunlarda, bu evlatlarda umut yok. Bunlar buralarda kalırlar... derdi. Ateşin içinde nasıl umut olsun?

8 ay boyunca 24 saat ateş hattında, 24 saat geride istihkamda durdurduk. İstihkamın içine kaç defa bomba düşmüştü. Böyle çok arkadaşımız şehit oldu gitti.

Sigara paketleri atarlardı gavurlar bizim istihkamlarımıza.

Birinde İngilizler, kavurma kutusuna barut ve fişek doldurup, fitilini ateşleyip bizim istihkama attılar. Fısır fısır yanıyor kutu istihkamın içinde. Biz kaçayım derken dirsek siperini yıktık. 7 kişi bu yıkıntının altında kaldık. Kutunun lehimleri eriyince açılıverdi... Deste deste fişekler yayılakaldı orta yerde. Kimseye bir şey olmamıştı. Masal gibi hep bunlar...

İstanbul'dan Muş'a, Muş'tan Halep'e yayan gittik. Potinlerimizin altı tahta idi. Takunya gibi. Tahtalar dağılıverdi de, potinlerle çıplak ayak yürüdük... Sonra sığır çarığı dağıttılar... Çarıklar da çıkıçıkıverirdi ayaklarımızdan... Çok çile çektik.
.....
Balkan Harbi'nde, İstanbul'da Eski Saray'da talimhaneydi. İçinde yangın kulesi filan var. Mahmut Şevket Paşa Harbiye Nazırıydı. Mahmut Şevket Paşa'yı bizim talimhaneye geldiğinde görmüştüm.

Mahmut Şevket Paşa'yı Beyazıt önünde öldürdüler. Topal Tevfik diye biri öldürmüştü. Beyazıt Meydanı'na 24 tane darağacı dikildi bir gece sabaha karşı. Ben de darağaçları diken askerler arasındaydım. O ara marangozhanede çalışıyordum. Topal Tevfik dedikleri adamın asılışını Eski Sarayın bahçesindeki parmaklıkların arasından gördüm. Topal Tevfik, 12. olarak asıldı. Darağacına çıkarılırken Domuzun başını öldürdüm. Yaşasın millet bin sene diye bağırdı. Birincide urgan koptuydu. İkincide astılardı. Ölüsü dört saat sallandı durdu meydanda.
...
Sultan Reşat'ı da gördüm. Ak sakallı bir ihtiyardı.

Edirne muhasaradaydı. Babam 100 Osmanlı lirası bedel verdi de ben köye döndüm. Babmın ödediği bedelle teskere alıp köye döndükten 7 ay sonra seferberlik açıldı. Bizi tekrar askere aldılar. Arıburnu'na gittim. İngiliz bir sene sonra yaza karşı asker çıkardı. 18 Mart'ta Arıburnu'ndaydım, top seslerini oradan duydum.
...
Askere gitmeden evlendim. Nine sağ. Esma adı. İki kızım bir oğlum olmuştu. Kızlardan bir öldü. Altı torunum var şimdi. Sağlığım iyi. Bir şikayetim yok.

Maaş filan almıyorum. Madalyam yok.

faateh
09 10 2004, 17:00
Eksi 22 derecede dünyayı kucaklamak

Sarah Rainsford
BBC Moskova Muhabiri




İngiliz Rosie Swale Pope, geçen yıl, 57. yaşgününde Galler bölgesindeki evinden çıkıp dünyayı koşarak bir baştan bir başa dolaşmak için yola koyuldu.

Rosie Swale Pope, 2003 Ekim'inden bu yana koşuyor

Aradan geçen beş ayda Rosie Swale Pope, Rusya'ya ulaştı.

Rusya'daki arkadaşlarıma, ülkeyi boydan boya koşarak geçmeye hazırlanan 57 yaşındaki bir kadınla buluşmaya gideceğimi söylediğim zaman inanmadılar bana.

Her gece koştuğu yolun bir kenarında çadır kurup yattığını söylediğim zaman ise kahkahalarla güldüler.

Aslında ben de biraz Rosie'nin ne kadar aklı başında hareket ettiğinden şüphelenmeye başlamıştım. Çünkü yepyeni bir atılımda bulunmak başka şey.

Rusya gibi çok soğuk ve sert koşullar içeren bir ülkeyi baştan başa katetmek başka şey. Rosie'nin çizdiği rotaya bakarsanız, bombaş, in cin top oynayan, üzerinde doğru dürüst yol ya da medeniyet izi bulunmayan yerlerden geçiyor.

Belki de giderek artan kuşkularımın da verdiği gayretle Rosie ile buluşmamın şart olduğuna ikna ettim kendimi. Ama koşarak dünyayı dolaşan bir kadına yetişmek pek kolay bir iş değil.

Koşarak dünyayı dolaşan bir kadına yetişmek zor

Üstelik bu koşan kadının yanında telefonu yoksa, izleyeceği yol kesin olarak belli değil ve de arkasından ona destek olacak bir ekip yoksa daha da zor bir iş.

Sonunda bize yol gösteren, Moskova'nın batısındaki küçücük bir köydeki dükkan sahibi oldu. Rosie o sabah bu Rus dükkan sahibinden kahvaltılık malzeme almış çünkü...

Kısa bir süre sonra Rosie'yi uzakta koşarken gördük. İki yanında uzun çam ağaçlarının yükseldiği, yarı erimiş karlarla kaplı yolda Rosie kah yürüyor kah koşuyordu. İncecik vücudu hafif öne eğik, sırtında eski bir kırmızı çanta taşıyarak ilerliyordu Rosie...

Kendimizi tanıttığımız zaman Rosie'nin ağzı kulaklarına vardı desem yalan olmaz. Belli ki haftalardır tek bir İngilizce konuşan kula raslamadan dolaşmaktan aç kalmış İngilizce bilenlere.

Biraz daha konuşunca yalnız İngilizceye aç olmadığını anladık. Konuşa konuşa vardığımız köyün kafeteryasında ayaklarını biraz uzatıp dinlenirken bir yandan da çatlak fincandaki şekerli kahvesini yudumluyor, sonra nefes alıp patates böreklerine yumuluyordu.

Rosie, bize kışın en soğuk günlerinde eksi 22 derecede çadır kurup yattığını anlattı.

İçine girip yattığı uyku tulumu geceleri donuyor, ondan sonra da gündüz eriyip sırıl sıklam bir hale geliyormuş. Aylardır kuru veya ılık bir gün görmedim dedi.

Bizimle konuşurken sırtındaki çantadan çıkan kirli ve nemli eşyaları etraftaki masalara yayarak kurutmaya başladı. Kafeterya sahipleri de şaşkın şaşkın onu izlerken, ne yapıyorsunuz? diye sormaya cesaret edemedi galiba.

Rosie Swale Pope kuşkusuz olağandışı, garip bir kişi. Ama deli olduğunu söylemek mümkün değil.

Yaklaşık 4 bin kilometre koşmasına rağmen hala bir gülücük var yüzünde. Onu böyle koşmaya iten de kişisel üne kavuşma umudu değil kesinlikle.

Rosie bu geziye çıkma nedeninin çok uzun zamandır taşıdığı bir düşü gerçekleştirmek olduğunu söylüyor. Ayrıca hayatta olduğuna şükretmek ve günlerini dolu dolu geçirebilmek için bu geziye çıktığını ekliyor.

Kocası Clive, geçen yıl kanserden ölmüş. Rosie, her saniyenin ne kadar kıymetli olduğunu yeni anladım diyor.

Yataklarını paylaşanlardan, arabayla ***ürmeye çalışanlara

Kafeteryadan çıkınca Rosie bana yoldaki maceralarını anlattı.

Letonya'da bir çiftçi karı kocanın nasıl ısrarla kendisini çadırda değil de kendi yataklarında onlarla birlikte yatmaya ikna ettiğini, yol kenarında kamp kurduğu bir gece nasıl bir yaban domuzunun çadırını ziyaret ettiğini, Moskova yolunda rastladığı bazı kişilerin de nasıl onu zorla otomobillerine bindirip ***ürmeye çalıştıklarını, ama onlara yürümek ve koşmak istediğini nasıl güçlükle anlattığını aktardı.

Kara, kışa, soğuk ve kirli yollara rağmen Rosie hala iyimser. Normal koşullarda insanın içine genellikle sıkıntılar basan bir ülkede Rosie'nin böyle dinmek bilmeyen şevki insana neşe saçıyor aslında.

Rosie'nin bu duyguları bize de bulaştı. Bizim Kameraman Rosie'den o kadar etkilendi ki, Sibirya'da onunla birlikte bir maratonda koşmak için kaydını yaptırdı.

Ben de Rosie ile geçirdiğim günün sonunda nedense atlaya zıplaya yürümeye başladım. Daha sonra süpermarkete gittiğimde kasadaki kıza gülümseyerek kısa bir sohbete başlamaya hazırlandım. Ama hevesim kursağımda kaldı.

Kasadaki kadın önce gülücük dolu yüzüme bön bön baktı, ondan sonra da satın aldığım ekmeği önüme atıverdi - üstelik tek bir kelime bile söylemeden.

Ben anlaşılan Rosie kadar olamadım daha. O gece sıcacık banyoya girerken zavallı Rosie buz gibi çadırı içinde mi acaba diye düşünmeden edemedim.

Ama sonra da Rosie'nin felsefesiyle teselli buldum. Bir insanın sevdiği işi yapması, dünyadaki en büyük lüks demişti Rosie bana.

crepuscule90
10 10 2004, 17:00
1500 kere dedim benlifatihmidir zillifatihmidir nedir
ilgim vede alakam yok

simdi ben sana benliifaateh benim, seni de super taklit edebiliyorum desem nekadar inandirici olur bu yaww :mad: a-la-kam- yok!!!

-dreamer-
10 10 2004, 17:00
benim daha da dikkatimi ceken bir husus var faateh,
sen ne zaman foruma girsen, benli de daliyor direk baliklama :)

artik acikla istersen, tamam cok eglenceli, seninle ugrasiyor filan ama
bi yerden sonra degisik atraksiyonlar gerekli ;)

-dreamer-
10 10 2004, 17:00
benim tahminim sensin faateh, baska hic kimse
bu kadar iyi oynayamaz :)

faateh
10 10 2004, 17:00
LAN MANYAK BENLİİ
BU FIKRAYI BEN BILIYORDUM ZATEN
AMA SANKI BIRAZ AYIP KACTI GIBI
NE BILIYIM
EN AZINDAN BANA OYLE GELDI
SEN NERELERDEYDIN BAKYIIM
CRE ORTALIKTAN KAYBOLUNCA SEN DE GOZUKMUYORSUN BURALARDA
ONUNLA BIR BAGLANTIN WAR MI YOKSA?

faateh
10 10 2004, 17:00
walla gercekten benı takıp edıyor bu adam weya hatun
acayıp bır sey bu
sen bılıyon mu kım oldugunu bu zatın
benımle ugrasıyor mu bı sahsıyet yoksa kendıne boyle bır eglence mı bulmus sadece anlamadım

benliifaateh
10 10 2004, 17:00
BEN BENLIIFAATEH YANI YAKISIKLILIGIM SAMIMIYETIN VE BENLERIN SIMGESI GERCEK FAATEH SIZLERLE BIR FIKRA PAYLASACAGUM :cool:

Bir kadinin bir süreligine is seyahati için Ingiltereye gitmesi
gerekmektedir.
Kadinin kocasi esini havaalanina kadar ***ürür.
Karisi:
- Tesekkür ederim kocacigim, senin için Ingiltereden ne getirmemi
istersin?
diye sorar.
Adam güler ve yanitlar:
- Bir Ingiliz kizi istiyorum hayatim...
Kadin sessiz bir sekilde kocasindan ayrilir ve yola çikar.
2 hafta sonra adam karisini tekrar hava alanindan almaya gider ve sorar:
- Hayatim gezin nasildi?
Karisi:
- Tesekkür ederim hayatim çok güzeldi.
Adam:
- Peki hediyem nerde?
Kadin:
- Ne hediyesi?
Adam:
- Hani bir Ingiliz kiz istemistim ya...
Kadin:
- Haa hatirladim, evet elimden geleni yaptim, simdi biraz beklememiz lazum
kiz olup olmayacagini görmek için... !!!!

:D

Mich35.5
11 10 2004, 17:00
<< Subject: Zemzem Suyunun Esrari] ]]

Kaynak gostermeden sallamak kolay, klavye torba degil ki agzini buzesin...Ben WHO'nun websitesinde boyle bir arastirma bulamadim, hem zem zem diye baktim hem zam zam, zumzum...

Hangisiymis bu Avrupali laboratuar? Amerika'daki testi yapan kurulus hangisi?

Boyle atarim yalani, *operim* kanani edasiyla yazilan zincir e-mailleri forward'layip Islam'a daha fazla zarar verdiginizin farkinda degil misiniz.

Bos adamsin fatih, bos!!

JellyBOY
11 10 2004, 17:00
faateh eline saglik dostum.hakikaten bu folder'i cok tuttum.tek tek okuyorum su an yazilari...

JellyBOY
11 10 2004, 17:00
]]Uzaklarda bir köyde, kocası, çocuğu doğmadan ölmüş, tek başına
]]yaşayan, hamile bir kadın, kendisine arkadaş olması açısından,
]]dağda
]]yaralı olarak bulduğu bir gelinciği evinde beslemeye başlar...
]]
]]Gelincik, kadının yanından bir an bile ayrılmaz.
]]Her ne kadar evcil bir hayvan olmasa da, oldukça uysallaşır. Bir
]]kaç ay
]]sonra kadının çocuğu doğar. Tek başına tüm zorluklara göğüs germek
]]ve
]]yavrusuna bakmak zorundadır. Günler geçer ve kadın bir gün bir kaç
]]dakikalığına da olsa evden ayrılmak ve yavrusunu evde bırakmak
]]zorunda kalır...
]]
]]Gelincikle bebek, evde yalnız kalmışlardır.
]]
]]Aradan biraz zaman geçer ve anne eve gelir. Gelinciği ve kanlı
]]ağzını görür. Anne çıldırmışçasına gelinciğe saldırır ve oracıkta
]]öldürür
]]hayvani... Tam o sırada içerdeki odadan bir bebek sesi duyulur.
]]Anne odaya
]]yönelir... Ve odada beşiği, beşiğin içindeki bebeği ve bebeğin
]]yanında duran
]]parçalanmış bir yılanı görür.
]]
]] Einstein'in söyledigi rivayet edilenbir söz var:
]] insanlardaki önyargiyi parçalamak, benim atomu parçalamamdan çok
]]daha zor

VAY BE BU GERCEKTEN COK ETKILEYICI....

faateh
11 10 2004, 17:00
Bir Koca'nin Hikayesi
] ]
] ] Adamin birisi bir gun hastalandi. O gun cani ise gitmek
] ]istemiyordu. Karisi ne guzel hep evde kaliyor, hic ise gitmiyordu.
Birden
] ]icinden allaha soyle bir dua edecegi tuttu. Allahim hergun ise gidip, 8
] ]uzun saat boyunca evim ve esimin rahati icin calisiyorum. Esim ise evde
] ]yalnizca oturuyor. Ne olur, bir gun icin benim yerime
] ]gecip, ne zor bir hayat yasadigimi gormesini sagla
] ] Hikaye bu ya.. birden bire adamin dilegi yerine geldi. Ertesi
] ]sabah, adam karisinin vucudunda uyandi. Hemen yataktan firladi, esinin
] ]kahvaltisini hazirladi,cocuklari uyandirdi, elbiselerini hazirladi,
onlarin
] ]da kahvaltilarini hazirladi, yedirdi, beslenme cantalarini hazirladi,
] ]cocuklari okula goturdu, eve dondu.
] ]
] ] Hemen evi toparladi, yikanacak bulasiklari ve camasirlari
] ]halletti. Temizleyiciye goturulecek olanlari eline
] ]alip, telefon faturasini odemek icin Turk Telekom'a gidip siraya girdi.
] ]Faturayi odedikten ve temizleyiciye ugradiktan sonra aksam yemegi icin
] ]alisverise gitti.
] ]
] ] Cocuklari okuldan alma zamani gelmisti. Yolda onlarla sohbet etti.
] ]Okulda olanlar konusunda onlara akil verdi. Eve geldiklerinde, derslerini
] ]kontrol edip, calismalari icin masalarina oturmalarini sagladi, onlara
sut
] ]ve kekten olusan aksamustu yiyeceklerini verdi.
] ]
] ] Bu arada, yikadigi camasirlari utulemesi gerekiyordu. Utu bittiginde,
] ]ancak aksam yemegini hazirlayacak kadar vakit kalmisti. Patatesleri
soymaya
] ]basladi. Salatalari yikadi. Pilav icin pirinci islatti. Etleri cikarip,
] ]firin icin hazirladi. Kocasi eve geldiginde, sofraya tabaklari
] ]yerlestiriyordu.
] ]
] ] Aksam yemeginden sonra, once esinin kahvesini pisirdi sonra masayi
] ]topladi ve bulasiklari halletti. Esinin ve cocuklarin ertesi gun giyecegi
] ]kiyafetleri kontrol etti.
] ]
] ] Bu arada cocuklarin yatma saati gelmisti. Onlara hikaye okudu.
] ]
] ] Salona TV seyretmeye, biraz gazete okumaya donmustu ki, esi onu yatak
] ]odasina cagirdi. Ne de olsa, adamcagiz butun gun onlar icin cok calisip,
] ]yorulmustu. Simdi rahatlamasi, gevsemesi gerekiyordu. Bu da
] ]onun goreviydi.
] ]
] ] Ertesi sabah, uyandiginda, hemen Allaha yalvarmaya basladi.
'Allahim,
] ]ozur dilerim, ben ne dedigimi bilmiyormusum. Karimin hayatini rahat
] ]zannetmekle ne halt isledigimi simdi anladim. Lutfen beni eski
] ]halime dondur'. Allah cevap verdi 'Evet, dersini aldigini goruyorum,
] ]herseyi degistirecegim ama maalesef 9 ay beklemek zorundasin, cunku dun
] ]gece hamile kaldin'
] ]

faateh
11 10 2004, 17:00
CRE
SENSIN KIZIM BENLII
AKILLI KIZSIN WESSELAM
PEKELA YAPARSIN TAKLLIT
HEMI DE EN IYISINDEN

faateh
11 10 2004, 17:00
]
] ]] New York'ta bir bankanin önünde duran son model Rolls Royce otomobilden
] ]] inen
] ]] ] adam, hizli adimlarla bankaya girdi ve önüne çikan ilk görevliye,
] ]] bireysel
] ]] ] kredi için ba$vuruda bulunmak istedigini söyledi. Görevli onu,
] ]] mü$teri
] ]] ] temsilcisine ***ürdü. Adam, çok acele bir i$ icin Avrupa'ya gitmek
] ]] zorunda
] ]] ] oldugunu ve bu nedenle bir hafta vadeli be$ bin dolar krediye
] ]] gereksinim
] ]] ] duydugunu söyledi. Mü$teri temsilcisi kisa bir ara$tirma yaptiktan
] ]] sonra
] ]] ] döndü: Ticari ve mali sicilinizi inceledik.
] ]] ]
] ]] ] Bu krediyi almaniz icin bir engeliniz yok dedi ve ekledi: fakat bir
] ]] konuyu
] ]] ] belirtmeliyiz: bizim bankamizla daha önce hiç çali$mami$siniz.
] ]] ]
] ]] ] Banka olarak sizi resmen tanimiyoruz. Bu nedenle, söz konusu krediyi
] ]] ] verebilmemiz için kar$iliginda sizden bir teminat almak zorundayiz.
] ]] ]
] ]] ] Adam cebinden Rolls Royce'un anahtarini cikardi, bankanin mü$teri
] ]] ] temsilcisine uzatti: Çok acelem var, uçaga yeti$ecegimdedi,
] ]] kapidaki
] ]] ] Rolls Royce'umu teminat olarak alabilirsiniz.
] ]] ]
] ]] ] Kredi i$lemleri çok hizli bir biçimde tamamlandi, banka gorevlileri
] ]] Rolls
] ]] ] Royce otomobili bankanin garajina çektiler ve adama da be$ bin dolar
] ]] krediyi
] ]] ] verdiler.
] ]] ]
] ]] ] Mü$teri temsilcisi, ki$isel merakini gidermek icin bir hafta boyunca
] ]] özel
] ]] ] bir ara$tirma yapti ve bankalarinin bu yeni mü$terisinin çok büyük
] ]] bir i$
] ]] ] adami ve çok büyük bir servet sahibi oldugunu ögrendi. Bir hafta
] ]] sonra
] ]] adam
] ]] ] yeniden gelip, borcunun ana parasi be$ bin dolarla bir haftalik faizi
] ]] dokuz
] ]] ] buçuk dolari ödedikten sonra mü$teri temsilcisi bir türlü yenemedigi
] ]] ] merakinin dürtüsüyle sordu: sizin, çok büyük bir i$ adami ve çok
] ]] büyük
] ]] bir
] ]] ] servetin sahibi oldugunuzu ögrendim dedi, yalnizca ki$isel
] ]] merakimdan
] ]] ] soruyorum: lütfen söylermisiniz, sizin için çok küçük bir miktar olan
] ]] be$
] ]] ] bin dolarlik krediye neden gereksinim duydunuz?
] ]] ]
] ]] ] Adam hafifçe gülümsedi: Siz de bana lütfen söylermisiniz böyle lüks
] ]] bir
] ]] ] Rolls Royce otomobili, New York'ta hangi kapali garaja, büyük bir
] ]] güvenle
] ]] ] bir hafta boyunca dokuz buçuk dolara birakabilirsiniz?...
:cool:

faateh
11 10 2004, 17:00
jelly boy gardasum
sızın gıbı bır ustadın tebrıklerını almak benım ıcın bır onurdur

faateh
11 10 2004, 17:00
Amerika'da koyu dindar dort kadin, bir yandan kahve iciyorlar, bir yandan da sohbet ediyorlardi.

Birinci kadin oglundan soz acti. Benim oglum rahiptir dedi.
Bir topluluga girdiginde herkes ona 'Peder' der.

Ikinci kadin da kendi oglundan soz etti. Benim oglum da papazdir dedi.

Bir topluluga girdiginde herkes kendisine 'Aziz Peder' der.




Ucuncu kadin da ogluyla ovundu : Benim oglum ise kardinaldir dedi.

Bir topluluga girdiginde herkes ona 'Yuce Aziz' der.




Uc kadin biraz daha ogullariyla gurur duyduklarini anlattiktan sonra dorduncu kadina donduler, onun bir seyler anlatmasini beklediler.

Fakat dorduncu kadin konusmuyor, keyifle kahvesini yudumluyordu.




Ilk uc kadin bir agizdan sordular:

Ya senin oglun ? dediler. Sen de soz etsene oglundan...



Dorduncu kadin, kahvesinden son yudumunu da aldiktan sonra agir agir konusarak oglunu anlatmaya basladi:


Benim oglum , 1.95 boyunda, dalgali siyah sacli, yesil gozlu, genis omuzlu,atletik yapili, son derece guzel giyinen ve 29 yasinda olmasina karsin cok zengin bir kisidir dedi.


Bir topluluga girdiginde onu goren butun kadinlar birbirlerinin kulaklarina egilirler ve 'Oh my God' derler.

:D

faateh
11 10 2004, 17:00
] Biz erkeklerin de kuralları vardır. Hanımlar bilgilerinize .
] Bugüne kadar hep kadın kuralları duydunuz,

] alın size şimdi de erkek kuralları ;

]

] 1 - Tuvalet kapağı konusu artık netleşmeli.Bize yukarıda lazım, size aşağıda. Yukarıda bulursanız aşağıya indirin. Söylenmenizegerek yok. Biz aşağıda bulunca söyleniyormuyuz ?

] 2 - Pazar günü maça gidilir. Bu ibadet gibi birşeydir.Artık kabullenin.

] 3 - Alışveriş asla bir spor değildir ve olmayacaktır.

] 4 - Ne istiyorsanız açık isteyin. gizli imalar, ya da açık imalar tarafımızdan asla anlaşılmaz. Sadece ne istiyorsanız onu söyleyin. O zaman anlarız.

] 5 - Her türlü sorumuzu mümkün olduğunca evet yada hayır la cevaplayın.

] 6 - Bir sorununuzu çözmek istediğinizde bize gelin.Biz bunun için varız. Empati yapamayız. Bu bayanlar içindir.

] 7 - 17 aydır süren başağrısı bir problemdir. Artık doktora gidin.

] 8 - 6 Ay önce bir tartışmada söylediğimiz şeyler geçersizdir. Daha doğrusu söylediğimiz ve 7 günü geçen herşey geçersizdir.Aleyhimizde kullanılamaz.

] 9 - Şişman olduğunuzu düşünüyorsanız muhtemelen öyledir, bize sormanıza gerek yok.

] 10- Bizden birşey yapmamızı isteyin. Ya da nasıl yapmamız gerektiğini söyleyin. Ama ikisini birden yapmayın. Nasıl yapıldığını biliyorsanız kendiniz yapın.

] 11 - Kristof Kolomb'un yön bilmesine ihtiyaç yoktu. Bizim de yok.

] 12 - Bütün erkekler aynı default windows ayarı gibi sadece 16 renk görür. Örneğin şeftali ya da portakal bizim için birer meyvedir renk değildir.

] 13 - Biz size neyin var dediğimizde, hiçbirşey yok diyorsanız hiçbirşeyiniz yoktur. Yalan söylediğinizi biliriz ama kurcalayına nasılsa altından hayrımıza birşey çıkmaz.

] 14 - Bir yere giderken üstüne ne giyersen giy, hiç farketmez. Gerçekten. Sormana gerek yok.

] 15 - Eğer futboldan, otomobillerden anlamıyorsan ne düşünüyor diye sorup durma .

] 16 - Kesinlikle yeterince elbisen var.

] 17 - Kesinlikle yeterince ayakkabın var.

] 18 - Tabii ki bir şeklim var. Yuvarlakda sonuçta geometrik bir şekildir.

] 19 - Tamam bu gece koltuktayım ama hiç sorun değil.Biz bunu kamp yapıyor gibi algılarız.

]

] Bunu bildiğiniz erkeklere yollayında eğlensinler. Bildiğiniz bayanlara da yollayın daha çok eğlensinler



:D E GÜZEL

faateh
11 10 2004, 17:00
Subject: Zemzem Suyunun Esrari
]Zemzem Suyunun Esrari
] 1-) Avrupa`da labaratuarlarda yapilan arastirmaya gore Zemzem
suyu ]diger sulara gore cok daha az kukurt tasimaktadir.
] 2-) Yine ayni arastirmaya gore diger sulara gore cok daha
]besleyicidir ve cok daha fazla mineral barindirmaktadir.
] 3-) Kaynagi henuz bulunamamistir. Nereden geldigi su anki
]teknolojiye gore bile bilinemiyor. Yakinlarinda hicbir kuyu yok ve
denize de 80 km uzaklikta. Bu sartlarda suyunu denizden veya baska bir
kuyudan almasi imkansiz. Nasil oluyor da yillardir suyu bitmiyor, bunu
kimse bilmiyor.
] 4-) Açligini gidermek için içen kisinin açligini, susuzlugunu
]gidermek için içenin susuzlugunu giderir.
] 5-) Sadece 1,5 metre derinligindeki ufacik bir kuyudan cikan su,
]hac mevsimi boyunca milyonlarca hacinin tum su ihtiyacini
]karsilamaktadir ve hicbir zaman ne azalma ne de kuruma
gostermemektedir. ]
] 6-) Dunya Saglik Orgutu (WHO)`nun raporlarina gore Dunya`daki en
]icilebilir ve saglikli sulardan biri.
] 7-) Amerika`da yapilan test sonuclarina gore Dunya`da icinde
]mikroorganizma ve bakteri bulundurmayan TEK su zemzem suyu.
]

faateh
11 10 2004, 17:00
Hiç Karınızı Kaybettiğiniz Oldu Mu?

Iki adam alisveris merkezinde karilarini kaybetmis hararetle ariyorlarmis. Ortada kosusturup dururken birbirlerine çarpmislar. Ne oluyor birader demeye kalmamis,birisi:

Kardes kusura bakma karimi kaybettim de onu ariyorum demis.

Digeri sende kusura bakma ama bende karimi ariyorum demis.

Adamlardan birinin aklina bir fikir gelmis ve demis ki:

Arkadasim madem ikimizde karilarimizi ariyoruz, karilarimizin tipini birbirimize tarif edelim ve ayri ayri yerlerde aramaya baslayalim. Eger rastlarsak saat 12 'de Mc Donalds 'in önüne gitmesini söyleriz demis.Digeri tamam demis ve baslamis karisini tarif etmeye:

- Benim karim sarisin, mavi gözlü, 21 yasinda,1.75 boyunda,60 kg, topuklu beyaz ayakkabi ve kirmizi mini etekli tek parça elbise giyiyor demis. Ve diger adama Senin karin nasil biri ? diye sormus. Diger adam:

- S....et benimkini seninkini ariyalim...

:D

faateh
11 10 2004, 17:00
] ] ] ]-----
] ] ] ]Farkli ülkelerden gelen bir turist grubu, sehir
] ] ] ]merkezinde bir cafeye gitmisler ve birer kola ismarlamislar.
Kolalar
] ] ] ]gelince bardaklarinda birer karasinek oldugunu görmüsler.
] ] ] ]
] ] ] ]Ingiliz yeni bir bardakta yeni bir kola istemis.
] ] ] ]
] ] ] ]Isveçli ayni bardakta yeni bir kola istemis.
] ] ] ]
] ] ] ]Finlandiyali sinegi bardaktan çikardiktan sonra kolayi
içmis.
] ] ] ]
] ] ] ]Rus kolayi sinekle birlikte içmis.
] ] ] ]
] ] ] ]Çinli sinegi yemis, kolayi içmemis.
] ] ] ]
] ] ] ]Yahudi sinegi yakalayip Çinli'ye satmis.
] ] ] ]
] ] ] ]Yunnanli kolanin yarisini içtikten sonra itiraz ederek yeni
] ] ] ]bir kola istemis.
] ] ] ]
] ] ] ]Norveçli kolayi içtikten sonra bardaktaki sinegi balik yemi
] ] ] ]Olarak kullanmis.
] ] ] ]
] ] ] ]Irlandali sinegi ezip kolayla karistirmis ve Ingiliz'e
içirmis.
] ] ] ]
] ] ] ]Amerikali cafeye tazminat davasi açmis ve 10 milyon dolar
] ] ] ]kazanmis.
] ] ] ]
] ] ] ]Türk ise olayi siddetle kinamis.
] ] ] ]
] ] ] ]
]
:D

faateh
11 10 2004, 17:00
] ] Karım ve ben bir evliliği sonsuz yapmanın sırlarini
] ]keşfettik...
] ] Haftada iki kere, güzel bir restoranta gideriz, biraz
] ]şarap, biraz güzel
] ] yiyecek... Salı günleri o gider, Cumaları ben...
] ]
] ] Ayrı yataklarda yatarız...
] ] Onunki izmir'de, benimki istanbul'da...
] ]
] ] Karımı her yere ***ürürüm...
] ] Ama her seferinde dönüş yolunu bulur...
] ]
] ] Yıldönümümüz için karıma nereye gitmek istedigini
] ]sordum... O da Uzun
] ] zamandir gitmedigim bir yer olsun dedi...Mutfagi
] ]önerdim...
] ]
] ] Her zaman elele tutuşuruz...
] ] Eğer elini bırakırsam, hemen alışverişe başlar...
] ]
] ] Elektrikli blender'i, elektrikli tost makinesi,
] ]elektrikli ekmek
] ] kızartıcısı var... Bana diyor ki cok fazla ıvır
] ]zıvır var ve oturacak
] ] tek bir yer yok Ben de ona elektrikli sandalye
] ]aldim...
] ]
] ] Şunu her zaman hatirlayin... Evlilik boşanmanin
] ]birinci nedeni...
] ] İstatiksel olarak, boşanmalarin %100 u evlilikle
] ]başlıyor...
] ]
] ] Karima 18 aydir tek bir söz söylemedim...
] ] Onun sözünü hiç bir zaman kesmek istemem...
] ] Son kavgamız benim suçumdu...
] ] Karım bana televizyonda ne var diye sordu...
] ] Ben de toz dedim...

faateh
11 10 2004, 17:00
Huriye, Nuriye ve Düriye 75-80 yaslarinda, çok eski üç
arkadastir. Bir gün Huriye Nuriye'ye telefon eder ve Düriye'ye gitmeye
karar verirler ve giderler.
Bir süre oturduktan sonra Düriye kahve yapar ve içerler.Biraz
muhabbetten
sonra Düriye ay kusura bakmayin unuttum birer kahve yapayim da içelim
der.
Huriye ve Nuriye birsey demezler ve içerler. Aradan biraz zaman
geçtikten sonra Düriye size bir kahve bile yapmadım hemen yapayim da
içelim der ve
yapar getirir. Bizimkilerde yine itiraz yok. Aksama dogru Huriye ve
Nuriye
kalkarlar ve yolda bastonlari ile tin tin yürürken aralarinda su
konusma
geçer.
Huriye : Kiz Nuriye gördün mü Düriye'yi ne kadar pinti olmus bize bir
kahve bile ikram etmedi
Nuriye : Kiizzz Düriye'yi ne zaman gördün??

faateh
11 10 2004, 17:00
Büyük bir fabrikanın müdürü süpriz bir ziyaret yaparak personeli kontrol
etmeye karar verir.
Fabrika içinde dolaşırken tembel tembel oturan genç bir eleman görür
ve çok sinirlenir.
-Haftalık ücretin ne kadar? diye sorar.
-300 dolar

Müdür cüzdanını çıkarır ve gence 300 doları uzatır :

-İşte haftalığın, şimdi git ve bir daha da gelme.
Yöneticisine dönerek:

Bu tembel adam ne kadar zamandır burada çalışıyordu? diye sorar.

-O burda çalışmıyor ki der yönetici, Yalnızca pizza siparişimizi
getirmişti..

faateh
11 10 2004, 17:00
] ]1951 yilinin Temmuz ayinda 17 arkadasimla birlikte
]iTU Makine
] ]Fakultesi'nden
] ]basarili bir ogrenci olarak mezun oldum. O gun
]hayatimin en mutlu
] ]gunlerinden biriydi. Sinavlara hazirlanmaktan para
]getirebilecek
]isleri
] ]alti
] ]aydir ihmal etmistim. Parasizdim. Ancak Yuksek
]Muhendis diplomasini
] ]kazanmis
] ]olmaktan dolayi mutluydum. O sabah motor dersi
]hocalarimiz, ikisi de
] ]asistan
] ]olarak çalisan Prof. Necmettin Erbakan ve Prof. Hakki
]Oz'un karsisinda
] ]basarili bir motor sinavi ve mezuniyete hak
]kazanmistim. Bu olayi
] ]kutlamak
] ]için bir arkadasimla Moda'da yazin ilk deniz
]banyosunu yapmayi ve
] ]kendimize
] ]bir ziyafet çekmeyi kararlastirdik. Mayolarimizi
]yanimiza almistik.
] ]Arkadasim Moda'ya gitmeden once yeni insa edilen
]Levent Mahallesi'nde
] ]otobusle bir tur atip Turkiye'de o gun için yepyeni
]bir olay olan bir
] ]uydu
] ]villa kenti gezip gormeyi taklif etti. Merakla kabul
]ettim. Levent,
] ]alt
] ]yapisi tamamlanmis villalari toparlar
]gorunumdeydi.Yollari o zamanlar
] ]pek
] ]ender rastlanan bir sekilde tamamen asfaltti.
]Otobusten inip merakla
] ]yururken bir villanin kapisinin onunde villa sahibi
]ile bir amelenin
] ]yuksek
] ]sesle tartismalarina tanik olduk. Merakla
]yaklastik.Bizi goren villa
] ]sahibi
] ]sanki içini dokmek ister gibi bize donerek: -Burada
]temizlenecek bir
] ]su
] ]deposu var. Tam yevmiye veriyorum yapmiyor. Ne ister
]bilmem ki,
] ]diyordu.
] ]Amele ise; -Bu is geceye kadar surer, kurtarmaz!
]Kahveye gidip yarina
] ]kadar
] ]uygun is ayarlarim, diyordu.Arkadasimla ayni seyi
]dusunmus gibi
] ]bakistik.
] ]ikimiz de parasiz sayilirdik.Amele yevmiyesi ise 6
]lira idi. Bizim o
] ]gunku
] ]ihtiyacimizin hemen hemen iki misli. Villa sahibine
]bu isi yapmaya
] ]hazir
] ]oldugumuzu soyleyince, amele homurdanarak -Caniniz
]çiksin da anlayin
] ]halimizi, diyerek uzaklasti. Mayolarimizi giydik.
]Deponun piril piril
] ]temizlenmesi bir saat surmemisti. O sicak yaz gununde
]bahçede hortumla
] ]duslandik. Havlu fabrikasi sahibi oldugunu sonradan
]ogrendigimiz ev
] ]sahibi,
] ]kim oldugumuzu anladiktan sonra altisar lira ile
]birer havlu hediye
] ]ederek
] ]ve birer gazoz ikram ederek ugurladi. Bu iste kanimca
]tek kaybeden
] ]Kurtarmaz! diyen amele olsa gerek. Is mi çoktu?
]Insanlar mi
]tembeldi?
] ]Neyi
] ]kurtarmaz idi? Bugune kadar da anlamis degilim
] ]
] ]Uzeyir GARIH
]
]
]

faateh
11 10 2004, 17:00
http://students.haas.berkeley.edu/onay/SendedirGizem.html


CAN YUCEL BIR SEYLER DEMIS
SARKIYI DA DINLEYIN
COK GUZEL
BEN SEWDIM EN AZINDAN

faateh
11 10 2004, 17:00
] ] ] VEHBI KOC dan dersler...........
] ]] ] ] ] ]] ] ] ] ] ]
] ]] ] ] ] ]] ] ] ] ] ]Vehbi Koç sirketlerinden birine
]yönetici
] ]] ] ] ] ]] ] ] ] konumunda birini
] ]] ] ] ] ]] ] ] ] ] ]alacakmis.
] ]] ] ] ] ]] ] ] ] ] ]Holdingin insankaynaklari ön
]görüsmeleri yapmis.
] ]] ] ] ] ]] ] ] ] Seçtikleri
] ]] ] ] ] ]] ] ] ] ] ]adayi
] ]] ] ] ] ]] ] ] ] ] ]Vehbi Koç'a bildirmisler. Vehbi
]Koç son görüsmeyi
] ]] ] ] ] ]] ] ] ] yapip adami
] ]] ] ] ] ]] ] ] ] ] ]ise
] ]] ] ] ] ]] ] ] ] ] ]alacakmis.
] ]] ] ] ] ]] ] ] ] ] ]Görüsme için bir restaurant
]ayarlanmis. Vehbi
] ]] ] ] ] ]] ] ] ] Koç'la yeni
] ]] ] ] ] ]] ] ] ] ] ]yönetici
] ]] ] ] ] ]] ] ] ] ] ]adayi sözkonusu restaurantta
]bulusmuslar.
] ]] ] ] ] ]] ] ] ] Baslangiç olarak ikisi
] ]] ] ] ] ]] ] ] ] ] ]de
] ]] ] ] ] ]] ] ] ] ] ]çorba istemis. Adam tadina
]bakmadan çorbaya tuz
] ]] ] ] ] ]] ] ] ] koymus. Vehbi
] ]] ] ] ] ]] ] ] ] ] ]bey de
] ]] ] ] ] ]] ] ] ] ] ]bunun üzerine Ön yargili bir
]yöneticiye ihtiyaci
] ]] ] ] ] ]] ] ] ] olmadigini
] ]] ] ] ] ]] ] ] ] ] ]belirterek
] ]] ] ] ] ]] ] ] ] ] ]masadan kalkmis.
] ]] ] ] ] ]] ] ] ] ] ]
] ]] ] ] ] ]] ] ] ] ] ]**************************
] ]] ] ] ] ]] ] ] ] ] ]Vehbi Koç Maltepe içermis.
]Sabanci, Philip
] ]] ] ] ] ]] ] ] ] Moris'le ortaklik
] ]] ] ] ] ]] ] ] ] ] ]yapip
] ]] ] ] ] ]] ] ] ] ] ]PhilipSa'yi kurdugunda, Vehbi
]Koç'a artik
] ]] ] ] ] ]] ] ] ] Maltepe'den vaz geçip
] ]] ] ] ] ]] ] ] ] ] ]Marlboro içmesini teklif etmis.
]Hatta eger kabul
] ]] ] ] ] ]] ] ] ] ederse, bir
] ]] ] ] ] ]] ] ] ] ] ]yillik
] ]] ] ] ] ]] ] ] ] ] ]sigara ihtiyacini armagan etmek
]istemis. Ama
] ]] ] ] ] ]] ] ] ] Vehbi Koç gülmüs ve
] ]] ] ] ] ]] ] ] ] ] ]Hayir demis.
] ]] ] ] ] ]] ] ] ] ] ]
] ]] ] ] ] ]] ] ] ] ] ]Ama neden diye sormus Sabanci.
]Vehbi Koç bir
] ]] ] ] ] ]] ] ] ] Maltepe yakmis ve
] ]] ] ] ] ]] ] ] ] ] ]Ben bir yilin sonunda Marlboro
]tiryakisi olur,
] ]] ] ] ] ]] ] ] ] Maltape'ye
] ]] ] ] ] ]] ] ] ] ] ]dönemem.
] ]] ] ] ] ]] ] ] ] ] ]Sen de armagan ettigin
]sigaralarin parasini fazla
] ]] ] ] ] ]] ] ] ] fazla geri
] ]] ] ] ] ]] ] ] ] ] ]alirsin
] ]] ] ] ] ]] ] ] ] ] ]demis.
] ]] ] ] ] ]] ] ] ] ] ]
] ]] ] ] ] ]] ] ] ] ] ]Yasli kurt ölene dek Maltepe
]içmis.
] ]] ] ] ] ]] ] ] ] ] ]
] ]] ] ] ] ]] ] ] ] ] ]*****************************
] ]] ] ] ] ]] ] ] ] ] ]
] ]] ] ] ] ]] ] ] ] ] ]Vehbi Koç ölmeden evvel oglu
]Rahmi'yi çagirip,
] ]] ] ] ] ]] ] ] ] Beni mezara
] ]] ] ] ] ]] ] ] ] ] ]mutlaka
] ]] ] ] ] ]] ] ] ] ] ]çoraplarimla gömeceksiniz, yoksa
]hakkimi helal
] ]] ] ] ] ]] ] ] ] etmem diye
] ]] ] ] ] ]] ] ] ] ] ]vasiyet
] ]] ] ] ] ]] ] ] ] ] ]etmis ve bi de mektup vermis. Bu
]mektubu ben
] ]] ] ] ] ]] ] ] ] öldükten sonra ilk
] ]] ] ] ] ]] ] ] ] ] ]basin sikistiginda açarsin
]demis.Gün gelmis
] ]] ] ] ] ]] ] ] ] Vehbi Koç Hakkin
] ]] ] ] ] ]] ] ] ] ] ]rahmetine
] ]] ] ] ] ]] ] ] ] ] ]kavusmus.
] ]] ] ] ] ]] ] ] ] ] ]
] ]] ] ] ] ]] ] ] ] ] ]Oglu, vasiyeti geregi babasini
]çoraplariyla
] ]] ] ] ] ]] ] ] ] gömmek istemis.
] ]] ] ] ] ]] ] ] ] ] ]Fakat camiinin imami bunu kabul
]etmemis, Ille de
] ]] ] ] ] ]] ] ] ] çoraplar
] ]] ] ] ] ]] ] ] ] ] ]çikacak,
] ]] ] ] ] ]] ] ] ] ] ]yoksa namazi kildirmam demis.
]Baska bi imam
] ]] ] ] ] ]] ] ] ] getirmisler ama
] ]] ] ] ] ]] ] ] ] ] ]nafile,
] ]] ] ] ] ]] ] ] ] ] ]Dinimize ters diyerek o da
]kabul etmemis. Baska
] ]] ] ] ] ]] ] ] ] bi hoca daha.
] ]] ] ] ] ]] ] ] ] ] ]Yok.
] ]] ] ] ] ]] ] ] ] ] ]O da kabul etmemis.Rahmi Koç
]çaresizlikten
] ]] ] ] ] ]] ] ] ] kivraniyomus.
] ]] ] ] ] ]] ] ] ] ] ]Düsünmüs
] ]] ] ] ] ]] ] ] ] ] ]tasinmis ama bi çözüm bulamamis.
]Birden aklina,
] ]] ] ] ] ]] ] ] ] babasinin ilk
] ]] ] ] ] ]] ] ] ] ] ]basin
] ]] ] ] ] ]] ] ] ] ] ]sikistiginda açarsin dedigi
]mektup gelmis. Rahmi
] ]] ] ] ] ]] ] ] ] Bey hemmen
] ]] ] ] ] ]] ] ] ] ] ]mektubu bulup
] ]] ] ] ] ]] ] ] ] ] ]
] ]] ] ] ] ]] ] ] ] ] ]heyecanla açmis. Mektupta aynen
]söyle yaziyormus:
] ]] ] ] ] ]] ] ] ] ] ]Gördün mü oglum Rahmi! Ben ki
]Türkiye'nin en
] ]] ] ] ] ]] ] ] ] zengin adamiyim.
] ]] ] ] ] ]] ] ] ] ] ]Ama mezara bir çorap dahi
]***üremedim. Eee, hani
] ]] ] ] ] ]] ] ] ] nerede benim
] ]] ] ] ] ]] ] ] ] ] ]zenginligim?
]

faateh
11 10 2004, 17:00
ISTE SIZE BOMBA BIR YAZI FORUMDASLAR
OKUYUN
IBRET ALIN
KIMSEYI KINAMAYIN
KENDI HAYATINIZA BAKIN
KINADIGINIZ KISININ AYIBININ AYNISINI YAPMADAN ÖLMEYECEGINIZI UNUTMAYIN WESSELAM
ISTE HIKAYE SUDUR
:
Okulun ilk günü, ilk derste profesörümüz, önce kendini tanitti, Sonra Bu yil, yepyeni bir ögrencimiz var. Çok ilginç biri bakalim bulabilecek misiniz dedi.. Ayaga kalkip etrafa bakmaya baslamistim ki,yumusak bir el omzuma dokundu.. Döndüm.. Yüzü iyice kirismis bir yasli hanimefendi,
bana gülümsüyerek bakiyordu..

Ben Rose dedi.. Benim adim Rose, yakisikli.. 87 yasindayim. Madem tanistik seni kucaklayabilir miyim?. Güldüm.. Tabii dedim.. Hadi
saril bana.. Öyle simsiki sarildi ki..Bu kadar genç ve masum yasta üniversiteye niye geldin diye saka yaptim..Minik bir kahkaha ile yanitladi: Buraya zengin bir koca bulmaya geldim. Evlenip birkaç çocuk doguracagim. Sonra emekli olup dünya turuna çikacagim..

Dersten sonra kantine gidip,birer sütlü çikolata içtik. Hemen arkadas olmustuk. Ertesi gün ve ertesi üç ay, siniftan hep birlikte çiktik ve hep kantinde lafladik.

Öyle akilli ve öyle deneyimliydi ki, onu dinlemekle, derslerden daha çok sey ögrendigimi hissediyordum. Sömestr boyunca Rose kampüsün ilahesi
oldu. Nereye gitse etrafi çevriliyor, çok çabuk arkadas ediniyordu. Iyi giyinmeyi seviyor, diger ögrencilerin ilgisini çekmeye bayiliyordu. Rose
hayatini yasiyordu.. Hepimizden daha canli, daha dolu yasiyordu..

Sömester sonunda, Futbol Balosuna davet ettik,Rose'u.. Konusma yapmasi için.. Orada bize verdigi dersi unutmama imkan yok.. Konusmasini
önceden hazirlamis ve bir yigin karta kocaman kocaman yazmisti. Elinde bu deste ile kürsüye yürürken, kartlari elinden düsürdü. Konuºma darmadagin
olmustu. Saskin,biraz da utanmis mikrofona dogru egildi..
Ne kadar beceriksizim,degil mi?.. Özür dilerim..Buraya gelmeden önce heyecanim yatissin diye bir duble viski attirdim.Sonucu görüyorsunuz..
Simdi bu kartlari toplasam bile onlari yeniden siraya koymam mümkün degil..Onun için en iyisi ben size aklimda kalanlari söyleyeyim, olur mu?..

Biz kahkahalarla gülerken, o bardaktan bir yudum su aldi ve konusmasina basladi:

Yaslandigimiz için,eglenmekten, oynamaktan,yasamaktan vazgeçmeyiz.. Eglenmek, oynamak ve yasamaktan vazgeçtigimiz için yaslaniriz. Genç kalmanin mutlu olmanin ve basariya ulasmanin sadece dört sirri vardir..
Hergün gülmek ve yasama katacak mizah bulmak.. Bir rüyaniz olmali mutlaka.. Rüyalarinizi kaybettiniz mi,ölürsünüz. Etrafimizda dolasan pek çok
kisi aslinda ölü ve bundan kendilerinin bile haberi yok..

Yaslanmakla, büyümek arasinda çok büyük bir fark vardir.. Eger 19 yasindaysaniz ve bir yil hiçbirsey yapmadan, hiçbirsey üretmeden bir yil sirtüstü yatarsaniz, sadece bir yas yaslanir, 20 olursunuz..Ben 87 yasindayim ve ben de bir yil hiçbirsey yapmadan, hiçbirsey üretmeden sirtüstü yatarsam,88 yasimda olurum. Herkes bir yilda bir yas yaslanir. Bunun için özel bir yetenek ya da bilgiye ihtiyaç yoktur. Oysa bir yas daha büyümek için, mutlak birseyler yapmak, üretmek,kendini gelistirecek firsatlari bulmak ve kullanmak gerekir.Asla pisman olmayin.. Biz yaslilar, Genelde yaptiklarimizdan degil,yapmadiklarimizdan pisman oluruz çünkü.. Ölümden korkan insanlar, pisman olanlardir.. Pisman olmaktan korktuklari için hiçbirsey yapmayanlardir..

Ders yili sonunda Rose,yillarca önce baslayip,yasam mücadelesi içinde ara vermek zorunda kaldigi üniversiteyi derece ile bitirdi.. Mezuniyet töreninden bir hafta sonra, uykusunda,huzur içinde öldü. Cenaze törenine 2 binden fazla üniversite ögrencisi katildi.
Yapabilecegimiz herseyi yapmak için asla geç olmayacagini hepimize hem de nasil ögreten bu muhtesem kadinin anisina layik bir törendi bu..

Rose'un ögretisi aslinda dünyanin bütün üniversitelerinde zorunlu ders olmaliydi:
Çok geç diye bir zaman yoktur!.. Bu yastan sonra.... diye baslayan hicbir hakli sebep de yoktur.

Hayata dair her seyi paylasmaya devam...

Hep birlikte...

:cool:

faateh
11 10 2004, 17:00
SUUDİ, VİZE ALMAK İÇİN ABD KONSOLOSLUĞUNA BAŞVURMUŞ.
] GÖREVLİ SORUYOR, BİZİMKİ YANITLIYOR:
]
] -NAME ?
]
] -ABDUL RAUF BIN SELAM.
]
] -SEX ? -5 TIMES PER WEEK.
]
] -NO, NO !!! MALE, OR FEMALE ?
]
] -MALE, FEMALE, SOMETIMES CAMEL!!!
]

faateh
11 10 2004, 17:00
İki genç rahip gecenin bir yarısı duşa girmek üzere soyunmuşlar, tam duşa girerken yanlarına sabun almadıklarını fark etmişler.
Rahiplerden biri giyinmeye gerek görmeden çıplak bir vaziyette sabun almak üzere üst kattaki odasına gitmiş.

İki kalıp sabunu alarak duşların olduğu alt kata koşmaya başlamış. Yarı yolda bir bakmış ki karşıdan üç rahibe geliyor. Koridorda saklanacak yer yok, ne yapsın zavallı, hemen bir heykel ayağına yatarak, olduğu yerde hareketsiz dikilmiş.

Rahibeler çıplak rahibin önünde durmuşlar ve heykelin ne kadar gerçeğe benzediğini konuşmaya başlamışlar. Rahibelerden biri aniden uzanıp rahibin aletini çekiştirmiş. Bos bulunan rahibin elindeki sabunlardan biri yere düsmüs.

Ah bakın diye bağırmış çekiştiren rahibe, bu heykel değil sabun otomatıymış...

İkincisi bu tezin doğruluğunu test etmek üzere uzanıp aynı şekilde rahibin aletini çekistirmis, doğaldır ki zavallı rahibin elindeki ikinci sabun da yeri boylamış.

Üçüncü rahibe durur mu, o da asılmış. Tabii sabun yok. Bir daha çekiştirmiş. Iıııh. Bir daha, bir daha, bir daha derken sevinçle haykırmış yaşasın bana sıvı sabun geldi...

AYYYYYYY BEN BUNA COK GULDUM
BU NE LANNNNNNNN
WAR MI BOYLE BIR SEY
BU INSANLAR NE FENA
AMAN AMAN
TU TU TUUUUUUUUU :D

faateh
11 10 2004, 17:00
Küçük çocuk annesine:
-Anneciğim flört ne demek?Anne:
-Bak evladım aksam ablanın erkek arkadaşı gelecek onları izle öğren.
Akşam çocuk gizlenerek ablasıyla arkadaşını izler.Ertesi gün annesi sorar:
-Anlat bakalım flört neymiş öğrendin mi?
Çocuk anlatmaya baslar:
-Ablam ve arkadaşı bir sure oturup konuştular. Sonra ablam fenalaştı ve arkadaşı elini ablamın kazağının altına sokarak kalbini kontrol etti. Ablamın ateşi çıkmış olmalı ki arkadaşı ablamın üstünü çıkarmak zorunda kaldı. Sonra ablamın hastalığı ona da bulaşmış olmalı ki, o da soyunmak zorunda kaldı. Sonra sarılıp öpüştüler. Arkadaşının önünde birden bire bir yılan çıktı. Ablam ısırıp yılanı öldürmeye çalıştı. Uzun bir sure uğraştıktan sonra yılanı öldürdü. Çok yorulmuşlardı bir sure dinlendiler. Ama yılan tekrar dirildi. Demek ki ölmemişti. Sonra ablam yılanın üstüne oturarak onu tekrar öldürmek için uğraştı en sonunda öldürmeyi başardı. Bu defa öldürdüğünü biliyorum çünkü arkadaşı yılanın derisini soyup tuvalete attı.
:rolleyes: YAZIK OLDU YILANA

faateh
11 10 2004, 17:00
Johny annesiyle birlikte banyo yaparken,gögüslerini göstererek sorar; Anne,bunlar nedir?
Nasil cevaplayacagini bilmeyen annesi, yarin kahvaltida babana sorarsin der-unutmasini umud ederek-
Ama johny unutmaz ve ertesi gün kahvaltida babasina sorar, Babasi söyle yanitlar, onlar balon çocugum, annen öldügü zaman o balonlari sisirecegiz ve annede cennete uçacak.
Birkaç hafta sonra johny'nin babasi eve birkaç saat erken gelir. Johhny aglayarak babasinin yanina
kosar.
Baba kos annem ölüyor.
Babasi çocugu sakinlestirmeye çalisirken sorar, neden annenin öldügünü düsünüyorsun?
Çocuk aglamaya devam ederken anlatir,
Harry amca annemin balonlarini sisiriyordu,ve annem de söyle bagiriyordu
Tanrim,geliyorum
:D FAVORI FIKRALARIMDANDIR

faateh
11 10 2004, 17:00
Exxon'a ait bir petrol tankeri Kanada aciklarinda
battiktan sonra, iki tane deniz ayisi 80.000 dolar
harcanarak temizlenmis ve buyuk bir torenle denize
birakilmislar. Tam 2 dakika sonra herkesin gozleri
onunde bir mavi balina deniz ayilarini yemis...
(Neymiiis: Dogaya asla mudahale etmeyeceksiiiin...)
__________________________________________________ _
New York'ta yasayan bir psikoloji ogrencisi kiz bos
odasini bir marangoza kiralar. Amaci onunla konusup,
adamin davranislarini incelemek.Ama iki hafta sonra
marangoz kizi bir balta ile parcalar...
(Neymiiiis: Insanin basina ne gelirse ya meraktan...)
__________________________________________________ _
Bonn'da iki gosterici, domuzlarin kesimevi'ne barbarca
goturulup orada kesilmelerini protesto ederken,
domuzlarin bulundugu yerin kapilari kirilir ve 2000
domuz kacisirken, iki gostericiyi ezerek oldururler...
(Neymiiiis: Demek ki domuz domuzlugunu yapar...)
__________________________________________________ _
Amerika'da kadinin biri evine gelir ve kocasini
mutfakta titrerken gorur. Belinden su-kaynatici'ya
dogru bir kablo gitmektedir. Kadin hemen kalin bir
tahta parcasi bulur ve adamin koluna vurarak onu
elektrik sokundan ayirmaya calisir. Adamin kolu iki
yerinden kirilir. Sonradan anlasilir ki, kocasi orada
mutlu bir sekilde wallkman dinliyordur...
(Neymiiiiis: Hersey gorundugu gibi degilmiiiis ya da
Kadin milleti her zaman erkek milletinin mutluluguna
engeldir...)
__________________________________________________ _
Irakli bir terorist postaya bombali mektup verir.
Posta ucreti eksik odendigi icin mektup kendisine geri
postalanir. Herseyi unutan terorist mektubu acinca
parcalanarak olur......
NEYMIS?FAZLA.... BIDI BIDI YAPMAYACAKMISSIN
ALACAKMISSIN DUSUNU YATACAKMISSIN
YOKSA NE OLUR
YAZMIYIM AYIP OLUR
IYI GECELERRRRRRRRRRR :D

faateh
11 10 2004, 17:00
BİRİNCİ DAKİKA
Sevgili günlük,
Bu sabah Hürriyet'in Kelebek ekinde sigarayı bırakmanın vücuda yaptığı olumlu etkileri anlatan bir haber okudum. Bu tarz haberlerden oldum olası tiksinmeme rağmen nedense coşup sigarayı bırakmaya karar verdim. Kararım kesin, sigarayı bırakıyorum. Bu kararımın vücuduma etkilerini gösteren tabloyu başucuma astım. İçimin zehirden temizlenmesini tabloya bakarak daha rahat hissedeceğim. Şimdi masanın üzerindeki dolu sigara paketini buruşturup çöpe sallıyor ve sağlıklı gürbüz bir kişi olma yolundaki ilk adımımı atıyorum.

SEKİZİNCİ SAAT
Sevgili günlük,
Tabloya göre sigarayı bıraktıktan sekiz saat sonra tansiyon ve nabız normale dönüyormuş. İnanır mısın, bunu hissediyorum sanırım. Tamam,
tansiyon ve nabzımın bundan sekiz saat önceki halinde de anormallik hissetmemiştim,ama normale dönmesi iyi bir şey herhalde. Coşkumu
paylaşmak için Teoman'ı aradım, sigarayı bırakmama geçici Ubeyd Korbey sendromu adını taktı. Oğlum dedim, bak tam sekiz saattir sigara içmiyorum, tansiyonum ve nabzım cillop gibi oldu. Bunu söyleyince kendi nabzının ve tansiyonunun da harika olduğunu söyledi, meğer sekiz saattir uyuyormuş. ****** işte, ben ne diyorum o ne diyor. Yalnız laf aramızda, kafama takıldı gerçekten, demek ki günde sekiz saat uyuyan bir sigara tiryakisinin tansiyonu ve nabzı da günde bir kere normalleşiyor. E peki, tansiyon ve nabız günde üç kez normale dönemeyeceğine göre benim kazancım ne bu işten? Demek ki, savaşı erken bırakmayacaksın. Yoksa Teoman itinden ne farkım kalır? Onun tansiyonu da normal, benimki de...
Neyse, bakıcaz...

ONUNCU SAAT
Sevgili günlük,
Sigarayı bırakırken başlangıcın çok zor geçtiğini duymuştum. Hiç de değilmiş. Az önce yemek yedim, iştahım açılmış, yemeklerin tadını daha
iyi aldım. Yıllardır ilk kez yemeğin üzerine sigara içmeyeceğim.

ON BİRİNCİ SAAT
Acaba azaltarak mı bıraksam? Sadece yemeklerden sonra içsem mesela? Yok yok, dayanmam lazım. Kuruyemişçiye gidip kabak çekirdeği alayım, oyalanırım.

ON ÜÇÜNCÜ SAAT
İki saattir aralıksız kabak çekirdeği yiyorum. Ve bir de yıldıran dejavu: abi bu çekirdeğe elini sürünce bırakamıyorsun.

ON DÖRDÜNCÜ SAAT
Kabak çekirdeğini bırakınca yemekten sonrakine benzer bir sigara içme isteği uyandı. Çöpe attığım sigara paketini ararken telefon çaldı, Teomanmış.
Sağlığında yeni düzelmeler var mı? diye sorup kahkaha attı.Vay ayı vaaay, sigarayla mücadelemde başarısız olmamı bekliyor demek ki. Bu beni
sinirlendirmekten çok kamçıladı. Ulan Teoman, görüşürüz bakalım. İlk işim sigara paketinin olduğu çöp torbasını evden atmak.

ON YEDİNCİ SAAT
Sevgili günlük,
Kendimden utanıyorum. Az önce kapıdaki çöp torbasını geri almaya karar verdim, kapıcı ***ürmüş. Kararsızım, sigarayı bırakanların sinirli olmaya
başladığı ve kilo aldığı söyleniyor. Şişman ve sinirli biri olup Hüseyin'e benzemeyeyim sakın?

YİRMİ DÖRDÜNCÜ SAAT
Sevgili günlük,
Biliyor musun, sigarayı bıraktıktan 24 saat sonra kalp krizi riski yüzde 25 azalıyormuş. Fena değil ha, ne dersin? Teoman'ı aradım az önce, sana en
fazla 15 gün veriyorum dedi. Kalp krizi riskinin azalmasından sözettim, güldü. Gül bakalım Teoman efendi, gül... Gidip kabak çekirdeği alayım.

İKİNCİ GÜN
Sevgili günlük,
Dün çok kötü geçti. Kuruyemişçiye gidip bir kilo kabak çekirdeği aldım. Gazeteleri çıkmadan okusaydım keşke, Hıncal Uluç köşesinin yarısını
kabak çekirdeğinin cinsel güce katkılarına ayırmış. Allahım, ya kuruyemişçi de okumuşsa yazıyı? Ulan yüz gram al çık, bir kilo niye
alıyorsun? Bundansonra o dükkanın önünden geçemem.

ÜÇÜNCÜ GÜN
Sevgili günlük, Çok güzel bir gündeyiz. Sigarayı bırakmamın üzerinden 72 saat geçti, yani sinir uçlarım bugünden itibaren yenilenmeye
başlıyor. Daha da güzeli, sevgilim geliyor. Bugün biraz sinirli gibiyim, kızın yanında arıza yapmasam bari...

DÖRDÜNCÜ GÜN
Sevgili günlük,
Dün ne güzel başlamıştı hatırlarsın, ama korktuğum başıma geldi ve sevgilimle kavga ettim. Her şey iyi başlamıştı halbuki. Bir ara dışarı çıktık, ben sosisli sandviç almak istedim, hanımefendi karşı çıktı. Neymiş, yürüyerek yemek yenilmezmiş. Durduk yerde kavga çıktı. Sonunda dayanamayıp karşıdaki lokantaya gittim ve patlıcan musakka söyledim. Garson tabağı getirir getirmez hatunun yanına koştum ve yürüyerek yemek öyle yenmez böyle yenir
diyerek elimde tabak yürümeye başladım. Bir yandan da musakkayı yemeye çalışıyorum. Kız kaçmaya başladı, ben de peşinden koşuyorum. Bir ara
ağzımdan köpükler çıktığını farkedince durakladım. Elimdeki tabağı çöpe atıp eve döndüm. Sevgilimin telesekreterine not bıraktım, umarım arar.

BEŞİNCİ GÜN
Bu sabah İstikbal'den çek-yat gelecekti, öğlene kadar bekledim, ne gelen var ne giden. Birden sinirlerim tepeme çıktı, elimde odunla beklemeye başladım. Hayır, niye sözünde durmuyorsun kardeşim? Sabah dediysen sabah getir. Adamlar saat üçte geldiler, ben odunla kapıya çıkınca tedirgin olup kaçtılar. İstikbal'i arayıp siparişi iptal ettim, Yataş'ı var, Mobella'sı var canım, banane yani...

ALTINCI GÜN
Sevgilim aradı, bana çok kızgın olduğunu söyleyip bir çuval zır zır yaptı. Zaten ona moralim bozuk, bir de Teoman gelip karşımda fosur fosur sigara
içmesin mi? Dumanı suratıma üflediğinde çaktırmamaya çalışarak içime çekmeye çalıştım. Ulan özlemişim be...

YEDİNCİ GÜN
Kabul etmem gerekir ki bugün çok sinirliydim. Gevşemek için televizyonu açıp belgesel izlemeye başladım. Discovery Channel'da Timsah Avcısı diye bir
lavuk var, 10 dakika dayanamadım herife. Eline bir yılan almış, yılan çıtır çıtır ısırıyor, bu gevrek gevrek gülüyor. Neymiş, yılan zehirsizmiş.Ya arkadaşım, zehirsiz diye ne bu yani? National Geographic'I açıyorum, zürafalar var, daha iyi. Ama zürafalardan, Mary ve ailesi diye söz
ediliyor. Allah belanızı versin hepinizin. Süt içip uyumaya karar veriyorum, süt şişesinin üzerine lütfen çalkalayınız yazmışlar. Çal-ka-la-mı-yo-rum.
Mecbur muyum lan sizin şişenizi temizlemeye. Para almasını biliyorsunuz eşşoğlueşşekler sizi be! Akşam arkadaşlarla bira içmeye gittik. Bu insanlar ne
kadar anlayışsız var ya günlük, aklın oynar.Ulan zaten sigarasız bira içiyorum, beynim sulanmış, hala üzerime geliyorlar. Masada ideolojik hadise çıktı, dışarı kadar uzadı. Tartışma sorun değildi de sigarayı bıraktığından beri kilo aldın lan koca*** deyince dayanamayıp kafa attım Teoman'a. Yapmasam iyiydi.

SEKİZİNCİ GÜN
Teoman arayıp bir daha benimle görüşmek istemediğini söyledi. Çok umurumdaydı lavuk. Gereken cevabı verdim zaten. Bu arada, gazetede okudum yine. Sigarayı bırakmanın çeşitli yöntemlerinden bahsediyordu. Azaltarak bırakma ve marka değiştirerek bırakma maddeleri ilgimi çekti. Acaba? Ama yok yok, bu kadar dayandım, gerisini getirmek lazım.

DOKUZUNCU GÜN
Sevgili günlük,
Sana ne zamandır sevgili günlük diye seslenmediğimi farkettim. Oysa sen bu dünyada beni anlayan tek varlıksın, tek dostumsun. Bugün ne oldu biliyor
musun, sevgilim beni terketti. Alçak kadın, Manyaklaştığımı söyleyip ayrıldı benden. Bu arada kabak çekirdeğinin bokunu çıkardım, her tarafımda sivilce çıktı.

ONUNCU GÜN
İki gün önce, sigarayı bırakmanın çeşitli yöntemlerinden sözetmiştim. Ben iki yöntemi birleştirip hem marka değiştirdim hem de azalttım. Günde üç tane
yemeklerden sonra Parliement içiyorum. O kadar zaman sonra ilk içilen sigaranın bir güzel kafası var, şaşırırısın.

ON BİRİNCİ GÜN
Kendime bir iyilik yapıp sigarayı beşe çıkardım. Ha üç, ha beş. Eskiden günde bir paket içiyordum, şimdi beş tane içiyorum. Yine kazançlıyım yani...

ON İKİNCİ GÜN
Bugün gazetede Amerika'da yapılan bir araştırmayla ilgili haber okudum. Habere göre günde 10 taneye kadar sigaranın çok fazla zararı yokmuş.
Üstelik sigaranın markasını değiştirmekten falan da bahsedilmiyordu. Madem öyle günde 10 tane Camel içebilirim.

ON ÜÇÜNCÜ GÜN
Sevgilimi ve Teoman'ı arayıp özür diledim. Sevgilim, bir süre daha görüşmek istemediğini söyledi. Ağzımdan köpükler çıkarken koşturduğum sahneyi
unutamıyormuş. Haklı kız, bir şey söyleyemedim. Teoman aramızda geçen hadiseyi sigaraya yordu, ona göre yavaş yavaş sigara içmeye başlayınca
beynim tekrar faaliyete geçmiş. Neyse barıştık ve yarın akşam buluşmaya karar verdik.

ON DÖRDÜNCÜ GÜN
Teoman'la ocakbaşına gittik. İçtiğim sigaraları saymadım. Teoman'ın da dediği gibi, sigaranın zararlarını bilerek içiyorum, kime ne? Sana da soruyorum
günlük, sana ne?

ON BEŞİNCİ GÜN
Püfür püfür içiyorum sigaraları. Bir de, sigaraya tekrar başlayınca ne olur tablosu yapmaya başladım. Sevgilim de bir daha sigarayı bırakmayacağım
sözünü verince geri döndü. Elveda günlük, bir daha işim olmaz seninle.

faateh
12 10 2004, 17:00
Oldukca genis bir araziye yayilmis 18 delikli bir kulupte golf oynayan
] ]adam,
] ]kacinci delikte oldugunu sasirmis.. Az ilerisinde oynayan bir kadin
] ]gormus..
] ]Ona dogru yurumus:
] ]* Kacinci delikte oynadigimi sasirdim da demis..
] ]* Ben 7'nci delikte oynuyorum. Siz benden bir delik geride oldugunuza
] ]gore,
] ]6'da olmalisiniz..
] ]Adam tesekkur edip oyununa donmus..
] ]
] ]Bir sure sonra, gene oynadigi yeri sasirmis. Kadin az ilerisinde.. Ona
] ]kosmus gene
] ]* Ben 14'uncu delikte oynuyorum. Siz benden bir delik geride oldugunuza
] ]gore
] ]13'tesiniz.
] ]Adam oynunu bitirince kulubun barina gitmis. Bakmis kadin barin ucunda
] ]oturuyor. Yanindaki tabureye oturmus,
] ]* Tesekkur ederim tekrar. Size bir icki ismarlayabilir miyim?..
] ]Laf lafi, laf kapiyi acarken, adam kadina
] ]* Ne is yaparsiniz? demis..
] ]* Ben satis sefiyim demis, kadin..
] ]* Ne tesaduf, ben de satis sefiyim demis adam ve sormus..
] ]* Ne satiyorsunuz?..
] ]* Soylersem gulersiniz demis, kadin.. Soz vermis adam gulmeyecegine..
] ]* Hijyenik ped ureten bir kurulustayim ben demis, kadin..
] ]Der demez adam oyle bir gulmeye baslamis ki tabureden dusmus, yerde
] ]gulmeye
] ]devam etmis,tepinerek Kadin
] ]* Soylemistim guleceginizi.. Siz de soz vermistiniz, oysa demis kadin,
] ]hafif
] ]ofkeli..
] ]* Yok.. Yok.. Size gulmuyorum. Ben de tuvalet kagidi isindeyim ve sizden
] ]hala bir delik gerideyim!..

faateh
12 10 2004, 17:00
Kaynak gostermeden sallamak kolay, klavye torba degil ki agzini buzesin...Ben WHO'nun websitesinde boyle bir arastirma bulamadim, hem zem zem diye baktim hem zam zam, zumzum...

Hangisiymis bu Avrupali laboratuar? Amerika'daki testi yapan kurulus hangisi?

Boyle atarim yalani, *operim* kanani edasiyla yazilan zincir e-mailleri forward'layip Islam'a daha fazla zarar verdiginizin farkinda degil misiniz.

Bos adamsin fatih, bos!!

LAN SAPIK MICH 35.5
SEN SIMDI NEYE KARSI CIKIYON
BEN INANIRIM SEN INANMAZSIN
SENIN AKLIN YOK MU BENIM KADAR
BENIM BU YAZIYA INANMAYA AKLIM YETTI
SENIN DE INANMAMAYA YETECEK KADAR AKLIN WARDIR UMARIM
BENIM BOS ADAM OLMADIGIMI SEN BILIYORSUN
BEN DE SENIN ASLINDA UFAKKEN BIYIKLI AMCALARIN KUCAGINDAN INMEDIGININ ASLININ OLMADIGINI BILIYORUM
SEN BANA SATASIYORSUN WARDIR YINE BIR KAŞINTIN
BU ARADA SENIN NEYE AKLIN YETMEDI
BAK MESELA BEN BUNU KENDIMDEN BILIYORUM
ZEM ZEM SUYU HAKKATEN HEM SUSUZLUGUNU GIDERIR HEM DE ADAMI DOYURUR
AMA BUNLARIN BIRAZ INANCLA.. YAKİNLE ALAKASI WARDIR

faateh
12 10 2004, 17:00
BIR INSAN ISLAMA NASIL WERIR ONU DA ANLAMIS DEGILIM
BUNU DA ACIKLAR MISIN BIZE MICHI UC BUCUK ATAN ARKADAS

faateh
12 10 2004, 17:00
]]DEVE
]]Genç deve annesine sormus
]]-Anne niye bizim ayaklarimiz bu kadar büyük?
]]Anne cevap vermis:
]]-Çölde kuma batmamak için.
]]Genç deve tekrar sormus:
]]-Peki kipiklerimiz niye bu kadar gür.
]]Anne tekrar cevap vermis:
]]-Çölde kum firtinalarinda kum kaçmasin diye.
]]Meraki yatismamis olan genç deve bir soru daha sormus: -Bizim niye
]]hörgüçlerimiz var. Anne deve sabirla yanitlamis :
]]-Çölde çok uzun süre susuz idare edebilme için suyu hörgüçlerimizde
]]depolariz.
]]Sonunda dayanamayan genç deve sormus :
]]
]]-Peki biz Ankara Devlet Hayvanat Bahçesinde ne halt yiyoruz??

faateh
12 10 2004, 17:00
Ateist
]]
]]Ateist bir adam, ormanda yürüyüşe çıkmış keyifle gezinirken birden
]]arkasında bir ses duymuş. Dönüp bir de bakmış ki, bir ayı hızla ona doğru
]]koşuyor. O da ayıdan kaçmak için başlamış koşmaya. Her arkasına baktığında
]]ayı biraz daha yaklaşıyormuş. Bir kez daha arkasına bakmış ve ayağı bir
]]dala takılıp düşmüş. Ayı da adamın üstüne... Adam TANRIM! diye bağırmış.
]]Zaman durmuş, gökyüzünden bir ışık inmiş ve Tanrı'nın sesi duyulmuş:
]]Şimdiye kadar bana inanmadın, var oluşunu saçma nedenlere bağladın, şimdi
]]benden yardım mı diliyorsun? Adam, biliyorum Tanrım, artık sana
]]inanıyorum, ama beni affetmezsen, bari ayıyı imana getir demiş. Ses
]]kesilmiş. Zaman kaldığı yerden devam etmiş. Ayı adamın üstünden kalkmış,
]]pençelerini havaya kaldırmış ve konuşmuş: Allah'ım senin verdiğin rızıkla
]]orucumu açıyorum…

faateh
12 10 2004, 17:00
]]ÜÇ ODA
]]
]]Adamın biri yaşadığı hayattan sıkılıp artık namuslu bir şekilde
]]yaş*****
]]devam etmeye karar vermiş. Hemen kendini kiliseye atmış. Uzun uzun pedere
]]durumu anlatmış. Ve onu kiliseye alması için yalvarmış. Uzun uğraşlardan
]]sonra peder onu kiliseye alacağını ama bir şartı olduğunu söylemiş. Adam
]]heyecenla ne olduğunu sormuş.
]]”İçeride üç tane oda var. Bunlardan birine benden habersiz girersen seni
]]kiliseden atarım” demiş. Adam hemen kabul etmiş.
]]Ve kilisede yaşamaya başlamış. Fakat adam iradesine hakim olamamış ve
]]birgün odaların olduğu salona gitmiş. Dayanamayıp içeri girmiş. Birde
]]bakmış ki içeride çırılçıplak bir kadın uyuyor.Çok şaşırmış. Hemen diğer
]]kapıyı açmış, dahada şaşırmış.İçeride cam kapaklı bir masa ve içinde
]]doloşan bir fare görmüş. Derken üçüncü kapıya gelmiş. Birde ne görsün.
]]İçeride adamın birini aletinden tavana asmışlar. Şaşkın şaşkın olanları
]]anlamaya çalışırken birden karşısında pederi görmüş. Peder çok
]]sinirlenmiş. Anlaşmayı bozduğunu söyleyerek, onu kiliseden atmış. Ama adam
]]yalvar yakar kendini affettirmiş. Ertesi gün adam dayanamayıp pedere
]]gördüklerinin ne anlama geldiğini sormuş.
]]
]]Peder önce çıplak kadını anlatmış. “Bizler kilisede yaşadığımız için
]]bütün
]]cinsel ihtiyacımızı o kadından karşılarız” demiş.
]]
]]Adam hemen ikinci odada ki masayı ve fareyi sormuş.
]]Peder: Buradaki Bütün pederler masanın etrafında toplanır ve
]]aletlerini
]]masaya koyar. Fare önce kime giderse,önce kadına o sahip olur demiş. Adam
]]artık çıldıracak gibidir. Hemen üçüncü odada tavana asılı olan adamı
]]sorar.
]]
]]Peder sinirli bir şekilde :
]]”İşte o o… çocuğu hep aletinin altına peynir koyardı demiş.
]]

faateh
12 10 2004, 17:00
Birgün Temel, Dursun'u bıçaklayıp öldürmüş. Sonra mahkemeye çıkmış.
]]Hakim,
]]elinde suç aleti olan bıçağı göstermiş ve Temel'e sormuş:
]]-Bunu tanıyor musun?
]]-Tanımıyorum.
]]Daha sonra hakim yine sormuş:
]]-Tanıyor musun?
]]-Tanımıyorum da!
]]Temel suç aletini tanımayınca hakim mahkemeyi ertesi güne ertelemiş.
]]Ertesi günkü duruşmada hakim, Temel'e tekrar sormuş:
]]-Bunu tanıyor musun?
]]-Tanıyorum hakim bey.
]]-Nerden tanıyorsun, söyle bakalım?
]]-Dün gösterdiniz ya, hakim bey...

faateh
12 10 2004, 17:00
] Dünya Savaşı'nda İngiltere başbakanı Churchill, Türkiye'nin Almanya'ya
]karşı savaşa girmesi için elinden geleni yapmış. Hatta sırf bunun için
]Türkiye'ye gelmiş ve İsmet Paşa'yla Adana'da görüşmüş. Ancak İsmet Paşa'yı
]savaşa girmeye ikna edememiş.
]
]Churchill görüşmeden sonuç alamayacağını anlayınca gerisin geriye dönmüş.
]Ama Churchill bu. Hemen pes etmemiş kurt politikacı. İngiltere güçlü ama
]zaten Almanya ile savaş halinde. Bir başka savaşı göze alamadığından
]Türkiye'yi yolu yordamıyla tehdit etmek istemiş. Ne yapayım da edeyim diye
]düşünmüş, taşınmış. En sonunda ne yapacağına karar vermiş. Hemmen yaverinden
]bir çuval buğday getirmesini istemiş. Bir mektup yazıp çuvalın içine koymuş.
]Yaverine Bunu Türkiye'ye İsmet Paşa'ya bizzat ***ür. Ve Paşa'nın yanıtını
]almadan da geri dönme demiş.
]
]Çuval askeri uçakla anında yola çıkmış. Yaver çuvalı İsmet Paşa'ya teslim
]etmiş ve Churchill'in hemen yanıt beklediğini bildirmiş. İsmet Paşa bir
]çuval buğdayı görünce çok şaşırmış taabii. Çuvalı açmış, bir bakmış ki,
]çuval ağzına kadar buğday dolu ve en üstte de bir mektup var.
]
]Mektupta, Biz İngilizler, bu çuvaldaki buğdaylar kadar kalabalığız.
]Almanya'yla ilişkilerinizi kesin. Yoksa fena olur gibisinden bir yazı
]varmış. İsmet Paşa'nın gözleri çakmak çakmak olmuş. Yavere beklemesini
]söylemiş. Odasına girmiş ve yardımcısından aç bir tavuk bulup getirmesini
]istemiş. Kendisi de oturup bir mektup döşenmiş. Mektupla tavuğu gelen buğday
]dolu çuvala koymuş. Churchill'in yaverine İşte cevabım demiş.
]
]Yaver çuvalı almış, uçağa atladığı gibi, gıdak mıdak sesleri eşliğinde
]İngiltere'ye uçmuş. İngiltere'ye varır varmaz, Churchill'in huzuruna çıkmış.
]Churchill kendinden emin biçimde çuvalı açınca bir de bakmış ki, çuvalın
]içinde karnı yediği buğdaylardan şişmiş bir tavuk, bir avuç buğday ve bir de
]mektup var. Hemmen mektubu açmış. İsmet Paşa mektuba şunları yazmış: Bir
]tavukla başedemeyen İngilizler'den niye korkalım?

faateh
12 10 2004, 17:00
Temel, bir iş için giitiği Bursa'da 'hazırgelmişken'deyip,Çekirge'de ki kaplıcaların yolunu tutar..
Hangisine gireyim diye dolaşırken kaplıcalardan birinde:BİZDE HİZMET İŞARET DEMEK..BİR İŞARET;ANINDA HİZMET.. ibaresini görür ve hemen bilet alarak içeri girer..
İçerisi bilinen şekildedir.Yani extra bir şey göze çarpmaz..Neyse,Temel yıkanmaya başlar.Derken, burnuna sabun gidince aksırır..Birden kapı açılır ve içeri bir huri kızı girer.Şaşıran Temel'e;
-Beni mi emrettiniz.?.. deyince
Temel;-Yoo..ben sadece hapşırdim..
Kız;-İyi ya efendim, işte ben aksırık işaretiyim. der ve Temel'e istedigi hizmeti sunar...
Temel,çok memnun kalmıştır,yıkanmaya devam eder..
Bir ara yellenmesi gelince ZART.. diye ossurur..Yine kapı açılır;bu kez gelen insan yarması bir heriftir.. 'Ben ossuruk işaretiyim..deyip,Temel'e bu kez istemediği hizmeti sunar..
Apar-topar banyodan çıkıp giyinen Temel'i gören hamam sahibi; Beyim,erken çıktınız..Başka hizmetlerimizde vardı..deyince,Temel; Uyy..,Ben ayda-yılda bir aksırırım,ama beş dakika da bir yellenurum da :D wah temelım wahhhhhh.. kuru fasulyeye tobe etmıstır artıkın

faateh
12 10 2004, 17:00
Doktorlar ve insan sağlığı uzmanları gülmenin en iyi ilaç olduğunu belirtiyorlar.Gülmenin insan sağlığına etkilerini incelen bilim adamları şu sonuçlara vardılar:

Gülmek kan basıncını düşürüyor.

Stres hormonlarının salgısını azaltıyor ve strese karşı doğal bir direnç oluşturuyor.

T hücrelerinin,gamma interferon denilen proteinlerin ve B-hücrelerinin üretimini artırarak bağışıklık sistemini güçlendiriyor.

Vücudun doğal ağrı kesicisi olan endorfin salgısını artırırak kronik baş ağrılarını ve diğer ağrıları engelliyor.

Akciğerleri ve karın kaslarını çalıştırarak kişinin solunum kapasitesini artırıyor ve yorgunluğa karşı daha dirençli yapıyor.

Sindirimi kolaylaştırıyor.

Zihni dinlendiriyor ve yaratıcılığı artırıyor.

Mutluluk hormunu olan serotonin salgısını artırıyor.

Gülmek anti-aging etki yaparak yaşlanmayı yavaşlatıyor.Çok gülen insanlar genelde olduklarından çok daha genç gösteriyorlar.

Gülmek bulaşıcıdır ve gülen bir insanın karşısında bulunan kişiler bir süre sonra o kişinin neye güldüğünü anlamasalar bile gülmeye başlarlar.Bundan faydalanmak için bazı hastenelerde gülme terapi programları uygulanıyor

Hindistan'da başlayan ve daha sonra batıda bir çok ülkede yayılan gülme kuluplerinin sayısı her geçen gün hızla artıyor.Şu anda Amerika'da 500 den fazla gülme kulubü var. Okul öncesi ortalama bir çoçuk günde 200 defa gülüyor.Yetişikinlerde ise bu oran 5 .Gülme kulupleri kişiyi en mutlu olduğu çocukluk devresindeki orana yükseltiyorlar.

Gülmenin en iyi yanı bedava olması ve hiçbir yan etkisinin olmaması.Uzmanlar sağlıklı ve mutlu yaşamak istiyorsak gülmek için mutlaka bir bahane bulunması gerektiğini, zorlanarak yapılan gülmelerin bile bir süre sonra aynı etkiyi gösterdiğini belirtiyorlar.

kadayif üstü dondurm
19 10 2004, 17:00
]
](Gerçek bir anıdan)
]
]Sayili gundur gecer. SIk disini. beterin beteri var unutma.
]Ben askerligimi Ankara Etimesgutta pek kisa donem olarak (6 ay)
]yaparken ve cuma gununden evci cukarken bile mutlu degildim.
]Ama Allahin sopasi yok ki.
]
]Birgun bize kurtulus dizisinde rol alacagimiz soylendi. Konu memleket
]meselesi olunca tabii, sahsi cikarlarimizi bir yana birakip senaryoyu
]okumadan kabul ettik teklifi.
]
]Sahnelerin polatlida cekilecegini soylediklerinde icime biraz kurt dusmedi
]degil. Polatli topcu okuluna bir geldik ki, belene kampindan farksiz bir
]yer. 2000 kisiyi cole saldilar ve cadirlarinizi kurun dediler. Ertesi gun
]bir kismimizi kuvay-i milliye bir kismimiza Yunan ve diger gavur askeri
]kiyafetlerini dagittilar. Tabii bizim kuvay-i milliye kiyafetleri yirtik
]pirtik. Ayni kiyafetle cekim yapip, yatip kalkip yasiyoruz. Sabah bir matara
]su veriyorlar ve bir matara suyla her turlu :) )) ihtiyacimizi karsiliyoruz.
]
]Saat 08:00 de otobuslerle sete gidiyoruz. Set dediysem yanlis analasilmasin
]YildizTepe. Sakarya meydan muharebesinin gectigi yer. Rivayete gore (resmi
]tarihte boyle bir bilgi yok) tepe daha once bizimmis. Bizimkiler yeterince
]startejik gormeyip birakmislar ve Yunanlilar aldiktan sonra da caymislar ve
]tepeyi geri almak icin taaruza gecmisler.
]
]Savasmak pis bir is. insanin ustu basi batiyor. tepenin basinda bir komutan.
]Asagidan pire gibi gorunuyor ve asagida biz yani 2000 asker. Komutan
]megafonla hucum diye bagiriyor ve biz Allah Allah nidalariyla gavurun ustune
]yildirimlar gibi cakiyoruz. Tabii bu sirada birilerinin olmesi gerekiyor ve
]herkes daha az kosmak icin olmek istiyor. Ölume talep cok olunca komutan
](cakmak cakmak bir tegmen-ruh hastasi) bu isi siraya soktu. Bu sefer kim
]olecek diyince herkes elini kaldiriyor.
]
]Ama bizim bir kisa donem var. Her defasinda siyatik, dalak sismesi, kroner
]kalp yetmezligi gibi hastaliklar bahane ederek olmek istiyor ve adamin tum
]saydigim ve sayamadigim hastaliklari icin raporu var. Komutan kim olecek
]diyince herif her defasinda bir rapor ibraz ediyor ve olme hakki
]kazaniyor. En sonunda komutan ulan ne bicim herifisin be, sen zaten olusun
]oglum? diyerek ona her cekimde olme hakki tanidi.
]
]Bir keresinde de ben olmeye hak kazandim. ve olme yerim de Yunan siperine
]5 metre kala. Yaklasik 300 metre tirmanmamiz gerekiyor yani. neyse hucum
]emriini aldik ve allah allah allah... Tirmanmaya basladik, tabii ben
]savasmayali yillar olmus biraz hamlasmisiz. nefes kesiliyor. Buffaloda top
]kosturmaya benzemiyor. Benim olme mekanima daha cok var ve benim gozum
]karardi ve artik bacagim cekmedi. Ben erken olmeye karar verdim. ve yandim
]allah diyerek goge yukseldim, silahimla havada bir yay gibi gerildim ve
]koca bir dag gibi devrildim ve en yuce kata erme serefine nail oldum.
]
]Buraya kadar olayin butun hamasi yonu bir anda traji-komik bir hal aldi.
]Tabii olduk ve devrildik ama Yildiztepe dik bir tepe hafiften. Ölduk ama
]basladik yuvarlanmaya. Her taraf tas kaya cakil. oramiz buramiz
]yirtiliyor. Zaten elbise dedigin caput parcasi. Yirtiklardan filan don
]paca geziyoruz. Ben bir taraftan yuvarlanirken bir taraftan tutunmaya
]calisiyorum . Tufek bir tarafa, matara ve diger techizatlarim bir tarafa,
]ben bir tarafa yuvarlanip duruyoruz. Durmak mumkun degil. Guya olduk rol
]icabi ama can tatli tabii. Velhasil olsen bir turlu olmesen bir turlu.
]
]Ertesi gun biz Yunanli olduk. ve temmuz sicaginda bize kase elbiseleri
]giydirdiler. Uzun donemlerden biri tutturdu ben Yunanli olmam diye. Abi
]ben Yunanli olursam koye donemem, anamin babamin yuzune nasil bakarim?
]diyor. Olum ulan rol icabi bisey olmaz dedikse de dinletemedik ve herif
]istimaya cikmadi. Tabii bizim bolukten biri Yunan olmayi kabul etmeyip
]cekimlere katilmadigi icin ceza yedik.
]
]Bu ara tuvaletleri cukur acip bez paravanlarla insaa ettik. Gece bir
]ruzgar cikiyor, colun ortasinda comelmis yuzlerce ay parcasi ortaligi
]aydinlatiyor.
]
]Yunanli oldugumuz gun yine yayilmisiz ortaya hucum emri bekliyoruz. Hucum
]emri geldi ve basladik taaruza bu sefer gavur olarak. Ve bizim boluk salak
]gibi yine allah allah nidalariyla saldiriyor. Tepeden yakin cekim de
]yaptiklari icin son derece dikkatli olmak gerekiyor. Aksi taktirde cekim
]tekrar ediliyor ve bir cekimin hazirligi 3 saat filan suruyor.
]
]Ulan dedim manyak misiniz olum biz Yunanliyiz ne allah allahi?. Demez
]olaydim. Cekim devam ederken bizim boluk durdu. Oradan biri peki ne
]diyecegiz diye ortaya son derece kritik bir soru atti. Boluk konuyu
]tartismaya basladi. Bu arada arkadan yuzlerce at yanimizdan gok gurultusu
]halinde geciyor, ortalikta bombalar patliyor. Gurultuyu ve arbedeyi
]anlatamam.
]
]Diger Yunan bolukleri de yanimizdan allah allah diye geciyorlar ve
]gecerken bizim boluge bakip ulan bunlar ne yapiyo savasin ortasinda diye
]anlamsiz anlamsiz bakiyorlar. Olum birakin tartismayi hic birsey demenize
]gerek yok kosun yeter diyorum ama bomba sesleri ve at kisnemelerinin
]arasinda beni pek sallayan yok.
]
]Dallamanin teki bir dakika diye kukredi, ben buldum makarios diye
]bagiralim dedi. Bu olaganustu fikir de bir sure tartisilmaya deger goruldu
]ve sonuc tahmin ettiginiz gibi sahne yeniden cekildi. Cunku yukaridaki
]kameralar bizi ayna gibi cekmisler. Savasin ortasinda bir grup yunanli ve
]hararetli bir sekilde tartisiyor.
]
]Bu arada mayinlarin daha iyi patlamasi icin at pisligi koyuyorlarmis ve bunu
]kimseye soylemediler. Daha ilk cekimde basladik kosmaya ve yanimizda
]sagimizda solumuzda bombalar patliyor. Ortalik bir anda bok gibi kokmaya
]basladi ve gokten basimiza at boku yagiyor. Ensemizden at boku oldugu gibi
]iceri. herkes durdu ve uyuz gibi elini sirtina sokup basladi kasinmaya.
]Sonuc yine tahmin ettiginiz gibi. cekim sil bastan.

:D

kadayif üstü dondurm
22 10 2004, 17:00
Amerika ingiltere ve Türkiye Başbakanlari biraraya
gelmiş ve toplantı sonunda basının sorularını
yanıtlıyorlarmış.
]
] Gazeteci sormuş:
] - Ülkenizde 4 kisilik bir aile ne kadar gelirle
] rahat bir hayat sürebilir siz onlara ne kadar
veriyorsunuz?
]
] Amerika Başbakanı Bush:
] - Amerika'da 4 kişilik bir aile 5000 dolar ile rahat
] bir yasam sürebilir, biz onlara 6500 dolar
veriyoruz, geri kalan 1500 doları ne yaparlar
bilmiyoruz.
]
] İngiltere Başbakanı Tony Blair:
] - İngiltere' de aynı aile 4000 pound ile rahat
] yaşar, biz 5000 veriyoruz 1000 pound nereye gidiyor
bilmiyoruz
]
] Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan:
] - Türkiye'de aynı ailenin açlık sınırı 800 milyon
] TL'dir. Biz onlara 300 milyon TL veriyoruz geriye
kalan 500 milyon TL'yi nereden buluyorlar, bizde
anlamis degiliz

:D

kadayif üstü dondurm
22 10 2004, 17:00
Televizyona kilitlendik!
Dizi film furyası, Türkiye’yi televizyon izleme bakımından dünyada ilk sıraya taşıdı. Daha önce, günde 3.5 saat ile dünya ikincisi olan Türkiye, dizi film furyasıyla birlikte 4 saat ortalamayla dünyada ilk sırada olan ABD’yi yakaladı.

Ankara
AA


23 Ekim 2004 — Türkiye, kitap okuma oranı açısından ise oldukça gerilerde. Bir Japon yılda 25 kitap okuyor, 6 Türk’e bir kitap düşüyor.

Milli Eğitim Bakanlığı’nca hazırlanan raporda, “televizyon izleme alışkanlığının, özellikle son yıllarda okuma alışkanlığı edinmede en etkin engelleyicilerden” biri olduğu belirtildi. Rapora göre, Türkiye’de televizyon izleme süresi dizi filmlerdeki artışa paralel 3.5 saatten 4 saate yükseldi. Bu artışla, ABD ile birlikte en fazla televizyon izlenen ülke konumuna gelen Türkiye, kitaba yatırım konusunda ise dünya ortalamasının yarısını bile yakalayamıyor.
Bir Norveçli kitaba yılda 137 dolar, Alman 122 dolar, İsveçli, Avustralyalı ve Belçikalı 100 dolar, ABD’li 95 dolar harcarken, bir Türk yılda kitap için yalnız 0.45 dolar para ayırıyor. Türkiye, bu konuda dünya ortalaması olan 1.3 doların bile çok altında kalıyor.

AYAKTA KİTAP OKUMA: “TAŞİYOMİ”
Raporda, Türkiye ile gelişmiş ülkelerin, kitap okuma oranları da karşılaştırılarak, aradaki “derin uçuruma” dikkat çekildi. Bir Japon yılda 25, İsveçli 10, Fransız 7 kitap okuyor. Oranlamaya göre Türkiye’de, 6 kişiye yılda 1 kitap düşüyor.
Raporda, Japonya’da “ayakta kitap okuma alışkanlığı” için “taşiyomi” kelimesinin kullanıldığına işaret edilerek, “Böyle bir kelime sözlüğe geçtiği halde, bizim ülkemizde bırakın ayakta kitap okumayı, evlerdeki kitapların bile yüzüne bakılmamakta ve kitaplar genellikle vitrinleri süsleyen bir aksesuar olarak kullanılmaktadır” denildi.

BOŞ ZAMANLARI, TELEVİZYON DOLDURUYOR
“Neden kitap okunmuyor” sorusuna da cevap aranan raporda, Bakanlığın çeşitli dönemlerde öğrenciler arasında yaptığı anket sonuçlarına yer verildi. Buna göre, az okumanın en önemli sebeplerinin “okuma alışkanlığının olmaması ve televizyon, video, sinemanın kitap okumaya tercih edilmesi” olduğu belirtildi.
Anketten hareketle öğrencilerin boş zamanlarının büyük bölümünü “evde geçirdikleri” ifade edilen raporda, şunlar kaydedildi: “Televizyon izleme alışkanlığı özellikle son yıllarda okuma alışkanlığı edinmenin en etkin engelleyicilerdendir. Zamanın çoğu evde geçirilmektedir ve evde geçirilen zamanda televizyon izlemek, okumak, ders çalışmak ve hatta temel ihtiyaçları gidermek gibi işler karşısında ilk tercih olmaktadır.”

TÜRKLER, KİTABA HİÇ ISINAMAMIŞ
Raporda, Türklerin okuyan bir toplum olup olmadığı tarihsel açıdan da değerlendirildi. 3 dönem baz alınarak yapılan inceleme özetle şöyle:
İslamiyet Kabul Edilinceye Kadar (10. yüzyıla kadar) :
Bu devirde Türk toplumunun okuyan, okumayı seven bir toplum olduğunu söylemek epeyce zordur. 11. yüzyılın Endüslü bilgini İbni Said’in Tabakatü’l-Ümem adlı kitabında dünya milletleri ikiye ayrılır: Bilimle uğraşan milletler (Hintliler, İranlılar, Yunanlılar, Romalılar, Araplar); Bilimle uğraşmayan miletler (Türkler, Moğollar, Çinler). Aynı eserde, bilimle uğraşmayan milletlerden kulağına herhangi bir fikir veya felsefe ulaşmadığına da özellikle işaret eder.
İslamiyet’i Kabulden (10. yüzyıldan) 17. Yüzyıla Kadar:
Bu devirde nispeten okuyan, düşünen bir toplumla karşılaşıyoruz. Ülke, medreselerle ve hemen yanlarına açılan kütüphanelerle doluyor. Devrin sosyal şartları içinde okuma-yazma oranı çok yüksek değilse de kulağa, dinlemeye dayalı gelişmiş bir kültür var.
17. Yüzyıldan Günümüze Kadar:
Türk toplumu tekrar okumayan, fazlaca düşünmeyen, bilgi üretmeyen bir toplum haline gelir. Matbaanın Türkiye’ye girişinden (1727) 19. yüzyılın sonlarına kadar basılan kitap sayısı 5 bin civarında. Bu sayı ancak 20 yüzyılın başlarında 35-40 bini buldu. 1930-32 yıllarında bir kitap 300 adet basılırsa sevinilirdi. Devrin ünlü gazetecisi Ziyad Ebuzziya 1933’te bir kitaptan 500 adet bastığında, bunun hayretle karşılandığını anlatır.
Son yıllarda yapılan araştırmalar, Türk toplumunun sosyal, ekonomik ve siyasi şartlarında önemli değişiklikler olmasına rağmen, kitap, gazete, dergi ile arasının iyi olmadığını, toplumumuzun okumayı alışkanlık ve hayat tarzı haline getirmediğini göstermektedir.

modzedefaateh
24 10 2004, 17:00
At ve piliçin hikayesi ] ] Evvel
] ]
] ]zaman içinde kalbur zaman
] ]
] ] ] ]içinde,
] ]
] ] ] ] ] ]çok iyi arkadaş olan bir
] ]
] ] ] ] ] ] atla
] ]
] ] ] ] ] ]bir tavuk varmış...
] ]
] ] ] ] ] ] Bir sürü diğer hayvanlarla birlikte bir
] ]
] ] ] ] ] ]çiftlikte mutlu bir
] ]
] ] ] ] ] ]hayat
] ]
] ] ] ] ] ]sürerlermiş...
] ]
] ] ] ] ] ] Bir gün atla tavuk dere kenarında
] ]
] ] ] ] ] ]oynarlarken, at birden
] ]
] ] ] ] ] ]bataklığa
] ]
] ] ] ] ] ] adım
] ]
] ] ] ] ] ]atmış ve bataklık atı içeri çekmeye
] ]
] ] ] ] ] ]başlamış..
] ]
] ] ] ] ] ] Tavuğa bana yardım eeeeetdiye
] ]
] ] ] ] ] ]seslenmiş. Tavuk bunun üzerine
] ]
] ] ] ] ] ] koşa
] ]
] ] ] ] ] ] koşa
] ]
] ] ] ] ] ] çiftliğe gitmiş, çiftçinin BMW sine
] ]
] ] ] ] ] ]atladığı gibi bataklık
] ]
] ] ] ] ] ] kenarına
] ]
] ] ] ] ] ]gelmiş....
] ]
] ] ] ] ] ] Bagajdan bir ip çıkarmış, bir ucunu
] ]
] ] ] ] ] ]BMWnin arkasına bağlamış
] ]
] ] ] ] ] ]bir
] ]
] ] ] ] ] ] ucunu da
] ]
] ] ] ] ] ]düğüm yapıp atın ayağına doğru fırlatmış,
] ]
] ] ] ] ] ]ve arabayı
] ]
] ] ] ] ] ] çalıştırmış.....
] ]
] ] ] ] ] ] Araba ilerledikçe at bataklıktan yavaş
] ]
] ] ] ] ] ]yavaş karaya çıkmış, ve
] ]
] ] ] ] ] ]tavuğa
] ]
] ] ] ] ] ]sana hayatımı borçluyum canım dostum
] ]
] ] ] ] ] ]diye teşekkür etmiş... Birkaç gün sonra, at
bir gün
] ]
] ]dere kenarında
] ]
] ]su
] ]
] ] ] ] ]içerken tavuğun
] ]
] ] ] ] ] ]çığlıklarını duymuş...
] ]
] ] ] ] ] ] Başımı kaldırmış bir de ne görsün, bu
] ]
] ] ] ] ] ]sefer de tavuk bataklığa
] ]
] ] ] ] ] ] düşmüş
] ]
] ] ] ] ] ] çırpınıyor hem de boğazına kadar
] ]
] ] ] ] ] ]batmış... At önce etrafına bakmış, ne ip
] ]
] ] ] ] ] ]var ne bişey, zaten BMW' yi de
] ]
] ] ] ] ] ] çiftçi
] ]
] ] ] ] ] ]almış
] ]
] ] ] ] ] ] şehre gitmek için. Ne yapsın? At derin
] ]
] ] ] ] ] ]bir nefes almış ve
] ]
] ] ] ] ] ] bacaklarını
] ]
] ] ] ] ] ]iyice
] ]
] ] ] ] ] ]aralayarak bataklığın kenarına gelmiş,
] ]
] ] ] ] ] ]kocaman organını tavuğa
] ]
] ] ] ] ] ]uzatmış:
] ]
] ] ] ] ] ] hadi dostum sana uzatıyorum iyice asıl
] ]
] ] ] ] ] ]ve seni kıyıya
] ]
] ] ] ] ] ]çekeyim.
] ]
] ] ] ] ] ]Ve tavuk atın şeyine asılmış, yavaş yavaş
] ]
] ] ] ] ] ]at onu kıyıya çekmeyi
] ]
] ] ] ] ] ] başarmış.
] ]
] ] ] ] ] ] Tavuk ona mutlulukla gülümsemiş:
] ]
] ] ] ] ] ] işte şimdi sen de benim hayatımı
] ]
] ] ] ] ] ]kurtardın dostum.... Peki bu hikayenin ana
fikri nedir?
] ]
] ] ] ] ] ]At kadar şeyiniz varsa etraftaki
] ]
] ] ] ] ] ]piliçleri toplamak için bir
] ]
] ] ] ] ] ]BMW ye
] ]
] ] ] ] ] ]ihtiyacınız yok.

modzedefaateh
24 10 2004, 17:00
Sex bitince burçlarin söyledikleri


Koc : hadi, bi daha...

Boga : ben aciktim.. pizza soyleyelim

Ikizler : kumanda nerde?

Yengeç : ne zaman evlenicez?

Aslan : itiraf et harikaydim degil mi?, evet harikaydim..!!

Basak : kalk kalk..!! carsaflari hemen yikamam lazim..

Terazi : sen mutlu olduysan ben de mutlu oldum hayatim...

Akrep : hadi simdi de catida yapalim...

Yay : ben seni ararim.. sen sakin beni arama..!!

Oglak : bana kartini versene

Kova : artik ellerini coziyim mi..?

Balik : pardon , adim ne demistin?

modzedefaateh
24 10 2004, 17:00
] ]]] ]Mafya babası haraçlarını toplaması için yeni bir
tetikçi
] ]]]bulur. Seçtiği adam sağır ve dilsizdir. Çünkü baba, bu
tetikçi yakalanırsa
] ]]]polise
] ]]] ]]]fazla
] ]]] ]]] ]bir şey anlatması mümkün olamaz, diye
düşünür.
] ]]] ]]] ]Baba, bir gün ödemelerin geciktiğini fark
] eder ve
] ]]]tetikçiyi odasına aldırtır, bir de işaret dilini bilen
] tercüman buldurur.
] ]]]Tercüman işaretle sorar:
] ]]] ]]] ]- Para nerede? sağır dilsiz işaretle
yanıt
] verir:
] ]]] ]]] ]- Ne parası? Benim paradan maradan
haberim
] yok. Neyden
] ]]]bahsettiğinizi anlamıyorum. Tercüman tercüme eder:
] ]]] ]]] ]- Neyden bahsettiğinizi anlamıyormuş.
] ]]] ]]] ]Baba 38'ligi koltuk altından çekip sağır
] dilsizin beynine
] ]]]dayar: - Simdi sor bakalım, para nerede.
] ]]] ]]] ]Tercüman işaretle sorar:
] ]]] ]]] ]- Para nerede? sağır-dilsiz kan ter
içinde
] işaretle
] ]]] ]]] ]yanıt verir:
] ]]] ]]] ]- Şehir merkezindeki parkta, büyük
heykelin
] olduğu
] ]]]kapıdan girince soldan 3. ağacın kovuğunda yüz bin dolar
var.
] ]]] ]]] ]- Ne söyledi? der Baba. Tercüman
yanıtlar:
] ]]] ]]] ]- Dedi ki, hala neyden bahsettiğinizi
] ]]]anlamıyormuş,ayrıca o tetiği çekmek de biraz *** istermiş.

modzedefaateh
24 10 2004, 17:00
Talking Turkey: The Story of How the Unofficial Bird
of the United States Got Named (by Giancarlo Casale)

How did the turkey get its name? This seemingly
harmless question popped into my head one morning as I
realized that the holidays were once again upon us.
After all, I thought, there's nothing more American
than a turkey. Their meat saved the pilgrims from
starvation during their first winter in New England.
Out of gratitude, if you can call it that, we eat them
for Thanksgiving dinner, and again at Christmas, and
gobble them up in sandwiches all year long. Every
fourth grader can tell you that Benjamin
Franklin was particularly fond of the wild turkey, and
even campaigned to make it, and not the bald eagle,
the national symbol. So how did such a creature end
up taking its name from a medium sized country in the
Middle East? Was it just a coincidence? I wondered.
The next day I mentioned my musings to my landlord,
whose wife is from Brazil. That's funny, he said,
In Portuguese the word for turkey is 'peru.' Same
bird, different country. Hmm.
With my curiosity piqued, I decided to go straight to
the source. That very afternoon I found myself a Turk
and asked him how to say turkey in Turkish.
Turkey? he said. Well, we call turkeys 'hindi,'
which means, you know, from India. India? This was
getting weird.
I spent the next few days finding out the word for
turkey in as many languages as I could think of, and
the more I found out, the weirder things got. In
Arabic, for instance, the word for turkey is
Ethiopian bird, while in Greek it is gallapoula or
French girl. The Persians, meanwhile, call them
buchalamun which means, appropriately enough,
chameleon.
In Italian, on the other hand, the word for turkey is
tacchino which, my Italian relatives assured me,
means nothing but the bird. But, they added,
it reminds us of something else. In Italy we call
corn, which as everybody knows comes from America,
'grano turco,' or 'Turkish grain.' So here we were
back to Turkey again!
And as if things weren't already confusing enough, a
further consultation with my Turkish informant
revealed that the Turks call corn misir which is
also their word for Egypt!
By this point, things were clearly getting out of
hand. But I persevered nonetheless, and just as I was
about to give up hope, a pattern finally seemed to
emerge from this bewildering labyrinth. In French, it
turns out, the word for turkey is dinde, meaning
from India, just like in Turkish. The words in both
German and Russian had similar meanings, so I was
clearly on to something. The key, I reasoned, was to
find out what turkeys are called in India, so I called
up my high school friend's wife, who is from an old
Bengali
family, and popped her the question.
Oh, she said, We don't have turkeys in India. They
come from America. Everybody knows that.
Yes, I insisted, but what do you call them?
Well, we don't have them! she said. She wasn't being
very helpful. Still, I persisted:
Look, you must have a word for them. Say you were
watching an American movie translated from English and
the actors were all talking about turkeys. What would
they say?
Well...I suppose in that case they would just say the
American word, 'turkey.' Like I said, we don't have
them.
So there I was, at a dead end. I began to realize only
too late that I had unwittingly stumbled upon a
problem whose solution lay far beyond the capacity of
my own limited resources. Obviously I needed serious
professional assistance. So the next morning I
scheduled an appointment with Prof. Şinasi Tekin of
Harvard University, a world-renowned philologist and
expert on Turkic languages. If anyone could help me, I
figured it would be Professor Tekin.
As I walked into his office on the following Tuesday,
I knew I would not be disappointed. Prof. Tekin had a
wizened, grandfatherly face, a white, bushy,
knowledgeable beard, and was surrounded by stack upon
stack of just the sort of hefty, authoritative books
which were sure to contain a solution to my vexing
Turkish mystery.
I introduced myself, sat down, and eagerly awaited a
dose of Prof. Tekin's erudition.
You see, he said, In the Turkish countryside there
is a kind of bird, which is called a çulluk. It looks
like a turkey but it is much smaller, and its meat is
very delicious. Long before the discovery of America,
English merchants had already discovered the delicious
çulluk, and began exporting it back to England, where
it became very popular, and was known as a 'Turkey
bird' or simply a 'turkey.' Then, when the English
came to America, they mistook the birds here for
çulluks, and so they began calling them 'turkey also.
But other peoples weren't so easily fooled. They knew
that these new birds came from America, and so they
called them things like 'India birds,' 'Peruvian
birds,' or 'Ethiopian birds.'
You see, 'India,' 'Peru' and 'Ethiopia' were all
common names for the New World in the early centuries,
both because people had a hazier understanding of
geography, and because it took a while for the name
'America' to catch on.
Anyway, since that time Americans have begun
exporting their birds
everywhere, and even in Turkey people have started
eating them, and have forgotten all about their
delicious çulluk. This is a shame, because çulluk meat
is really much, much tastier.
Prof. Tekin seemed genuinely sad as he explained all
this to me. I did my best to comfort him, and tried to
express my regret at hearing of the unfairly cruel
fate of the delicious çulluk. Deep down, however, I
was ecstatic. I finally had a solution to this holiday
problem, and knew I would be able once again to enjoy
the main course of my traditional Thanksgiving dinner
without reservation.
Now if I could just figure out why they call those
little teeny dogs
Chihuahuas....

modzedefaateh
24 10 2004, 17:00
THY Dialogları
-İyi günler hanımefendi, bir sorum olacaktı
-Tabii buyurun
-THY ticketing bölümünde çalışanların maaşı ne kadar ?
----------------------------------------------------------------------------
-İyi günler danisma..
-İyi günler bugün nereden bilet alabiliriz ?
-Sadece Taksim ve havalimani açik bugün.
-Anladim. Taksim'deki havalimaninin telefonunu alabilir miyim ?
----------------------------------------------------------------------------
-Semiha Yanki Havalimani'nin telefonunu alabilir miyim ? (Sabiha Gökçen
demek istiyor )
----------------------------------------------------------------------------
-İyi günler hanımefendi. Denizli'ye uçuşunuz var mı ?
-Evet beyefendi yarın sabah 07,45'de uçuyoruz ?
-Öyle mi, peki Denizli'de havalimanı var mı ?
-Hayır beyefendi suya iniyoruz.
----------------------------------------------------------------------------
-Diyarbakır'a yer var mı acaba ?
-Maalesef yok efendim ?
-O zaman beni yedek kulübesine yazar mısınız ?
----------------------------------------------------------------------------
-İyi günler iç hatlar..
-Bant kaydı mısınız, yoksa gerçek mi ?
-Gerçeğim hanımefendi
-İyi o zaman İyi günler.
----------------------------------------------------------------------------
-İstanbul'a son uçak kaçta?
-Nereden ?
-Buradan
-Nereden arıyorsunuz ?
-Şehir içinden
-Nereden?
-Erzurum'dan..
----------------------------------------------------------------------------
-Boeing 737 de (yerde park halinde) kokpitten orta pencere açık
uyarısı alınır amire bakması için komut verilir amir ortaya geldiğinde
yolcular arasında bi tartışma bi kargaşa olduğunu görür. Bi bakar orta
emergency pencere açık. Sorar nedir problem diye. Cam kenarındaki abi
futursuzca cevap verir: Uçak çok havasızdı bende pencereyi açtım
kalkarken kapatıcam
----------------------------------------------------------------------------
-Yine aynı model uçakta orta pencere açık uyarısı alınır amir gider
pencere açıktır sorar ordaki debile sorunun nedir diye. Adam Burda çekiniz
yazıyodu çektim açıldı der...... Haklıdır tabi kendi çapında.
----------------------------------------------------------------------------
Stewardları hostesleri kendi özel uşağı sanan mallar vardır. Saçma sapan
istekler yapıp insanı daraltırlar:
- Ben 2 yastık bi battaniye istiyorum bide uçak kalkmadan bi tane buzlu viski
ve yanında fındık alayım, eşim için de bir bloddymary buzlu ve tuzlu
karabiberli olsun. Çocuklara da portakal suyu ve oyuncak istiyorum!
..............
- Zamanım kalırsa getireceğim beyfendi
----------------------------------------------------------------------------
Trabzon'dan bir yolcu havaalanını arar ve sorar:
- İyi akşamlar hanfendi Trabzon-İstanbul arasi ne kadar sürüyo acaba ?
-(Hatun adamı beklemeye alır) Bi saniye efendim!
-Tamam teşekkürler,iyi akşamlar (Telefonu kapatır)
----------------------------------------------------------------------------
-Gazete?
-Bi Hürriyet bi Sabah bi Milliyet
-Efem bir tane seçseniz arkada oturan yolculara da kalsın
-Hımmmm bi Hürriyet bi Sabah o zaman!
-Peki
----------------------------------------------------------------------------
- Yolcunun adını kodlar mısınız? (Yolcu bunun üzerine cep telefonunun
tuşlarıyla adını kodlamaya başlıyor)
----------------------------------------------------------------------------
-Ne kadar kalıcaksınız Almanya'da?
-Neden soruyorsunuz??
-Ona gore bilet keseceğim onun için
-E olsun ben uçakta kalmiycam ki otelde kalicam
----------------------------------------------------------------------------
Favorilerim olan hac serferlinde süper yaşlı amcalardan biri
tepsisindeki kolonyalı mendili sakız diye ağzına atıp çignemişti yüzündeki
büzüşmüş ifadesiyle karısına dönüp
-La Münevver acı lagn bu. diyerek kopmama sebeb olmuştu.
----------------------------------------------------------------------------
-Çocuğumla ben uçucam oğluma çocuk fiyatı istiyorum ne kadardı.
-Çocuğunuzun 12 yaşını aşmaması gerekiyor kaç yaşındaydı
-32
----------------------------------------------------------------------------
- Telefona ingilizce hat geldiğini ekrandan gören personel : Reservation
may i help you??
- Aa ben yanlış basmıştım. Şimdi İngilizce bastım diye İngilizce mi
konuşmam gerekicek??
----------------------------------------------------------------------------
- Çocuğun adını alabilir miyim?
- Mustafa İbrahim Suheyl İsabeyoğlu... Hayvan babası boyle bi isim
vermiş.. Sanki arap seyhi ufacik cocuk... Dayisiyim cok uzuluyorum da
cocuga.. Afedersin yani hanfendi..
----------------------------------------------------------------------------
-İyi günler ben Almanya'ya gidecektim...
-Olur hanimefendi nereye peki almanyada
-Havalanina
-höönnnkkk (yok olmaz bizim ucaklar tren garina iner)
----------------------------------------------------------------------------
-Meraba ben yarın akşam için bi ucak almıştım...
(Hayırlı olsun..bize de bi tur attırırsın artık!!)
----------------------------------------------------------------------------
-Hiç yer yok malesef
-Ama ben askerim?
-Hiç yer yok malesef
-Hiç mi yok?
-Hiç yer yok malesef
-Ben yere otursam?
----------------------------------------------------------------------------
-Bizans class'a rezervasyon istiyorum? (favorim :)
----------------------------------------------------------------------------
Bir de üstün zekali check-in görevlileri uçaktaki tüm çocukları
emergency exit'e oturttugu için uçuş öncesi kabin memurunu zor duruma
sokar:
-Hanfendi yolcularimiz yerlestikten sonra sizin yerinizi degistirecegiz
-Niye ki o?
-Uçus güvenligi açisindan çikis kapilarina çocuk oturtamiyoruz efendim.
-Niye biz güvenilir diil miyiz?
-Çocuklarin burda oturmasi yasak, yerinizi degistirmek
zorundayiz.
-Valla ben hiç biyere gitmiyorum kardesim. ben pencere kenari aldim!!!
(uçagi aldi sanki!)
-Beyefendi çocuklarin yeri degismeden uçagin kalkmasi mümkün degil.
-Ben anlamam kardesim, ben burda oturucam
-(Fesüphanallah, nerde benim silahim..)[Gidip amire haber verilir]
Amir gelir adama yer degistirmezse uçagin kalkis okeyini veremiyecegini falan söyler. Adam yine anlamaz, pilot gelir.
Pilot: Beyefendi problem nedir?
y: hede hödö
P: Eğer hemen yerinizi degistirmezseniz polis çagiricam ve sizi
uçaktan indirteceğim
y: Aa, neyse tamam o zaman…
----------------------------------------------------------------------------
- Pardon çok merak ettim de bu bulut ne bulutu ?
- Cimbo numbulus !!!!!!
----------------------------------------------------------------------------
Full dolu bir uçakta iki yolcu beklenir, epey gecikmeyle gelirler, tabi ki yerleri ayrı verilmis karı kocadır.
Adam: Ben karımla oturucam.
Steward: Beyefendi uçağımız dolu, herkes yerine oturuyor. Siz de
lütfen kendi yerinize oturun.
A: ben anlamam, çabuk bana iki kişilik yer açın
S: (Oldu masa atalim istersen ortaya, bi de alevli malevli..töbe
töbe) Beyefendi yarim saattir sizi bekliyoruz zaten (Bu arada yer
degisikligi için diger yolcular isteksizdir) Ayrica sizinle yer degistirmek
isteyen yolcumuz da yok. Lütfen oturun.
A: Sen benim kim oldugumu biliyor musun lan!!!! (İste bir stewarda
söylenebilecek en son söz! Steward artik bu adamin iflah olmayacagini anlamistir, temiz bir dövmek ister, ama part-time'in gözü kör olsun paraya ihtiyaci vardir. Gidip durumu anlatir amire, amir gelir ikna edemez, adam uçak içinde bagirip çagirmaya baslamistir iyice, tabi kaptandadir söz artik..
Kaptan: (Gayet nazik) Beyefendi sorun nedir?
A: Bu herifler bana yerimi göstermiyor!
K: Verin board kartinizi ben göstereyim (vauv sabra bak). Buyrun yeriniz burası
A: Yok kardesim ben karimla oturacagim.
K: Beyefendi oturun yerinize ve uçağımız kalksin artik
A: Sen benim kim oldugumu biliyor musun? (İste yine bir kaptana
söylenecek en son söz. Olay kopmustur artik. THY'nin en sabirli, en baba kaptani
Necmi Kaptan'i kimse tutamaz artik.)
K: (Adamin yakasindan tutarak 20 santim havaya kaldirir ve) Ulan
senin kim oldugun görünmüyor da sen benim kim oldugumu görmüyorsun galiba. Ben
bu uçagin kaptaniyim. Bu kadar yolcu seninle mi ugrasacak lan! (Kaptan
herifi firlatir, geriye döner) Bu adami almiyorum uçusa, simdi polis
çagiriyorum, onlar aklini basina getirirler senin. (Kokpite geri
döner) Adam yildirim hiziyla yetisir kaptana.
A: Aman kaptanim, affet yaptik bi eseklik, benim bu uçakla mutlaka
gitmem gerek.
K: Yok kardesim onu demin düsünecektin
A: Kaptanim elini ayagini öpiim ne istersen yaparim
K: Bütün uçus boyunca yerine oturup, ellerini bacaklarinin üstüne
koyacaksin, yemek de vermeyin bu herife.
A: tamam kaptanim, yemem yemek, saol kaptanim
----------------------------------------------------------------------------
Uçak yolcu alirken henüz bir yolcu telefon açar
-Beyefendi kapatin telefonunuzu
-Tamam be üff (konusmaya devam eder)
Arkadan gelen baska bir yolcu, tam bir çamyarmasi herifin bogazini sikarak:
-Ulan sen benim hayatimla nasil oynarsin lan essoglessek, kapat lan telefonu.
-Tamam tamam pardon beyefendi,
Daha sonra yemek dagitilirken;
-Verme o ****ye yemek falan aç kalsin pust
-Tamam ben zaten aç degilim
Hostesler yardimci yolcudan dolayi memnundur, her uçaga lazim
adana ucaginda yolcu karsilayan host koltugunu bulamayan yolcuya sorar;
- Hangi numarada oturuyorsunuz beyfendi?
- Sanayi mahallesi 14

faateh4ever
02 11 2004, 18:00
Hazır Cevaplık Deha Gerektirir

2. Sokrates ve eşi bir turlu iyi gecinemezlermis.
Bir gun eşi Sokrates'e verip veriştirmiş, ağzına geleni söylemiş. Bakmış
kocası hiç bir tepki göstermiyor; bir kova suyu alıp başından aşağı
boşaltmış.
Sokrates, gayet sakin:
- Bu kadar gök gürültüsünden sonra bir sağanak zaten bekliyordum demiş

3. Bernard Shaw ile Churchill hic geçinemez ve sık sık birbirlerini
iğnelermis.
Bernard Shaw, bir oyununun ilk gecesine, Churchill' i davet etmiş ve
davetiyeye de bir pusula iliştirmiş:
- Size iki kişilik davetiye gönderiyorum. Bir dostunuzu alıp
gelebilirsiniz. Tabii dostunuz varsa. Churchill, hemen cevap göndermis:
- Maalesef o gece başka bir yere söz verdigim için oyununuzu seyretmeye
gelemeyeceğim. İkinci gece gelebilirim, tabii oyununuz ikinci gece de
oynarsa.

4. Bir gun Eflatun, talebelerinden birini kumar oynarken yakalamış ve
şiddetle azarlamış. Talebesi: - İyi ama ben çok az bir paraya oynuyordum
diye itiraz edecek olunca Eflatun cevap vermiş:
- Ben seni kaybettigin para icin değil, kaybettigin zaman için
azarlıyorum.

5. Dünya nimetlerine ehemmiyet vermeyen yaşayış ve felsefesiyle ünlü
filozof Diyojen, bir gün çok dar bir sokakta zenginliginden başka hiçbir
şeyi olmayan kibirli bir adamla karşılaşır. İkisinden biri kenara
çekilmedikce geçmek mümkün değildir. Mağrur zengin, hor gördüğü filozofa:
- Ben bir serserinin önünden kenara çekilmem der. Diyojen, kenara
çekilerek gayet sakin şu karşılığı verir: - Ben çekilirim.

6. Meşhur bir filozofa:
- Servet ayaklarınızın altında olduğu halde neden bu kadar fakirsiniz?
diye sorulduğunda:
- Ona ulaşmak için eğilmek lazım da ondan demiş.

7. Kulaklarının büyüklüğü ile ünlü Galile' ye hasımlarından biri:
- Efendim demiş, Kulaklarınız, bir insan için biraz büyük değil mi?
Galile: - Doğru demiş, Benim kulaklarım bir insan için biraz büyük ama,
seninkiler bir eşek için fazla küçük sayılmaz mı?

8. Bir toplantıda, bir genç Mehmet Akif' i küçük düşürmek ister:
- Afedersiniz, siz veteriner misiniz? Mehmet Akif hiç istifini bozmadan
şöyle yanıtlamış:
- Evet, bir yeriniz mi ağrıyordu?

9. Yavuz Sultan Selim, birçok Osmanlı padişahı gibi sefere çıkacağı
yerleri gizli tutarmış. Bir sefer hazırlığında, vezirlerinden biri israrla
seferin yapılacağı ülkeyi sorunca, Yavuz ona:
- Sen sır saklamayı bilir misin? diye sormuş. Vezir:
- Evet hünkarım, bilirim dediğinde, Yavuz cevabı yapıştırmış:
- İyi, ben de bilirim.

10. Bir filozofa sormuşlar: - Şansa inanır mısınız? Filozof:
- Evet, yoksa sevmediğim insanların başarılarını neyle
açıklayabilirdim.

faateh4ever
02 11 2004, 18:00
Evlilik üzerine...

Almitra sözü aldi ve sordu:

Peki üstad; evlilik nedir?

Cevap söyle geldi:

Siz birliktelik icin dogmussunuz. Ölüm meleginin beyaz kanatlari

sizi ayirana kadar ayrilmayacaksiniz. Allahin sessiz

tanikliginda bile beraber olacaksiniz. Ama birlikteliginizde

mesafeler birakin; birakin ki, cennetin rüzgarlari aranizda dansedebilsin...

Birbirinizi sevin ama, ask tutsakligi istemeyin.. Birakin ask,

ruhunuzun kiyilarina vuran dalgalar gibi olsun... Birbirinizin

bardagini doldurun ama ayni bardaktan içmeyin; ekmeginizden

verin birinize ama ayni somundan isirmayin...

Birlikte sarki soyleyin; lakin birbirinizi yalniz birakmayi da

bilin.Sazin telleri de yalnizdir ve armoni icinde ayni melodiyi

seslendirir...

Birbirinize kalbinizi verin ama karsilikli kilitleyip saklamak

için degil!

Sadece hayatin eli o kalbi saklar!

Birlikte durun, ama yapismayin, tapinaklarin sütunlari da

bitisik degildir!

Ve unutmayin ; mese ile çinar birbirlerinin gölgesinde

büyümezler....

SHAKESPEARE

faateh4ever
02 11 2004, 18:00
Ünlülerin söyledigi tuhaf cümlelerden bazıları : )

Birçok arkadaşımın içime girmesine izin verdim ve ben öyle her arkadasimi içime alan biri değilimdir!!!
(Deniz Akkaya)

Kanada gibi denizaşırı ülkelerde çok bulundum...
(Amerika'dan Britney Spears)

Nodalıklar to, todalıklar no...
(Bülent Ecevit)

İlham kaynağım şu gördüğünüz Boğaz. Bu deniz, öküze bile ilham verir...
(Serdar Ortaç)

Teniste en iyi hareketlerden biri, topu fileyi yalayarak atmaktır. Ben yaptığım işlerde bu atış felsefesini benimsedim..
(Hülya Avşar)

Uzun vadede politikada iyi şeyler yapmak istiyorum. Manken arkadaşlarım da bana destek oluyor...
(Tuğba Özay)

Mozart dinlemiyorum ama Türkiye'ye gelirse konserine mutlaka giderim.(Emrah)

Şimdi de Pink Floyd ve arkadaşları söylüyor: The Wall... (TRT 3spikeri)

57. Hükümet 'tekno partilerin' açılmasına yardımcı oldu... (Bülent Ecevit)

Kaybedecek hiçbir şeyi yoktu. İlk iki seti kaybetti. Şimdi kaybedecek daha çok hiç birşeyi yok!..
(Wimbledon erkekler final maçını anlatan TRT spikeri)

Öyle bir sivilce ilacı kullanıyorum ki bir sene içicem bir daha ömür boyu hiç sivilce çıkmayacak. İşte öyle bir sivilce ilacı aldım ben...
(Güzide Duran)

Alpay arka ayağını burktu!..
Türkiye-Brezilya maçından...)

Annem bana 'O. Çocuğu!' diye bağırdığında oluşan ironiyi hiç bir zaman anlamadı...
(Jack Nicholson)

İnsan sevdiğine 'Sana geleceğine bana gelsin' der. Öyle değil midir ya? Herkesin bir bebeği vardır...
(İbrahim Tatlıses)

Bu tokat olayından sonra hayata bakış açım değişti, artık her şeye daha pozitif bakıyorum...
(Hande Ataizi)

Coly, top diye Hasan'a vurdu. Ama Hasan'ın kafası da top gibi baksana. Vurabilir insan...
(Türkiye - Senegal maçı yorumcusu Ömer Üründül)

Sigara öldürür ve eğer ölürseniz hayatınızın önemli bir parçasını kaybedersiniz...
(Brooke Shields)

Chicago'ya gelmek istedim çünkü Chicago 52 eyaletimizden biri...
(R**uel Welch ;)
Not 1: Amerika'daki eyalet sayısı50,
Not 2: Chicago eyalet değil

Ben şimdi parçayı Cengiz'in bana öğrettiği gibi okumadım. Cengiz bana bi nağmeler öğretiyor, çok değişik oluyor. Eğer öyle okursam hakikaten çok güzel oluyor...
(Seren Serengil)

Annem hakikaten çok kaliteli bir sanatçı annesi...
(Seren Serengil)

Belçikalılar sahada 4-4-2 şeklinde dizilmişler...
(İngiltere-Danimarka maçını sunan TRT spikeri)

Hadi len bir kıta okiim...
(İzzet Yıldızhan, Tgrt'deki şovunda seyircilere doğru söyledi)

Gazeteci Sorusu: 'Türkan Hanım, gözlerinizi bağışlamayı düşünür müsünüz?'
Türkan Şoray yanıtı: 'Bugün mü?'

Parlamentodan, 500'ü aşkın başbakan çıkar...
(Osman Durmuş)

'Senin ağzını yerim' toplumda çok sık kullanıldığı için böyle bir şarkı çıkarttım...
(Sinan Özen)

Vücudundan kurtul. Sadece zihnin ve ruhunla yaşa... O zaman toprağın altında nefes alabilirsin...
(Cüneyt Arkın)

faateh4ever
02 11 2004, 18:00
Bir zamanlar bir orman köyünde bir oduncu yaşarmış. Ormanda bir ağaç varmış ve insanlar bu ağaca tapmak için gelirlermiş. Oduncu Allaha inanan bir insan olduğu için buna çok kızarmış.Bir gün baltasını almıs ve ağacı kesmeye gitmiş.Ağaca geldiğinde ağacın başında bir adam görmüş.Adam oduncuya nereye gittiğini sormuş.

Oduncu:Bu ağacı kesmeye geldim

Adam :Bu ağacı kesemezsin, ben şeytanım ve onu ben koruyorum

Oduncu sinirlenmiş.Demek insanları sapıtan şeytan sensin demiş ve şeytanı tutuğu gibi yere sermiş.

Şeytan Sen beni öldüremezsin çünkü Tanrı bana kıyamete kadar süre vermiştir.Ancak seninle bir anlaşma yapabiliriz. Buraya gelmediğin her gün için yastığının altında bir altın bulacaksın.Böylece odunculuk yapmaktan kurtulursun ve ormana bir ibadet yeri yaptırırsın.

Oduncu biraz sakinleşmiş Peki ,yalnız bu altını bulamazsam yine geleceğim demiş ve evine gitmiş.Ertesi gün sabah olduğunda yastığının altında bir altın bulunca çok sevinmiş. Sonraki günün sabahında hemen tekrar yastığının altına bakmış. Ancak bu sefer altın yokmuş.Çok sinirlenen oduncu baltasını alarak ağacı kesmeye gitmiş.Ağacın başında tekrar şeytanı görmüş.Oduncu hemen baltasını ağaca vurmaya çalışmış ancak şeytan oduncuyu tutuğu gibi havaya fırlatmış. Oduncu son gücu ile şeytana direnmeye çalışmış ancak kolunu bile kıpırdatamamış.Şeytana,

O gün geldigimde senden daha güçlü idim.Şimdi nasıl sana bir şey yapamıyorum demiş

Şeytan gülerek:

O gün geldiğinde Allah rızası için gelmiştin.Sadece beni değil, karşında bütün dünya olsa Allahın yardımıyla mağlup ederdin.Bugünse kendi nefsin için geldin.Bana karşı hiçbir şey yapamazsın.Sen artık mağluplardansın

faateh4ever
02 11 2004, 18:00
] ] Süper Yiyecekler adlı kitabın yazarı ABD'l doktor Pratt,
] ] ] ] ] ] ] ] ] ]]]bezelyeden yoğurda kadar uzanan listesi için Bu
] ] yiyecekler
] ] hücrelerin zarar görmesini ve hastalıkları önlüyor.
] ]
] ] ] ] ] ] ] ] ] ]]]İŞTE SÜPER YİYECEKLER
] ] ] ] ] ] ] ] ] ]]]Bezelye Şeker hastalığına bire bir.
] ] ] ] ] ] ] ] ] ]]]Ispanak Kalp hastalığına karşı.
] ] ] ] ] ] ] ] ] ]]]Böğürtlen Akıl sağlığını korur.
] ] ] ] ] ] ] ] ] ]]]Soya Göğüs-rahim kanserinin ilacı.
] ] ] ] ] ] ] ] ] ]]]Brokoli Tüm kanser türleri için.
] ] ] ] ] ] ] ] ] ]]]Yulaf Hazım güçlüğünü engeller.
] ] ] ] ] ] ] ] ] ]]]Portakal Enfeksiyonlardan korur.
] ] ] ] ] ] ] ] ] ]]]Balkabağı Prostat hastalığına iyi gelir.
] ] ] ] ] ] ] ] ] ]]]Somon balığı Depresyona karşı ilaç gibi.
] ] ] ] ] ] ] ] ] ]]]Çay Kolesterole karşı savaşır.
] ] ] ] ] ] ] ] ] ]]]Domates Yaşlanmayı yavaşlatır.
] ] ] ] ] ] ] ] ] ]]]Hindi Hipertansiyonu olanlara bire bir.
] ] ] ] ] ] ] ] ] ]]]Ceviz İştah açar ve enerji verir.
] ] ] ] ] ] ] ] ] ]]]Yoğurt İdrar yolu kanserine karşı.
] ] ] ] ] ] ] ] ] ]]]
] ] ] ] ] ] ] ] ] ]]]
] ] ] ] ] ] ] ] ] ]]]***
] ] ] ] ] ] ] ] ] ]]]
] ] ] ] ] ] ] ] ] ]]]Uzun yaşamın 14 sırrı
] ] ] ] ] ] ] ] ] ]]]
] ] ] ] ] ] ] ] ] ]]]Kitabı haftalardır yok satan Doktor Pratt,
] ] ] ] ] ] ] ] ] sağlıklı ve uzun bir
] ] ] ] ] ] ] ] ] ]]]ömrün mönüsünü açıkladı. Mönüde kırmızı et yerine
] ] ] ] ] ] ] ] ] hindi, sıvı
] ] ] ] ] ] ] ] ] ]]]yağlar yerine soya, hamurişi tatlılar yerine de
] ] ] ] ] ] ] ] ] kabak tatlısı var.
] ] ] ] ] ] ] ] ] ]]]Dünyanın en ünlü diyetinin sahibi Atkins'in 117
] ] ] ] ] ] ] ] ] kilodayken ölmesi
] ] ] ] ] ] ] ] ] ]]]'yaşamak için diyet efsanesini de gölgeledi.
] ] ] ] ] ] ] ] ] Amerika şimdi
] ] ] ] ] ] ] ] ] ]]]Yaşamak için 14 süper yiyecek kitabının yazarı
] ] ] ] ] ] ] ] ] Steven Pratt'i
] ] ] ] ] ] ] ] ] ]]]konuşuyor.
] ] ] ] ] ] ] ] ] ]]]
] ] ] ] ] ] ] ] ] ]]]BEZELYE:
] ] ] ] ] ] ] ] ] ]]]Şeker hastasıysanız bezelyeyi sofranızdan eksik
] ] ] ] ] ] ] ] ] etmeyin. Taze ve
] ] ] ] ] ] ] ] ] ]]]donmuş olarak kullanılabilen bezelye B1, C
] ] ] ] ] ] ] ] ] vitaminleri, protein,
] ] ] ] ] ] ] ] ] ]]]lif ve folik asit içerir. Sinir sisteminde
] ] ] ] ] ] ] ] ] sorunları olanlara
] ] ] ] ] ] ] ] ] ]]]tavsiye ediliyor.
] ] ] ] ] ] ] ] ] ]]]
] ] ] ] ] ] ] ] ] ]]]ISPANAK:
] ] ] ] ] ] ] ] ] ]]]Kalp, kanser, katarakt ve yaşlanmaya bağlı olarak
] ] ] ] ] ] ] ] ] oluşan görme
] ] ] ] ] ] ] ] ] ]]]bozuklarını engelliyor.
] ] ] ] ] ] ] ] ] ]]]
] ] ] ] ] ] ] ] ] ]]]BÖĞÜRTLEN:
] ] ] ] ] ] ] ] ] ]]]E ve C vitamini bakımından oldukça zengin olan
] ] ] ] ] ] ] ] ] böğürtlen
] ] ] ] ] ] ] ] ] ]]]insanların akıl sağlığını koruyor, hafıza kaybını
] ] ] ] ] ] ] ] ] önlüyor.
] ] ] ] ] ] ] ] ] ]]]
] ] ] ] ] ] ] ] ] ]]]SOYA:
] ] ] ] ] ] ] ] ] ]]]Uzun yaşamak isteyen herkes mutlaka soya
] ] ] ] ] ] ] ] ] tüketmelidir. Soya,
] ] ] ] ] ] ] ] ] ]]]içerisinde östrojen hormonuna benzer işlev gören ve
] ] ] ] ] ] ] ] ] bu hormonun
] ] ] ] ] ] ] ] ] ]]]etkilerini sulandıran bir madde içerir ve bu da
] ] ] ] ] ] ] ] ] kadın bünye için
] ] ] ] ] ] ] ] ] ]]]son derece yararlıdır. Çünkü, östrojen hormonunun
] ] ] ] ] ] ] ] ] aşırı üretimi,
] ] ] ] ] ] ] ] ] ]]]göğüs, rahim ve lenf kanserine yakalanma riskini
] ] ] ] ] ] ] ] ] çok arttırır.
] ] ] ] ] ] ] ] ] ]]]
] ] ] ] ] ] ] ] ] ]]]BROKOLİ:
] ] ] ] ] ] ] ] ] ]]]Kansere karşı bizi koruyan ve ömrü uzatan müthiş
] ] ] ] ] ] ] ] ] bir sebze. Çok
] ] ] ] ] ] ] ] ] ]]]miktarda kalsiyum içerdiği için kemik erimesine
] ] ] ] ] ] ] ] ] birebir. Mineral
] ] ] ] ] ] ] ] ] ]]]ve demir eksikliğini gideren brokoli, vitamin
] ] ] ] ] ] ] ] ] deposudur. Brokoli
] ] ] ] ] ] ] ] ] ]]]tutkunlarında ender olarak bağırsak ve akciğer
] ] ] ] ] ] ] ] ] kanseri görülür.
] ] ] ] ] ] ] ] ] ]]]Kalp ve dolaşım hastalıklarına da pek fazla
] ] ] ] ] ] ] ] ] rastlanmaz. Kadınlarda
] ] ] ] ] ] ] ] ] ]]]göğüs kanserini önler.
] ] ] ] ] ] ] ] ] ]]]
] ] ] ] ] ] ] ] ] ]]]YULAF:
] ] ] ] ] ] ] ] ] ]]]Çocukların hazım güçlüklerini giderir. Bedendeki
] ] ] ] ] ] ] ] ] aşırıyorgunluğu
] ] ] ] ] ] ] ] ] ]]]ve ruhi yorgunlukları giderir. Kandaki şeker
] ] ] ] ] ] ] ] ] miktarını azaltır.
] ] ] ] ] ] ] ] ] ]]]
] ] ] ] ] ] ] ] ] ]]]PORTAKAL:
] ] ] ] ] ] ] ] ] ]]]Yüksek miktarda C vitamini içeren portakal,
] ] ] ] ] ] ] ] ] enfeksiyonlara karşı
] ] ] ] ] ] ] ] ] ]]]mükemmel bir koruma sağlıyor. Ayrıca kabuğunun
] ] ] ] ] ] ] ] ] altında kanser ve
] ] ] ] ] ] ] ] ] ]]]kalp krizi riskini azaltan maddeler bulunuyor.
] ] ] ] ] ] ] ] ] Stres ve ateşli
] ] ] ] ] ] ] ] ] ]]]hastalıklara da iyi geliyor.
] ] ] ] ] ] ] ] ] ]]]
] ] ] ] ] ] ] ] ] ]]]BALKABAĞI:
] ] ] ] ] ] ] ] ] ]]]Çinko bakımından zengin olan balkabağı dahili ve
] ] ] ] ] ] ] ] ] harici yaraların
] ] ] ] ] ] ] ] ] ]]]iyileşme süresini hızlandırıyor, tırnaklar
] ] ] ] ] ] ] ] ] üzerindeki beyaz
] ] ] ] ] ] ] ] ] ]]]noktaları yok ediyor. Prostatı hastalığını
] ] ] ] ] ] ] ] ] engelliyor. Zihinsel
] ] ] ] ] ] ] ] ] ]]]rahatsızlıkların tedavisine yardımcı oluyor.
] ] ] ] ] ] ] ] ] ]]]SOMON BALIĞI:
] ] ] ] ] ] ] ] ] ]]]Kalp hastalıklarını, depresyonu önlüyor.
] ] ] ] ] ] ] ] ] Sakinleştirici
] ] ] ] ] ] ] ] ] ]]]özelliğinden dolayı haftada bir kez yenmesi
] ] ] ] ] ] ] ] ] öneriliyor.
] ] ] ] ] ] ] ] ] ]]]
] ] ] ] ] ] ] ] ] ]]]ÇAY:
] ] ] ] ] ] ] ] ] ]]]Kanser ve kolestrolü önlüyor.
] ] ] ] ] ] ] ] ] ]]]
] ] ] ] ] ] ] ] ] ]]]DOMATES:
] ] ] ] ] ] ] ] ] ]]]Kanserden koruyucu ve yaşlanmayı zihinsel ve
] ] ] ] ] ] ] ] ] bedensel olarak
] ] ] ] ] ] ] ] ] ]]]yavaşlatıcı bir sebze. C ve E vitaminleri içerir.
] ] ] ] ] ] ] ] ] Domates zengin
] ] ] ] ] ] ] ] ] ]]]bir potasyum kaynağıdır ve çok az miktarda tuz
] ] ] ] ] ] ] ] ] bulunur. Yüksek kan
] ] ] ] ] ] ] ] ] ]]]basıncını düşürmeye yardımcı olur ve vücudun su
] ] ] ] ] ] ] ] ] tutmasını
] ] ] ] ] ] ] ] ] ]]]engeller.
] ] ] ] ] ] ] ] ] ]]]
] ] ] ] ] ] ] ] ] ]]]HİNDİ:
] ] ] ] ] ] ] ] ] ]]]Kolestrol ve hipertansiyonla savaşır.
] ] ] ] ] ] ] ] ] ]]]
] ] ] ] ] ] ] ] ] ]]]CEVİZ:
] ] ] ] ] ] ] ] ] ]]]İştah açıcı, enerji verir, kan şekerini düşürür,
] ] ] ] ] ] ] ] ] kanı temizler,
] ] ] ] ] ] ] ] ] ]]]kemik erimesine karşı etkili olur.
] ] ] ] ] ] ] ] ] ]]]
] ] ] ] ] ] ] ] ] ]]]YOĞURT:
] ] ] ] ] ] ] ] ] ]]]Her sabah kahvaltıda ya da kahvaltı sonrası yenen
] ] ] ] ] ] ] ] ] yoğurt, sindirim
] ] ] ] ] ] ] ] ] ]]]kolaylaştırır. Bağırsaklarda bulunan tehlikeli ve
] ] ] ] ] ] ] ] ] zararlı
] ] ] ] ] ] ] ] ] ]]]mikropların çoğalmalarına ve hatta yaşamalarınengel olur.
] ] ] Tifo
] ] ] ] ] ] ] ] ] ]]]ve ishalde tedavi amaçlı kullanılır. Tüberkülozlu
] ] ] ] ] ] ] ] ] hastalarda
] ] ] ] ] ] ] ] ] ]]]antibiyotik etkisi gösterir. Yüze ve boyuna yoğurt
] ] ] ] ] ] ] ] ] sürmek cildi
] ] ] ] ] ] ] ] ] ]]]canlandırır. Rahat bir uyku için idealdir. Hazır
] ] ] ] ] ] ] ] ] yoğurtların
] ] ] ] ] ] ] ] ] ]]]yapımında kullanılan bakteriler, bağırsak ve
] ] ] ] ] ] ] ] ] dölyolu
] ] ] ] ] ] ] ] ] ]]]hastalıklarına, idrar yolları kanserine karşı
] ] ] ] ] ] ] ] ] koruma sağlıyor.
] ] ] ] ] ] ] ] ] ]]]
] ] ] ] ] ] ] ] ] ]]]
] ] ] ] ] ] ] ] ] ]]]ÖLÜMCÜL DİYETLERE GEREK YOK
] ] ] ] ] ] ] ] ] ]]]Dünyanın en temel sorunlarından biri sağlıklı
] ] ] ] ] ] ] ] ] beslenme. İnsanlık
] ] ] ] ] ] ] ] ] ]]]bunu sağlayabilmek için on yıllardır çeşitli
] ] ] ] ] ] ] ] ] diyetlerin peşinde
] ] ] ] ] ] ] ] ] ]]]koşuyor. Amaç daha ince görünmek, daha sağlıklı
] ] ] ] ] ] ] ] ] olmak ve daha uzun
] ] ] ] ] ] ] ] ] ]]]yaşamak. Amerikalı doktor Pratt'ın ülkede yok satan
] ] ] ] ] ] ] ] ] kitabı ise tüm
] ] ] ] ] ] ] ] ] ]]]bu diyetlerin boş, önemli olanın sağlıklı
] ] ] ] ] ] ] ] ] besinlerle beslenmek
] ] ] ] ] ] ] ] ] ]]]olduğunu savunuyor. Dr. Pratt, sofranın 'olmazsa
] ] ] ] ] ] ] ] ] olmazları'nı
] ] ] ] ] ] ] ] ] ]]]sıraladığı kitabında ağırlığı sebzelere veriyor.
] ] ] ] ] ] ] ] ] Yağ kullanmıyor.
] ] ] ] ] ] ] ] ] ]]]Şekerin adından bile söz etmiyor. Uzun ve sağlıklı
] ] ] ] ] ] ] ] ] ömrün sırrı bu
] ] ] ] ] ] ] ] ] ]]]kitaba göre sağlıklı besinleri dengeli olarak
] ] ] ] ] ] ] ] ] tüketmek.
] ]

faateh4ever
02 11 2004, 18:00
] fıkra Ingiliz, Fransiz, Italyan ve Türk otomotiv
] ]firmalarinin yetkilileri fren sistemlerini
tartisiyorlarmis.Toplantinin
] ]son gününde sira uygulamaya gelmis. 200 metrelik bir parkur
] ]hazirlamislar. Parkurun sonunda kalin bir duvar. Ilk 100 metrede
100
] ]km/h hiza ulasacaklar sonra aniden frene basacaklar, en kisa
mesafede
]kim
] duracak?
] ]
] ]Önce Ingiliz ROVER'a binmis, 100 km/h hiza ulasmis, frene basmis
ve
] ]duvara
] ] 60 cm mesafede durmus. Alkislar arasinda arabadan inmis ve
gururla
]ABS
]
] ]demis.
] ]
] ]Ardindan Italyan Fiat'a binmis ilk 100 metreden sonra frene basmis
ve
] ]duvara 45 cm mesafede durmus. O da ]alkislarla inmis ve ASR
demis.
] ]
] ]Ayni sekilde Fransiz Renault a binmis ve 30 cm mesafede durmus.
] ]Arabadan alkislarla indiginde SRS demis gururla.
] ]
] ]Sıra Türk'e gelmis. Binmis Tempra'sina, 100 metre sonunda 100 km/h
hiza
] ]zar zor ulasmis ve frene basmis. Ancak araba büyük bir hizla
duvara
] çarpmis.
] ]Herkes ]saskin, bizimki hurda vaziyetteki arabadan inmis,
üzerindeki
] ]tozlari silkelerken mahçup ve sinirli bir sekilde AKF demis.
] ]
] ]Insanlar sasirmis bu hangi tip fren, AKF nedir diye.
] ]
] ]Bizimki cevap vermis : ........... kodugumun freni.

faateh4ever
02 11 2004, 18:00
Fırtına apansız bastırınca koca gemi bir anda denizin dibini boyladı. Adam ıssız bir adanın ıssız sahilinde gözlerini açtı.

Ne gelen vardı ne giden... Ne araç vardı ne gereç... istersen muz ve Hindistan cevizi, istemezsen muz ve Hindistan cevizi... Hayati boyunca evi dışında beş yıldızlı otellerden başka yere adımını atmadığından bir süre ne yapacağını bilemedi... Sonra dört ay boyunca muz yiyip Hindistan cevizi suyu içti, geçmişte kalan o güzel günleri düşünerek gözlerini denize dikip kendisini kurtaracak gemiyi beklemeye koyuldu. Bir gün sahilde uzanmış yatarken, gözünün ucunda bir hareket hissetti, O da ne? Bir sandal ve kürekte o güne dek gördüğü en müthiş kadın.. Son sürat geliyor... inanamadı...
- Nereden geliyorsun? diye haykırdı, Buraya nasıl geldin?
- Adanın öteki tarafından... dedi kadın, Gemi batınca oraya çıktım.
- Ne şans, benden başka kimsenin kurtulduğunu sanmıyordum. Kaç kişisiniz?
- Başka kimse yok... Sadece benim... Sandal da gemiden değil.Gemiden çöp yok... Adamın akli karıştı..
- O halde sandal? nereden buldun?
- Basit dedi kadın adada bulduğum malzemeyle yaptım... Kürekler sakız ağacı... Zemini palmiye dallarından ördüm, yanlar okaliptus...
- Ama, ama bu imkansız.. Aletlerin yok... Nasıl becerdin?
- Pek de sorun olmadı. Öteki tarafta sıra dışı bir alüvyon kaya oluşumu var. Fırında belli dereceye ısıtılınca işlenebilir yumuşaklıkta demir elde ediliyor. Alet yapmak için kolayca kullandım... Boşver bunları. Hadi göster, nerede yaşıyorsun? Bön bir ifadeyle orada yaşadığını itiraf etti adam... Aylardır oracıkta sahilde yatıp kalktığını...
- Öyleyse bana gel... Benim yerime... diyerek kadın küreklere asıldı. Birkaç dakika sonra küçük bir iskeleye yanaştılar... Adam sahile göz atınca az daha sandaldan düşüyordu. Mavi beyaz boyalı kulübeyle iskele arasına tas döşeli bir yürüme yolu bile yapılmıştı. Eve girerlerken kadın omuzlarını silkti;
- Pek rahat sayılmaz ama ben yine de ev diyorum iste... Otur lütfen... Bir şey içer misin?
- Hayır, hayır teşekkürler... dedi adam... Şaşkınlığını henüz üzerinden atamamıştı.
- Daha fazla hindistancevizi suyu içemeyeceğim artık... Tahammülüm kalmadı...
- Hindistancevizi suyu değil ki... sürahim var... Pina Colado'ya ne dersin? Adam hayretini gizlemeye çalışarak ikramı kabul etti. Kanepeye oturarak sohbete daldılar... ikisi de birbirlerinin hayat hikayesini dinledikten sonra kadın üzerime rahat bir şey giyeceğim diyerek ayağa kalktı Duş yapıp traş olmak ister misin? üst kattaki banyo dolabında jilet var... Artık sorgulamaktan vazgeçmişti... Banyoya girdi... Dolapta kemik bir sapın içine sıkıştırılmış oynak mekanizmalı iki deniz kabuğundan yapılma ustura onu bekliyordu... Bu kadın inanılmaz diye mırıldandı... Bakalım bundan sonra ne var? Dönüşünde kadın onu gardenya kokuları içinde, stratejik bölgeleri üzüm yapraklarıyla örtülü olarak karşıladı... Sadece üzüm yaprakları ve yanına oturmasını istedi... Sonra yavaşça sokularak fısıldadı...
- Söyle bana... ikimiz de uzun suredir bu adadayız... çok yalnız olmalısın... Eminim şu anda yapmak için kıvrandığın bir şey var...Hani burada tek başına geçirdiğin aylar boyunca en çok yapmak istediğin... Anlıyorsun değil mi? Gözlerinin içine bakıyordu.. Adam duyduklarına inanamadı...
- Yani... dedi, buradan e-mail'imi kontrol edebilir miyim

faateh4ever
02 11 2004, 18:00
1) Yer Ankara, hava çok sıcak.. Arkadan kokana teyzem bağırıyor, Şöfer bey! Klimayı açar mısınız, hava çok sıcak oldu!... Pala bıyıklı şöför, dikiz aynasından şöyle bir bakıyor ve.... otomatik kapıyı açıp açıp kapıyor..
2) Yolcunun kafası belli ki karışık, Şöför bey, mükemmel (müsait demek istiyor herhal) bir yerde inebilir miyim?, dolmuşcu, sağa çekiyor, Buyrun, size layık değil ama...
3) Yine inecek yolcu ama bu kez dil sürçmesi, Şöfür bey, müsait bir yerde iner misiniz?, şöförün yanıtı kısa, niye sen mi kullanacan?...
4) Otobüs durağa yanaşıyor, yolcunun belli ki acelesi var, Kaptan! Orta kapıyı rica edebilir miyim?, şöför olaya hakim, Buyur ***ür, senden kıymetli mi?...
5) Bayanın biri, marketin reyonunda çalışanlara aldırmadan, bütün meyvelerden tek tek alarak tadıyor.. Görevli en sonunda dayanamıyor, kadının yanına yaklaşıp, Abla, kapruz da keselim mi?...
6) Banka kredi kartı başvuru formlarından birisi... Kadın, Erkek hanelerinin yanına 'kız' eklenip yanına çarpı konmuş.. Ama, teyzem 45 yaşında... Yazııııkkkkk...
7) Bandırma'da bir restoran camı, 23 saat açığız...
8) Uluslararası bir firmadan, Hindistan'ın koyu müslüman bölgesindeki temsilciğe telefon ediliyor..
How are you
Fine, elhamdüllillah!
Sonra istenen işler iletiliyor ve karşı taraftan son ses, okey inşaallah!...
9) Trabzon Farabi Hastahanesi'nin önünde üç araba sert bir şekilde dip dipe duruyor. Arabaların kapıları açılıyor, panik halinde herkes bağırıyor, Doktor nerede, sedye getirin!... Bu bağırtıyı yapanlar bir yandan da diğer arabadakilerden hastayı dışarı çıkarmasını sesleniyor. Sonuç, hasta Rize'de.. Her araba hasta diğerinde diye son sürat hastahaneye yetişmişler... !!!! (Bu gerçekten, gerçek..)
10) Dolmuş seyrü sefer halinde, gün sevgililer günü... Radyodaki DJ güzellik olsun diye, Bu gün sevgililer günü. Hadi yanınızdaki o güzel insanın elini tutup, gözlerinin içine bakarak seni seviyorum deyin, deyince dolmuştaki çiftler DJ'nin isteğine uydular. Bu arada ön koltukta tek başına oturan adam, şöyle çevreyi kolaçan ederken, gözü şöföre takıldı.. Şöförden tepki, Sakın aklından bile geçirme...
11) Arabalı çift yolda, öpüşüyorlar, arkadan polis anonsu, yiyişme sağa çek!..
12) Okul kantininde bir kız, çayına beş-altı şeker koydu, aklı kesmemiş olacak ki, bir-iki tane de yanına aldı.. Kantinci ağzı gevşek sırıtarak, bir kaç tane daha al ağda yaparsın!..
13) Ve günün bombası... Arkadaş evde bangır bangır müzik dinlerken, evin annesi de elektrik süpürgesi ile ortalığı süpürüyormuş. Kızıl kıyamet ortam... Bir süre sonra oğlan müziğin sesini kısınca şu durum ortaya çıkmış... Süpürge çalışmıyor ve anne, yarım saattir boşu boşuna dönüp duruyor...

faateh4ever
02 11 2004, 18:00
Bütün Mesele Hazir Olmakta
.
Serçenin ölmesinde bile bir bildigi vardir kaderin.Simdi olacaksa bir sey yarina kalmaz, yarina kalacaksa bugün olmaz.Bütün mesele hazir olmakta.Madem hiçbir insan birakip gidecegi seyin gerçekten sahibi olmamis, erken birakmis ne çikar, ne olacaksa olsun!

Hamlet'ten
.
William Shakespeare
.

faateh4ever
02 11 2004, 18:00
] ] Adam ve karisi sabah sabah çok kötü kavga
] etmişler...
] ] Adam kapıyı çarptığı gibi gitmiş, kadın da
] hiç oralı olmamış.
] ] Derken kadın evde iş yaparken birden kapı
] çalmış, kadın kapıyı bir
] ] açmış, karşısında çiçekçi dükkanından gelen bir
] çocuk ve
] ] kucağında da 12 düzine kırmızı gül.
] ] Kadın seviniceği yerde OFFF ŞİMDİ
] YANDIM!.. demiş.
] ] Çiçekçi çocuk sormuş :
] ] Ne oldu bayan? Gülleri sevmez misiniz?
] ] kadın : Çok severim, demiş. Ama siz bu
] kadar çiçek ne anlama
] ] geliyor bilmiyorsunuz!
] ] Çocuk : Hayır bilmiyorum ne demek?
] ] kadın : Bu demektir ki önümüzdeki iki
] haftayı sırtüstü yatmış
] ] bacaklarım havaya dikilmiş vaziyette geçireceğim.
] ] Çocuk şaşırmış'
] ] Niye ki? Evde vazo yok mu ??????
] ]
] ]

faateh4ever
02 11 2004, 18:00
kizlik zari
İyi yetişmiş, saygin bir ailenin oglu evlenmeye karar verir. ailesi helal süt emmis temiz bir kiz aramaktadir. günün birinde bir kizla tanisir ve evlenmeye karar verir. yenliz bir sartla. bekaret kontrolü yapilacaktir. kiz kasar mı kasar. üstünden gecmeyen yok. neyapacagim diye düsünürken durumu bir kiz arkadasina anlatir. arkadasi ona:
- 'korkacak ne var. git bir kasaba herhangi bir etin zarindan bir parca iste. getir onu bizim tanidik bir doktor var, kızlık zarinin yerine diktiririz' der.
kız arkadasinin dediğini aynen yapar ve zari doktora diktirirler. bir süre sonra erkegin ailesi ile birlikte bekaret kontrolü için doktora giderler.
doktor kizi yatağa yatırır. baslar muayene etmeye. bir süre sonra:
Allah! Allah diyerek geri cekilir. tekrar bakar, tekrar saskin bir halde geri cekilir ve baslar ansiklopedileri karistirmaya.
erkeğin annesi:
- hayrola doktor bey, bi sorun mu var, yoksa kız bakire degil mi?
doktor bir süre düsündükten sonra:
- kiz bakire olmasina bakire de benim anlamadığım saglık bakanlıgı mühürünün zarda ne isi var.

faateh4ever
02 11 2004, 18:00
Kadın yirmi yedi yaşında... Yüreği, kar beyaz soğuklara terkedilmiş
ama inat bu ya hala sımsıcak. Düşünceleri kah hayatın gitgide
ağırlaşan gerçeklerinde kah aydınlık hayallerde dolaşıyor nefes
nefese.. Elinde samur fırçası, geçmişi karalayıp bugünü
renklendiriyor hiç durmadan. Renkler kıpır,kıpır , içindeki çocuk
haşarı mı haşarı... Gözleri ise buğulu bakmakta hüzünlere yenik...
Hayatı sorgulamaktan çoktan caymış.
Omuzları bir küçük kız çocuğun
şımarıklığını sergilercesine “Bana ne” ifadesinde. Kıpır,kıpır ya
içi.. Arayışları var kendisinden bile sakladığı. Bela da geliyorum
demez ya... İşte böyle bir anda; ruhu, sanal dünyanın kapısından
sızıverir içeri sessiz, habersiz.. Hani şu chat canavarı var ya bu
günlerin belalısı. Orada kendisi gibi şaşkın yüreklerin arasında
buluverir kendini.
Ve... olanlar olur o zaman. Hiç beklenmeyen anda buzda
kayar gibi “Hooop” havada bulur duygularını darmadağınık. Sanki
başında deli rüzgarlar hiç esmiyormuş,

esenler de yetmiyormuş gibi.
Erkeğin yaşı otuz. Hırslı, kendinden emin. Kendisiyle
barışık ve yaşadığına memnun.

Kahkahası ekrandan yüreklere taşan,
mutlu ve duygu dolu bir bulut adam. Eşi ve çocuğu için yaşamakta
olduğunu saklamadan kadını davet eder sanal dünyanın sanal aşk
oyununa. Acemidir kadın. Belki genç adam da öyle.

Oynadıkları oyunun
tehlikesinden habersiz bir masalı yaşamaya başlarlar.
Ekranın karşısında nefeslerini tutup beklerler sevdalının
gelmesini.

Karşılaşmaları her defasında kahkahaları hatırlatırcasına
şen olur. Zamanın koordinatları buluşamadığında, birbirlerine teğet
geçtiklerinde, hüzün yayılır gecelere.

Uyku tutmaz bekleyişlerde
ikisini de. Sabah yeni umutlara gebe başlar. Ve ekranda doğarlar her buluşmayla yeniden..
Duyguların en fırtınalısına yakalanırlar.

Birbirlerini gerçekten merak ederler.

Bulut adam kadının açlığından, üşümesinden
bile sorumlu tutmaya başlar kendini.

Kadınsa adamın yorgun hallerine dayanamaz.
Elleri dokunmasa da ellerindedir artık. Birbirlerini el
üstünde tutarlar anlayacağınız.

Günler, aylar geçer...

Hayaller ekranlara sığmaz olur.

Artık görmek isterler birbirlerini. Dokunmak
sarılmak isterler. Hatta çılgıncasına sevişmek...
Kadın kıvranır onsuzluğun acılarında.. Özlem şiddete
dönüşür. Acıtır... İşkencelere yatırır kadını. Oyun değildir artık
bu. AŞK ekranda değil hayatın ta içinde yaşamaktadır.

Bulut adam sorar durmadan ;
-N’olacak şimdi...
Kadın, adam kadar cevapsız...
“Bilmiyorum” der.”Bilmiyorum”
Artık sorgulamalar başlar duyguları ...

”Bu nedir?...Bunun adı ne..?”
Kadın aşkı tanımlar ama çare değildir tanımlamak..
Yaşananlardır gerçek olan. Hissedilenlerdir.
Her sevdanın başını bir karabasan bekler ya...Beklemese
sevda denen şey olmaz zaten.
İşte bu bir sevdadır ve başında karabasanlar.
Kadın unuttuğu aşk gözyaşlarını hüzünlere, sancılara,
onulmaz ağrılara boyar, alaca bulaca.
Artık her şeye gözlerindeki buğuların ardından
bakmaktadır.
Ve ekrana şunları; buzların arasından aldığı yüreğinin
kalemiyle yazar. Yüreğini buzlara iade etmek üzere...
“Beni ignore et*.Ne olur bunu yap.”
Bulut adam şaşkındır belki ama adı gibi bilir. Doğru olan
budur. Düşünür bir süre.Susar ekran. Susar kadının yüreği...Ölüm
anıdır bu.Verilen son nefestir sanki..
“Sevdam HAYIR dese” “ Sensiz yapamam dese” diye bekler
nefes almak için.
Bulut adamın suskunluğu bozduğu yerde ölecektir kadın..
Bunu ikisi de bilirler.
Bir yazı belirir ekranda çaresizce okunan
“Netten çıkıyorum o zaman” “Hoşçakal”
Mavi üzerine siyah yazılmış sözcükler kararlı ve kesindir...
Titreyen ve cansızlaşan parmakları son bir kez tuşları
gezinir kadının
“Hoşçakal”
Düşer Bulut adamın gülen yüzü ekrandan.
Ve
KADIN ÖLÜR...

faateh4ever
03 11 2004, 18:00
Terörist saldırıda çöken ikiz kulelerde çalışanların büyük bir bölümü öldü. Kulelerde çalışan Türklerin büyük bölümüyse hayatta. Posta Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Rıfat Ababay, basına yansıyan hikâyelerine göre Türklerin kurtuluş
sırlarını derledi:

En kötüsünü düşündüler.Bina sarsılınca Türklerin akıllarına iki olasılık geldi: Ya uçak çarptı, ya deprem oldu.ABD'lilerse sistemlerde patlama oldu diye düşündü. Türk 'Nasıl kurtulurum'u planlarken ABD'li masasında çalışıyordu. Anonsları dinlemediler: Resmi emirleri oldum olası ciddiye almayanTürkler, hoparlörden yayılan Binayı terk etmeyin uyarılarına aldırmayıp hemen merdivenlere yöneldi.

Cep'ler hep açık: Tam bu sırada en ciddi toplantıda bile kapamadıkları, tuvalette dahi yanlarında bulundurdukları cep telefonları çaldı, dostları Çabuk kaç, binaya uçak çarptı diye uyardı.

Emniyet şeridini ihlal: Binadan kurtulan bir Türk'e kulak verelim:Amerikalılar merdivenin sağından tek sıra halinde iniyordu Polise Neden solu kullandırmıyorsun? dedim.
Yukarı çıkanlara ayırdık dedi. Gülüp tek başıma soldan jet gibi indim. 2 dakika sonra bina çöktü.

Uyku işten önemli: Başta Japonlar olmak üzere binada çalışanların çoğu 08.00'de işbaşı yapmıştı, olay 08.45'te oldu ama Türklerin çoğu hâlâ bina dışındaydı. Binadaki Türk fotoğrafçının 40 çalışanının 36'sı işe henüz gelmemişti.

İleriyi gördüler: Kurtulan bir Türk kızı anlatıyor: Binadan çıkınca hemen uzaklaştım. Çünkü depremde binalar sallantıdan 15-20 dakika sonra çökmüştü. ABD'lilerse binanın önünde telefonla 'Kurtuldum' diye müjde veriyorlardı. Kuleler çökerken sanırım altında kaldılar.

faateh4ever
03 11 2004, 18:00
Avcımız avlanmaya cikar daga tepeye.. bir bakar ki bir ayı
karsisinda..
ceker tufegini atesler ama tufek tutukluk yapar.. napsin, kacmaya
baslar,
ayi da pesinde.. ayi yakalar bunu, bir guzel becerir.. avcimiz hirs
yapar
oldurecektir illa ki bu ayiyi.. bir muddet sonra bir daha gorur
ayiyi,
ceker tufegi, basar tetigi yine tutukluk yapar, bizimki kacar, ayi
pesinde,
yakalar ayi bunu bir daha becerir.. avcimiz iyice hirslanmistir illa
ki
vuracaktir bunu, takilir ayinin pesine, gorur, ceker tufegi basar
tetige
yine tutukluk yapar, ayi bunu bir daha yakalar bir daha becerir.. bu
olaylar tekrarlanir gun boyunca..
Artik avcinin dayanacak gucu kalmamistir, hayat meselesi olmustur bu,
son
bir defa daha bakar ayi karsisinda ceker tufegi basar tetige ve yine
tutukluk yapar.. ayi yakalar bunu ve der ki :
- ya kardesim avci misin **** misin

faateh4ever
03 11 2004, 18:00
Adamın ilk okula giden küçük oğlu ev ödevi için sorar:


]] ] ] ] Babacığım potansiyel ile fiili arasındaki fark


]]nedir?


]] ] ] ] Babası Anlatayım der.


]] ] ] ] Sonra karısına döner ve sorar: Hanım, 1milyon dolar


]]verseler Robert


]] ] ] ] Redford'la yatarmısın?


]] ] ] ] Karısı: Tabii,sorulur mu! Hayatta kaçırmam!


]] ] ] ] Bunun üzerine adam kızına 1 milyon dolar karşılığında


]]Brad Pitt ile


]] ]yatıp


]] ] ] ] yatmayacağını sorar.


]] ] ] ] Kızı: -Vay be! Tabii ki! Hep hayalini kurduğum şey!


]] ] ] ] Daha sonra adam büyük oğluna dönerek: sen 1 milyon dolar
]]için


]] ]Tom Cruise


]] ] ] ile


]] ] ] ] yatar mısın, diye sorar.


]] ] ] ] Büyük oğlan: 'Evet! Neden yatmayayım? Düşünsene 1 milyon
]]dolarla neler


]] ] ] ] yapılmaz! Bir saniye beklemem!' der.


]] ] ] ] Bunun üzerine babası küçük oğluna döner ve:


]] ] ] ] Anladın mı oğlum potansiyel olarak 3 milyon doların


]]üzerinde


]] ]oturuyoruz,


]] ] ] ] ama fiili olarak 2 ****** ve 1 ****yle yaşıyoruz...

faateh4ever
03 11 2004, 18:00
Bir çift , göl kıyısına tatile gider...
Gölde bazı bölümlerde balık avlamak yasaktır...
Koca, yasak olmayan bölümlerde avlanarak , kadında kitap okuyarak
günlerini
geçirmektedirler.
Derken bir gün adam balık avlamaktan gelir ve öğleden sonra
kestirmek üzere
odasına çekilir.
Kadının canı sıkılır ve botla gölde bir gezinti yapmaya karar verir.
Bu gezinti umduğu gibi gitmez ve botun hakimiyetini yitirir.
Bot göl üzerinde serbestçe dolaşmaya başlar.
Kadın da yapacak bir şey olmadığı için çıkarıp kitabını okumaya
başlar
Derken devriyeye çıkmış olan şerif kadını görür ve yanına yanaşır..
- Hanımefendi burada ne yapıyorsunuz?
- Görmüyor musunuz kitap okuyorum.
- Ama bu bölgede balık avlamak yasaktır.
- Zaten ben de balık avlamıyorum
- Ama gerekli bütün ekipmana sahipsiniz, sanırım sizi karakola
***ürüp ceza
kesmem gerekiyor.
- Eğer böyle bir şey yaparsanız ben de bana tecavüz ettiğinizi
söylerim.
- Size dokunmadım bile..!!
- Ama gerekli tüm ekipmana sahipsiniz, değil mi?

faateh4ever
03 11 2004, 18:00
Bir ingiliz bir Çinli bayan ile evlenir ve Londra'ya yerlesir.
Çinli kadin ingilizce konusunda oldukça zayiftir. Tarzanca da olsa esi ile anlasabilmektedir. Sorun kadin alisverise yalniz çiktiginda ayyuka çikmaktadir.
Yine bir gün bayan kasaba domuz butu almaya gider.
Ama bir türlü derdini anlatamaz en sonunda etegini siyirarak kendi poposunu gösterir ve kasap bayanin ne anlatmak istedigini kavrayarak bayana istedigini verir.
Ertesi gün bu kez kasaba tavuk gögsü almaya gider ve bu kez de gömleginin dügmelerini açarak gögüslerini gösterir ve istedigini alir.
Üçüncü gün bu Çin li bayan sosis almak ister ve yanina kocasini alarak kasaba gider...
Ne m i olur
] ] ]
] ] ] ] ]]
] ] ]
] ] ] ] ]]
] ] ]
] ] ] ] ]]
] ] ]
] ] ] ] ]]
] ] ]
] ] ] ] ]]
] ] ]
] ] ] ] ]]
] ] ]
] ] ] ] ]]
] ] ]
] ] ] ] ]]
] ] ]
] ] ] ] ]]
] ] ]
] ] ] ] ]]
] ] ]
] ] ] ] ]]
] ] ]
] ] ] ] ]]
] ] ]
] ] ] ] ]]
] ] ]
] ] ] ] ]]
] ] ]
] ] ] ] ]]
] ] ]
] ] ] ] ]]
] ] ]
] ] ] ] ]]
] ] ]
] ] ] ] ]]
] ] ]
] ] ] ] ]]
] ] ]
] ] ] ] ]]
] ] ]
] ] ] ] ]]
] ] ]
] ] ] ] ]]
] ] ]
] ] ] ] ]]
] ] ]
] ] ] ] ]]
] ] ]
] ] ] ] ]]
] ] ]
ohoooooooo aklinizda hep fesat seyler var.
Unuttunuz galiba Çinli olan bayandi, kocasi ingilizce konusabiliyordu.
Hadi isinize geri dönün simdi

faateh4ever
03 11 2004, 18:00
SPAGETTİ - SOSİS
] ]
] ]Bir doktor, hemşiresi ile bulusmalara başlar. Bu buluşmalardan kısa
]bir süre sonra, hemşire gelir
] ]ve hamile oldudunu söyler. Fakat Dr.;
] ]bu olayi karisinin duymasini istemediginden, hemşireye bir miktar para
] verir ve
] ]italyaya gitmesini ve çocuk dogana kadar orada kalmasini ister.
] ]Fakat bebegin dogdudunu size nasil haber verecegim? diye hemşire
]sorar; Bana hemen bir kart gönder ve arkasina spagetti diye yaz. Ben
]durumu anlarim.
] ]Başka bir açiklama yapmana gerek yok. der doktor.
] ]Hemşire parayy alir ve uçaga binip italyaya gider.
] ]Alti ay kadar sonra, bir gün doktorun karisi evden arar ve doktora; -
]Sevgilim, bugün postadan senin adina avrupadan postalanmi? ilginç bir
]kart geldi.
] ]Fakat ne anlama geldigini anlayamadim...
] ]Peki karicigim, ben akşama eve gelince sana gerekli açiklamayi
] ]yapacagim.der doktor ve telefonu kapatir.
] ]O akşam doktor eve geldiğinde; karti alir okur ve kalp krizinden
]oldugu yere düşer.
] ]Acil yardim ve tibbi müdahelelerin sonunda doktor kendine gelir ve
]biraz rahatladiktan sonra , karisi karti alir ve okur;
] ]
] ] Spagetti, spagetti, spagetti, spagetti - ikisi; sosisli, ikisi; sade .

faateh4ever
03 11 2004, 18:00
]] SULTANIN GOGUSLERI
]]
]] Pala sarayin hizmetkarlarindan biri.. Yillardir
]] Kraliçeyi
]]
]] görür ve onun gögüslerine hayran olurmus.. Artik
]]
]] bir saplanti halini almis kraliçenin
]] gögüslerine dokunmak..
]]
]] Tüm cesaretini toplayip harem agasina açilmis..
]] - Bana sultanin gögüslerini koklat.. Ömür boyu
]]
]] biriktirdigim bin altin senin. demis.
]]
]] Harem agasinin akli yatmis bu karli ise.
]]
]] Kenar mahallelerde tanidigi bir simyaci-büyücü
]]
]] karisimi bir kadin varmis. Ona gidip bir losyon hazirlatmis ve bu
]]
]] losyonu, sultanin o gün banyodan sonra
]]
]] giyecegi korsaya iyice sürmüs. Sultan çiplak tenine
]]
]] korsayi takinca,losyon etkisini hemen göstermis. Gögüsleri yangin
]]
]] yeri gibi yanmaya baslamis.
]]
]] Saray doktorlari merhemlerle, ilaçlarla çare
]]
]] bulamamislar. Sultan acidan, kasintidan, yanmadan
]]
]] ölecek. Harem agasi ortaya çikmis ve padisaha
]]
]] -Saray hizmetkarlarindan Pala, derdinize derman
]]
]] olabilir. Onun salyasi,herseye iyi geliyor. Tek çare, Pala'nin dili.
]]
]] Kraliçemizi ancak o kurtarir, eger siz izin verirseniz demis.
]]
]] Padisah çaresiz çagirmis Pala'i hareme.
]]
]] Pala bir saate yakin sultanla yalniz kalip muradina ermis.
]]
]] Ne var ki söz verdigi halde 1000 altini harem agasina
]] vermeye yanasmamis.
]]
]] -Bu olayi açiklarsan ikimizin de kellesi gider. Bunu
]] göze alamazsin.
]]
]] Hadi bakalim, çek arabani. demis.
]]
]] Haremagas çok kizmis.. Öyle kizmis ki ertesi gün ayni
]]
]] yakici losyonu padisahin, banyodan sonra giyecegi donuna iki kat
]] sürmüs...
]]
]] Sonra Pala'yi çagirtmis..
]]
]] -Padisahin kasintisi varmis, seni emretti..

faateh4ever
03 11 2004, 18:00
]] ] ]HER YERDE BIZ VARIZ :)
]] ] ]
]] ] ]
]] ] ]Eyfel Kulesi'nin en üst katinda, balkonu çevreleyen korkuluklarin
]] ]üzerinde,
]] ] ]Gülü bir gün, Felek'i her
]] ] ]gün, gülü solana kadar, Felek'i ölene kadar sevecegim
yaziyormus.
]] ] ]
]] ] ]Notre Dame Kilisesi'ndeki kulenin en tepesinde, doğu tarafina
bakan
]] ]duvarda
]] ] ]koca koca harflerle T.C.
]] ] ]EMINE yazisi varmis.
]] ] ]
]] ] ]Avustralya'daki ünlü Bonde plajini çevreleyen duvarin bir
yerinde,
]] ]devasa
]] ] ]harflerle, Nuray ara beni kusum
]] ] ]yaziyormus.
]] ] ]
]] ] ]Isviçre'nin Basel kentindeki en büyük kilisenin duvarinda
Ibrahim
]] ]Tatlises
]] ] ]tek tek yaziyormus.
]] ] ]
]] ] ]Suudi Arabistan, Medine garindaki istasyonun duvarinda, Tekrar
]] ]gelecegiz
]] ] ]yaziyormus. Altinda da,
]] ] ]Osmanli imzasi varmis.
]] ] ]
]] ] ]Malum, Londra'nin Greenwich kentinden 0 meridyeni geçer. Temsili
]] ]olarak
]] ] ]duvara metalden bir çizgi
]] ] ]çekilidir. Tam o çizginin yanında, duvarda, Burayi da gördüm ya,
]] ]artik
]] ] ]ölsem de gam yemem! yaziyormus.
]] ] ]
]] ] ]Meksika'daki Maya tapinaklarinda, en büyük piramitin bir odasinin
]] ]duvarina,
]] ] ]Ne mutlu Türküm diyene!
]] ] ]yazisi kazinmis.

faateh4ever
03 11 2004, 18:00
]] ]] Köylünün biri köye gelen turistleri misafir etmis ve giderlerken
de
]] ]] onlara
]] ]] bir kuzu hediye etmis.
]] ]]
]] ]]
]] ]] Sonraki yıl turist aile de gelirken ona dişi bir domuz yavrusu
getirip
]] ]] hediye etmis.
]] ]]
]] ]] Zamanla domuz büyümüş. Bir gün huysuzlanmaya başlamış. Köylüler
]] ] düşünmüşler,
]] ]] bu hayvanın çiftleşmeye ihtiyacı var demişler. Domuzun sahibi
köylü
] peki
]] ] ama
]] ]] ben bunu nerede çiftleştireceğim demiş.
]] ]]
]] ]] Araştırmışlar. Komşu köyde bir erkek domuz bulmuşlar. Adam domuzu
]] ]] nasıl
]] ]] ***üreceğini düşünürken birisi el arabasına koy ***ür demiş.
]] ]]
]] ]]
]] ]]
]] ]] Adam sabah domuzu el arabasına koyup komşu köye gitmiş. Domuzlar
]] ] çiftleşmiş.
]] ]] Köylü erkek domuzun sahibine sormuş : Hamile kalıp kalmadığını
nasıl
]] ]] anlarım? demis. Erkek domuzun sahibi de Sabah bak, eger
]] ]]
]] ]] samanın üstünde yatıyorsa tamam, yok eger kumda yatıyorsa o zaman
gene
]] ]] geleceksin demiş.
]] ]]
]] ]]
]] ]]
]] ]] Köylü ertesi sabah bakmış, domuz kumda yatıyor, yeniden el
arabasına
]] ] domuzu
]] ]] koyup komşu köyün yolunu tutmuş. Ertesi sabah domuz yine kumda
] yatıyor...
]] ]]
]] ]]
]] ]]
]] ]] Bu durum böyle 10 gün devam etmiş. Adam ertesi gün kalkmış ve
karısına
] :
]] ]]
]] ]] Hanım bak bakalım bizim domuz samanda mı yoksa kumda mı yatıyor
]] ]] demiş.
]] ]]
]] ]] Karısı bakmış, gelmiş ;
]] ]]
]] ]] Bey domuz ne samanda yatıyor ne de kumda. El arabasına binmiş
seni
]] ]] bekliyor.
]]
]]

faateh4ever
03 11 2004, 18:00
]
]
]]] ] ]]Amerikada bir supermarkette, musteri yarim kivi satin
]]] ] ]] ]almak istiyor. Tezgahtar bunun mumkun olmadigini soyluyor.
Kavga
]]] ] ]]cikiyor.
]]] ] ]] ]
]]] ] ]] ]Tezgahtar kosa kosa mudure cikiyor:
]]] ] ]] ]- Efendim, hayvanin biri yarim kivi almak istiyor, der
]]] ] ]] ]demez soyle birde arkasina donunce ne gorsun!! Musteri
birlikte
]]]gelmis,
]]] ] ]] ]ensesinde duruyor...
]]] ] ]] ]
]]] ] ]] ]Tezgahtar hemen musteriyi isaret ediyor:
]]] ] ]] ]-Bu beyefendi de diger yarisini almak istiyor, efendim...
Mudur
]]]durumu
]]] ] ]] ]anliyor, adama yarim kiviyi mecburen verip gonderiyorlar.
]]] ] ]] ]
]]] ] ]] ]Mudur bir saat sonra tezgahtari cagirtiyor:
]]] ] ]] ]-Tebrik ederim, cok zeki davrandin, iyi idare ettin,
nerelisin
]]]sen?
]]] ] ]] ]- Brezilyaliyim efendim...
]]] ] ]] ]-Amerika'ya niye geldin?
]]] ] ]] ]-Brezilya cazip bir yer degil efendim, orada insanlar ya
******,
]]]ya da
]]] ] ]] ]futbolcu...
]]] ] ]] ]-Biliyor musun benim karim da Brezilyali...
]]] ] ]] ]-Yaa oyle mi, acaba kariniz hangi takimda futbol oynuyordu?
]]
]]
]]not: Bence bu adamdan guzel dansoz olur :)

faateh4ever
04 11 2004, 18:00
]50, 60 veya 70'li yıllarda büyüdün, peki nasıl hayatta kaldın??
]
]1. arabaların emniyet kemeri, kafa dayanakları ve hava yastıkları YOKtu,
]2. arka koltuk eğlenceli ve tehlikesiz idi,
]3. oyuncaklar rengarenk idi ve kurşun içeren zehirli boyalarla boyanmıştı,
]4. prizlerin, otomobil kapılarının, ilaç şişelerinin ve temizlik maddesi
]şişelerinin çocuk kilidi yoktu,
]5. kask olmadan bisiklete binilirdi,
]6. steril şişe suyu yerine hortumdan veya nehirden su içilebiliyordu,
]7. dışarıya istediğimiz yere oyun oynamaya giderdik, tek şart karanlık
]olmadan eve gelmekti,
]8. cep telefonu yoktu ve kimse nerede olduğumuzu bilemezdi,
]9. okul öğleye kadardı ve öğle yemeğini evde yerdik
]10. düşer yaralanırdık, dişlerimiz yamulur kemiklerimiz kırılırdı, ama
]kimse kimseyi dava etmezdi, oyun oynarken olur böyle şeyler denirdi.
]11. evden şekerleme ve kurabiye araklar, kilo sorunumuz hiç olmazdı, çünkü
]hep dışarıda oynar ve çok aktif olurduk.
]12. dört kişi aynı şişeden limonata içerdik ve kimse hepatit-b olmaz veya
]mikroptan ölmezdi.
]13. playstation, nintendo 64, video oyunları, kablolu tv, chatroom,
]iinternet, cep telefonu yoktu, onların yerine dostlarımız vardı.
]14. kilometrelerce uzaktaki arkadaşlarımızı yaya veya bisikletle ziyaret
]edebilir, evlerine kapıyı bile çalmadan girebilirdik ve kimsenin annesi
]kızmazdı.
]15. bazı öğrenciler belki diğerleri gibi başarılı değil idi, sınıfta
]kaldıklarında kimse psikoloğa veya pedagoga gönderilmezdi. Hiperaktif
]çocuk yoktu.
]16. özgürlük, başarı, sıkıntı, görevlerimiz vardı....ve bunlarla yaşamayı
]biliyorduk.
]17. esas soru şu : bütün bunları nasıl atlattık??

faateh4ever
10 11 2004, 18:00
Çok İlginç Bilgiler
]1. İnsan kalbi, kanı pompaladığında yarattığı basınç ile kanı 10
]metre uzağa fırlatabilir. (Tanrım!)
]2. Bir domuzun orgazmı 30 dakika sürer. (Bir dahaki yaşamında domuz
olmak
]isteyen çok olabilir !!!!)
]3. Başınızı sürekli olarak bir duvara vurarak saatte 150 kalori
]harcayabilirsiniz. (Halen domuzun yaptığı işe inanamıyorum!!!)
]4. Bir karınca ağırlığının 50 katı ağırlığı kaldırabilir, 30 katı
]ağırlığı çekebilir ve zehirlendiğinde her zaman sağ tarafına doğru
]düşer. (Nasıl tespit etmişler inanın çok merak ediyorum)
]5. Bir hamamböceği 9 gün başı koparılmış olarak, açlıktan ölene
]kadar yaşayabilir. (Yorum yapmayacam, iğrenç çünkü.)
]6. Bazı aslanlar günde 50 defa çiftleşebilirler. (Domuzun durumu
]daha iyi sanki !!)
]7. Sıçrayamayan (zıplayamayan) tek hayvan fildir. (Bu, iyi bir
]haber!)
]8. Devekuşunun gözü beyninden daha büyüktür. (Böyle insanlar
]tanıyorum!)
]9. Deniz yıldızının beyni yoktur. (Böyle olan insanlar da
]tanıyorum!)
]10. Kutup ayıları solaktır. (Kim bilebilirdi? Acaba nasıl buldular,
]ellerine kalem mi verdiler?)
]11. Zevk için sevişen yaratıklar sadece insanlar ve yunuslardır.
](E peki domuz,o ne oluyor?)

faateh4ever
10 11 2004, 18:00
Bağımlılık ve Bağımlı Sevgi İlişkileri;
]
] Sevgi Hakkında yaygın yanlış bir anlayış da bağımlılığın sevgi olduğunun
]sanılmasıdır. Bu Psikoterapistlerin hemen her gün uğraşmak zorunda kaldıkları bir olaydır. Aşık olduğunu sanan pek çok kişi şöyle der,
]Yaşamak istemiyorum. Onu öyle çok seviyorum ki, onsuz (kocam, karım, kız arkadaşım, erkek arkadaşım) yaşayamam. Ben de çok kez, yanılıyorsunuz.
]Siz aslında onu sevmiyorsunuz diye karşılık veririm. Kızgınlıkla sorarlar,
]Ne demek istiyorsun? Onsuz yaşayamayacağımı söyledim ya Açıklamaya çalışırım, Sizin tanımladığınız şey sevgi değil, asalaklıktır. Var olabilmek için, bir başka kişiye muhtaçsanız, siz bu kişiye yapışmış bir
asalaksınız demektir. Böyle bir ilişkide seçim ve özgürlük yoktur. Artık sevgi değil bir zorunluluk söz konusudur. Sevgi ise özgür iradeyle yapılan
bir seçim, bir tercihtir. İki insan birbirini ancak, her biri kendi başına yaşayacak güçte olup da, birlikte yaşamayı seçtikleri zaman sevebilir.
]
]Bağımlı kişi, bir başka insanın etkin bir biçimde kendisiyle ilgilendiğinden emin olamazsa, kendi bütünlüğünü hissedemez veya işlevini yerine getiremez. (Bunun bir bedensiz varlık olması, Spiritüalizm'de
Obsesyon olarak adlandırılır, Obsesyon, bir varlığın başka bir varlığın yönetimi altına girmesidir. Bazı kişiler, kendilerine güvensizlikleri ve yeterince bilgi, deneyim sahibi olmamaları yani kendi ayakları üzerinde
duramadıkları veya durmak zor geldiği için, kendilerine bir obsede ediciyi davet ederler. Obsede kişiler, yukarıya (Obsede eden varlığa) sormadan hiç
bir önemli kararı veremezler. Kendi akıllarına, bilgilerine ve vicdanlarına güvenmeyi beceremezler, Tuncay) Bedenen sağlıklı insanlarda, bağımlılık
patolojik bir hastalıktır.

Bağımlılığı, Bağımlılık Duygusu ya da Gereksinim duymak tan ayırt etmek lazımdır. Her birimiz, kendi kendimize ve başkalarına karşı öyle değilmiş gibi yapsak bile, mutlaka bağımlılık duygularına (gereksinimlerine)
sahibiz. Ne denli güçlü olursak olalım, bir yetişkin olarak ne denli sorumluluk sahibi ve dikkatli olursak olalım, kendimize derinlemesine bir bakarsak, bir değişiklik olarak, ara sıra, başkalarının bize bakıp
gözetmesini arzu ettiğimizi görürüz. Her birimiz kaç yaşında olursak olalım, ne kadar olgun olursak olalım, hayatımızda, doyum verici bir ana veya baba
figürünün bulunmasını isteriz ve ararız. Ama çoğumuz için bu arzular ya da duygular, yaşamımızı yönetme , varlığımıza egemen olma durumunda değildir.
Eğer bunlar yaşamımızı yönetmeye ve varlığımıza egemen olmaya başlamışsa,
biz artık düpedüz Bağımlı oluruz. Bireyin yaşamın bağımlılık duygusu tarafında yönetilmesine, Psikiyatri dilinde Pasif bağımlı kişilik Sendromu adı verilir. (Kısaca Bağımlı Kişilik ve Bağımlılık terimlerini
]kullanmayı tercih ettim, Tuncay)
]
]Bağımlı İnsanlar, sevilmeyi öyle çok arzu eder ve ararlar ki başkalarını sevecek enerjileri kalmaz. Bu kişileri açlıktan gözü dönmüş kişilere benzetebiliriz. Bunların kimseye verecek yiyecekleri yoktur. Sanki içlerinde
]bir boşluk, dipsiz bir kuyu vardır ve bir türlü tamamen doldurulamaz. Daima içlerinde bir şeylerin eksikliğini, bir şeylerden yoksun olduklarını duyumsarlar. Yalnızlığa katlanamazlar. Kendilerini bir bütün olarak
]hissetmedikleri için gerçek bir kimlik duygusundan da yoksundurlar ve kendilerini, tümüyle, başkalarıyla olan ilişkileriyle tanımlarlar.
]
]Aşağıdaki olay gerçek bir vakadan alınmıştır;
]Otuz yaşındaki bir genç adam, karısının iki çocuğunu alarak, kendisini terk etmesi üzerine beni ziyarete geldi. Karısı ilgisizliği sebebiyle onu üç kez tehdit etmiş, değişeceğine söz verip onu kalmaya razı etmiş ancak
]değişmeyince, karısı tehdidini gerçekleştirmişti. Adam iki gecedir uyumamıştı, endişe içinde tir tir titriyor ve gözlerinden yaşlar boşanıyor ve ciddi olarak intihar etmeyi düşünüyordu. Ağlayarak, Ben ailem olmadan
]yaşayamam. Onları öyle çok seviyorum ki diyordu. Ona, Doğrusunu istersen, çok şaşırdım. Siz kendiniz, karınızın şikayetlerinin yerinde olduğunu, onun için hiçbir şey yapmadığınızı, canınız isterse eve geldiğinizi, karınıza duygusal ya da cinsel hiçbir ilgi duymadığınızı, hatta çocuklarınızla aylarca konuşmadığınızı, onlarla hiçbir zaman oynamadığınızı ve hiçbir yere
]***ürmediğinizi söylediniz. Ailenizle zaten hiçbir ilişkiniz yokmuş, o halde olmayan bir şeyi kaybettiğinizden dolayı niçin bu kadar üzülüyorsunuz,
]anlamıyorum doğrusu. dedim. Anlamıyor musun? Ben artık bir hiçim. Hiç... Karım yok. Çocuklarım yok. Kim olduğumu bilmiyorum. Onlara aldırmıyor olabilirim, ama onları sevmek zorundayım. Çünkü onlarsız ben bir hiçim
]dedi. Derin bir Depresyona girmişti. Kendisine iki gün sonraya randevu verdim. Bir düzelme beklemiyordum. Ama geldiğinde neşe içinde ofisime daldı ve Her şey yoluna girdi dedi. Aileniz geri mi geldi? diye sordum. Yoo hayır dedi, mutlu bir yüzle. Onlardan henüz bir haber almadım. Ama dün akşam Barda bir kızla tanıştım. Benden gerçekten hoşlandığını söyledi. O da benim gibi eşinden ayrı yaşıyormuş.Bu gece yine buluşacağız. Kendimi yeniden insan gibi hissetmeye başladım.Artık size gelmeme gerek kalmadı sanırım. Dedi.
]
]Bir diğer örnekte; Güzel, zeki ve bazı bakımlardan da son derece sağlıklı düşünen genç bir kadın, on yedi yaşından yirmi bir yaşına kadar, art arda ve hepside gerek zeka gerek kapasite bakımından, gerekse de medeni durumları bakımından engelli, yani kendisine uygun olmayan, bir sürü erkekle çıkmış ve cinsel ilişkiye girmişti. Sorun ortaya konduğunda, anlaşıldı ki, kendisine
uygun erkeği bekleyecek sabrı yoktu, elini uzatsa seçebileceği pek çok erkek olmasına rağmen, bunlar arasından bir seçim yapmayı bile bekleyemiyordu. Bir ilişkiyi bitirmeden 24 saat bile geçmeden, barda veya
]sokakta rastladığı ilk adama takılıyor ve bir sonraki terapi seansına bu adama övgüler düzerek geliyordu. İşsiz olduğunu ve çok içtiğini biliyorum diyordu. Ama aslında çok yetenekli biri ve bana gerçekten değer veriyor. Bu ilişki iyi gidecek biliyorum Ama hiçbir zaman iyi gitmiyordu. Bunun tek nedeni yanlış adamın seçmesi değildi. Ancak adama gittikçe daha çok yapışmaya başlıyor, sevgisini kanıtlamasını talep ediyor, her an onunla beraber olmak istiyor, yalnız kalmayı kabul etmiyordu. Her ilişki bittiğinde aynı kısır döngü tekrar başlıyordu. Üç yıl süren terapi seansları esnasında,
]kendi zekası ve yeteneklerini takdir etmeyi öğrendi. Duyduğu boşluk ve acıyı gerçek sevgiden ayırt etmeye başladı. Açlığın ve yalnızlık duygusunun, kendisini nasıl aşağılayıcı ilişkilere sürüklediğini fark etti. Yeteneklerini ve iyi yönlerini geliştirebilmek için yalnızlık ve açlık
]duygusunun verdiği acıya tahammül etmeyi ve kendini disiplin altına almayı öğrendi ve kısır döngüden kurtulmayı başardı. (Darısı başımıza :-))
]
]Hızlı değişebilirlik, bağımlı kişilerin tipik bir davranışıdır. Sanki Bağlanacak birisi bulunsun da kim olursa olsun derler. Kimliklerinin ne olduğu da fark etmez. Yeter ki kendilerine kimlik verebilecek birisi bulunsun. Bunun sonucu olarak ilişkileri çok yoğun görünse de aslında son
]derece sığdır. İçlerinde duydukları güçlü boşluk hissi ve bu boşluğu doldurma arzusu yüzünden, bağımlı kişiler, başkalarına duydukları gereksinimlerini hemen doyurmak isterler, bu konuyu ertelemeye, bir süre
]yalnız kalmaya dayanamazlar. (Bugün 23 Ekim 2004 günlerden Cumartesi.
]Dışarısı sıcak ve güneşli, adeta Yazdan kalan bir gün. İşte böyle bir günde, dışarıda ve dostlarımla olmak yerine, evde yalnız olmayı, okumayı ve yazmayı tercih ettim. Yazar bunu mu kast etti, yoksa ben mi abarttım Ne
]dersiniz:-))
]Bağımlı kişiler sadece başkalarının kendileri için ne yapabilecekleriyle ilgilenirler. Bir keresinde beş hastadan oluşan bir grupla çalışıyordum. Onlardan, hedeflerini anlatmalarını isteyerek, Beş yıl sonra kendilerini hangi
]durumda bulmak istediklerini, sordum. Hepsinden aynı karşılığı aldım. Beni gerçekten seven biriyle evli olmak isterim İçlerinden hiç biri, kendisinden çok şey beklenen bir işi yürütmeyi, bir sanat eseri yaratmayı, topluma bir katkıda bulunmayı, söylemedi. Hayallerinde çaba gösterme fikri yer almıyordu. Onlara, sevileceğinizden emin olmanın tek yolu sevilmeye layık
olmanızdır. Eğer hayattaki tek hedefiniz pasif bir şekilde sevilmeye layık olmaksa, bu hedefe ulaşamayacaksınız dedim. Bunu söylemekle bağımlı insanların, başkaları için asla bir şey yapmayacaklarını söylemek ]istemiyorum. Ama yapsalar bile bunun arkasındaki itici güç, başkalarının onlara karşı bağımlılığını arttırmak ve böylece kendilerini emniyete almaktır. Eğer işin içinde, karşılık olarak, başkası tarafından ilgi gösterilmek yoksa, bu insanlar nedense, bir şeyler yapmakta son derece
]zorlanırlar.
]
]Bağımlılığın kaynağında sevgi eksikliği yatar.
]Bağımlı kişilerin kurtulamadıkları içsel boşluk hissi, doğrudan doğruya ana babalarının, çocuklukları sırasında gereksindikleri şefkat, dikkat ve özeni
]kendilerine verememiş olmalarının bir sonucudur. Çocukluklarında sevilen ve özen gösterilen çocuklar, kendilerini değerli ve sevilmeye layık bulurlar.
]Kendi kendilerine karşı dürüst oldukları ve bu niteliklerini korudukları sürece de sevileceklerinden ve özen gösterileceklerinden emin olarak yetişkinliğe adım atarlar. Halbuki sevgisiz yada sevginin düzensiz bir
]biçimde gösterildiği bir ortamda büyüyen çocuklar, yetişkinliğe adım atarken böyle bir iç güvenden yoksundur. Tam tersine, içlerinde bir güvensizlik ve
]hiçbir şeye yeterince sahip değilim hissi ve dünyanın güvenilmez ve hiçbir şey vermeyen bir yer olduğu duygusu bulunur. Kendilerinin de değerli ve
]sevilebilir olduklarından pek emin değillerdir. Bu nedenle, nerde olursa olsun, ilgi sevgi ve güven elde etmek için çabalamalarına ve bulduklarında da kaybetmemek için hırsla yapışmalarına şaşmamak gerekir. Bu da onları,sonunda, korumaya çalıştıkları ilişkileri yok edecek, sevgisiz, karşılarındakini idare etmeye ***üren Makyavelist davranışlara ***ürür.


Sevgi ile disiplin elele yürür. Bağımlı kişilerin aşırı bağımlılığı, aslında Karakter bozukluğunun (notu okuyunuz) en önemli tezahürüdür. Bağımlı
]kişiler öz-disiplinden yoksundur. İlgiye karşı duydukları açlığın, doyurulmasının getireceği hazzı geciktirmeyi istemezler ve bunu yapamazlar. Bağlılıklar
]kurmak için her şeyi yaparlar ve dürüstlükten bile vazgeçerler. Bağımlı kişilerin en önemli özelliği sorumluluk duygusundan yoksun olmalarıdır.
]Pasif bir biçimde başkalarının, hatta çocuklarının, onların mutluluk ve doyum kaynağı oluşturmalarını beklerler. Bunun için de mutsuz ve doyumsuz
]oldukları zaman bundan başkalarını sorumlu tutarlar. Sonuçta sürekli olarak kızgınlık duyarlar. Bu nedenle, bir başkasına bağımlı olmak için kendinize izin vermeniz, kendinize yapabileceğiniz en büyük kötülüktür.
]
Özet olarak;
Bağımlılık sevgi gibi görünebilir. Çünkü o insanların, kendilerini bir başkasına şiddetle bağlamasına neden olan bir güçtür. Gerçekte bağımlılık sevgi değil, sevgisizliktir. Vermekten çok almanın peşindedir. Olgunlaşma yerine çocuklaşmayı besler. Özgürleştirmek yerine, kısıtlamaya, köleleştirmeye çalışır. Sonunda da ilişkileri ve insanları geliştirmek yerine yıkıma uğratır.
]
]Sevgi ise insanın, kendisinin ve bir başkasının ruhsal tekamülünü desteklemek amacıyla, benliğini genişletme arzusu ve eylemidir.
]Sevme isteği veya sevgi duygusu sevme değildir. Sevgide hem niyet vardır hem de eylem. Sevgi yaptıklarıyla belli olur ve bir irade olayıdır.
](Bakınız
]irademizi nasıl geliştiririz)
]Sevgi yalnızca vermek değildir; akıllıca, sağduyulu ve mantıklı (aklın terazisinde tartarak) bir biçimde vermek demektir. Hatta bazen de vermemek demektir. Sevgi mantıklı övgü, mantıklı eleştiri demektir.. sadece teselli
]edip rahatlatmak değil, mantıklı bir biçimde tartışmak, mücadele etmek, yüzleşmek, zorlamak, teşvik etmek ve gerektiğinde hedefe doğru itmektir.
Yani sevgiyle davranmak, içgüdüyle davranmak veya kontrol edemeyeceğimiz duyguların yönetimde davranmak değildir. Gerçekten seven kişi, bilinçli
olarak hoşlanmadığı, o anda sevgi duymadığı, hatta kendisine itici gelebilen bir insana karşı da sevgi dolu yapıcı davranışlarda bulunur. (Sadıklar
Planı, Celse 70 da anlatılan Makul Vicdanla davranmaya çok benziyor,

]
] Not: Nevroz ve karakter bozukluğu; Sorumluluk duygusunun normal olmayışı, bozukluğudur. Nevrotik biri çok fazla sorumluluk üstlenir. Karakter bozukluğu olan ise çok az sorumluluk üstlenir. Nevrotikler, dünya ile
aykırılığa düştüklerinde, otomatik olarak suçun kendilerinde olduğunu varsayarlar. Karakter
bozukluğu olanlar ise aynı durumda otomatik olarak dünyayı suçlu bulurlar. Çok azımız dışında herkes bir dereceye kadar Nevrotiktir ya da Karakter
bozukluğuna sahiptir. Bunun nedeni hayatta, hangi şeylerden sorumlu olup, hangi şeylerden sorumlu olmadığımızı ayırt etmenin, çok zor olmasıdır. Bu
hiçbir zaman tam anlamıyla çözülemeyen bir sorundur.
]

faateh4ever
10 11 2004, 18:00
HIZLICA OKUYUN BUNU


I run each teen me?
- A wet each team.
- I run each make is tea your sun each.
- Higher them in each team.
- Catch bar duck each teen?
- On bar duck each team.
- Why high one why!

faateh4ever
10 11 2004, 18:00
Aşağıdaki iddia umarım doğru değildir...

23 yil bil'fiil bir cola fabrikasinda çalisan
birisinin ilginç
iddiası ;
] malumunuz kola denilen ürünün en temel hammaddesi
meyan köküdür, ve
meyan
] kökü ile beslenen canlilar arasinda fare de
bulunmaktadir. büyük
sirketler
] tonlarca üretim yaptiklari için kepçelerle
toplamaktadirlar meyan
köklerini
] ve tonlarca topladiklari için de fareleri
ayiklamaya ugrasmamakta
daha
] dogrusu ugrasamamaktadirlar. bu yüzden de meyan
köklerini
içindekilerle
] beraber preslemekte sadece kalan deri, ayak, bacak
parçalarini
elekten
] geçirerek ayiklamaktadirlar. meyan kökünün suyunun
yaninda farenin
kani,
] mide özsuyu vs. gibi sivilar da karismakta renk
siyah oldugu için
estetik
] açidan bir sorun olmamaktadir. tabi kola üretimi
yapan sirketin
kimyasal
] yöntemlerle bu özütü sagliga zararsiz hale getirme
ihtimali de var...
bu
] olayi anlatan kisi çalistigi 23 yil boyunca bi
bardak bile kola
içmemis

faateh4ever
10 11 2004, 18:00
Dünya piyasalarında gramı, altının gr***** eşdeğer tutulan safran için talep çok, yeterli üretim yok
Safran üreticileri soğan istiyor

Bir gramı 6 dolar, bir dönümde kazandırdığı 5 milyar TL olan safranın cenneti Safranbolu. Fakat sadece 8 üretici safran üretimi yapabiliyor. Çünkü, Tarım Bakanlığı soğan ithalini yasakladığı için üretici soğan bulamıyor. Soğansızlık yüzünden 1920'lerde 600 kilo olan yıllık üretim şimdilerde 10 kiloya düşmüş.
'Dünyanın en pahalı baharatı', 'Sahteciliği en fazla yapılan baharat', ya da 'Kendi ağırlığının 100 bin katını sarıya boyayan bitki' başlıklarından herhangi birini kullanabiliriz safran için. Ama söyleyecek daha çok sözümüz var aşağıda. Kapalıçarşı'ya gidip araştırma yapan, bu esnada safranın gramının 10 milyon TL. olduğunu görüp irkilen bir arkadaşımız sebep oldu Safranbolu'nun yolunu tutmamıza aslında.

Üreticilerle bizi buluşturan ve teknik bilgileri verense İlçe Tarım Müdürü Çetin Ayvalık.

Çok değil 100 yıl öncesine kadar Safranbolu'nun 40 köyünde birden safran üretiminin yapıldığı biliniyor. Tahmin edileceği üzere Safranbolu ismi de safran şehri anl***** geliyor. Safranın en çok kullanıldığı sektörler boya ve ilaç sanayi. Ama fiyatının pahalı olması nedeniyle zaman içinde kullanım oranları hayli düşmüş bu sektörlerde. Günümüzde safran tarımı devlet destekli projeler ile yaşatılmaya çalışılıyor ve üretilen az miktarda safranın esas alıcısı da yabancılar. Safran üretimini artırabilmek için ilçede Altın Safran Film Festivali düzenleniyor. Kaymakamlık Evi'nde özel paketlerde safran satılıyor ve iyi lokantaların tümünde konuklara safranlı yemekler sunuluyor. Ama safranın yararlarını bilen yabancılar gösteriyor yine en çok ilgiyi bu özel bitkiye.

Bugün, dünya piyasalarında, safranın gramı, altının gr***** eşdeğer tutuluyor. Safran yetiştiren ve ürününü ihraç eden ülkeler, önemli oranda döviz girdisine sahip. Kanser araştırmalarında, bazı kanser türlerine karşı ümit vaat ettiği için geniş çapta denemelerde kullanılan bir madde durumunda tıp dünyasında da. Kullanım alanları göz önüne alındığında, dünyada safrana talebin yüksek olduğu Safranbolu'ya akın akın gelen turistleri görmeseniz bile anlaşılabiliyor. Ancak, safran ekim alanlarının sınırlı olması nedeniyle, elde edilen ürün, talebi karşılamıyor.

Safranın kullanım alanı
Safran boya sanayi, kozmetik sanayi, ilaç sanayi ve gıda sanayi olmak üzere dört ana başlık altında kullanılabiliyor.
Safran, geçmişte, boyama işlerinde, kumaş ve halı ipliklerinin boyanmasında geniş olarak kullanılmış. Boyama gücünün çok yüksek (kendi ağırlığının 100 bin katı kadar) ve hoşa giden parlak sarı renk vermesine rağmen, pahalı madde olması nedeni ile, bugün genel olarak boyama için kullanımı çok azalmış. Sentetik boyalar çok daha ucuz olduğu için safranın yerini almış günümüzde.
Kozmetik sanayiinde, parfüm üretiminde kullanıldığı belirtiliyor.
Türkiye dışında, safranın gıda sanayiinde kullanılma alanı çok geniş. Çorba çeşitlerinden et kızartmalarına ve etli yemeklere, tatlılardan tuzlulara, hamur işlerinden kurutulmuş meyvelerin renklendirilmesine kadar yaygın olarak kullanılıyor. Örneğin, yemeklerde ve tatlılarda renklendirici ve tatlandırıcı olarak kullanıldığı gibi; hamur, makarna, peynir, tereyağı, sucuk, salam ve sosiste renklendirici; sıcak ve soğuk içeceklerde ve hatta bazı içki çeşitlerinde renklendirici ve tatlandırıcı olarak kullanılıyor.

faateh4ever
13 11 2004, 18:00
Çikolata yiyen kadın sekste aktif oluyor


DIŞ HABERLER

Yıllar boyu kadınlar çikolatanın seks kadar zevk verdiğini söylediler. Şimdi de uzmanlar, ikisi arasında bilimsel bir ilişki buldu.

İtalyan araştırmacılar, düzenli olarak çikolata yiyen kadınların seks yaşamının çikolata yemeyenlerden daha iyi olduğunu söylediler. Çikolata tüketen kadınlar, seksi en çok arzulayan, en çok tahrik olan ve en çok tatmin olanlar. Milano’daki San Raffaele Hastanesi ürologları çikolatanın kadınların cinsel arzuları üzerinde pozitif bir psikolojik etki yaptığını söyledi.

mystery in truth
16 11 2004, 18:00
SEVGİYE DAİR…

Can Dündar

Sadece kimsesiz gemilerle miskin kedileri barındıran ıssız bir sahil kasabasında çakırkeyif bir yılbaşı ertesi.... Kış güneşi, yanlış zamanda açmış bir bahar çiçeği gibi sıcak gülümseyip ısıtıyor içimizi.... Kimsesiz gemiler, burunlarını açık denizlere dikmiş yalpalıyorlar sahil boyunca...miskin kediler toprakla güneş arasında mahmur...

Dostlarla paylaşılan salaş bir meyhanenin ahşap masasında 25 yılını denize vermiş Hasan Kaptan, kocaman kırmızı yanaklar ve ışıltılı gözlerle hayatı özetliyor; “deniz, balık, güzel kadın, sağlıklı çocuklar...hepsi bu “

Zamanın sakin ve telaşsız aktığı bu dalga boyunda saat sorulursa bozuluyor kaptan: “ O yok işte burada “ diyor kızgın... “ Burada gündoğumu var, günbatımı var, balık vakti var ama saat yok...”

Metrapol telaşlarından hayli uzakta bir başka hayat, midye kabuğunun arasından ışıldayan bir inci tanesi gibi gülümsüyor... Neredeyse unutmaya yüz tuttuğumuz bir huzur, bizi yeni bir yılın ilk adımlarında güneşle, toprak arasında yakalayıp kollarına alıyor.

Tabanlarımızda topraktan yayılan ısı, kulaklarımızda denizin tuzlu sesi ve göz kapaklarımızda kış güneşinin busesi.... Bir koca yılı henüz eskitmişken ve yeni bir yılı, içinde ne olduğunu kestiremediğimiz, el değmemiş bir yılbaşı hediyesi gibi paketinden çıkarmaya hazırlanırken bütün bir yaşamıyla hesaplaşmak istiyor insan....

Yüzyıllık bir savaşın, sadece yılbaşlarında mola veren askerleri gibi, akrep ve yelkovanın durduğu bir su başında bilançoya oturmak istiyorsunuz.... Acaba ne kadar yara aldık savaşta ? Ne kadarını gösteriyor, ne kadarını gizliyoruz ? ne kadarı açık yaralarımızın, ne kadarı iç kanamalarımız ? Zaferler çıkarabildik mi mağlubiyetlerimizden ? Süresini ve yörüngesini bilmeden çıktığımız bu yolculuğun neresindeyiz acaba ? Ve daha kaç gemi var içinde olmak isterken ardından el sallayacağımız ? Ne kadarı gözyaşı kalan hayatımızın, ne kadarı kahkaha? Geride kalan yılların ne kadarından gururlu, ne kadarından pişmansınız? Ne kadarını kurumuş son bahar yaprakları gibi süpürüp atmak isterdiniz belliğinizden, ne kadarını saklardınız kutsal bir emanet gibi? İnsana gecikmiş bir baharı çağrıştıran ılık kış güneşi altında bir mola verince insan, sahile demirlenmiş mahmur gemiler gibi kendini suların yalpalayışına bırakıp, maziyi tartıya vurmak istiyor.

Ne kaldı geriye bunca telaştan ? Avucumuzun içinde kayıveren sular gibi yitip giden yıllar geride ne tortu bırakıyor ? Kendinizi bütün kazınmış siperlerinizin dışına koyup, bütün kalkanlarınızı indirdiğinizde, çırılçıplak karşısına geçtiğiniz yaşam aynasında ne görüyorsunuz ? Tüketmek için bunca acele ettiğiniz takvim yapraklarına, onca hızla çevirdiğiniz akreplere, yelkovanlara, içine gönüllü daldığınız o insafsız rutin çarkına söyle bir uzaktan baktığınızda ne hissediyorsunuz ? “Ne kadarı benim hayatım....” “ Ne kadarını başkaları yaşamış benim yerime....ya da ben başkalarının.... ? “ “ Aynadakinin ne kadarı ben'im, ne kadarı oynadıklarım ? “

Sadece kimsesiz gemilerle miskin kedileri barındıran ıssız bir sahil kasabasında yakaladığınız bir geniş zamanda, geçmiş zaman, şimdiki zaman ve gelecek zaman arasında gidip, gelirken en çok ne gelirdi aklınıza ?

Sizi bilmem ama ben akıbeti meçhul bir yeni yılın eşiğinde sürpriz bir kış güneşi göz kapaklarımı yalarken sadece sevgiyi düşündüm.... Sevgiyi koydum kum saatinin dolu dizgin akıp giden kumlarının her bir zerresine....Kışın açık denizlere bakarak bekleşen kimsesiz gemilerin güvertesine; geçmiş zamanın, şimdiki zamanın ve gelecek zamanın öznesine hep sevgiyi koydum....

Çünkü bir tek sevgi var elimizde; bunca yıldan damıtılıp gelen.... ve metrapol haragülesinden uzakta, kocaman gözlerle gülümseyerek bir başka hayattan haberler veren Kaptan 'ın yalancısıyım ki...

“ Yine bir tek o kalacak, yaşanacak yıllardan da geriye....” Bir tek sevgi olacak bunca telaştan artakalan.... Ötesi yalan !

mystery in truth
16 11 2004, 18:00
]] ] Temel'in kötü huylarindan biride her sabah uyanir uyanmaz, gök
]] gürültüsü
]]kadar yüksek sesle gaz çikartmakmis.
]] ] Karisi Fadime de bu densizlige pek içerler, gözü çikasu heruf, ha
]] pir
]]sabah poyle osururken, tüm pagursaklarun donuna dökülsun da cör cünunu
]]daaa dermis.
]] ] Derken, Kurban bayraminin ikinci sabahi, Fadime mutfakta kurban
]] etlerini
]] ] ayiklarken ve Temel hâlâ uyumaktayken, Temel'i yola getirme
]] niyetiyle,
]]Bir gün
]] ] önce kurban olarak kestikleri koçun barsaklarini toparlayip bir
]] güzelce
]] ] Temel'in donunun içine koymus !
]] ] Az sonra Temel uyaninca, adeti üzere, keyifle ve gök gümbürtüsü
]] timsali,
]]gaz
]] ] atinca bir de bakmis ki tüm barsaklari donunun içinde...
]] ] Saskinlik ve korku ile rengi benzi atmis akli uçup gitmis.
]] ] Temel,Bir süre sonra kendine gelmis kalkip tuvalete gitmis epey zaman
]]sonra, sararmis yüzünden soguk terler damlayarak bitap yorgun bir halde
]]mutfaga gelen Temel; Haçan dedigun oldi be Fadime, osururken tüm
]] ] pagirsaklarum donuma döküldu da dediginde, Fadime oh olsun, ama
]] ] pagirsaklarun çikarken canun da
]] ] pek yanmistur be Temel'im diyerekten gönlünü almaya çalisirken,
]] Temel
]]yanitlamis hemen : yok be Fadime, ha çikarken acumadi da, geri sokarken
]] ] az kalsun ceberiydum daaa
]] ]

:D bu fıkraya koptum dogrusu

mystery in truth
16 11 2004, 18:00
Stalin'in Tavugu!
Stalin en sedit cinayetlerini planladigi çalisma odasina yakin dostlarini toplamis sohbet ediyordu.

Votka siselerinin biri gidip, digeri geliyordu. Kafalar iyice dumanlanmisti.

Stalin kan çanagina dönmüs gözlerini etrafinda dalkavukluk yarisina girmis adamlarina çevirerek sordu:

- Saçini ihtilalde, halk içinde, devlet yönetiminde, bürokraside agartmis dostlarim...

Söyleyin bakalim halkin yönetime bas egmesi, kayitsiz sartsiz itaat etmesi için yöneticiler ne yapmali, nasil davranmalidir?

Her dumanli kafadan bir ses çikti..Kimisi adaletten, haktan söz etti.

Kimisi demokrasiden....Kimisi sürgünden, sehpadan, hapisten... Kitlesel cinayetlerin deha çapindaki katili Stalin, begenmedi adamlarinin izahatlarini... Bir kadeh daha votka çekerek söyle dedi:

- Yönetimi eline geçiren hükümdarin Tanridan pek farki yoktur! Halkin karsinizda basegip durmasi için ne yapmaniz gerektigini durun da su beyinsiz kafalariniza çivi gibi çakayim...

Hemen hizmetçileri çagirip emretti.

- Çabuk bana bir tavuk getirin...

Aceleyle bir tavuk kapip getirdi adamlari... Stalin, kafalari iyice dumanlanmis adamlarinin gözleri önünde basladi canli canli tüylerini yolmaya tavugun,...

Bütün tüyleri yolunup cascavlak kalan tavugu odanin ortasina saliverdi, lider...

- Simdi izleyin bakalim nereye gidecek bu saskin tavuk...


Zavalli tavuk bu azaptan kaçip kurtulayim diye aralik kapidan disari canini atayim diyor, soguktan tir tir titriyor...Masalarin altina giriyor, köseli masa ayaklari canini yakiyor...Duvar diplerine kosuyor teleksiz, tüysüz kanatlari yara bere içinde kaliyor...Sömineye yaklasiyor tüysüz derisi kavruluyor...

Çaresiz, tüylerini yolan Stalin'in bacaklari arasina saklanip, siginiyor... O zaman Stalin, cebinden bir avuç yem çikarip önüne tane tane ativeriyor yolunmus tavugun... Yemlenen tavuk, Stalin nereye yönelse pesinden kosuveriyor..

Agizlari bir karis açik kalan dostlarina bakip, pos biyiklarinin altindan gülerek söyle diyor Stalin:

- Gördünüz mü, Halk dediginiz topluluk bu tavuk gibidir.Tüylerini yolup al ve serbest birak... O zaman yönetmek kolay olur...

Stalin'in sofra dostlari hayretler içinde kalip Vay anasini birader..

Adamdaki akila bak... diye baslarini salladilar...



Bu gerçekten olmus mu, yoksa uydurulmus bir öykü mü bilmem. Ancak

Stalin'in Tavugu diye bir tabir var...Bu tabire uyan nice halk, nice

yönetici görmedik mi biz de su kisacik hayatimizda...

mystery in truth
16 11 2004, 18:00
Eğer yenildiğini sanıyorsan, yenilmişindir.
Girişmeye cesaretin yoksa, girişemezsin.
Başarmak ister, ama başaramayacağını sanırsan,
Hiç şüphen olmasın: başaramazsın.
Harbin savaşlarını kazananlar, her zaman
Daha güçlüler veya daha hızlı koşanlar değildir.
Er veya geç başarmış bir kimse,
Başaracağını sanan insandır.........Anonim bir Amerikan şiiri
Dr. Russell H. Conwell (Amerikalı eğitimci ve hatip):
Eğer büyüklüğe erişmek istiyorsanız, şimdi bulunduğunuz yerde, elinizde şimdi bulunanlarla işe başlamalısınız. Yaşadığı şehre
faydası olan, orada yaşarken iyi bir vatandaş olmaya çalışan, aile hayatını daha iyi yürütmeye çalışan bir kimse,
ister bir atölyede ister bir tezgâhın gerisinde çalışsın, veya isterse kendi evini yönetmekle meşgul olsun, her zaman ve her yerde
üzerinde durduğu işin daha iyisini yapmaya çalışan bir kimse, her şeyden önce yaşadığı çevrede büyük olan bir kimse, her yerde büyük bir insandır.

Emile Coue (Fransız psikiatristi):
Eğer bir işi yapabileceğine inanırsan, ne kadar güç olursa olsun, başarırsın.
Ama kendini, dünyadaki en basit bir şeyi yapamayacak biri olarak görürsen,
köstebek tepecikleri bile senin tırmanamayacağın kadar yüksek tepeler hâlinde görünürler.

Donald L,aird (Amerikalı yazar):
Hiç kimse senden iyi değildir; ama sen ortaya bir şey koyamazsan, sen de hiç kimseden iyi değilsin.

Theodore Roosevelt (Amerika Cumhurbaşkanı):
Tarih boyunca, gayret sarfetmeksizin yaşayanlar arasında isim bırakmış bir tek insan yoktur.

Thomas Cariyle (İngiliz tarihçisi):
Bizi bekleyen büyük iş, uzaklarda belli belirsiz görüneni değil, önümüzde gayet belirlice duran iştir.

Epikürüs (M. Ö. 342-270):
Güçlükler ne kadar büyük olursa, onların altından kalkmakla erişilecek şaşaa da o derece parlak olur. Üstün kaptanlar, maharetlerini
ve kendilerine duyulan saygıyı fırtınalarla ölçerler.

Seneka (M.Ö. 3-M.S. 55):
Eğer bir insan hangi limana gittiğini bilmezse, hiç bir rüzgâr ondan yana esmez.

Arnold Bennett (İngiliz romancısı):
Yokuş aşağı gitmek kolaydır, ama manzara tepeden seyredilir.

James F. Clarke (Amerikalı rahip ve yazar):
Bu dünyada azmin yerini hiç bir şey alamaz. Kabiliyet, azmin yerini alamaz;
kabiliyetli olmalarına rağmen başarılı olamamış insanlardan çok şey yoktur.


Dehâ, azmin yerini alamaz;

Eğitim, azmin yerini alamaz; dünya, terkedilmiş, sırt çevrilmiş eğitimli insanlarla dolu. Başarı, sadece azim ve ısrara bağlı. 'Devam et'
sloganı, beşer ırkının meselelerini çözdü, ve her zaman çözecektir.

Mark Twain (Amerikalı yazar):
Gök gürültüsü iyi, gök gürültüsü fevkalâde, ama işi bitiren şimşektir.

Oliver Wendell Holmes (Amerikan Yüksek Mahkemesi
üyesi):
Büyüklük, ne olduğumuz değil, nereye gittiğimizdir.

Sir William Osler (Kanadalı ünlü doktor ve eğitimci):
Yarın için en iyi hazırlık, bugünün işini fevkalâde iyi yapmaktır.

Nicholas Murray Butler (Columbia Üniversitesi
Rektörü):
Dünya üç grup insandan oluşur: Eşyayı ortaya çıkaran ve yapan küçük bir seçkin
grup; eşyanın yapılmasını seyreden.oldukça büyük bir grup; ve nelerin olup bittiğini bilmeyen muazzam kalabalık.

Washington Irving (Amerikalı romancı):
Büyük kafaların büyük hedefleri vardır; küçük kafaların ise sadece arzuları. Küçük kafalar talihsizliklere boyun eğer, büyük
kafalar talihsizliklerin üstüne yükselir.

Adlai Stevenson (İki defa Amerika Cumhurbaşkanı
adayı):
Akıntıya kürek çekmekten korkmayın. Beşeriyetin her ilerleyişi gayri-popüler düşünce ve durumların savunmasını yapanların sayesinde gerçekleşti. Bütün değişiklikler, çağdaş kafanın değişmesiyle vücut buldu.

Henry Wadsworth Longfellow (İngiliz yazarı):
Büyük insanların ulaştıkları ve muhafaza ettikleri yükseklik, ani bir sıçrayışla erişilmiş değildir. Onlar, diğerleri uyurken, geceleri yukan
tırmanmaya çalışıyorlardı.

Lloyd George (İngiltere Başbakanı):
Eğer gideceğin yeri biliyorsan, büyük bir adım
atmaktan korkma. Bir uçurumu iki
küçük adımla geçemezsin.

Herbert Bayard Swope (Yazar):
Ben size başarının bir formülünü veremem, ama
başarısızlığın formülünü
verebilirim: herkesi memnun etmeye çalışmak.

Frank A. Clark (Amerikalı yazar):
Eğer Allah istediğimiz her şeyi bize vermiş olsaydı, elimizdeki en büyük mükâfatı almış olurdu—işi başarmış olmanın zevkini.

Woodrow Wilson (Amerika Cumhurbaşkanı):
Başarının zor tarafı şudur ki, her zaman başarılı
olmak mecburiyetindesiniz.

John D. Rockefeller (Ünlü Amerikan işadamı):
Başarının sırrı alelade şeyleri, hiç de alelade
sayılmayacak bir şekilde iyi
yapmaktır. •

Anatole France (Ünlü Fransız yazarı):
Büyük işler başarmak için sadece harekete geçmek
yetmez, ne yapmak
istediğimizin rüyasını da görmek gerek; sadece
rüyasını görmek yetmez, rüyanın
gerçekleşeceğine inanmak gerek.

Stewart B. Johnson (Amerikalı işadamı):
Bizim hayattaki işimiz, diğerlerini geçmek değil,
kendi rekorlarımız üstünde
rekorlar kırmak, dünkü rekorumuzu bugünün rekoru ile geçmektir.

Henry Wadsworth Longfellow (İngiliz yazarı):
İnsanların çoğu küçük şeylerden başarılı
olabilirlerdi—eğer büyük hırslar
peşinde koşmamış olsalardı.

W odrow Wilson (Amerika Cumhurbaşkanı):
Biz rüyalarımızda büyürüz. Bütün büyük insanlar
yapmak, ulaşmak istediklerinin
rüyasını gören insanlardır. Bazılarımız, rüyalarımızı
öldürür, bazılarımız da
besler ve korur. Sonunda, güneşin aydınlıkları ve ışık
kendini daima gösterir.

Indira Gandhi (Hindistan Başbakanı):
Büyük babam iki türlü insan bulunduğunu söyledi: işi
yapanlar ve yapılan işten
kendilerine kredi çıkaranlar. O benden, birinci grupta
yer almak için çalışmamı
istedi, zira orada, diğerinkinden daha az rekabet
vardır.

Thomas H. Huxley (İngiliz ilimcisi):
Başarı merdiveni istirahat etmek için değil, o
merdivende tırmanan birinin bir
ayağını, öteki ayağından daha yükseğe çıkarmasına
imkân verecek kadar tutması
için yapıldı.

Charles F. Kettering (Amerikalı ilim adamı):
Eğer fırtına çıkınca yolcular gemiyi terketmiş
olsalardı, kimse okyanusa
geçemezdi.

Theodore Roosevelt (Amerika Cumhurbaşkanı):
İki türlü başarı vardır. Biri, çok nâdir başarıdır
ki, hiç kimsenin sahip
olamadığı yapma gücüne sahip olan insana nasib olur.
Bu dehâdır. Fakat bizim
başarılı insan dediğimiz vasat insan, dâhi değildir. O
sadece, hemcinsleri ile
paylaştığı alelade vasıflarını aleladenin üstünde bir
derecede geliştirmiş
insandır.

Andrew Carnegie (Amerikalı işadamı):
Eğer bir kimse tırmanmaya istekli değilse, onu
merdivenden yukarı itemezsiniz.

Virgil (M.Ö. 70-19):
Onlar, başaracaklarına inandıkları için başardılar.

Teilhard de Chardin (Fransız filozofu):
Bizim insan olarak görevimiz, sanki kabiliyetimizin
sınırları yokmuşçasına
hareket etmektir.

Henry Wadsworth Longfellow (İngiliz yazan):
Biz kendimizi, neleri yapmaya muktedir olduğumuzu
hissederek değerlendiririz,
ama diğerleri bizi yaptıklarımızla değerlendirirler.

Henry J. Keiser (Amerikalı işadamı):
Ortaya koyduğun eser kendisi hakkında konuşmaya
başladığı zaman müdahale etme.

Andrew Carnegie (Amerikalı işadamı):
Kendilerini şevklendirmesini ve heyecanlandırmasını
bilmeyen insanlar, öteki
yetenekleri ne kadar üstün olursa olsun, alelade
işlerle yetinmelidirler.

Ralph Valdo Emerson (Amerikalı filozof):
Tarih sayfalarındaki her büyük ve üstün hareket
heyecanın bir zaferidir.

H. W. Arnold (İngiliz yazarı):
Dünyanın en müflis insanı, şevk ve heyecanını
kaybetmiş insandır. Eğer bir
kimse, her şeyini kaybetmiş olmasına rağmen, şevk ve
heyecanını kaybetmezse,
yeniden başarıya ulaşacaktır.

Çin atasözü (M. Ö. 600):
En uzun bir yolculuk bir adımla başlar.

Ünlü aktör Kirk Douglas, çok beğenilen beş filmde yer
alan oğlu aktör/yönetmen
Michael Douglas'a gönderdiği bir mektupta dedi ki:
Michael, ulaştığın başarılardan ziyade, başarılarının karşısındaki tutum ve davranışlarınla iftihar ediyorum.

faateh4ever
16 11 2004, 18:00
Utancımdan kıpkırmızı olmuştum


Ondokuz yıl evveldi. Stockholm' e gitmiştim. Bir otele indim.Geceydi.Sabahleyin, tıraş olmak için lâvaboya gittiğimde, aynanın yanında ilginç bir yazı gördüm. Lütfen diyordu, tıraştan sonra jiletinizi çöpe atmayın.Yanda bir kutu var, oraya bırakın. Bir tek jiletle dahi olsa, İsveç çelik sanayiine yardımcı olun. Doğrusu hayretler içinde kaldım. Çocukluğumdan beri çelik eşya denince akla İsveç çeliği gelir. Birçok eşya üzerinde İsveç çeliğinden yapılmıştır diye yazardı. İşte o ülke, kullanılmış bir tek ufacık jiletin bile çöpe gitmesini istemiyor, ona sahip çıkıyor, gelen turistlere rica yollu uyarıda bulunuyordu. İsviçre' de zaman zaman, belli periyotlarda, radyolar, televizyonlar, basın bir haberi duyurur. Şu tarihte, şu saatte, adamlarımız gelecek. Siz lütfen hazırlığınızı yapın. Okumadığınız, ilgilenmediğiniz, kullanmadığınız ne kadar kitap, dergi, gazete varsa, kağıt, ambalâj, kutu varsa, velev ki, bir ilaç prospektüsü dahi olsa, kapının önüne koyun. İsviçre'nin kalkınmasına yardımcı olun. Fazla ağaç ziyanına engel olun.Beş yaşında idim. Babaannem rahmetli, pirinç ayıklıyordu. Bir tane yere düştü. Babaannem eğildi, aramaya başladı. Sağa bakıyor, sola bakıyor, bulmaya çalışıyor. Çocukluk işte, aman babaanne dedim. Bir pirinç tanesi için bu kadar çaba harcamaya, yorulmaya değer mi? Rahmetli ilk defa sertleşti bana karşı, öfkeyle doğruldu. Sen oturduğun yerden ahkâm kesiyorsun, dedi. Hiç pirinç üretilirken gördün mü? İnsanlar ne kadar zorluk çekiyorlar. Bir pirinç tanesinde kaç insanın göz nuru, alın teri, emeği, çilesi var biliyor musun? Utancımdan kıpkırmızı olmuştum.Aradan yıllar geçti. Hukuk Fakültesinde öğrenciyim. Alain'in proposlarını okuyorum. Birden irkildim. Babaannemi hatırladım. Alain, bir insan yerde bir iğne görüp de eğilip almazsa, bütün uygarlığa karşı ihanet etmiş olur diyordu. İlâve ediyordu. Bir iğnenin üretiminde binlerce insanın alın teri, göz nuru, el emeği vardır diyordu. Japonlar son derece sade, basit, yalın mütevâzı yaşayan insanlardır. Evlerini mobilya ile eşya ile dolduranlar japonlara göre ruhen tekâmül edememiş, hayatın mânâsını anlayamamış, zavallı kimselerdir.Böyleleriyle, zavallı, evini belediye mezat salonuna çevirmiş diye eğlenirler. Bir insanın gösteriş için eşyanın esiri olması ne kadar acıdır. Vaktiyle Japon ekonomisi bir darboğazdan geçiyor. İç borçlar, dış borçlar gırtlağı aşıyor. Zamanın başbakanı meclisi toplar. Kürsüye çıkar. Durumu olanca açıklığı ve tehlikeleri ile anlatır ve şu andan itibaren der, Allah şahidim olsun ki, Japonların iç ve dış borçları son kuruşuna kadar ödenmeden, pirinçten başka bir şey yemeyeceğim. Şu üstümdeki elbiseden başka elbise giymeyeceğim. Dediklerini yapar, en üstten en alta bir israftan kaçınma kampanyası açılır. Japonya bütün borçlarını öder. Bu durumun toplumun bütün kesimlerini, tek istisna olmadan kapsadığını söylemeye gerek yok. Geçenlerde Japon imparatorunun sarayını gördüm. Yarabbim, ne kadar sade, ne kadar mütevâzı, ne kadar gösterişten uzak...Gerekmediği halde elektriği yakmakla, suyu kapamadan boş yere akıtmakta, gece çamurlu ayakkabılarımızı temizlemeden yatmakla, yemek yediğimiz kapları yıkamadan bırakmakla biz de zalimler sınıfına geçmiyor muyuz? Hayat çok ince, akıl almaz incelikte ipliklerle örülmüştür. Her şey o kadar birbirine bağlıdır ki, ilkokul okuma kitabımızdaki bir sözü hiç unutmadım. Bir mıh bir nal kaybettirir. Bir nal, bir atı, bir at bir orduya savaşı kaybettirir diyordu. Maddî durumumuz ne olursa olsun, ister zengin olalım, ister fakir, hepimiz çok dikkatli olmak zorundayız. Bunda parayı da, maddiyatı da aşan büyük bir edep ve incelik vardır.Yazarını bilemiyorum ama son zamanlarda okuduğum engüzel yazı, kim yazdıysa helal olsun!

faateh4ever
16 11 2004, 18:00
] ] ]mevlana, müridlerinden biriyle giderken,
] ] ]birkaç köpegin sarmas dolas uyuduklarini görür.
] ] ]müridi: güzel bir kardeslik örnegi der.
] ] ]keske insanlar da bunlardan ibret alsa.
] ] ]mevlana, tebessüm ederek karsilik verir.
] ] ]aralarina bir kemik ativer de gör kardesliklerini....
] ] ]
] ] ]kadiköy camiinde vaaz vermekte olan demirci hocaya
] ] ]* hocam diye sormuslar. at nalini evimizin kapisina
] ] ]asarsak ugur getirir mi?
] ] ]demirci hoca :
] ] ]* zannetmiyorum, diye cevap vermis. o nallardan
] ] ]her atta dört tane var amma, bütün gün kamçi
] ] ]yiyip duruyorlar...
] ] ]
] ] ]amerikali is adami, çinliyle alay ederek sormus:
] ] ]* mezarlarina koydugunuz pirinçleri ölüleriniz
] ] ]ne zaman yiyecek?
] ] ]çinli basini kaldirmadan cevap vermis:
] ] ]* sizin ölüleriniz koydugunuz çiçekleri
] ] ]kokladigi zaman...
] ] ]
] ] ]ingiliz garson türk müsteriye:
] ] ]* çanakkale de çok askerimizi öldürdügünüz için
] ] ]sizleri pek sevmeyiz, deyince.
] ] ]bizimkinden gayet soguk kanli su cevabi almis:
] ] ]* orada ne isiniz vardi?
] ] ]
] ] ]
] ] ]lafi uzatanlara ne yapmak lazim diye farabi'ye
] ] ]sormuslar, söyle demis:
] ] ]* uzun konusani kisa dinlemeli.
] ] ]
] ] ]materyalist ögretmen ögrencisine:
] ] ]* söyle bakalim allah nerede? eger bilirsen
] ] ]bir portakal verecegim.
] ] ]ögrenci:
] ] ]* siz bana o'nun olmadigi yeri gösterin,
] ] ]ben size bir bahçe dolusu portakal vereyim.

mystery in truth
17 11 2004, 18:00
GÜLÜMSE


Önce, rahat olmayı dene...
Ben, bir karış mesafeden,
gözbebeklerinde kendi mimiklerimi ve tebessümümü görerek,
bu tonda konuşuyorsam seninle;
gülümsemeni beklemeye hakkım var, değil mi?..
Kendini iyi hisset...
Ve gülümse.
Gülümseyen insanlarla mı
yoksa gülümsemeyen insanlarla mı
vaktini geçirmek isterdin?
İşyerinde, verimin yükselir miydi
yüzüne baktığın herkes gülümsüyor olsaydı?
Ve sokaktaki problemler insanlar gülümsediğinde mi
gülümsemediğinde mi daha kolay çözüme ulaşırdı?
Kendini iyi hisset...
Ve gülümse.
Gülümsediğinde kendini daha da iyi hissedeceksin.
Günün birinde yeni bir işyeri açmaya kalkarsam,
benimle çalışan herkes önce gülümsemeyi bilenlerin arasından seçilecek.
Ve sonra onlar problemlerin üzerinden
gülümseyerek atlamayı öğrenecekler.
Bütün kapıların üzerinde notlar olacak, kocaman: GÜLÜMSE
Güler yüzlü insanlar işsiz kalmaz, aşksız kalmaz...
Güler yüzlü insanlar eşsiz kalmaz, arkadaşsız kalmaz.
Gülümse gülüm...
Dikenlerin elbette var ve olmalı.
Ama gül isen, önce gülen yüzünü göster...
Sen farkını göstermek istiyorsan sıradan insanlardan; gülümsemen yeter!..
Gücün, düşünme şeklin ve olumlu yapın gözükecek gülümserken yüzünde.
İnsanların içi yüzlerinden okunur...
Ve içine göre değil,yüzüne göre davranılır sana!
Farkını göster, herkes somurturken:
Kar hepimizin başına yağıyor ama ben gülümseyebiliyorum...
Çevrende güler yüzlü birini görsen sen de
ona tebessüm ederdin değil mi?
İnsanlar hazır aslında gülümsemeye, kucaklaşmaya;
bir kıvılcım bekliyorlar...
Ama herkes bekliyor!
Ödül olmanın ödülünü sun kendine,
insanlara tebessümünü sunarak...
Ve bu onuru yüzünde taşı,
Gülümse…
Gülümseyerek hatırlayacağınız bir gün geçirmeniz dileğiyle...
____________

mystery in truth
17 11 2004, 18:00
Ne zaman seni düşünsem yaşamak güzel,
Bir bahar bahçesi olur güz bahçeleri.
En karanlıklarda bile uzanır bir el,
Kendiliğinden açar sabaha perdeleri.
Sen varsan dallarda kuşlar memnun,
Tüm çiçeklerin rengi başka kokusu başka
Öylesine gerçekki var olduğun,
Çarpar güzelliğin kıyılarıma dalga dalga

mystery in truth
17 11 2004, 18:00
ELEMAN ALIMI

FBI, eleman alımı için duyuru yapar. Üç kişi başvurur. FBI binasında adayların
hepsiyle tek tek görüşmeler yapılmaktadır. İlk adam içeri alınır ve şu sorular
sorulur :
- Karını seviyor musun ?
- Evet, efendim.
- Ülkeni seviyor musun ?
- Evet, efendim.
- Pekala, biz karını da getirdik. Şu an yan odada. Ve masanın üzerine bir
tabanca koyar. Şimdi odaya gir ve karını öldür!
Adam silahı alır, yan odaya geçer. 5 dakika hiç ses duyulmaz. Adam, ilk odaya
geri döner. Kravatı gevşemiş, ter içinde kalmıştır.
- Yapamayacağım efendim, der ve orayı hemen terk eder. İkinci adam içeri alınır.
Aynı sorular, aynı yanıtlar. Ve ona da içeri girip karısını öldürmesi söylenir.
Adam da yapamayacağını söyler ve ayrılır.
Son olarak Temel içeri girer. Ona da içeri girip karısını öldürmesi söylenir.
Temel içeri girer. 5-10 saniye sonra içerden silah sesleri gelmeye baslar..Bam,
Bam! Derken kısa bir sessizlik ve ardından bir cam kırılma sesi duyulur.
Adamlar içeri girer, Temel biraz terlemiştir. FBI personeli sorar :
- Ne oldu ? Temel yanıtlar:
- Efendum bana verdiğunuz silah kurusiku çiktu, o yüzden kariyi camdan aşaği
atmak zorunda kaldim.

mystery in truth
21 11 2004, 18:00
GENEL EV ( Gerçek Olay )
] Adana genel evi önünde taksicilik yapan amcayı mahallenin yeni
]yetmeleri
] kandırıyorlar yalvar yakar edip ve bir kaç şişede rakı hediye edince
]yaşları
] tutmayan genç grubunu geneleve sokyama çalışıyor taksici. E kapıda
]aksi mi
] aksi bir de bekçi olunca işler epey zorlaşıyor, yine rakı hediyeleri,
]yine
] yalvarmalar.... Bekçi razı oluyor ve kurban bayramı sabahı getir
]gençleri diyor.
] Gençler hevesli, bunca yıldır duydukları mekanı görecekler v.s vs.
](öte tarafını da siz tahmin edin).
] Sabah namaz sonrası taksici bunları genelevin Kapısında bırakıyor.
]Kapıda bir kuyruk ki
] sormayın gitsin. Gençler taksiden inip, bekçi ile bir selamlaşıp
]sıraya girmeden küt giriyorlar
] kapıdan içeri. Sıradaki kuyruk homurdanıyor, sesi yüksek çıkanlar
]itiraz ediyor.
] Olur mu ya böyle hem sıra bekletmedin, hemde yaşı tutmaz gençleri
]aldın diye bekçiye ver yansın.
] Bizim bekçi de zaten aksi başliyor bağırmaya... Bunlar o... çocukları.
]Bayram sabahı analarının elini
] öpmeye geldiler.Size ne ulan. !!!!...

mystery in truth
21 11 2004, 18:00
Kadınlar ne zaman vermez?
Saf bi adam olduğunu anlarlarsa, namusluyum ayağına vermez
süründürür.
Arkadaş ayağına vermez.

Kankine vermiştir vermez.
Paran yoktur vermez.

İşin yoktur vermez.


İşin çoktur ilgilenmezsin vermez.

İyi davranırsın vermez.
Fazla üstüne düşersin vermez.
İçirmezsen vermez.

Fazla içirirsin veremez. (Kusar musar saa-sola)


Eski erkek arkadaşini hatırlar esir alır vermez.

İstemezse vermez.

Hastadır vermez.

Ustadır vermez.

İlk gün vermez. (Seviyorum, çıkıyorum olayına girilmişse)

Ev kalabalıksa vermez. (Öyle arka odada falan kasar.)

Bodrum'dayız (Muğla'da olan) verir sanırsın, vermez.

Ayaküstü vermez.

Yağmur yağar, vermez.

Sular akmaz, hiç vermez.


Deprem olur, korkar, vermez.

Annemler gelcek. der, vermez.

Annenler gelcek. der, vermez.

Uff der vermez, puff der vermez.

Göbeğin var. der vermez, eritsen de vermez.

O buna verdi; ben bu salağa vermem der vermez.
(Aynı kefeye konma olayı)
Ailecek tanışıyorsunuzdur vermez.

İçine abuk bi çamaşır giymiştir, rezil olcaz der vermez.

Burcunu beğenmez vermez. (Aslanlar sadık olmazlar olayı)

Kedini sever vermez, köpeğini gezdirir vermez. (Sıvışma yolları)



Kaşardır vermez.

Köy kızıdır vermez
(2+2 = 4 etmez hali bu iki durum için geçerlidir.)
Özel olmassa vermez.

Aramazsın, aramazsın, icap edince ararsın: Anlarsa vermez.

Arkadaşıma yazıyosun. der vermez.


Niye aramadın? der, vermezzzzz. (En klasik, alışıla gelmiş hal)

Güldurmezsen vermez.

Güldürürsün ****** der, vermez.

Kısacası, bu kadın milleti vermiceği varsa vermez!

mystery in truth
21 11 2004, 18:00
]] Iste Kadinlar Bu Kadar Zekidir :) )
] ]] ] ] ] ] John isten çikmadan
] ]] önce karisini evden ]
] ]] arar; ] Tatlim,
] ]] patron bir kaç arkadasiyla ]
] ]] beraber komsu eyaletteki büyük
] ]] gölde balik avlamaya
] ]] gidecek, benimde ] gelmemi
] ]] istiyor. Bu hafta sonunu orada
] ]] gecirecegiz. Bu benim terfi almam ]
] ]] icin iyi bir firsat.
] ]] Benim için yeteri kadar ] giyisi
] ]] ve olta takim çantami
] ]] hazirlarmisin? Direk ofisten çikacagiz geçerken
] ]] evden ]
] ]] çantalari alirim. ] Ha, yeni ipek
] ]] mavi pijamamida koymayi
] ]] unutma. Karisi biraz ]
] ]] iskillenir.Fakat kocasinin
] ]] istediklerini yapar. Hafta basinda adam eve
] ]] gelir,biraz ]
] ]] yorgundur ama iyi gözükmektedir. Karisi onu karsilar
] ]] ve çok balik tutup
] ]] tutmadigini ] sorar. John: Ha,
] ]] evet epey balik tuttuk. ]
] ]] Fakat sana söyledigim pijamayi
] ]] çantaya koymamissin. ]
] ]] Karisi: Koymustum. Ama Balik olta takim
] ]] ]
] ]] çantasina koymustum.!!! ]
] ]]
] ]]
] ]
************************************************** **************************
*
] ]]
] ]] Adamin biri isyerindeki kantinde arkadasiyla yemek
] ]] yerken
] ]] Kolumun agrisindan oluyorum diye arkadasina
] ]] dert yanmis,Doktora
] ]] gitsem iyi olacak. Arkadasi da Yahu ne luzum var
] ]] demis, Ilerde kosedeki
] ]] marketin cikisinda yeni bir bilgisayarli cihaz
] ]] koydular. Uc dolara bir jeton
] ]] aliyorsun kasadan, atiyorsun, yaninda getirdigin
] ]] idrar ornegini acilan
] ]] kapaktan iceri veriyorsun, on saniye sonra neticeyi
] ]] ve tedavi icin yapman
] ]] gerekenleri ogreniyorsun, Goruldugu gibi ucuz ve
] ]] cabuk diye eklemis. Adam
] ]] hemen bir kaba idrarini doldurup arkadasinin
] ]] dedigini yapmis ve bilgisayar
] ]] 10 saniye sonra yazili olarak cevap vermis:
] ]] Kolunuzda bir cins eklem agrisi
] ]] olan Teniselbo olusmus. Sicak suya koyun, agir
] ]] islerden kacinin, iki hafta
] ]] sonra duzelecektir Memnun bicimde eve donen adam,
] ]] bir yandan bilgisayarin
] ]] dedigini uygularken bir yandan da muzurca fikirlere
] ]] kapilip bu akilli
] ]] cihazin nasil aldatilabilecegini dusunmeye baslamis.
] ]] Ertesi gun olunca bir
] ]] miktar cesme suyuna kopeginden alinmis bir kili
] ]] koymus, ustune bir sekilde
] ]] elde ettigi karisinin ve kizinin idrar orneklerini
] ]] eklemis. Tum bu karisimin
] ]] uzerine bir de masturbasyon yapip dogru cihazin
] ]] yanina varmis. Jetonu atip
] ]] kabi makinaya vermis, on saniye sonra cihazdan
] ]] yazili yanit gelmis. 1. Cesme
] ]] suyunuz cok kirecli. Bir filtre cihazi almayi
] ]] dusunun 2. Kopeginizde kene
] ]] var. Eczaneden ozel bir sampuan alip kopeginizi
] ]] yikayin. 3. Kiziniz kokain
] ]] bagimlisi. Bir psikiyatri klinigine yatirin. 4.
] ]] Kariniz hamile. Ikizler.
] ]] Sizden degil. Iyi bir avukat bulun. 5. Kendinizi bu
] ]] yolla tatmin etmeyi
] ]] birakmazsaniz kolunuz iyilesmez.
] ]]
] ]]
] ]]
] ]]
] ]
************************************************** *************************
] ]]
] ]]
] ]]
] ]]
] ]] Sarışın güzelin ruleti Gazinoda iki görevli
] ]] sıkıntıdan patlamış bir şekilde
] ]] rulet masasında dikiliyorlarmış... Derken içeri
] ]] fıstık gibi bir sarışın
] ]] girmiş, masaya 10 bin dolar koymuş veee; 'Baylar,
] ]] umarım sizin için sorun
] ]] olmaz ama, ben çıplakken kendimi daha şanslı
] ]] hissediyorum' diyerek oracıkta
] ]] çırılçıplak soyunmuş... Sonra elindeki zara öpücük
] ]] kondurmuş ve; 'Haydi
] ]] tatlım, bana yeni kıyafetler lazım' diye,zarı
] ]] fırlatmış... Ve, 'Evet!..
] ]] Evet!.., Kazandım!..' diye, sevinç çığlıkları
] ]] atarak iki adama sarılıp
] ]] öpmüş, kıyafetlerini toplamış, masadaki bütün
] ]] paraları almış ve koşa koşa
] ]] gitmiş... İki adam da bakakalmışlar... Biri
] ]] 'vaovv' demiş, 'ne kadındı
] ]] be... peki kaç atmıştı?' Öteki cevap vermiş;
] ]] 'Bilmeem...' KISSADAN HİSSE:
] ]] Bütün sarışınlar aptal değildir, ama bütün erkekler
] ]] erkektir
] ]]
]
]

mystery in truth
21 11 2004, 18:00
Yasli Alman cift Turkiyeden tatilden donuyorlarmis otelden
cikarak bir taksiye binmisler ve tutmuslar havaalani yolunu.
Bu sirada taksi soforu sormus:Hangi ulkeye gidiyorsunuz?
Ihtiyar adam :Almanyaya demis.Ihtiyar kadinin da kulaklari pek
duymuyor tabii kocasina: ne diyoor? diye sormus.Adamda nereye
gittigimizi soruyorda... demis
Biraz yol aldiktan sonra taksi soforu tekrar:Almanyanin hangi
sehrine demis?
Ihtiyar adamda Hamburg demis..
Ihtiyar kadin yine :Ne diyooor? diye sormus Adam:Hangi sehirde
kaldigimizi soruyor demis..
Taksi soforu :Ben demis hayatimin en kotu seksini Hamburgta
yaptim demis
Sagir kadin yine sormu: Ne diyooorrr?
Ihtiyar adam da demis:Seni tanidigini soyluyooorrr.....

mystery in truth
21 11 2004, 18:00
Sehrin hayirsever vakiflarindan birindeki çalisanlar sehrin en
basarili avukatindan henüz herhangi bir bagis almamis olduklarini fark
ettiler. Bagis toplama görevindeki kisi avukati bagista bulunmasi için
ikna etmeye çalisiyordu:
-Arastirmalarimiza göre yillik geliriniz en az 500.000 dolar,
ancak bugüne kadar hiç bir hayir isine bir kurus bagista
bulunmamissiniz.
O paranin bir kismini bir sekilde topluma iade etmek istemez
miydiniz?
Avukat bir süre düsündü, sonra:
-Önce, arastimalariniz annemin uzun bir hastaliktan sonra ölmek
üzere oldugunu ve hastane masraflarinin onun yillik gelirinin bir kaç
kat
üstünde
oldugunu da gösterdi mi?
Görevli utandi:
-Sey, hayir.
-Sonra, kardesimin malul bir gazi, kör ve tekerlekli iskemleye
mahkum
oldugunu?
Görevli utancindan kipkirmizi kesilmis bir halde özür dilemeye
çalisirken avukat onun sözünü kesti:
-Ya da kizkardesimin kocasinin bir trafik kazasinda öldügünü ve
onu üç çocuguyla bes parasiz
biraktigini?
Görevli yerin dibine geçmisti, sadece,
-Hayir, hiç bir bilgim yoktu ... diye mirildanabildi.
Avukat bir kez daha onun sözünü keserek devam etti:

-Pekala, ben onlara zerre miktar para vermezken size niçin
vereyim?

mystery in truth
21 11 2004, 18:00
SEVGİ

Bir kadin evinden çikti , evinin önünde beyaz, uzun sakallari olan 3 yasli adam gördü. Onlara: Sizi tanimiyorum ama aç olmalisiniz. Lütfen evime buyurun ve birseyler yiyin. dedi. Kocaniz evde mi?, diye sordular. Hayir, dedi,kadin. Disarda. O zaman giremeyiz, dediler. Aksamleyin kocasi eve geldiginde kadin olanlari ona anlatti. Kocasi:Onlara eve geldigimi söyle ve onlari eve davet et, dedi. Kadin disari çikti ve yasli adamlari davet etti. Biz bir eve hep beraber girmeyiz, dediler.

Kadin: Neden? dedi. Yasli adamlardan biri cevap verdi:Onun adi 'Zenginliktir, dedi, arkadaslarindan birini göstererek. Ve bir digerini göstererek Onun da adi 'Basari'dir, ve ben de 'Sevgiyim. Ve ekledi:simdi esinle konus ve hangimizi evinize davet edeceginize karar verin, dedi. Kadin eve girdi ve olanlari kocasana anlatti. Kocasi çok sevindi. Ne kadar harika, dedi. Zenginligi davet edelim, gelsin ve evimize zenginlikle doldursun, dedi. Kadin: Neden basariyi davet etmiyoruz? dedi. O sirada onlari dinlemekte olan kizlari:Sevgiyi davet etsek daha iyi olmaz mi?, diye sordu.

O zaman evimiz sevgiyle dolar. Adam:Bence kizimizin tavsiyesine uyalim, dedi. Disari çik ve Sevgiyi davet et, Sevgi bizim misafirimiz olsun, dedi. Kadin disari çikti ve Sevgiyi seçtiklerini söyledi ve Sevgiyi evlerine davet etti. Sevgi kalkti ve eve dogru yürümeye basladi. Diger iki arkadasi da kalkti ve onu takip ettiler. Kadin büyük bir saskinlikla:Ben sadece Sevgiyi davet ettim, siz neden geliyorsunuz? , diye sordu. Yasli adam cevap verdi:Eger siz Zenginlik veya Basariyi davet etmis olsaydiniz, diger ikimiz kalacaktik, ama siz beni(Sevgiyi) davet ettiginiz için, Ben nereye gidersem, Basari ve Zenginlik de benimle gelir. Her nerede sevgi varsa, basari ve zenginlik de vardir. Bu hikayeyi sevdiginiz herkesle paylasarak, siz de Sevgiyi davet edin.


_____________

mystery in truth
21 11 2004, 18:00
RESMİ TATİL GÜNLERİ

2005 YILI RESMİ TATİL GÜNLERİ

TATİL GÜNÜNÜN İSMİ SÜRE AY GÜN
YILBAŞI 1. GÜN 1 OCAK CUMARTESİ
KURBAN BAYRAMI AREFESi 1/2 GÜN 19 OCAK ÇARŞAMBA
KURBAN BAYRAMI 1. GÜN 20 OCAK PERŞEMBE
KURBAN BAYRAMI 2. GÜN 21 OCAK CUMA
KURBAN BAYRAMI 3. GÜN 22 OCAK CUMARTESİ
KURBAN BAYRAMI 4. GÜN 23 OCAK PAZAR
ULUSAL EGEMENLİK VE ÇOCUK BAYRAMI 1 GÜN 23 NİSAN CUMARTESİ
ATATÜRK'Ü ANMA GENÇLİK VE SPOR BAYRAMI 1 GÜN 19 MAYIS PERŞEMBE
ZAFER BAYRAMI 1 GÜN 30 AĞUSTOS SALI
CUMHURİYET BAYRAMI 1. 5 GÜN 28 EKİM
29 EKİM
CUMA
CUMARTESİ

RAMAZAN BAYRAMI AREFESi 1/2 GÜN 2 KASIM ÇARŞAMBA
RAMAZAN BAYRAMI 1. GÜN 3 KASIM PERŞEMBE
RAMAZAN BAYRAMI 2. GÜN 4 KASIM CUMA
RAMAZAN BAYRAMI 3. GÜN 5 KASIM CUMARTESİ



2006 YILI RESMİ TATİL GÜNLERİ

TATİL GÜNÜNÜN İSMİ SÜRE AY GÜN
YILBAŞI 1. GÜN 1 OCAK PAZAR
KURBAN BAYRAMI AREFESi 1/2 GÜN 9 OCAK PAZARTESİ
KURBAN BAYRAMI 1. GÜN 10 OCAK SALI
KURBAN BAYRAMI 2. GÜN 11 OCAK ÇARŞAMBA
KURBAN BAYRAMI 3. GÜN 12 OCAK PERŞEMBE
KURBAN BAYRAMI 4. GÜN 13 OCAK CUMA
ULUSAL EGEMENLİK VE ÇOCUK BAYRAMI 1 GÜN 23 NiSAN PAZAR
ATATÜRK'Ü ANMA GENÇLİK VE SPOR BAYRAMI 1 GÜN 19 MAYIS CUMA
ZAFER BAYRAMI 1 GÜN 30 AGUSTOS ÇARŞAMBA
RAMAZAN BAYRAMI AREFESi 1/2 GÜN 22 EKiM PAZAR
RAMAZAN BAYRAMI 1. GÜN 23 EKiM PAZARTESİ
RAMAZAN BAYRAMI 2. GÜN 24 EKiM SALI
RAMAZAN BAYRAMI 3. GÜN 25 EKiM ÇARŞAMBA
CUMHURİYET BAYRAMI 1. 5 GÜN 28 EKiM
29 EKiM
CUMARTESİ
PAZAR

KURBAN BAYRAMI AREFESi 1/2 GÜN 30ARALIK CUMARTESİ
KURBAN BAYRAMI 1. GÜN 31ARALIK PAZAR

2007 YILI RESMİ TATİL GÜNLERİ
TATİL GÜNÜNÜN İSMİ SÜRE AY GÜN
YILBAŞI 1. GÜN 1 OCAK SALI
ULUSAL EGEMENLİK VE ÇOCUK BAYRAMI 1 GÜN 23 NİSAN ÇARŞAMBA
ATATÜRK'Ü ANMA GENÇLİK VE SPOR BAYRAMI 1 GÜN 19 MAYIS PAZARTESİ
ZAFER BAYRAMI 1 GÜN 30 AĞUSTOS CUMARTESİ
RAMAZAN BAYRAMI AREFESi 1/2 GÜN 29 EYLÜL PAZARTESİ
RAMAZAN BAYRAMI 1. GÜN 30 EYLÜL SALI
RAMAZAN BAYRAMI 2. GÜN 1 EKİM ÇARŞAMBA
RAMAZAN BAYRAMI 3. GÜN 2 EKİM PERŞEMBE
CUMHURİYET BAYRAMI 1. 5 GÜN 28 EKİM
29 EKİM
SALI
ÇARŞAMBA

KURBAN BAYRAMI AREFESi 1/2 GÜN 7 ARALIK PAZAR
KURBAN BAYRAMI 1. GÜN 8 ARALIK PAZARTESİ
KURBAN BAYRAMI 2. GÜN 9 ARALIK SALI
KURBAN BAYRAMI 3. GÜN 10 ARALIK ÇARŞAMBA
KURBAN BAYRAMI 4. GÜN 11 ARALIK PERŞEMBE





2008 YILI RESMİ TATİL GÜNLERİ

TATİL GÜNÜNÜN İSMİ SÜRE AY GÜN
YILBAŞI 1. GÜN 1 OCAK SALI
ULUSAL EGEMENLİK VE ÇOCUK BAYRAMI 1 GÜN 23 NİSAN ÇARŞAMBA
ATATÜRK'Ü ANMA GENÇLİK VE SPOR BAYRAMI 1 GÜN 19 MAYIS PAZARTESİ
ZAFER BAYRAMI 1 GÜN 30 AĞUSTOS CUMARTESİ
RAMAZAN BAYRAMI AREFESi 1/2 GÜN 29 EYLÜL PAZARTESİ
RAMAZAN BAYRAMI 1. GÜN 30 EYLÜL SALI
RAMAZAN BAYRAMI 2. GÜN 1 EKİM ÇARŞAMBA
RAMAZAN BAYRAMI 3. GÜN 2 EKİM PERŞEMBE
CUMHURİYET BAYRAMI 1. 5 GÜN 28 EKİM
29 EKİM
SALI
ÇARŞAMBA

KURBAN BAYRAMI AREFESi 1/2 GÜN 7 ARALIK PAZAR
KURBAN BAYRAMI 1. GÜN 8 ARALIK PAZARTESİ
KURBAN BAYRAMI 2. GÜN 9 ARALIK SALI
KURBAN BAYRAMI 3. GÜN 10 ARALIK ÇARŞAMBA
KURBAN BAYRAMI 4. GÜN 11 ARALIK PERŞEMBE

mystery in truth
21 11 2004, 18:00
Sebebi Var

Evine erken gelen kadın, kocasını yatakta genç bir kadınla yakalayınca
dehşete düşer. Kocası Karıcığım, durumu açıklayabilirim der:
- Bu zavallı kızı yolda görüp arabama aldım. Karnı acıkmıştı, eve
getirip
senin yemediğin rostoyu pişirdim. Ayakkabıları delikti, modası geçti
diye
giymediğin ayakkabıları verdim. Üşümüştü, sana doğum gününde aldığım
ama
rengini beğenmediğin için giymediğin süveteri verdim.
- Eeeee!
- Kızın pantolonu yırtıktı, artık senin kalçalarının sığmadığı bir
pantolonu
da verdim. Tam çıkmak üzereyken bana, Karınızın artık kullanmadığı bir
şey
var mı bu evde? diye sordu.. Ve işte yataktayız!..

mystery in truth
21 11 2004, 18:00
Patates , Yumurta ve Kahve

Bir zamanlar, her seyden sürekli sikayet eden;
Her gün hayatinin ne kadar berbat oldugundan yakinan
bir kiz vardi
Hayat, ona göre, çok kötüydü ve sürekli savasmaktan,
mücadele etmekten yorulmustu.
Bir problemi çözer çözmez, bir yenisi çikiyordu
karsisina.
Genç kizin bu yakinmalari karsisinda, meslegi asçilik
olan babasi ona bir hayat dersi vermeye niyetlendi.
Bir gun onu mutfaga ***ürdü.
Üç ayri cezveyi suyla doldurdu ve atesin üzerine
koydu.
Cezvelerdeki sular kaynamaya baslayinca,
Bir cezveye bir patates, digerine bir yumurta,
sonuncusuna da kahve çekirdeklerini koydu
Daha sonra kizina tek kelime etmeden, beklemeye
basladi.
Kizi da hiçbir sey anlamadigi bu faaliyeti
seyrediyor ve sonunda karsilasacagi seyi görmeyi
bekliyordu.
Ama o kadar sabirsizdi ki, sizlanmaya ve daha ne
kadar bekleyeceklerini sormaya baslad?.
Babasi onun bu israrli sorularina cevap vermedi.
Yirmi dakika sonra, adam cezvelerin altindaki atesi
kapatti.
Birinci cezveden patatesi çikardi ve bir tabaga
koydu.
Ikincisinden yumurtayi çikardi.
Daha sonra son cezvedeki kahveyi bir fincana
bosaltti.
Kizina dönerek sordu: - Ne görüyorsun ?
Patates, yumurta ve kahve diye alayli bir cevap
verdi kizi.
Daha yakindan bak bir de dedi baba , patatese
dokun.
Kiz denileni yapti ve patatesin yumusamis oldugunu
söyledi.
Ayni sekilde, yumurtayi da incele. Kiz, kabugunu
soydugu yumurtanin katilastigini gördü.
En sonunda, kizinin kahveden bir yudum almasini
söyledi.
Söylenileni yapan kizin yüzüne, kahvenin nefis
tadiyla bir gülümseme yayildi.
Ama yine de bütün bunlardan bir sey anlamam?isti:
Bütün bunlar ne anlama geliyor baba?
Babasi, patatesin de, yumurtanin da, kahve
çekirdeklerinin de ayni sikintyi yasadiklarini, yani
kaynar suyun içinde kaldiklarini anlatti.
Ama her biri bu sikinti karsisinda farli farkli
tepkiler vermislerdi.
Patates daha önce sert, güçlü ve tavizsiz görünürken,
kaynar suyun içine girince yumusamis ve güçten
düsmüstü.
Yumurta ise çok kirilgandi; disindaki ince kabugun
içindeki siviyi koruyordu. Ama kaynar suda kalinca,
yumurta sertlesmis katilasmisti.
Ancak kahve çekirdekleri bambaskaydi. Kaynar suyun
içinde kalinca, kendileri degistigi gibi suyu da
degistirmislerdi ve ortaya tamamen yeni bir sey
çikmisti.
Sen hangisisin diye sordu kizina.
Bir sikinti kapini çaldiginda nasil tepki
vereceksin?
Patates gibi yumusayip ezilecek misin?
Yumurta gibi, kalbini mi katilastiracakcaksin ?
Yoksa,
Kahve çekirdekleri gibi, basina gelen her olayin
duygularini olgunlastirmasina ve hayatina ayri bir
tat katmasina izin mi vereceksin

Siz Hangisisiniz.........?

mystery in truth
21 11 2004, 18:00
BAŞKASI VURMUŞ



80 YASINDA BIR ADAM DOKTORA GIDER.DOKTOR ADAMIN SAGLIGINI SORDUGUNDA ADAM HARIKA,18 YASINDA BIR KARIM VAR VE BENDEN HAMILE DER. DOKTOR BIRKAÇ DAKIKA DÜSÜNDÜKTEN SONRA ADAMA DÖNER VE SANA BIR HIKAYE ANLATACAGIM DER. AVLANMAKTAN ÇOK HOSLANAN BIR ADAM VARMIS.HER GÜN TÜFEGINI ALARAK AVA GIDERMIS. FAKAT BIR GÜN DALGINLIKLA TÜFEK YERINE SEMSIYESINI ALMIS. ORMANA GITMIS. AGAÇLARIN ARASINDA YÜRÜRKEN KARSIDA BIR GEYIK GÖRMÜS. HEMEN SEMSIYEYI ÇIKARMIS VE NIŞAN ALMIS VE....PAT....GEYIK YERE YIGILMIS. ADAM SASIRMIS VE DOKTORA DÖNEREK OLAMAZ......

BASKA BIRISI VURMUS OLMALI DEMIS.

DOKTOR : KESINLIKLE !

mystery in truth
21 11 2004, 18:00
DAMDA

Yangın çıkmıştı. Üst katta kalan adamı kurtarmanın olanağı yoktu. Temel olay yerine geld, şöyle bir bakındıktan sonra:
- Uzun bir urgan ceturun baa, dedi. Kurttaracağimdur oni...
Urgan geldi. Temel düğümleyip yukardaki adama atarken seslendi:
- Beline sıkı sıkı bağlayasun bu urgani!!
İp bağlandı, Temel çekti. Adam düşüp parça parça oldu.
- Ne yaptın yahu sen? dediler.
- Bir kerem bir adamun birinu pöyle iplee kurtarmiştum. Amma damda miydu, kuyuda mu? İşte bunu akluma cetüremeyrum!

ÇOK ŞEY

Temel'le İdris meyhaneye girdiler. Rakılar geldi...
Yarım saat sonra İdris sordu:
- Söyle pakayum, bir bir daha ne eder? - İçi, dedi Temel.
İdris bıçağını çekip Temel'e sapladı.
Karakolda komiser gürledi:
- Arkadaşını neden öldürdün?
İdris içini çekti:
- Çok şey pileydu! ]



AMERIKA'DA ÖLEN BIR KADIN IÇIN KILISEDE CENAZE TÖRENI
DÜZENLENMISTI. TÖREN SONUNDA CENAZE GÖREVLILERI TABUTU
TASIRKEN, TABUTUN ÖN BÖLÜMÜNÜ YANLISLIKLA KILISEDEKI SÜTUNLARDAN
BIRINE ÇARPTILAR. BU OLAYDAN SONRA TABUTTAN BIR INILTI SESI DUYULDU.
TABUT AÇILDI VE ÖLDÜGÜ SANILAN KADININ YASADIGI ANLASILDI. BIR SÜRE
HASTANEDE TEDAVI EDILEN KADIN IYILESTI VE 10 YIL DAHA YASADI.
10 YIL SONRA OLDÜGÜNDE ISE CENAZE TÖRENI YINE AYNI KILISEDE YAPILDI.
TÖREN SONRASI GÖREVLILER TABUTU TASIRKEN KILISEDEKI AYNI SÜTUNUN
ÖNÜNE GELDIKLERINDE, ÖLEN KADININ KOCASININ ARKALARDAN SESI DUYULDU:



LÜTFEN SÜTUNA DIKKAT EDIN.

mystery in truth
21 11 2004, 18:00
Bir albay, bir er, bir yasli kadin ve bir de genc kiz trende ayni kompartmanda yolculuk etmektedir. Tren bir tunele girip kompartman karardigi zaman, MUCUK bir öpücük sesi ve ardindan SIIRRRRAAAK ! diye bir tokat sesi duyulur. Tünelden ciktıktan sonra yasli kadin Aferin genc kiza Nasil yapistirdi tokadi diye düsünmekte ve kafasini sallamaktadir.
Genc kiz da Zevksiz herif bu morukta ne buldu ki , bi de öpmeye kalkti ama kadin da iyi yapistirdi diye dusunmektedir.
Albay ise Ulan bizim esoglusu er, kizi öptü. Tokadi biz yedik diye yanarken er de icinden soyle düsünmektedir:
Hehe. Aferin lan bana. elimi öpüp nasil yapistirdim tokadi albaya...

mystery in truth
21 11 2004, 18:00
Erzurum da yöresel kelimeler vardır.Mesela
tırlık kekeme,
gıdık çenealtı,
bıdık da kadın cinsel organı demektir.
Seçim döneminde miting konuşması yapan Tansu Çillere kalabalığın içinden bir vatandaş
-Senin bıdığını yirim gız. diye bağırır.
Bunu duyan Tansu hanım yanındaki vali yardımcısına dönüp sorar bıdık ne demek diye.
Vali yardımcısı gerçeği söyleyemediğinden ve birazdan olacaklardan habersiz ciğer der, Ciğerini yerim demek istedi.

Mikrofona dönen Tansu Hanım coşku ile bağırır.

-BACINIZIN BIDIĞI SİZE FEDA OLSUN.

mystery in truth
21 11 2004, 18:00
] KADIN + GÖZYAŞI
]
]
] Küçük bir erkek çocuk,
] annesine sordu: Niçin ağlıyorsun?
] Çünkü ben kadınım. Diye cevapladı annesi.
] Anlamadım! dedi çocuk. Annesi, çocuğu kucaklayıp
] Hiç bir zaman anlayamayacaksın! dedi.
] Babasına Baba, annem niçin ağlıyor? diye sordu.
] Babanın cevabı: Bütün kadınlar
] sebepsiz ağlayabilen yapıdadır oldu.
]
] Küçük çocuk büyüdü, yetişkin adam oldu, halâ
] kadınların niçin ağladıklarını keşfedemedi.
] Nihayet öldükten sonra cennete gittiğinde Allah'a
] sordu.
] Allahım! dedi: Kadınlar
] niçin bu kadar kolay ağlayabiliyorlar?
] Allah:Ben kadınları özel yarattım! Tüm yaşamın
] ağırlığını taşıyabilecek kuvvette olmasına rağmen
] başkalarına teselli verecek kadar yumuşak omuzlar,
] doğumun acısına olduğu kadar doğurdukları evlatlarının
]
] nankörlüğüne dayanabilecek iç kuvvetini verdim.
]
] Başkalarının kuvvetinin kalmadığında;
] devam edecek azmi,
] ailesinin hastalığında; yorgunluğa
] pabuç bıraktırmayacak kudreti verdim.
] Her türlü şart altında,
] hatta kendilerini çok kötü incitseler de,
] çocuklarını sevmek duygusallığını verdim.
] Bu duygusallık her yaştaki çocuklarının
] yaralarını sarmalarına, sorunlarını dinleyip
] paylaşmalarına yardım ediyor.
]
] Kocalarını tüm kusurlarıyla sevmek kuvvetini verdim.
] Onlara iyi bir kocanın eşini asla incitmeyeceğini
] fakat
] bazen destek ve kuvvetini deneyecek davranışlarda
] bulunacağını anlayacak duyarlı bir zeka verdim.
]
] Tek zayıflık olarak kadınlara bir gözyaşı verdim...
]
]
]
] Kadını güzel yapan şey ne saçı, ne vücudu,
] ne de kendini ne şekilde taşıdığıdır.
] Kadını esas güzel yapan sevgisini paylaşabilmesi,
] fedakarlığı, sorumluluğu, anlayışı, sadece bilgiye
] değil aynı zamanda kalbe de yönelik aklıdır.
]
]

mystery in truth
21 11 2004, 18:00
Deney yapmak icin butun hayvanlari disisi erkegiyle bi gemiye toplayan
bilim adami, yolda butun erkek hayvanlarin disilerle ciftlestigini
gemide nufus cogalması olduğunu gorur.. Bunu engellemek icin butun
hayvanlari bir araya toplar konusmaya baslar.
- Yolda gordum ki butun erkekler disilerle ciftlesiyor gemide gitgide
cogaliyoruz. Bunu onlemek icin butun erkek hayvanlarin seyini kesip
karsiliginda makbuz vereceğim. Limana geldigimizde erkek hayvanlar
makbuzunu geri verecek seyini geri alacak.
Ve adam aynen dedigini uygular. Ertesi gun erkek kanaryanin kendisine
bisi yapamiycagini bilen disi kanarya erkek kanaryanin karsisina gecip
onu tahrik etmeye baslar.
- Sen erkek diiilsin senin seyin bile yok diye erkek kanaryayi
sinirden deli eder.
Erkek kanarya hirsindan kahrolarak bir haftayi gecirir Bir hafta
sonra disi bi bakar ki erkek kanarya kahkahalarla guluyo sevincten zip
zip zipliyor,
- Hayrola seyini kaybedince aklini da kaybettin galiba? der. Erkek
kanarya ziplamaya devam eder:
- Limana inelim goreceksin.. Disi kanarya sasırır;
- Limana inince ne olacak ki? Erkek kanarya kahkahayi basar;
- Essegin Makbuzunu Caldim

mystery in truth
21 11 2004, 18:00
]
] Temel rahatsızlanır, doktora gider. Tetkik sonucu elde
] edilen veriler doğrultusunda bir perhiz çıkarılır. Yüzü asık
] bir şekilde eve gelir, evdekiler sorar:
] -Temelum anlat pakalim haçan toktor ne dedu daa?
] -Perhiz verdu daa, pir yemekte en fazla iki köfte
] yiyepilirsun dedu, hiç iki köfte ile doyilur mu?
] Karısı bunun üzerine hemen teselli eder:
] -Ne üzüleysun Temelum, pen sana o iki köfteyi püyük püyük
] yaparim doyarsin!
]
]
]
]
]
] Kaldırıldığı acil serviste günlerdir ağzına adam gibi bir
] şey koyamayan adamcağızı doktor tetkik etmeye gelir, sorar:
] -Kaç gündür perhizdesin?
] -On günü geçti doktor bey...
] -Canın ne yemekler çekmiştir kimbilir, söyle bakalım balık
] sever misin?
] Adamın gözleri parlar:
] -Sevmem mi doktor bey!
] -İyi o zaman, bunu seveceksin. Hemşire hanım! Bu beye
] perhiz yemeklerinden sonra bir kaşık da balık yağı
] verilecek!
]

mystery in truth
21 11 2004, 18:00
Kurşun sesi kadar hızlı geçer yaşamak;
]]] Öyle zordur ki, kurşunu havada, sevgiyi de yürekte tutmak!
]]] Bazen duygularımız bizden erken yaşlanır ve bizden hayatın
geri
]]]kalanını alır.
]]] Hayatın, kendini anlayanları cezalandırmasıdır bu.
]]] Durup, durup ardına bakan kadınlar vardır.
]]] Geçmişi düşünmekten şimdiyi yaşayamazlar.
]]] Herşeyi didikleyip duran, mazisinin gölgesinden, anılarının
]]]yükünden
]]]bir türlü kurtulamayan, gözleri ufuk yorgunu kadınlar.
]]] Güçlü, köklü bir biçimde yeni arkadaş edinecek yaşları geride
]]]bıraktıysan eğer,hasar görmüş eski arkadaşlıkları onaracak çağı da
geride
]]]bırakmış oluyorsun.
]]] Zaman ilerledikçe birçok sey, daha zor olmaya başlar.
]]] Beklentisi yüksek olan kadınların yalnızlığı daha koyu
oluyor.
]]] Büyük lafların gölgesinde geçen hayatlar, bir daha iflah
]]]olmuyor,geçip
]]]gittiğiyle kalıyor. Zaman, aşk...... herşey!
]]] Ayrılıkları ayrıntılar acıtır.
]]] Kadınları mahveden erkekler değil, ayrıntılardır.
]]] Erkekler, erkekliklerinin tadını alabildiğine çıkartırken,
]]]kadınlar bu
]]]konuda da umutsuzdurlar.
]]] Çünkü kadınlık bekler.
]]]
]]] Ummak ve beklemek kadınlığa verilmiş iki cezadır.
]]]

mystery in truth
21 11 2004, 18:00
Hayvanlarla konuşabilen ve rüzgara, maddeye hakim olabilme yeteneği ile donanmış Peygamber, Hazret-i Süleyman, bir gün Kudüs'te, çadırında arkadaşları ile oturup sohbet ederken, içeriye bir adam girer. O mecliste oturan bir kişiye dikkat ve hayretle bakarak çıkıp gider.
Şaşıran adam, Hazret-i Süleyman'a sorar:
- Bu adam kimdi?
Peygamber cevap verir:
- Azrail'di.
Bu cevabı alan adam müthiş bir paniğe kapılır ve Hazret-i Süleyman'a yalvarır:
- Ya Süleyman, Azrail bana çok tuhaf baktı. Ne olur beni buradan kaçır. Uzaklara gönder.Arkadaşının ricasını kırmaz gül yüzlü Peygamber. Rüzgar emrindedir ya bindirir rüzgara ve gönderir Hindistan'a. Adam ertesi gün Hindistan'da birden karşısında, bir gece evvelinden gördüğü ve artık tanıdığı Azrail'e rastlar. Başına geleceği anlar ve konuşur:
- Anladım, benim canımı almaya geldin. Yalnız bir sorum var, ona cevap ver öyle al canımı, der. Dün beni Süleyman'ın çadırında görünce neden yüzüme hayretle baktın?
Azrail cevap verir:
- Ben dün senin canını, ertesi gün Hindistan'da almak emir almıştım. Seni Kudüs'te Süleyman'ın çadırında oturur görünce, 'Bu adam bir günde Hindistan'a nasıl gidecek?' diye hayret ettim der.

mystery in truth
21 11 2004, 18:00
Savaşta bayram


Bir süre önce çok yakın bir dostla, üstü açık bir arabayla yola çıktık.
Karayolunun uçsuz bucaksızlığında saçlarımızı rüzgarın okşayışına bıraktık.
Arabanın teybinde Metallica çalıyordu.
Ve hoparlörlerin gümbürtüsü arttıkça arabanın hız göstergesi de artıyordu.
Teypteki grup, elektro gitarların ve cehennem tamtamlarının eşliğinde çığlık çığlığa haykırdıkça çılgın bir hıza ulaştığımızı fark ettik.
Müzik, adeta ölüme çağırıyordu.
***
O çağrının intihar sarhoşluğunu hissettiğimden, Felluce'yi cehenneme çeviren Amerikan askerlerine, harekata başlamadan önce heavy metal dinletildiğini öğrendiğimde hiç şaşırmadım.
Haberlere bakılırsa Coni'ler, operasyon arifesinde M - 16'larını kaldırarak müziğe eşlik etmişler ve bu ecel dansı esnasında Siz, hükümdarsınız. Kutsal bir ışıksınız diye pohpohlayan bir kadın sesiyle hepten ajite olmuşlardı.
Bu metalik ayinin, savaş sırasında da sürdüğünü Fahrenheit 9/11 belgeselinde görmüştük. Kulaklıklarından beyinlerine akan müziğin afyonuyla kendinden geçen Amerikan askerleri, yok etme iştahıyla ana avrat küfrederek katliama girişiyordu.
***
Heavy metalin, dünyanın en gürültülü uçağı sayılan Concorde'un sesiyle yarışan bir volümde korku, şiddet, hiddet ve ırkçılık yayan türlerini tanıyanlar için normal bütün bunlar...
80'lerin apolitik isyanında palazlanan bu müzik, bir yandan Neo - Nazilerin gözdesi olurken, öte yandan da şeytani tınılarıyla Kilise'yi ayağa kaldırmıştı.
Ancak görünen o ki, Pentagon, şeytanın müziğinden, bir ayin metalikası yaratmayı becermiştir.
Ve ağır metal, 21. yüzyılda katliamın fon müziği misyonunu üstlenmiştir.
***
Direnişin sancaktarı olan Iraklılara gelince...
Onların ayin musikisi, Kelime - i Şahadet...
Kadir Gecesi başlayıp Ramazan Bayramı'na sarkan bu katliamda şehitlik dışında mükafat tanımıyorlar.
Tam teçhizatlı 15 bin işgal askeri karşısında cılız 1500 direnişçi, insanlığın son kalesini savunur gibi çarpışıyor bir haftadır...
Tanıklar, Felluce sokaklarının, çürümüş kadın ve çocuk cesedi koktuğunu söylüyor.
İşgalini bir yalana dayandıran pervasız süper güç, işbirlikçi Irak yönetiminin gözetiminde, vatanını savunan insanları terörist diye suçlayarak Ortadoğu'yu ateşe veriyor.
Yaktığı her yerde, daha radikal yeni kuşakların tohumunu atıyor.
***
Bu bayram günü kalbimiz Felluce halkı için atıyor.
Direnişin haklılığı kadar, tarihin tanıklığına da güveniyoruz.
Biliyoruz ki, haksız işgalin kaba gücü, Cezayir'de isyanı bastırmaya yetmedi.
Vietnam'da yetmedi.
Irak'ta da yetmeyecek.
Ve metalik ayinlerle afyonlanmış paralı askerler ne kadar zulmederse etsin, işgal bitmeden bu savaş bitmeyecek.
Daha barışçıl bayramlarda buluşmak ümidiyle...
Hepinize iyi bayramlar!

mystery in truth
21 11 2004, 18:00
Bush ölmüs, cehenneme gitmis.

zebanibasi tamam demis, amerikadan gelenler için özel bölmemiz var.
ama üç kisilik. hepsi de dolu. senin günahin hepsinden fazla oldugu
için seçme sansi senin olacak. birini affet, yerine sen geç.

bush ilk hücreye girmis, bakmis nixon elinde balyozla tas kiriyor.
basinda da bir vietnamli onu kamsiliyor. yok demis, benim zaten biraz
omuzum agriyor, tas kiramam.

ikinci hücrede, babasi bush'u bulmus. irak savasi ardindan petrole
bulanmis körfez suyundan bir havuza daliyor, tam çikinca bir daha dalmak
zorunda kaliyor. aman demis bush, gözü korkmus, benim yüzmeyle aram
öteden beri iyi degildir.

üçüncü hücrede clinton varmis. sirtüstü bir yataga isa vaziyetinde
baglanmis, çiplak, monica'da yatakta ve clintona'a en iyi bildigi isi
yapiyor. bush'un agzi kulaklarina varmis, tamam demis, bu cezayi
kabul ediyorum.

zebanibasi bir tuhaf bakmis, emin misin? diye sormus. eminim demis
bush.

sen bilirsin diye kafasini sallamis zebani, sonra hücrenin kapisini
açip bagirmis: tamam monica, serbestsin!

X_X
23 11 2004, 18:00
Bunlari nereden copy-paste ediyorsun fateh kardes? Kaynagini soylede bir bakalim senin hangi ulemadan yararlandigina. Iki kelam ettim diye opme sakin ha :D

mystery in truth
23 11 2004, 18:00
---------------------- Ben de geliyom --------------------
Diyarbakır'da Şehmus okula gelir, tabii bizim Şehmus ilkokul talebesi, ama her tarafı yara bere içinde, hoca sorar;
- 'Şehmus oğlum ne oldu sana?'.
Şehmus der;
- 'Babam dövmiştir'.
Hoca sorar:
- 'Niye oğlum?'.
- 'Valla bilmiyom hocam akşam evde yatiydik biraz sonra babamın sesini duyuyom, Ali uyudun'mi Ali'den ses çıkmiy Veli uyudun'mi, e Veli'den de ses çıkmiy Memed uyudin'mi Memed'den de ses çıkmiy Şehmus uyudin'mi diy, ben de yok buba uyumadim diyrem oda geliy beni döviy'.
Bunun üzerine hoca, bak Şehmus bu gibi durumlarda uyumasan da ses etmemek lazımdır der. Şehmus kafa sallar eve gider, ertesi gün okulda Şehmus daha fena dövulmüş olarak gelir. Bunu gören hoca merakla gider yanına;
- 'Şehmus ne oldu kim yaptı' der.
Şehmus;
- 'Bubam yapmıştir'.
- 'Niye Şehmus ne oldu?'.
Şehmus anlatır;
- 'Hocam akşam evde yatiydik biraz sonra yine bubam'ın sesini duyuyom, Ali uyudun'mi Ali'den ses çıkmiy Veli uyudun'mi e Veli'den de ses çıkmiy Memed uyudin'mi Memed'den de ses çıkmiy Şehmus uyudin'mi diy, ben de uyumadim ama hiç ses itmedim.
Bunun üzerine anam ile bubam bir giprasmaya başladiler anlamadim ne oliy biraz sonra anam dedi ki;
- 'la ihsan ben geliyom'..
bubam da;
- 'haticem ben de geliyom' dedi..
ben de;
- 'ula nereye gidiyonuz ben de Geliyom dedim'...

mystery in truth
23 11 2004, 18:00
Adres

Temel'in mahkemede kimlik tespiti yapilmaktadir...

- Nerede oturuyorsunuz?
- Kardesimle birlikte...
- Kardesin nerede oturuyor?
- Babamla birlikte...

Yargiç öfkelenir...

- Be adam, peki baban nerede oturuyor?

Temel çaresizlikten ellerini açar:

- Sayin yargiç, lafimi anlatamadim galiba: Biz hep
birlikte oturuyoruz!...

mystery in truth
23 11 2004, 18:00
ÇİÇEKLE SU
Günün birinde bir çiçekle su karşılaşırlar bir kırda. tanırlar birbirlerini, tanıdıkça severler. Çok mutludur çiçek, suya aşık olmuştur. hayatında ilkkez aşkı tatmaktadır. Renk renk açar, etrafına güzel kokular saçar, sırf suyun hoşuna gitsin diye...
Su da çiçeğe aşık olmuştur. Yine de biraz tedirgindir, çünkü ilkkez karşılaşıyordur bu duyguyla. Günler geçer ve suyun kendisini sevip sevmediğini düşünmeye başlar. Su fazla ilgilenmemektedir çiçekle. Oysa çiçek alışkın değildir ilgisizliğe. Dayanamaz bir gün suya Seni Seviyorum der. Su da yanıt verir ona Bende Seni Seviyorum...

Ama yine ilgisizdir su. Çiçek sabırlıdır. Hep beklemektedir. Beklerkende sürekli suya Seni Seviyorum demektedir. Su da hep aynı yanıtı vermektedir; Bende Seni Seviyorm...

Solmaya başlamıştır çiçek. Artık o neşeli, renk renk açan, etrafına güzel kokular saçan çiçek yoktur. Bir kez daha Seni Seviyorum der çiçek suya. Su aynı yanıtı verir; Bende Seni Seviyorum...

Yataklara düşer çiçek. Hastadır artık. Eğilmiştir boynu. Su çiçeğin başında beklemektedir ama sevdiğine emin olduğu çiçeğin neden böyle hastalandığını bilmemektedir. Yardım edememektedir.
Çaresiz bu işleri bilen birini çağırır su. Bilge kişi gelir muayene eder çiçeği. Hüzünlüdür.
Çünkü çiçek artık kutulamayacak bir noktaya gelmiştir. Suya dönüp Artık durumu ümitsiz der.
Merak eder su, sevgilisi çiçeğin nasıl bu hale düştüğünü. Nedir benim çiçeğimi böylesine hasta eden şey? diye sorar bilge kişiye.

Bilge kişi suya bakar ve cevabını verir; Çiçek hasta değil, sadece susuz kalmış...

Su anlarki sevgiliye sadece Seni Seviyorum demek yetmez.

Her aşk bir çiçektir aslında. Her aşkın suya, besine ihtiyacı vardır. Bizde öyle değilmiyiz? Aşkımız bittiği zaman Neden bitti? deyip kendimizi yemezmiyiz? Ve hep Şöyle yaptım da ondan bitti ya da O böyle yaptıda ondan bitti deyip kaparız aşkın perdesini. Oysa yaptıklarımızdan değil, yapamadıklarımızdan bitmiştir aşk.

mystery in truth
23 11 2004, 18:00
Pozitif düsüneceksin. Hayata simsiki sarilacaksin.
Isinden kafani kaldirip sevdiklerinle vakit geçireceksin.Kendine yeni
heyecanlar yarat.Sev, ki hücrelerin yenilensinSana enerji vermeyecek hiç
kimseyle de birlikte olma...

mystery in truth
23 11 2004, 18:00
100 $

Temel Londra' nin en luks otellerinden birine gider. Otelin en iyi ve en buyuk odasini kiralar. Odaya yerlestikten kisa bir sure sonra

anormal sekilde sıkısır. Ama o panik ile buyuk odadaki tuvaletin yerini bir turlu bulamaz. Acele ile hemen bir poset alip, posetin icine

doldurur. Daha sonra poseti ne yapacagini dusunurken, odanin camindan disaridaki bos arsayi gorur. Cami acip poseti firlatmak icin

sallamaya baslar. Tam o sirada poset acilip diski odanin tavanina yapisir. Temel ne yapacagini dusunurken koridordaki temizlik

gorevlisi kadini farkeder. Kadini cagirip tavani gostererek, Orayi temizle sana 50$ verecegim. der. Kadin bir tavana, bir de Temel' e

bakarak soyle cevap verir, Sen onu oraya nasil yaptigini soyle ben sana 100$ vereyim.

mystery in truth
23 11 2004, 18:00
KİMSE GÖREMEZ

Vücudu oldukça güzel genç bayan tatilinin hemen her gününü kaldığı otelin terasında güneş banyosu yaparak geçirmiştir. İlk günü

mayosu ile güneşlenmiş, ama sonra ki günler bakmış ki otelin en üst katında onu kimse göremiyor, mayosuz sere serpe güneşlen-

meye başlamış. Gene böyle yüzüstü güneşlenirken merdivenlerden birisinin çıktığını duyarak havlusu ile poposunu örtmüş. Merdi-

venleri bir solukta çıkan otelin müdür yardımcısı nefes nefese “Pardon” der, “Otelimiz güneşlenmeniz konusunda bir şey diyemez,

ama dünkü gibi mayonuzla güneşlenirseniz çok iyi olacak” “Ne fark eder” diye sorar genç kadın sakin sakin “Beni burada kimse

göremez, ayrıca bu havlu ile de örtünüyorum bakın” “Tam olarak değil” der müdür yardımcısı utanarak “Tavanı cam restoranın üze-

rinde güneşleniyorsunuz..

mystery in truth
23 11 2004, 18:00
Ben pastacımıyım...
Kadın sabah kalkar ve bey evdeki musluklar bozuk, yapar mısın der. Kocası da, ben su tesisatcısı mıyım der ve yapmaz.
Diğer gün kadın kocasına: bey sigortalar atmış yapar mısın der. Kocası da: ben elektirikci miyim der ve evden çıkar.
Bunun üzerine kadın elektirikci çağırır. Elektirikci ye kaça yaparsın der. Elektirikci: ya bana pasta yaparsın, ya da benimle yatarsın demiş.
Akşam kocası geldiğinde sorar, elektirikci kaç para aldı. Kadın elektirikcinin para almadığını fakat, ya benimle yatarsın yada bana pasta yaparsın dediğini söyler.
Kocası da hemen pasta yaptın dime karıcığım der. Karısı da niye ben pastacı mıyım der.

mystery in truth
23 11 2004, 18:00
BUNU BILIYOR MUYDUNUZ?!?!

evlilik yüzügü neden hep ayni parmagimizdadir yani neden
isaret parmagi bas parmak ya da serçe parmak degilde neden yüzük
parmagi...evlilik yüzügünü ilk defa eski misir prensesi nefertiti
takmistir...o yillardaki tibbin ne kadar ilerde oldugu ayri bir
tartisma konusudur ama yüzyillar sonra anlasilmistir ki direk kalbe giden tek damar evlilik yüzügünü taktigimiz parmaktadir..

mystery in truth
23 11 2004, 18:00
Hayalet...
İki arkadaş bir gece bir parti dönüşünde yürüyerek eve dönüyorlarmış. Biri biraz macera olur eğleniriz düşüncesiyle ilerideki mezarlığa girip kestirmeden gitmeyi önermiş ve diğeri de hemen kabul etmiş. Mezarlığın içine girmişler ve yürümeye başlamışlar. Çok derinlerden 'tak!-tak!' diye garip sesler gelmeye başlamış biraz sonra. İki arkadaş bir taraftan tırsarak bir taraftan da tırstıklarını birbirlerine belli etmeyerek yürümeye devam etmişler ama bu korkunç ses onlar yürüdükçe artıyormuş. Epey ilerledikten sonra ilerideki sis bulutunun arkasında bir kıpırtı görmüşler. İyice tırsmışlar ve sis bulutuna doğru yürümeye devam etmişler. İleride bir mezarın başında yaşlı bir adamın elinde çekiçle mezar taşına bir şeyler yazdığını gören arkadaşlardan biri:
- yahu amca bu saatte çalışılır mı biz de seni hayalet sanıp korkmuştuk demiş. Yaşlı adam şöyle bir kafasını kaldırıp gençleri süzdükten sonra
- adımı yanlış yazmış geri zekalılar! diye bağırmış

mystery in truth
23 11 2004, 18:00
Hani diyorum da,

insanın gerçekten

mükemmel bir dostu olsa...

*********************************

Onu, şöyle, içine
sindire-sindire, kocaman bir
sarılsa...

Yüreklilikle söylediğiniz...
Canım benim!.. dediğiniz...
Telefonda bile
saatlerce konustuğunuz, sıcacık
biri...

Özlediğinizde, hayal kurduğunuzda
yanınızda o var mı?
Sizi hiç yalnız bırakmayan
biri...
Cesur, sempatik, azimli, kararlı,..

Arayan, soran, Seni özlüyorum
diyen biri.
Böyle bir canlı ile her şeyi
konuşabilir, paylaşabilirsiniz.
Yanıltmaz!
Anlayışla karşılar her şeyi...
Hataları, günahları-sevapları

her bir şeyi konuşabilirsiniz
onunla...
bir arayış içinde olmanıza gerek
yoktur.
O kendiliğinden çıka gelir zaten.
Bir gün bir bakarsınız,
karşınızda...
Bir de bakmışsınız sımsıcak
sohbetler, derin konular, sırlar,
paylaşımlar...
Kimseye söyleyemediğinizi, en
yakınınıza anlatamadığınızı,
geçmişteki
izleri, geleceğe dairlerinizi,
sadece ona anlatır olursunuz.
Kadın, erkek fark etmez.
Bir dost bulun! Ama gerçek olsun.
Aradığınızda işinizi değil,
sizi soran...
Kötü gününüzde ev sahibi, iyi
gününüzde kiracınız olsun.
Anlatsın, konuşsun, açık-seçik,
korkmadan yaşasın. Güvensin!
Cinsiyeti olmasın! Bir kartal
kadar haşin, bir maymun kadar
şaklaban,
bir ceylan kadar narin olsun.
Doğruları söylesin. Gözleriyle
ve kalpten konuşsun.
Yaşasın! Doya doya yaşasın,

doya doya yaşatsın.
Beyninden değil, yüreğinden
versin. Olsun varsın!
Paylaşırım. desin.
Bir dostunuz olsun.
Sizi ve benliğinizdekileri
paylaşsın... Dost olsun! Ama...

Gerçek bir dost..

mystery in truth
23 11 2004, 18:00
] Eğer...
]
]
]
] O'nu hatırladıkta başı göğe ermişçesine ya da asansör boşluğuna
] düşmüşçesine ürperiyorsa yüreğiniz...
]
]
]
] Ömrü saatlere sıkışmış bir kelebek telaşıyla O hüzünden bu neşeye
konup
] kalkıyorsanız gün boyu nedensiz... ve her konduğunuzda diğerini iple
] çekiyorsanız bu hislerin...
]
]
]
] O'nunlayken pervaneleşen yelkovanlar, O'nsuz mıhlanıp kalıyorsa
yerine,
] bir akrep kadar hain...
]
]
]
] sınıfta, büroda, yolda, yatakta içiniz içinize sığmıyor, O'ndan söz
] edilince yüzünüz, sizden habersiz, mis kokulu bir ekmek dilimi gibi
] kızarıyor, mahcup somurtuyor veya muzip sırıtıyorsa,
]
]
]
] ve O, her durduğunuz yerde duruyor, her baktığınız yerden size
bakıyor,
] siz keyiflendikçe gülüp, hüzünlendikçe ağlıyorsa...
]
]
]
] dünyanın en güzel yeri O'nun yaşadığı yer, en güzel kokusu
bedenindeki
] ter, en dayanılmaz duygusu gözlerindeki kederse...
]
]
]
] hayat O'nunla güzel ve onsuz müptezelse...
]
]
]
] elmalar pembe, kiremitler pembe, gökyüzü, yeryüzü, O'nun yüzü
pembeyse,
]
]
]
] kışlar ilkbaharsa, yazlar ilkbahar, güzler ilkbahar...
]
]
]
] her şiirde anlatılan O'ysa... her filmin kahramanı O... her roman
] O'ndan söz ediyor, her çiçek O'nu açıyorsa...
]
]
]
] bir anlık ayrılık, bir ömür gibi geliyor ve gider gitmez özlem saç
] diplerinizden çekiştirip beyninizi acıtıyorsa,
]
]
]
] iştahınız kapanıyor, iştahınız açılıyor, iştahınız şaşırıyorsa...
]
]
]
] iştahınız, hasret acısında bile karşı konulmaz bir tat buluyorsa...
]
]
]
] eliniz telefonda yaşıyor, işaret parmağınızla ha bire O'nu tuşluyor,
] dara düştüğünüzde kapıyı çalanın O olduğunu adınız gibi
biliyorsanız...
]
]
]
] mütemadi bir sarhoşluk halinde, her çalan telefona O diye atlıyor,
] vitrindeki her giysiyi O'na yakıştırıyor, konuşan birini dinlerken
keşke
O
] anlatsa diye iç geçiriyorsanız...
]
]
]
] kokusu burnunuzdan, sureti gözünüzden, sesi kulağınızdan, teni
] aklınızdan silinmiyorsa bir türlü...
]
]
]
] özlemi, sol memenizin altında tek nüsha bir yasak yayın gibi
] taşıyorsanız gün boyu...
]
]
]
] hem kimseler duymasın, hem cümlealem bilsin istiyorsanız...
]
]
]
] O'nsuz geceler ıssız, sokaklar öksüzse...
]
]
]
] ayrılık ölüme, vuslat sehere denkse...
]
]
]
] gamze gamze tebessüm de onun içinse, alev alev öfke de;
]
]
]
] bunca tavır, onca sabır ve nihayetsiz kahır hep O'nun yüzü suyu
] hürmetine...
]
]
]
] uğruna ödenmeyecek bedel, gidilmeyecek yol, vazgeçilmeyecek konfor
] yoksa...
]
]
]
] dışarıda yer yerinden oynuyor ve içeride bu sizi zerrece
] ilgilendirmiyorsa,
]
]
]
] nedensiz küsüyor, sebepsiz affediyorsanız ve bütün bu hallerinize siz
] bile akıl erdiremiyorsanız...
]
]
]
] kaybetme korkusu, kavuşma sevincinden ağır basıyorsa ve aşk, gurura
] baskın çıkıyorsa bu yüzden her daim...
]
]
]
] gece yarısı kadim bir dost gibi kucaklayan tanıdık bir şarkı, bütün
acı
] sözleri unutturmaya yetiyorsa...
]
]
]
] Her gidişte ayaklarınız Geri dön diye yalpalıyorsa ve siz kendinize
] rağmen dönüyorsanız, sınırsız, sabırsız, doyumsuz bir tutkuyla...
]
]
]
] ...o halde yarın sizin gününüz!..
]
]
]
] Çok yaşayın ve de siz de görünüz.
]

mystery in truth
23 11 2004, 18:00
] New York'ta yaşayan kalp cerrahı Mehmet Öz,
] belli aralıklarla
] Amerika'dan
]
] Yılda hiç olmazsa 200 kere seks yapın, uzun
] yaşayın
] şeklinde bildirir ve bu her defasında haber olur.
] Görmezlikten gelelim
] deriz ama gözümüze gözümüze sokulur her defasında.
] Son olarak Mehmet
] Barlas, Dr. Mehmet Öz'ün Erkeğin kalbine giden yol
] yataktan geçer
] benzeri sözlerini köşesine taşıyınca biz de artık bu
]
] Aynı eşle yılda 200 kere seks realitesi nden
] daha fazla
] kaçmamaya karar verdik. Ancak doktorun bu açıklaması
] beraberinde bir
] yığın soru işaretini de getirdi. Kafası karışan pek
] çok okuyucumuzun
] sordukları sorular yüzünden e-posta kutumuz
] kilitlendi. İşte sorulardan
] örnekler...
]
] * - Ben 3 eşi olan bir erkeğim. Her bir eşimle yılda
] 200 kere seks yaparsam
] bu yılda 600, haftada 10 kere, günde de ortalama 2
] kere yapmam demektir.
] Bu durumda benim genç göstermem, uzun yaşamam mümkün
] mü? Hocamız
] hesabını bir kere daha gözden geçirebilir mi?
]
] * - 89 yaşında, muhtemelen evde kalmış bir kızım.
] Elime erkek eli değmedi.
] Hocamızın hesabına göre 20'li yaşlarımda evlenmiş
] olsaydım ve kocam yıllık
] 200 ortalamasını tutturmayı başarsaydı şu an
] muhtemelen kaç yaşımda
] olurdum acaba?
]
] * - Ben bu yıllık 200 işini çıkaranlardan davacıyım
] kardeşim. Karım 'yılda
] 200 kere yapan uzun yaşar' hesabını duyunca 'o halde
] hiç yapmayan
] vaktinden önce ölür' tezini üretip, beni yatağa
] almaz oldu. Çok kötü
] durumdayım. Ölmek istemiyorum.
]
] * - Hocama katılıyorum. Kesinlikle haklıdır. Keşke
] yılda 200 kere yapabilsem
] kesin daha uzun yaşardım. Ama benim azgın karıma 200
] ne ki? Kadın seks
] manyağı, yakaladığı yerde muck muck! Ayda 200'
] deseniz, 'Bana mısın'
] demez. Bir deri bir kemiğe döndüm valla.
]
] * - Hocam, tamam seks konusunda bir sorun yok da,
] çok çocuk oluyor
] bakamıyoruz sonra Reklamlarda izliyoruz o balık
] reklamını... Hani
] Korunmanın yolu balık diye biten... Acaba Kim
] korkar istenmeyen
] çocuktan. Korunmanın yolu balık diye de düşünebilir
] miyiz?
]
] * - Doktor bey, okuldayken en zayıf dersim
] matematikti. Hep çakardım.
] Öyle böyle okulu bitirdik ama matematiğim hala çok
] zayıf. O işi kaç yılda
] kaç defa yaptığımın çetelesini tutamıyorum... Acaba
] bir muhasebeci tutsam
] olur mu?
]
] * - Ben 17 yaşında buluğ çağında bir gencim. Yılda
] 200 kere masturbasyon,
] 200 kere seksin yerine geçer mi? Yoksa kaç
] masturbasyon 1 defa sekse
] tekabül eder kalp sağlığı açısından? Acele cevap...
]
] * - Ağabeycim olan var olmayan var. Bizim gibi
] abazanları düşünen yok.
] vardı da biz mi sevişmedik? Bizim kalp sağlığımızı
] düşünen yok...
] Devletten yardım bekliyoruz...
]

mystery in truth
23 11 2004, 18:00
Deniz Kızları
Adamin biri, her mehtapli gecede alir basini deniz kiyisina gidermis.

Donusunde sorarlarmis :
-Ne gordun?
-Dunya guzeli deniz kizlari gordum. altin saclarini gumus taraklarla tariyorlardi, dermis hep.

Bir gece yine tek basina deniz kiyisina vardiginda, gercekten dunya guzeli deniz kizlari
gormus, altin saclarini gumus taraklarla tariyorlarmis.

Dondugunde yine sormuslar :
-Ne gordun?
-Hic demis. Hicbir sey...

Oscar Wilde'in yukaridaki harika oykusunu ilk okudugumda orta okuldaydim ve ne demek istedigini
anlamamistim.
Daha sonra unutmusum.

Yillar sonra rastladigim Haldun Taner'in bir sozu bana oykuyu hem hatirlatti, hem de ne demek
istedigini cok carpici bir sekilde gosterdi.

Soyleydi soz :
Bir hayalin gercek olmasi kadar hayal kirici bir sey yoktur.

Daha sonralari ise bu tema pek cok edebi eserde karsima cikti.
Ornegin Simyaci'da.
Hala okumamis olan var mi bilmiyorum ama hatirlarsaniz orada butun yasami boyunca tek hayali
para biriktirip Mekke'ye hacca gitmek olan bir dukkan sahibi vardi.
Adam artik gerekli parayi fazlasiyla biriktirmis oldugu halde bir turlu gitmiyordu.
Bu hayalin kendisini yasama baglayan cok onemli bir bag oldugunu dusunuyor ve onun
gerceklesmesi halinde bu onemli bagi yitireceginden korkuyordu.
Hakliydi aslinda.

Dusunuyorum da, hepimizin boyle hayalleri var mutlulugumuzu bagladigimiz, gerceklesene kadar
yasami sanki erteledigimiz.
Acaba hic dusunuyor muyuz bu istedigimiz her neyse, gerceklestiginde iyi mi olacak.

Bir dusunurun hep aklimda tuttugum bir sozu vardir :
Butun dualarimi kabul etmedigi icin Tanri'ya sukrediyorum

Belki de daha az uzulmeliyiz gerceklesmeyen hayallerimiz icin.
Belki de aslinda sevinmemiz, mutlu olmamiz gereken bir sey icin gozyaslari dokuyoruzdur.
Belki de olaylara bir de bu acidan bakmayi artik ogrenmeliyiz...

Yalniz hakkinizda hayirli olan hayallerinizin gerceklesmesi dilegiyle...

-Dr. Fatih Sua TAPAR-

mystery in truth
23 11 2004, 18:00
Padişah bir gün telaşlı görünür.Veziri sorar:
-Hayrola efendim canınızı sıkan bir sey mi var?
-Aksam garip bir rüya gördüm.
-Hayırdır inşallah.
-Hayır mı şer mi ögrenecegiz.
-Nasıl yani?
-Hazırlan dısarı cıkıyoruz. der
Ve iki molla kılıgında cıkarlar yola. Gorunen o ki, padisah hala gordugu ruyanın tesirindedir ve gidecegi yeri iyi bilir.Seri ve kararlı adımlarla Beyazıt'a cıkar,doner Vefa ya, Zeyrekten asagılara sallanır,Unkapanı civarinda soluklanır.Etrafına daha bir dikkatle bakınır.Iste tam o sırada yerde yatan bir ceset gozlerine batar.Sorarlar;
Kimdir bu ?'
Ahali Aman hocam hic bulasma derler.Ayyasın meyhusun biri iste!
-Nerden biliyorsunuz?
-Musaade et de bilelim yani.Kırk yıllık komsumuz.
Bir baskası Biliyor musunuz? der. Aslında iyi sanatkardır.Azaplar carsısında calısır.Nalın en iyisini yapar.Ancak kazandıklarını ickiye,fuhusa harcar. Hem sise sise sarap tasır evine, hem de nerde namlı mimli kadın varsa takar pesine. Biri isterseniz sorun der,Sorun bakalim onu namazda cemaatte goren olmus mu?


Hasılı mahalleli doner ardını, gider. Tam vezir de toparlanıyordur ki padisah yolunu keser:
- Nereye?
- Bilmem bu adamdan uzak durmayı yeglersiniz sanırım
- Millet bu ceker gider. Kimseye bir sey diyemem. Ama biz gidemeyiz, soyle veya boyle tebamızdır.Defini tamamlamak gerek.
-Yapmayın etmeyin sultanım,bunun yıkanması paklanması var.Tekfini,telkini...
- Merak etme ben beceririm. Ama once bir gasilhane bulmalıyız.
- Surada bir mahalle mescidi var ama...
- Olmaz vefat eden sen olsaydın nereden kalkmak isterdin?
- Ne biliyim Ayasofya'dan ,Süleymaniye'den, en azından Fatih Camii'nden.
- Ayasofya ile Suleymaniye' de devlet erkanı coktur. Tanınmak istemem. Ama Fatih Camiini iyi dedin.Hadi yüklenelim.
Ve gelirler camiiye.Vezir saga sola kosturur, kefen ,tabut bulur.Padisah bakır kazanları vurur ocaga.Usulu erkanınca bir guzel yıkarlar ki, naaş ayan beyan guzellesir, sanki bir nurdur aydınlanır alnında. Yüzü sakilere benzemez. Hem manalı bir tebessum okunur dudaklarında.
Padisahın kanı ısınmıstır bu adama, vezirin de keza. Mechul nalıncıyı kefenlerler. Ama namaz vaktine hayli vardır daha. Bir ara vezir:

Sultanım der.Yanlıs yapıyoruz galiba ,heyecana kapıldık sorup sorusturmadan buraya getirdik cenazeyi. Kim bilir, belki hanımı vardır,belki yetimleri?
-Dogru ya. Sen basını bekle ,ben mahalleyi dolanıp geleyim.
Padisah garip maceranın basladıgı noktaya gider. Nitekim sorar sorusturur. Nalıncının evini bulur.Kapıyı yaslı bir kadın acar. Hadiseyi metanetle dinler. Sanki bu vefati bekler gibidir. Hakkını helal et evladım der. Belli ki cok yorulmussun.

Biliyormusun oglum? diye dertli dertli söylenir.Bizim efendi bir alemdi vesselam. Aksamlara kadar nalın yapar ama birinin elinde sarap sisesi gormesin., elindekini avucundakini verir satın alırdı. Sonra getirip dökerdi.
-Niye?
-Ümmet-i Muhammed(s.a.v) icmesin diye.
-Hayret.
-Sonra malum kadınların ücretlerini öder eve getirirdi. Ben sizin zamanınızı satın aldım mı ,aldım derdi.Öyleyse simdi dinlemeniz gerek. O çeker gider,ben menkibeler anlatırdım onlara.
-Bak sen! Millet ne sanıyor halbuki.
-Milletin ne sandıgı umrumda degildi. Hos ,o hep uzak mescidlere giderdi.
Oyle bir imamın arkasında durmalı ki derdi,tekbir alırken Kabe yi gormeli .
- Öyle imam kac tane kaldi simdi?
- Iste bu yuzden Nisancı’ya , Sofular’a uzanırdı
Hatta bir gün
-Bakasın efendi dedim! , Sen böyle böyle yapıyorsun ama komsular kötü belleyecek,inan cenazen kalacak ortada.
Kimseye zahmetim olmasın deyip mezarını kendi kazdı, bahceye. Ama ben üsteledim. Is mezarla bitiyor mu? dedim.Seni kim yıkasın ,kim kaldırsın?
-Peki o ne dedi?
-Önce uzun uzun güldü, sonra Allah büyüktür hatun dedi. Hem padisahın isi ne?

Nalıncı Baba'nın asıl adı Muhammed Mimi Efendi dir. Bergama' lıdır.1592 yılında vefat etti.Cenaze hizmetlerini bizzat padisah III. Murat gördü ve mubaregi evine defnetti. Kabri üzerine bir kubbe,icine bir çesme koydurdu.Dahası bir tekke ile yasattı adını. Turbesi Unkapanı’nda, Cibali Tütün Fabrikasının arkasında, Harabzade Camii karsısındadır.

mystery in truth
23 11 2004, 18:00
Adamin biri evcil maymunu ile bi bara
gitmis. Bi içki ismarlamis, o sirada da maymun paso ortalikda
dolasip
eline ne geçirirse agizina atiyomus. Son olarak bilardo masasindaki
bi
topu mideye indirince barman bagirmaya baslamis:
Yaw naapio bu hayvan bilardo topumu yedi. Adam da:
-Yaw o yer paso, parasi neyse veriyim ben... demis. Parayi verip
çikmislar.
Aradan bi hafta geçtikten sonra maymunlu eleman yine gelmis. Yine bi
içki ismarlamis. Bu arada maymun da barda duran eriklere elini
uzatmis.
Barmende bi yandan seyrediyomus. Maymun önce erigi poposuna sokmus
sonra çikarip agzina atmis. Barmen adama dönüp:
-Bu ne yapti simdi? demis. Adam:
-$u son bilardo topu olayindan sonra herseyi ölçüp de yiyor.. ] ]

mystery in truth
23 11 2004, 18:00
ZIHINSEL GUC

Iki cocuklu bir aile hafta sonunu piknik yaparak gecirmeye karar

veriyor. Piknik yerine vardiklarinda anne yemegi hazirlarken,

cocuklar babalariyla birlikte yuruyuse cikiyor.

Uzun bir yuruyusten sonra oldukca yorulan kucuk cocuk

yalvarircasina bakan gozlerle, Babacigim cok yoruldum. Lutfen beni kucaginda tasir

misin? diyor.

Baba; Ben de yorgunum oglum' der demez cocuk aglamaya basliyor.

Baba tek kelime etmeden agactan bir dal kesiyor. Dali bicakla

bicimlendirip, cocuga zarar vermeyecek bicimde yontuyor. Sonra dali

ogluna verir. Al oglum, sana guzel bir at diyor.

Cocuk sevincle dal parcasindan yontulmus ata biniyor ve sevincle sicrayarak,

ata vurarak annesinin yanina dogru gitmeye basliyor.

Babasini ve ablasini geride birakarak..

Baba gulerek kizina: Iste yasam budur kizim. Bazen zihnen ya da

bedenen kendini cok yorgun hissedeceksin. Iste o zaman kendine

degnekten bir at bul ve nese ile yoluna devam et. Bu at bir

arkadas, bir sarki, bir cicek, bir siir yada bir cocugun tebessumu olabilir.

mystery in truth
23 11 2004, 18:00
] Her sabah bir ceylan uyanir Afrika'da, kafasinda tek bir düsünce vardir:
] ] En hizli kosan aslandan daha hizli kosabilmek.
] ] Yoksa aslana yem olacaktir.
] ] Her sabah bir aslan uyanir Afrika'da, kafasinda tek bir düsünce vardir:
] ] En yavas kosan ceylandan daha hizli kosabilmek.
] ] Yoksa açliktan ölecektir.
] ] Ister aslan olun, ister ceylan olun, hiç önemi yok!
] ] Yeter ki günes dogdugunda kosuyor olmaniz gerektigini,
] ] Hem de bir önceki günden daha hizli kosuyor olmaniz gerektigini bilin.
] ] Çünkü, eger aslansaniz ve en yavas kosan ceylani bir önceki gün
] ] yakalamissaniz,
] ] Ve bugün bir ceylan yakalamak niyetindeyseniz,
] ] Artik, bilmelisiniz ki en yavas kosan ceylan dünkünden daha hizlidir.
] ] O halde, düne göre hizinizi artirmaniz gerekmektedir.
] ] Yok, eger ceylansaniz ve henüz aslana yem olmamissaniz,
] ] Hizinizi düne göre mutlaka artirmalisiniz.
] ] Çünkü, sira size gelmis demektir.
] ] Yani, hayat kosusunda devam edebilmenin tek kosulu var:
] ] Dünden daha hizli olabilmek.
] ] Bakin bakalim simdi kendinize!
] ] Ondan, sundan, bundan degil, dünden hizli misiniz?
ıkı gunu müsavi olan zarardadır

mystery in truth
23 11 2004, 18:00
YAŞAMDA İZ BIRAKMAYA DAİR

İspanyol denizciler çizdikleri haritalar üzerine, sevdikleri kadınlar için aslında var olmayan adalar çizerlermiş. Gerçekte var olmasalar bile sevgiliye adanan bir adanın hayali çizgileri bile ne kadar anlamlıdır. Kristof Kolomb'un bir seferinde gemide su stoklarının azaldığı haberini almasıyla, haritaya bakarak en yakın görünen adadan su sağlamak için yardımcısını görevlendirmiştir. Yardımcısı gülerek, böyle bir adanın aslında var olduğunu sanmadığını, çünkü kullandıkları haritanın bir İspanyol denizci tarafından çizilmiş olabileceği ve bu adanın da sevgilisine adanmış bir ada olduğunu söyleyince gerçek ortaya çıkmıştır. Yaşam denen bu karmaşık maratonda adanmış bir şeylere sahip olmaktan öte, adanmış bir şeyler bırakabilmek, izler bırakabilmek ne kadar anlamlıdır.

Yaşamak ister ebeveynlerimizin bize sundukları bir ödül, ister çile ve sınav süreci, isterse de rastlansallığın müthiş gelişimi olsun; bir gün çürümüş bir patates çuvalı gibi toprak içinde bir çukurda sonuçlanma gerçeğini her zaman kendi içerisinde taşımaktadır. Bu kaçınılmaz eşiğine yaklaştığını bilen insanlarla konuşma şansını bulabildiyseniz, onların kaç yaşında olursa olsun, yaşamın süresiyle ilgili serzenişlerini duymuşsunuzdur. Şairin dediği gibi her ölüm, biraz erkendir; sona yaklaşan insan için yaşam denen tozlu yol bu kadar mıdır; her şey bu kadar mı sürecektir; hiçbir şey anlaşılmamıştır. Hep bu belirsiz ve asla cevabı o an verilemeyecek sorularla hüzünlü ve sonsuz ayrılık gerçekleşir. Yaşamın akıl ve güzellik yönüyle kendisine çok cömert davranmış olan ve inanılmaz hayat dolu bir dostum Abi, mezarlığın yanından ne zaman geçsem; hep onlar oradalar, orada kalacaklar; bense buradayım, hep burada kalacağım diye, düşünmeye çalışırım. Ama biliyorum ki kendimi kandırıyorum dediğinde sahiden diye düşünmüştüm. Zaman zaman büyüklerimizin mezarlarına gittiğimde ben de aynı düşündüğümü düşündüm. Ama onlar oralı değildi hep, ben de hep buralı olamayacağım.

Her ne kadar da ebedi gerçek ve yüzü çok soğuk olsa da, yazımın konusu ölüm değildir, aksine yaşamaya, onu anlamlandırmaya ve iz bırakmaya dairdir. Yaşam nasıl anlamlı kılınır ve nasıl iz bırakılırın cevabını birçok klişe cevapla, çok geniş cümlelerle açıklanabilir. Örneğin; çalışkan bir bilim adamıyla başlayabiliriz. Onun işi ne kadar kolay diye düşünebiliriz. Yaşam ona cömert davranmıştır. Akıllı, çalışkan, birikimlidir bilim adamı, önümüze ufuklar açar, şapkadan tavşan çıkarır gibidir. Zaten şapkası doludur, aklına geldikçe bir şeyler çıkarmaktadır ve izler bırakmaktadır. Bir ressam için, o yetenek doğuştandır, aklına geldikçe çizer ve eserler ortaya çıkar, iz bırakır yaşama. Biz müzisyen içinde durum paraleledir, ol denmiştir, olmuştur, başlamıştır kişi şakır şakır söylemeye ve çalmaya, iz bırakmaya. Bu taraftan çok kolay ve kalıtsallıkla açıklananlar, gerçeğin ne kadarını yansıtır bilmeyiz. İz bırakan bir eserin gizlediği birikimi, emeği, işgücü ve beklentilerini hiç düşünmeyiz. Bu kadarını da belki anlamlı bulabiliriz, onların iz bırakmaya hakları ve gerekçeleri vardır diye düşünürüz. Sanki hep onlar iz bırakmaya memur edilmişlerdir. Peki diğerleri bu yaşamda ha var, ha yok mudurlar. Yaşam panosunun hep gerisinde gri bir sulietler, belirsiz gölgeler olarak mı kalmalıdırlar ? Bu soruları çoğaltabiliriz. İz bırakanlar ve bırakmayanlar üzerine.

Yaşam, kalıtsal getirilerle desteklenen bir yolda, hemen herkese eşit davranmaya çalışır. Yönelme ve standardı belli oranda çevresel faktörler (yaşanılan yer, toplum, eğitim vb.) tayin etse de, kesin sınırlayıcı, belirleyici değildirler. Bunun anlamı bireyin kendi elinde de çok şey bulunduğu anlamındadır. İz bırakmayı da bu paralellikte değerlendirebiliriz. Yaşamda iz bırakanlar, bu özellikleri yönüyle bizlerden çok önemli bir farklılık sergilemez. Farklılığı oluşturan, bizlerden farklı olmalarını sağlayan yükselmeleri için gösterdikleri çabalar oluşturmaktadır. Ofisimin yer aldığı müzik öğretmenliği bölümü öğrencilerinin yaz kış sabahlara dek çalışmaları, kalıtsal becerilerin çalışma ve tecrübe ile taçlandırılmasını zorunluluğuna işaret etmektedir. Aynı şekilde resim bölümü, güzel sanatlar fakültesi öğrencilerinin uzun soluklu çabaları aynı öngörü içinde değerlendirilebilir. O halde bırakılan her küçücük izin ardında çok büyük bir birikim, emek, sabır vb. bulunmaktadır. Emeksiz, anlamsız kolay izler; karda bırakılan izler gibi ömürsüzdür. O nedenle izler kalıcı olmalıdır.

Bütün bunları kabul ederek geldiğimizi varsayarak, örneklediğimiz insanlar dışında kalanların durumlarını sorgulayalım. Yaşamda tekdüze bir role sahip, genel çizgiler içinde bir yaşam süren çoğunluk için iz bırakmak, pekte olası olmayan bir hayal mıdır?. Hayal değildir. Çünkü yaşamda gri fonların sessiz sulietleri olan çoğunluğun yaşama yönelik katkıları, işçi arıların kovandaki etkileri kadardır. İz bırakmaları ise namuslu olmak, dürüst olmak ve bu erdemleri hep sürdürerek, toplumun içebileceği bir çeşmeye dönüştürmekle gerçekleşebilmektedir. Örneğin Mevlana, Yunus Emre; salt kendi insanımızda değil tüm dünya insanlarını kalplerinde inanılmaz izler taşımaktadırlar. Nene Hatun, Kara Fatma, Gazi Emir, Taptuk Emre, İncili Çavuş, Nasrettin Hoca bu çok uzun listede ilk akla gelenler. Yalanın, kandırmanın, hilenin hükümranlığını sürdürdüğü günümüzde dürüst olmak, namuslu olmak ne kadar önemli ve gereklidir. Ancak bu erdemlere sahip olup, bunları sürdürebilmek çok zorda olsa da toplumun gönlünde İspanyol haritacıların hayali adaları gibi anlamlı izler bırakmanın temelini oluşturmaktadır. Biliyoruz ki, günümüzde basım işlerinin kolaylığı nedeniyle bir çok harita var; denizler, okyanuslar ise herkes için çizilebilecek onlarca adaların yerleşebileceği kadar geniştir.

mystery in truth
23 11 2004, 18:00
Camii hocasi hanımlara vaaz veriyormuş. Kadınlardan biri sormuş:

-Hocam bir muhendisle yatarsak onun cezası ne kadar

hoca - 3 sene demiş


- avukatla yatarsak?


- 5 sene


- doktorla yatarsam?


- 4 sene


- peki hocam hocayla yatarsam?


Hoca :

- seni gidi seniii ... sen cennete gitmek istiyorsun galiba... :-)

mystery in truth
23 11 2004, 18:00
Bir adamla karısı Mısır'da eski bir çarşıda geziyorlarmış. Ayakkabı satılan bir dükkanın önünden geçerlerken satıcı içerden seslenmiş, buyur etmiş, girmişler.Satıcı çok özel büyülü sandaletlerim var beyefendi, sizi sexte çok vahşi ve kuvvetli yapacak sandaletler... Adam tabi ki erkekliğe leke sürdürmemek için pek önemsememiş ama eski günleri özleyen karısının ısrarlarına dayanamayıp sandaletleri denemeye karar vermiş. Adam sandaletleri giyer giymez gözleri parlamış,kalbi hızlı hızlı atmış, fiziksel değişimler başlamış, nefesi serileşmiş gözleri büyümüş ve etrafına seri bir şekilde bakınmaya başlamış. Karısı bir adım geri kaçmış Aman allahım dur dur... derken adam koşmuş, satıcıyı yakaladığı gibi tezgaha yatırmış, pantolonunu parçalayarak çıkarmaya başlamış,bu arada satıcı bir yandan kurtulmaya çalışırken bağırıyormuş, Sandaletleri ters giydin lan!...

mystery in truth
23 11 2004, 18:00
Kadin Erkek iliskilerinde istekler

Bazen insanların konuşurken doğrudan istediklerini söylemediklerini, aslında birşeyler kastettiklerini anlarsınız. İşte erkeklerin ve kadınların bazı cümleleriyle aslında neler söylemek istediklerinin bir listesi.

KADINLAR:

İhtiyacımız var. (İSTİYORUM)

Ne istiyorsan onu yap. (NASILSA BEDELİNİ ÖDETECEĞİM)

Konuşmaya ihtiyacım var. (ONAYLANMAYA İHTİYACIM VAR)

Konuşmaya ihtiyacım var. (ŞİKAYET EDECEĞİM)

Sinirli değilim. (ELBETTE SİNİRLİYİM APTAL HERİF)

Romantik olup da şu ışığı söndürür müsün? (SARKAN YERLERİM VAR DA!)

Bu mutfak çok kullanışsız. (YENİ BİR EV İSTİYORUM)

Yeni gece ayakkabısına ihtiyacım var. (ÖBÜR 60 ÇİFT TOZLU)

Beni seviyor musun? (PAHALI BİRŞEYLER İSTEMEK ÜZEREYİM)

Beni ne kadar seviyorsun? (BUGÜN BİR HALT KARIŞTIRDIM)

Bir dakika içinde hazırım sevgilim. (KALINCA BİR KİTABA BAŞLAYABİLİRSİN)

Popom biraz büyük mü? (BANA GÜZELSİN DE)

Bir iletişim problemimiz var. (BENİMLE HEMEN UZLAŞ)

Hayır bağırmıyorum. (BENİMLE HEMEN UZLAŞSAN ÇOK İYİ EDERSİN)

ERKEKLER:

Sinemaya gidelim mi? (NETİCEDE SEVİŞİRİZ DEĞİL Mİ?)

Yemeğe çıkalım mı? (NETİCEDE SEVİŞİRİZ DEĞİL Mİ?)

Seni arayabilir miyim? (NETİCEDE SEVİŞİRİZ DEĞİL Mİ?)

Dans edelim mi? (NETİCEDE SEVİŞİRİZ DEĞİL Mİ?)

Sizi bir yerden tanıyorum sanki? (AH BİR SEVİŞSEK HARİKA OLUR)

Sıkıldım (ARTIK SEVİŞELİM)

Seni seviyorum. (HEMEN SEVİŞELİM)

Ben de seni seviyorum. (EE, BUNU DA DEDİK, NE BEKLİYORUZ?)

Konuşmak ister misin? (BEN AKILLI, ANLAYIŞLI VE İLGİNÇ BİR ERKEĞİM, BENİMLE SEVİŞMEK ÇOK HOŞUNA GİDECEK)

Benimle evlenir misin? (BAŞKALARIYLA SEVİŞMENİ GAYRI MEŞRU HALE GETİRMEK İSTİYORUM)

Karnım aç (KARNIM AÇ)

Uykum var. (UYKUM VAR)

Yorgunum. (YORGUNUM)

mystery in truth
23 11 2004, 18:00
ya pira kardes
benım es dost cok
fatih_ima diye bır email ım war
neredeyse 100 mb olmus
yanı full
ben de bu gece onları okuyayım dedım
bazılarını da yazıyorum ıste buraya
bazıları da benım ozel yazılarım
farkını anlayamazsınız
hepsı bu

mystery in truth
23 11 2004, 18:00
BEDDUA

Döner kebap
Dönmez olsun

Arif Dino

mystery in truth
23 11 2004, 18:00
23 Sentlik Asker

Mister Dalles,
sizden saklamak olmaz,
hayat pahalı biraz bizim memlekette.
Mesela iki yüz gram et alabilirsiniz,
koyun eti,
Ankara'da 23 sente,
yahut iki kilo kuru soğan,
yahut bir kilodan biraz fazla mercimek,
elli santim kefen bezi yahut,
yahut da bir aylığına
yirmi yaşlarında bir tane insan.
erkek,
ağzı burnu, eli ayağı yerinde,
üniforması, otomatiği üzerinde,
yani öldürmese, öldürülmeğe hazır,
belki tavşan gibi korkak,
belki toprak gibi akıllı
belki gençlik gibi cesur,
belki su gibi kurnaz
(her kaba uymak meselesi) ,
belki ömründe ilk defa denizi görecek,
belki ava meraklı, belki sevdalıdır.
Yahut da aynı hesapla Mister Dalles
(tanesi 23 sentten yani)
satarlar size bu askerlerin otuz beşini birden
İstanbul'da bir tek odanın aylık kirasına,
seksen beş onda altısını yahut
bir çift iskarpin parasına.
Yalnız bir mesele var Mister Dalles,
herhalde bunu sizden gizlediler:
Size tanesini 23 sente sattıkları asker
mevcuttu uniformanızı giymeden önce de,
mevcuttu otomatiksiz filan,
mevcuttu sadece insan olarak
mevcuttu, tuhafınıza gidecek,
mevcuttu hem de çoktan mı çoktan,
daha sizin devletinizin adı bile konmadan.
Mevcuttu, işiyle gücüyle uğraşıyordu,
mesela, Mister Dalles,
yeller eserken yerinde sizin New-York'un,
kurşun kubbeler kurdu o
gökkubbe gibi yüksek,
haşmetli, derin.
Elinde Bursa bahçeleri gibi nakışlandı ipek.
Hali dokur gibi yonttu mermeri,
ve nehirlerin bir kıyısından öbür kıyısına
ebemkuşağı gibi attı kürk gizli kiprileri.
Dahası var Mister Dalles,
sizin dilde anlamı pek de belli değilken henüz,
zulüm gibi,
hürriyet gibi,
kardeşlik gibi sözlerin,
dövüştü zülme karşı o,
ve istiklal ve hürriyet uğruna
ve milletleri kardeş sofrasına davet ederek,
ve yarin yanağından gayri her yerde,
her şeyde,
hep beraber,
diyebilmek icin,
yürüdü peşince Bedreddin'in
O, tornacı Hasan, köylü Mehmet, öğretmen Ali'dir.
Kaya gibi yumruğunun son ustalığı:
1922 yılı 9 Eylülüdür.
Dedim ya Mister Dalles,
Herhalde bütün bunları sizden gizlediler,
ucuzdur vardır illeti.
Hani şaşmayın,
yarın cok pahalıya mal olursa size,
bu 23 sentlik asker,
yani benim fakir, cesur, çalışkan, milletim,
her millet gibi
Büyük Türk Milleti.

mystery in truth
23 11 2004, 18:00
Japonlar taze balığı hep çok sevmişlerdir. Fakat japonya sahillerinde bol
] balık bulmak mümkün olmamaktadır. Balıkçılar, Japon nüfusu doyurabilmek
] için daha büyük tekneler yaptırıp daha uzaklara açılabilmişlerdir. Balık
] için uzaklara gidildikçe, geri dönmesi de daha çok vakit alır olmuştur.
] Dönüş bir - iki günden daha uzarsa, tutulan balıkların da tazeliği
] kaybolmaktadır.
]
] Japonlar tazeliği kaybolmuş balığın lezzetini sevmemişlerdir. Bu problemi
] çözebilmek için balıkçılar teknelerine soğuk hava depoları
] kurdurmuşlardır. Böylece istedikleri kadar uzağa gidip, tuttuklarını da
] soğuk hava deposunda dondurulmuş olarak saklayabileceklerdi.
]
] Ancak Japon halkı taze ile donmuş balık lezzet farkını hissedebiliyor ve
] donmuş olanlara fazla para ödemek istemiyorlardı.
]
] Balıkçılar bu defa teknelerine balık akvaryumları yaptırdılar. Balıklar
] içeride biraz fazla sıkışacaklardı, hatta, birbirlerine çarpa çarpa
] birazda aptallaşacaklardı, ama yine de canlı kalabileceklerdi.Japon halkı
] canlı olmasına rağmen bu balıkların da lezzet farkını anlayabiliyorlardı.
] Hareketsiz, uyuşmuş vaziyette günlerce yol gelen balığın, canlı, diri
] hareketli taze balığa göre lezzeti yine de etkilenmişti.
]
] Balıkçılar nasıl olacakta Japonya'ya taze lezzetli balığı
] getirebileceklerdi ?
]
] Siz olsaydınız ne yapardınız ?
]
] Hedeflerinize ulaşır ulaşmaz, mesela mükemmel bir eş buldunuz veya çok başarılı bir firmaya girdiniz, borçları ödediniz v.s.
Heyecanınız kaybolmaya başlamaz mı? Aşırı çalışmanız gerekmiyorsa rahatlamaz mısınız?
] Lotoda büyük ikramiyeyi kazananlar parayı savurmaya başlamaz mı ?
]
] Japonların Taze balık probleminde olduğu gibi çözüm aslında basittir.
] 1950'lerde L.Ron Hubbart'ın gözlemlediği üzere İnsanoğlu ancak hırs
] iddiası içinde bulunursa anormal çabalar sarfeder.
] Ne kadar akıllı, uzman, inatçı iseniz iyi bir problemle uğraşmaktan o
] kadar zevk alırsınız.
] Problem sizi ne kadar zorluyorsa ve siz onu adım adım çözebiliyorsanız
] bundan da o derece mutluluk duyarsınız, heyecan duyarsınız ve enerji
dolu, canlı, ayakta kalırsınız.
]
] Japonlar da balıkları yine teknelerindeki akvaryumlarda tuttular, ancak
] içine küçük bir de köpekbalığı attılar. Bir miktar balık köpekbalığı
] tarafından yutulmuştu, ama geride kalanlar son derece hareketli ve taze
] kalabilmişlerdi.
] Buradan da görüleceği üzere problemlerden, uzaklaşmaktansa içine atlamak,
] boğuşmak ve onları yenmek gerekir.
]
] Problemimiz çok ve çeşitli olabilir. Ümitsiz olmayın. Onları tanıyın,
] organize edin, kararlı olun, daha çok bilgi ve yardım desteği ile onlarla
] savaşın.
]
] Beyninize bir köpekbalığı atın ve nelere ulaşabileceğinizi o zaman görün.

mystery in truth
23 11 2004, 18:00
Cmabridge Üinversitesinde yaıpaln bir arşaıtrmaya gröe, bir kleimedkei
hafrlrein hnagi sıarda didizlikleri dğeil, ilk ve son hafrlrein dğoru
yedre olamalrı öenm tşamıatkadır. Geirsi taammen kamradaşır ve ynie de
surosnuz olraak okubanilir. Buunn sbeebi isnan benyinin her hafri tek
tek dieğl kemileelri bir btüün oralak omukadısır.

mystery in truth
23 11 2004, 18:00
Temel, mezun olduğu liseye beş yıl aradan sonra gitmis.
Spor salonunu gezerken duvarlarda eskiden oyuncusu olduğu basketbol takımının fotoğraflarını görmüş.
Fotoğrafları dikkatle inceledikten sonra 'tüh be, yazık olmuş' demiş:

- Bütün maçları 'bir sayı' farkla kaybetmişiz... 96-97, 97-98, 98-99!..

mystery in truth
23 11 2004, 18:00
Temel yere bir daire çizip bu dairenin içinde horon tepmeye baslamis.
Niçin?
Kendi çapinda eglenmek için.

Temel sigarasini bir metre uzunlugundaki agizliga takip içiyormus.
Niçin?
Doktoru sigaradan uzak durmasini söyledigi için.

Temel her gece yatmadan önce ayaklarina böcek ilaci sikiyormus.
Niçin?
Ayaklarinda karincalanma oldugu için.

Temel esinin yaş gününde ne almış?
Kurulanmasi için bir havlu.

Temel hamile karisinin çok su içmesine izin vermiyormus.
Niçin?
Bebek yüzme bilmiyordur diye...

Temel, her yemekten sonra cebine bir kasik koyuyormus.
Niçin?
Doktoru yemeklerden sonra bir kasik almasini söyledigi için......

Temel hasmina tehtid mektuplari yazarken eldiven giymis.
Neden?
El yazisi taninmasin diye.

Milyarder Temel'in çocuklari, derslerini villalarinin bahçesinde yapiyorlarmis.
Niçin?
Temel'e zengin adamsin, çocuklarini disarida okut dedikleri için.

Temel, Dolmakalemiyle mektup yazarken birden çok hizli yazmaya baslamis
Neden?
Dolma kalemin mürekkebi bitmek üzereymis.))))))

Temel doktorunun muayenehanesine kocaman bir fiçi ile gitmis.
Niçin?
Doktoru alti ay sonra idrarinla birlikte gel demis...

Temel, saçini islatmadan sampuanliyormus.
Niçin?
Sampuanin etiketinde kuru saçlar içindir diye yazdigi için.

Atletizim sampiyonasina katilan Temel, doping yapmasina ragmen sonuncu olmus
Neden?
Doping yaptigi anlasilmasin diye.

Temel yeni satin aldigi arabasini kullanirken kahkahalarla gülüyormus.!
Niçin?
Dostlari güle güle kullan demis.

Temel,yeni aldigi ayakkabisini bir hafta giymemis Neden?
Satici bir hafta kadar ayaginizi sikabilir dedigi için.

Temel araba kullanirken sık sık cebinden küçük bir kagit çikarip okuduktan sonra tekrar cebine koyuyormus. Ne yaziyormus bu kagitta?
Gaz pedali sagda, fren solda...

mystery in truth
23 11 2004, 18:00
Adamın biri çok önemli bir firmada iş görüşmesine çağırılmış. Adam iki kişiden oluşan mülakat kuruluyla mülakata girmiş.

Mülakatta sormuşlar: Havada uçar, kanatları var, gagası var nedir bu?
Adam Kuş demiş. Hayır bilemediniz demişler; Kırlangıcı var, bülbülü var, kartalı var.

Adam bu duruma baya bozulmuş. Size bir şans daha tanıyacağız demişler ve sormuşlar Denizde yüzer, pulları var, yüzgeçleri var, solungaçları var. Adam atlamış, Balık! demiş. Malesef bilemediniz demişler; Kalkanı var, hamsisi var, uskumru su var... Kusura bakmayın ama sizi işe alamayacağız.

Adamın tepesi atmış ve demiş ki: Peki ben size bir soru sorabilir miyim acaba? demiş. Mülakat kurulu Tabiki demiş.

Adam sormuş; Her kadında bulunur, çocuk doğurmaya yarar, nedir bu?; adamlar bildiğimiz o malum cevabı vermekte gecikmemişler, adam ta son noktayı koymuş: Bilemediniz. *****nki var, ebeninki var.......

mystery in truth
23 11 2004, 18:00
Yılın bilmem ne ödülleri adayları:
Politikaci Dalinda...
1) Füzelerle savas kazanabilirsiniz, ama füzelerin üzerine
oturamazsiniz... =] Deniz Baykal
2) Afrikali zombiler gibi... =] Bülent Arinç
3) Sekiz yil Özal'a verdiniz, onun iki yilini ananiza verin, o zaman
Türkiye sahlanir... =] Tansu Çiller
4) Powell'in ziyareti daha önce yapilsaydi daha iyi olurdu, ancak bu
ziyaret tam zamaninda yapilmistir... =] Abdullah Gül
5) Ben 1960'larda çalisma bakanligi yapmistim. Yani tam hatirlamiyorum ama1995'e kadar sürdü bu görevim... =] Bülent Ecevit

Kadin Sunucu Dalinda...
1) Evet, bugün persembe, haftanin son günü, yani bugünü saymazsak... =]Pinar Altug (TRT'deki programinda)
2) Sifir puan kazanirsaniz toplam puaniniza sifir puan ekleriz... =] Ebru
Salli (Pazar Yildizi adli yarismada)
3) 'Siz ben olmusum, ben siz olmussunuz... =] Esra Ceyhan (Huysuz
Virjin'e rüyasini anlatiyor)
4) Tugba Özay'i alkislayan gruba bakiyorum. Büyük bir çogunlugunu kadin ve erkekler olusturuyor... =] Ece Erken (Passaparola'da)
5) Bütün o elektronik seyler aslinda biraz mekanik kaçiyor... =] Gülben
Ergen (SMS, e-card gibi yöntemlerden hoslanmadigini belirtmek istiyor)

Erkek Sunucu Dalinda...
1) Yani simdi sizin annenizin bütün evliliklerinden elde ettigi toplam
çocuk sayisi kaç? =] Sinan Çetin (Film Gibi programinda konuga)
2) Süreyya Ayhan sizin cinsiniz bilirsiniz... =] Tarik Tarcan (En Büyük
Yarisma'da kadin yarismaciya)
3) Makul ağla!.. =] Savas Ay'dan (A Takimi'nda sinir krizi geçirttigi
Niran Ünsal'a)
4) Ben, aşkı iki kişinin yasamasindan yanayim... =] Vatan Sasmaz
5) Bu çocuk üçünüzden!.. =] Erman Toroglu (Karar Ani adli programda,kari-koca ve sevgiliye söylüyor)

Erkek Sarkici Dalinda...
1) Siz düsük yapma halini, her seyi olan Richard Gere'in mutlulugu
Hindistan'da aramasina da benzetebilirsiniz. Düsünsenize, her seyiniz var
ama mutlu degilsiniz... =] Çelik Erisçi
2) Müzikte tek eksigim opera... =] Dogus
3) Ilham kaynagim şu gördügünüz Bogaz. Bu deniz, öküze bile ilham
verir... =] Serdar Ortaç
4) Her sene bir sene daha geçiyor... =] Tarkan
5) Ben, yillardir süregelen ve gitgide gerileyen arabesk türkücü imajini
roketlemek istiyorum. Arabalarin torpidolarinda en arkada duran kasetleri
önlere çikartmak istiyorum... =] Özcan Deniz

Kadin Sarkici Dalinda...
1) Estetik haramsa bütün hastaneleri kapatsinlar... =] Petek Dinçöz
2) Ses, bedende en geç yaşlanan organdir... =] Nükhet Duru
3) Yillardir olmamisti, uzun zamandan beri ilk defa tek partili koalisyon
oluyor...=] Nil Karaibrahimgil (Kendisi Bogaziçi Üniversitesi Uluslararasi
Iliskiler Bölümü mezunudur!)
4) Afrika'dan yamyam getirecegiz... =] Ebru Gündes (Balayina giderken)
5) Benim o kültürsüz insanlarla isim olmaz, zaten simdi ultrasyondan
çiktim çok mutluyum... =] Ceylan

Manken Dalinda...
1) Kel miyim, topal miyim gidip de yasak bir iliski yasayayim... =] DidemTaslan
2) 'Birçok arkadasimin içime girmesine izin verdim, ve ben öyle her
arkadasimi içime alan biri degilimdir...' =] Deniz Akkaya
3) Simdiye kadar beraber oldugum erkek arkadaslarim beni darmadagin
etti... =] Gizem Özdilli
4) Bu tür seyler gerçek hayatta da, normal hayatta da yanina yaklasmam
arti sevmem... =] Tugba Özay
5) Erkegimi asla kahvaltisiz birakmam!.. =] Senay Akay

Dizi Oyuncusu Dalinda...
1) Tangoya baslarken kadinlar sag ön, erkekler sol arka ayaklariyla
baslar... =] Ipek Tuzcuoglu
2) Laf olsun diye bir sey söyleyecek bir kadin degil O, mutlaka altini
doldurur!.. =] Tamer Karadagli (Hülya Avsar için)
3) Simdi ben gitsem Amerika'yi ikna etmeye çalissam beni
iplemeyecektir... =] Mehmet Ali Alabora
4) Atatürk yasasaydi, magazin gazetecileri onun da bir frikigini
yakalardi... =] Nurseli Idiz
5) Filmin finalini soran anketler internetlerde yayinlandi... =] Özcan
Deniz

Spor Yorumcusu Dalinda
1) Agzinla kus tutsan... ne kusu?! Ejderha tutsan bunlara
yaranamazsiniz... =] Ahmet Çakar
2) Hayirli vilayetler... =] Ziya Sengül (Istanbul Valisi ile konusurken)
3) Iyi püskürtmüs!.. =] Sansal Büyüka (Hakeme tüküren oyuncu için)
4) Ikinci gol de Boer'un ayaginin seyinden oldu, üçüncü gol gene de
Boer'un seyinden oldu... =] Turgay Seren
5) Bakirelik yalniz bayanda mi olur? Mesela hakemin bakiresi olmaz mi?
Yani bozulmamis bir hakem... =] Erman Toroglu

Haber Spikeri Dalinda...
1) Insan, hayvan... her canlinin yavrusu ne güzel, öyle degil mi sevgili
seyirciler? =] Defne Samyeli (Show Haber)
2) Bu aksam oynanacak olan Besiktas-Galatasaray derbisinin sonucu henüz belli degil... =] Zeynep Kasimlioglu
3) Bugün çok sey oldu sayin seyirciler... =] Can Atakli (Ana haberi açis
cümlesi)
4) Babayi buldunuz mu? =] Reha Muhtar (Babasiyla bulusturdugu kiza, haber sundugu günlerde)
5) Bize nasil kullanildigini gösterebilir misiniz lütfen? =] Gülgün
Feyman (Kadinlar için üretilmis prezervatifi tutarak, üretici firma
yetkilisine)

mystery in truth
23 11 2004, 18:00
Gıda Kıtlığı

Bütün dunyayi kapsayan bir arastirmanin konusu olarak dunyadaki tum ulkelerde insanlara su soru soruldu :
Lütfen dünyanın diğer bölgelerindeki gıda kıtlığı konusundaki fikrinizi söyler misiniz?
Birçok nedene bağlı olarak, çalışma tam bir fiyasko ile sonuçlandı.


Çünkü :
- Afrika'da kimse gıda kelimesinin anlamını bilmiyordu,
- Batı Avrupa'da kimse kıtlık kelimesinin anlamını bilmiyordu,
- Doğu Avrupa'da kimse fikir kelimesinin anlamını bilmiyordu,
- Güney Amerika'da kimse lütfen kelimesinin anlamını bilmiyordu,
- ve Birlesik Devletler'de kimsenin dünyanın diğer bölgeleri olduğu
konusunda en ufak bir fikri yoktu.

mystery in truth
25 11 2004, 18:00
küçük şenol eger trabzondan gelen senol ustaomer ıse tr liglerının en ıyı sol ayakla orta yapan oyuncusu olmustur
fenerın sampıyon kadrosunda da wardı
sen neyden bahsedıyorsun taklıtcum

mystery in truth
25 11 2004, 18:00
takma adlarin nedenleri

Yedi Cüceler:
Neden cüce oldukları ya da neden yedi tane oldukları kesin olarak bilinmiyor. Sekiz tane oldukları ama kendi aralarında anlaşarak birini adamdan saymadıkları da bilinmiyor. Türk olup olmadıkları da bilinmiyor. 7 Cüce Adam adında bir basketbol takımı kurdukları da bilinmiyor.

Pire Ferhat
Kaplumbağa üzerinde devletten yardım istemek için Ankara'ya giderken keşfedildi. Şimdi ünlü bir televizyon Hönkürmen'i. Bir haftada tek bir zeytin yiyerek yaşayabiliyormuş. Kira masrafı çıkmasın diye de Reha Muhtarın ceketinin cebinde yaşadığı söyleniyor.

Küçük Emrah:
Bir insanın 35 yaşına geldiği halde hala 'Küçük Emrah' diye çağrılması ne fena di mi? İlerde torunlarının da Küçük Emrah diye çağıracak olmaları daha da fena.. Dayanılmaz bir şey bu. Küçük Emrahı'n yerine olsam hemen intihar ederdim. Ya da bir kahramanlık yapıp kendime yeni bir isim alırdım.

Küçük İbo:
Futbol takımlarında olduğu gibi iki tane aynı isimden insanı ayırmak için bu lakab verildiyse iyi. Değilse Emrah için söylediklerim Küçük İbo içinde geçerli. Ama kimse de benden İbrahim Tatlıses'le karıştırılmasın diye diğerine Küçük İbo dendiğini zannetmemi beklemesin. Ben onu Saddam'la bile karıştırmıyorum.

mystery in truth
25 11 2004, 18:00
Küçük Emrah ve Küçük İbo için söylediklerim küçük Onur için de geçerli. İyi de kardeşim sen de ota boka aynı şeyi yazıyosun diyeceksiniz. Alın size bilimsel bir yaklaşım o zaman. Küçük Onur'un durumu hakkında. Küçük Onur bir Oxymoron'dur. Az önce bana bok atan bazı moronlar, Oxymoron'un ne olduğunu merak ediyodur şimdi; şeytan söyleme diyo ama. Oxymoron yan yana kullanılmaması gereken, kullanılamayacak, kullanıldığında mantık hatası oluşturacak iki kelimenin yan yana kullanılmasıdır. (Bknz. Küçük Onur)

mystery in truth
25 11 2004, 18:00
Cüce Mevlüt:
Kendisi küçük marifeti büyük, milli cücelerimizden. Sinema oyunculuğu ve kısa süreli mafya babalığı yapmasıyla tanındı. Dönersen Islık Çal adlı filmde oynamıştı. Filmin üzerinden on sene geçmesine rağmen Hasanpaşa'da oturduğu apartmandaki komşuları, geceleri yüksek sesle sabahlara kadar ıslık çaldığı gerekçesiyle karakola şikayette bulunmuşlar. Geçtiğimiz yıllarda da Antalya'da adamlarıyla bir büfeden haraç alırken yakalandı. Polisi büfeden haraç değil sosisli almaya gittiğine inandıramadığı için adamlarıyla beraber bir karton kutuya konularak, İstanbul emniyetine Aps'li olarak posta ile teslim edildi.

mystery in truth
25 11 2004, 18:00
Küçük Abdest:
Bir çeşit çiş. Sidik de denir. Küçüksu da denir.Tahlili yapılacaksa da idrar denir. Sidik tahlili demek bilimsel ortamlarda bayağı kaçar.


Küçük Hüsamettin:
Levent Kırca'nın en sevdiğim tiplemelerinden birisiydi. Onunki biraz sahte bir küçüklüktü ama olsun. Kamera arkasında büyük, kamera önünde küçük. Biz kameraların önünde olanı biliriz. Ayrıca ben, o zamanlar onu, gerçek zannediyordum.


haha ulen ne adamamım waryya

:cool:

mystery in truth
25 11 2004, 18:00
Naim Süleymanoğlu:
Spor medyasında Cep Herkülü, halk arasında salon cücesi, Özal ailesinde manevi evlat, aptallar arasında 'olum bu adam ikiyüz kiloyu nasıl kaldırıyo lan', nüfus dairesinde Naim Süleymanoğlu, Bulgarlar arasında da Naum Şalamanof, uzaylılar arasında üğh hığ nmkmği olarak bilinir.

Güdük Necmi:
Kanuni Sultan Süleyman döneminde sadrazam olan ilk Sırp devşirmesidir. Yeniçeriyi ayaklandırdığı için kafatası ile, her devresi on beşer yıldan iki devrelik bir maç oynanmış, maçın sonunda yeniçeriler nerde bizim galibiyet primimiz diyerek yine ayaklanmışlardır. Ne! Ben Güdük Necmi'yi başka biriyle mi karıştırmışım. Bu başka Güdük Necmi abi. Bi siz mi biliyosunuz. Biz salağız di mi?

Küçük Çekmece:
İstanbul'da bir semt adı. Arzu edene büyüğü de var. O kadar küçük ki semtte tek bir tane ev var. O evde yaşayanlar da yalnızlıktan bunaldıkları için başka bir semte taşınmaya karar vermişler.

Küçük Hüseyin Efendi:
O kadar küçükmüş ki onu hiç gören olmamış; ama o herkes kendisine tabiymiş gibi şeyh olduğunu sanarak ortalarda dolanıyormuş. Garih cinayeti de onun mezarının yanında işlendi. Bedenine göre tabut bulunmadığından başkasının tabutuna sığıştığı rivayet edilir. Bazı rivayetlerde de bir kibrit kutusunda defnedildiği anlatılır. Ben başkasının yalancısıyım.

Küçük Şenol:
Fenerbahçenin efsane topçularından birisi. Pek iyi oynayamazdı hatta kadroya bile çok az girerdi ama sahanın görünmez kahramanlarından biriydi Küçük Şenol. Efsane derken de biraz abarttım galiba. Toplam beş altı maç oynamıştı Fenerde.

wulen genc yakısıklı arastumacu gazetecıler gıbıyım

:cool:

mystery in truth
25 11 2004, 18:00
wulen ne adamım waryya
adam ıyıce kendını ben sanıyor
gardaslarum benım gercek fatıh gumus
delıkanlılıgın sewecenlıgın comertlıgın sumsuk kılonların bas dusmanı
bakın benımkı in ıle
taklıtcu kılonumun ın ıle
haha kılonuma bak bana taklutcu dıyor
senı gıdı senııı
opecem senı yakun zamanda
muah okıs
anadı
:cool:

fatihkhan
28 11 2004, 18:00
Yıllar sonra çocuk evlenmiş, çoluk çocuk sahibi olmuş. Birgün,
] ] ]gecenin
] ] ]bir yarısı saat 3:30 civarları
] ] ]telefonu çalmış. Telefondaki ses, annesinin sesiymiş çocuk;
] ] ]- Ne var Anne, ne istiyorsun bu saatte, neden beni rahatsız
] ] ]ediyorsun ? Sabah arasan olmaz mıydı
] ] ]gibilerinden, annesini azarlayıcı sözler sarfetmiş. Annesi, biraz
] ] ]buruk, biraz da ağlamaklı bir ses
] ] ]tonu ile; Bundan 25 yıl önce de bir gece yarısı 3:30 da sen beni
] ] ]rahatsız etmiştin.
] ] ] DOĞUM GÜNÜN KUTLU OLSUN OĞLUM demiş...

fatihkhan
29 11 2004, 18:00
adam müftüye gitmiş
Yahu,hakikaten biz cennete gittiğimizde huri alacak mıyız? demiş
Müftü, namazını kılar, orucunu tutar, zekatını verirsen 4 huriyi
alacaksın elbette demiş.
Adamın derdi başka Peki benim hanım cennete gidince ne olacak? demiş
Müftü cevap vermiş
Ona da 4 Nuri düşer
Adam şaşkın, ne yani eşit haklara mı sahip olacaklar

Kös kös evine dönmüş
Bakmış karısı namaz kılıyor
Basmış tekmeyi
****** mu olcan sen lan

fatihkhan
29 11 2004, 18:00
] ]Mutluydum. Kiz arkadasimla bir yildan beri nisanliydik ve
evlenmeye
karar
] ]]verdik. Ailem bize her türlü yardimi yapti, arkadaslarim
] ]]cesaretlendirdiler ve kiz arkadasim rüya gibiydi!! Fakat beni
rahatsiz
] ]]eden bir sey vardi; nisanlimin küçük kiz kardesi. Müstakbel
baldizim
] ]]açik-saçik giyinen yirmi yasinda bir afetti. Ne zaman yakinima
gelse öne
] ]]egilip iç çamasir sovu yapardi. Bunu baskalarinin yaninda
yapmadigi
için
] ]]temkinli olmaliydim. Bir gün baldiz dügün davetiyelerini kontrol
etmek
] ]]için beni yanina çagirdi. Yanina vardigimda yalnizdi; yakinda
] ]]evlenecegimi, bana karsi engelleyemedigi ve engellemek istemedigi
duygu
] ]]ve arzularinin oldugunu kulagima fisildadi. Kendimi ablasina
adamami
ve
] ]]evlenmeden önce benimle yatmak istedigini söyledi. Söyleyecek bir
kelime
] ]]bulamadim. Tamamen soke olmustum. Yukari yatak odama çikiyorum
ve
eger
] ]]beni istiyorsan yukari gel dedi. Afallayip kalmistim,
merdivenleri
] ]]çikarken arkasindan sok içinde bakiyordum. Merdivenlerin sonuna
] ]]vardiginda pantalonunu çikartip asagiya bana
] dogru
] firlatti. Bir kaç dakika öylece kalakaldim. Sonra arkami dönüp ön
] kapiya
] dogru yürüdüm.
] ]]Kapiyi açtim ve evden çikarak arabama dogru yürümeye basladim ki,
] ]]Müstakbel kayinpederim disarida bekliyordu. Gözyaslari içinde
sevgiyle
] ]]bana sarilarak, Küçük sinavimizi basariyla geçtigin için hepimiz
çok
] ]]mutluyuz, kizimiza senden iyi bir damat bulamazmisiz. Ailemize
] ]]hosgeldin.
]
] ]]Not: Hikayenin ana fikri... Siz siz olun, prezervatifiniz daima
] ]]arabanizda dursun...
]

fatihkhan
29 11 2004, 18:00
“HATIRLATMA YUMRUĞU”
Velioğlu, şöyle devam etti:
“Hakeme ilk yumruğu oyuncumuz Mezit vurdu. Aslında onu acıtmak için değil hakemin saçmaladığını hatırlatmak içindi. Bunun üzerine tanımadığımız birkaç taraftar hakeme saldırdı. Biz aslında hakemi taraftarlardan korumak için hakemin arkasından koştuk. Olayları çok abartıyorlar. Hakemler zaten maç öncesi bize karşı önyargılı olarak konuşuyolardı. Maçın hakemi bana maç öncesinde “Beni ırk mırk ilgilendirmez. Hemen kartımı çıkartırım” dedi. Bu tutumuyla ne demek istediğini anlayamadım.”

fatihkhan
29 11 2004, 18:00
OLAYI BAŞKAN ÇIKARDI”
Olay anında taraftarlar arasında bulunan Gent polis memuru, olayları başlatan ismin Gent United Kulüp Başkanı Şaban Yurtay olduğunu, hakemin kırmızı kart çıkarmasının ardından sahaya koşarak hakeme yumruk attığının tesbit edildiğini açıkladı.
Kulüp başkanı Yurtay ise suçlamaları kabul etmeyerek, “Ben sahaya çıkıp hakeme saldıran taraftarı durdurmak istedim. Neden hakemi döveyim. İyi örnek olmam gerekirken şiddet kullanmam yanlış olur. Zaten hep problemler yaşadık” dedi.

HAKEMİN AĞZINI BIÇAK AÇMIYOR
Belçika Devlet Demir Yolları’nda çalışan maçın orta hakemi Ronny
Schelstraete ise olayla ilgili hiç bir yorum yapmak istemezken, hakemin hala şok içinde olduğu belirtildi.

kadayifustudondurma
30 11 2004, 18:00
Yemek yapmaya başlayabilmek için öncelikle lavabodan gözümüze kestirdiğimiz malzemeleri topluyoruz. En az kirlilerini seçmeye özen gösteriyoruz.

Ömer Seyfettin bir hikayesinde lokantadaki yemeklerin lezzetini tabak çanağın asla yıkanmadığına bağlamıştı. Böylelikle yemeklerin lezzetleri birbirine karışıyor ve daha güzel oluyorlar. Onun yolunda ilerlemekte bir sakınca görmüyorum.

Basit Yemekler

- Domatesli Biberli Yumurta

Büyükçe bir tavaya yağ domates ve biber koyup radyodan bir türkü ayarlıyoruz. Türkü bitmek üzereyse yumurtaları eklemenin zamanı gelmiş demektir. Yumurtaları kırıp ikinci türküyü dinliyoruz. Pişmiştir herhalde. Ocağın altını kapatıyoruz.

- Domatesli Yumurtalı Biber

Her gün domatesli biberli yumurta yemekten sıkıldığımızda yapabileceğimiz bu enfes yemek tıpkı biberli yumurtalı domates gibi pişiriliyor.

- Makarna

Bir tencere dolusu sıcak suya makarna poşetini boşaltıp maç izlemeye başlıyoruz. İlk yarının ortalarına doğru kalkıp altını kapatıyoruz. Tencerenin içinden seçtiğimiz makarnayı fayansa fırlatıyoruz. Yapışırsa pişmiş demektir. Devre arasında hala içinde su kaldıysa tencerenin kapağını kapatıp lavabodaki en kirli tabağın üzerine doğru döküyoruz (o zaman hem tabak temizleniyor hem de makarnalar. Ve çatalla da yenebiliyor) Üzerine ketçap sıkıp yiyoruz.

Not: fayansa fırlattığınız makarnayı bir ara oradan alın. Sayıca fazlalaştıklarında bazen hangisini fırlattığınız karışıyor.

- Tuzlu Makarna

Yapılışı aynı makarnaya benziyor. Tek farkı bu kez makarnaları suya atmadan önce tuz koymayı akıl ediyoruz. Öyle daha güzel oluyor.

- Pilav

Pilav aslında basit bir yemek değil. Aranan kriterler var. Tuzlu yumuşak ve tane tane olması gerekiyor. Sonuncusu kolay. Pirinçleri tek tek pişirdiğinizde tane tane oluyorlar ama uzun sürüyor. Mahâret hepsini bir arada pişirebilmekte; ama çok da sorun etmeyin. Nasıl olsa içine yoğurt koyup bulamaç haline getirdiğimizde hepsi birbirine yapışıyor. Kısaca yağ koyup üzerine pirinç ekliyorsunuz. Sonra da su ve tuz koyup pişiriyorsunuz. Hem bunu süzmeye de gerek yok.

- Patates kızartması

En kolay işlerden biri. Patatesleri soyup parmak gibi kesiyorsunuz ve kızgın yağa atıyorsunuz. Tek yapmanız gereken altını zamanında kapatmanız. Yoksa tencere alev alabiliyor. Bu yüzden sadece TV'de pembe dizi varken yapın. Bir de diğer yemeklerin aksine bunu tencereden yiyemiyoruz. Mutlaka tabağa koymak gerekiyor. Onun dışında çok kolay.

Orta Zorluktaki Yemekler

- Hazır Pizza

Pizzamızı fırınımıza atıp pişmesini bekliyoruz. Daha sonra fırından çıkarıp yanık yerlerini bıçakla kazıyoruz. Dikkat edilmesi gereken tek şey kazırken üzerindeki malzemeleri mutfak tezgahına yapıştırmamak.

- Hazır Köfte

Bu da nispeten zor bir yemek. Bir miktar sıvı yağı teflon tavaya koyup köfteleri içine diziyoruz. Köfteler tavayla aynı renk olmadan altını kapatmak gerekiyor. O yüzden başında beklemek lazım.

Zor Yemekler

- Konserve Turlu

Bir miktar yağ ve salçayı tencereye koyup konservenin içindekileri döküp üzerine su koyuyoruz. Pişmesi çok uzun sürüyor. O sebeple başında beklemiyoruz. Gidip TV izliyoruz. Her seferinde yandıkları için henüz tadına bakamadım ama konservenin üzerindeki resme bakılırsa güzel bir şeye benziyor.

- Tavuk

Yapılışı makarna gibi. Sıcak suyun içine atıyoruz. Arada pişip pişmediğine bakmak için hayvanın kaba etine çatal saplıyoruz. Bu yemek piştikten bir iki gün sonra üzeri jelibon gibi oluyor. Bu yüzden pişirirken isteğe bağlı olarak bolca toz seker eklenebilir.

Ultra Zor Yemekler

- Kıymalı Bamya

Konserve türlüye benziyor ama içine daha önceden kavrulmuş kıyma konulmalı. Kıyma kavurmak çok zor ve zahmetli bir iş. Bu yüzden makarna pişirmeyi tavsiye ederim.

Püf Noktalar

- Yemekleri daima tencerenin içinden yiyin. Böylelikle tabak kirletmemiş olursunuz.

- Asla sade pilav yapmayın. Domatesli pilav yaptığınızda altını tuttursanız bile renginden anlaşılmaz.

- İlle de soğanlı bir yemek yapacaksanız, asla soğana dokunmayın. Özellikle rendelediğinizde elleriniz çok kötü kokuyor. Bunun yerine soğana ekmek tahtasıyla beş altı kez vurmayı deneyin. Aynı işi görür.

- Patates kızartacaksanız soyduğunuz patatesleri asla yıkamayın. Kızgın yağa attığınızda çok kötü atlıyorlar.

- Yemekler asla kendi başlarına hareket etmezler. Şayet gecen ay yaptığınız tavuk kendi kendine kımıldamaya başladıysa kurtlanmış demektir. Sakın yemeyin.

- Sebzeleri pişirdikçe vitamin değerleri düşer. Mümkün olduğunca çiğ tüketin.

- Karpuz tabağa koyulmaması gereken bir meyvedir. İkiye ayırıp ortasından kaşıkla yiyebilirsiniz.

- Tencere kapağı en mükemmel tabaktır.

- Buzdolabının sebzelik olarak adlandırılan kısmı yemeyi düşünmediğiniz şeylerin saklanması için idealdir. Bu bölüme konan şeyler nasıl olsa bir süre sonra unutulur. Sebzeliğin kapağını sıkı kapatırsanız çürüyen şeylerin kokusu dolaba daha az yayılır.

- Spagetti paketini açmak için paketi ortasından sıkıca kavrayın ve altını tüm gücünüzle fayansa vurun. Paketin üst tarafı yırtılacaktır. Belki bu işlem sırasında makarna un ufak olabilir ama risk almaya değer. Özellikle misafirlerin yanında yaparsanız, bu size çok maço bir hava verir.

- Sağda solda kulağıma çalınıyordu. Mutfak robotu denen birey varmış. Birden içimi bir heyecan kapladı. Ulan madem bu işin robotu var ben niye koşturuyorum yıllardır diye sinirlendim. Hemen gidip aldım bir tane. Eve gelip kutusundan çıkardığımda itiraf etmeliyim ki hayal kırıklığına uğradım biraz. Ben açıkçası 3po gibi birey bekliyorum, bu bildiğimiz tencerenin plastiği. İçinde de vantilatör gibi birey var. Bununla birlikte bir ton plastik zımbırtı daha çıktı içinden ama bir işe yarayacaklarını sanmıyorum. Neyse fişini taktım denemek için bir tane soğan attım içine. Bakalım ne yapacak diye bekledim. Kabuklarını bile soyamadı meret. Paramparça etti bıraktı. Sinirlendim attım bir kenara yazdan beri duruyor orda. Bir ara yıkayıp o vantilatör gibi olan şeyi bilgisayarıma takmayı düşünüyorum. Belki fan olarak iş görür. Onun dışında tamamen para tuzağı. İlerde çıkarsa mutfak androidi almayı düşünüyorum

kadayifustudondurma
30 11 2004, 18:00
Kızları Ne Zaman Bırakmalı

Annem seninle tanışmak istiyor (Bırak)

Kendimi asmak istiyorum (Bırak)

Bugün kendimi yorgun hissediyorum (Bırak)

Yaa bu ayki telefon faturamı sen ödesen (Düşünme bile)

Zeynep'in erkek arkadaşının arabasını gördün mü? (Neee? Bırak tabiii)

Ben de mi o kıyafetten alsam (Koşarak uzaklaş)

Kendimi bu akşam ölecekmiş gibi hissediyorum (Bırak)

Evlenirsek ben ütü ve çamaşır olayına girmem (Bırak imkanın varsa kafa at yere düşerse tekme ile dewam et)

Ayyy bu kıyafet sana hiç yakışmamışşşş (Sus ve başka bir tarafa doğru ıslık çalarak yürümeye başla)

Şakaların Batıyoooo (Uçan tekme at)

Diş etlerimde iltihaplanma çıktı öpüşmeyelim bir süre olur mu hayatımmm?(Döner tekme at midesine)

Cep telefonunu çaldırır kapatırsa (Polis karakoluna yönlendir bırak)

Hayatım ben makyajımı yapıp aşağıya inicem diyip 2 saat geçikiyorsa (Gözüne parmağını sok)

Burnumu biraz kaldırtsam mı (Burnunu ısır)

Siz erkekler futboldan ne anlıyorsunuz (Koşarak omuz at)

Komik ayakabılar giyiyorsa (Ben karışmıyorum bu kısma isteyen istediğinin yapsın)

Eski erkek arkadaşımla bir yemek yesem ne olur ki... hem bana önemli bir şey söyliyecekmişçok merak ettim (Son sözlerin mi? Mezartaşı için biraz uzun oldu da...)


Başkalarının hikayelerini dinleyip de siz erkekler çok hayvansınız derse (Kafa göz dal ben suçu üzerime alırım)

Evlenince ben senin ayağına basıcam (Öyle bir tokat at ki Allah’ı şaşsın)

Ben eski hayatımda bir diktatörmüşüm biliyor musun (İstiklal marşını tersten söylet :) )) ama siz şeklini biliyorsunuz )

Şu anda seninle konuşamam evde misafirler var (Dürbünlü tüfekle vur 250 metreden)

Ay sıkıldım çıkalım bu filmden (Patlamış mısırların hepsini zorla yedir yemezse burnundan sok)

Sevgililer gününde sana ayı alırsa (Kafa derisi kemerini süsülesin yada postu şömineni)

Ağzı açık yemek yediği zaman (Masayı kafasına fırlat sandalyeyi kırkafasında)

Özür dilerim geçiktim (Sopa varsa etrafta sopa ile kovala yoksa taş bul gerisini bırak içindeki hayvan bitirsin)

kadayifustudondurma
30 11 2004, 18:00
Doktorluk ile alakası olmayan adamın biri gazeteye ilan verir..'sizi muayene edersem 100dolar alırım..edemezsem 1000 dolar veririm'..uyanık bir adam,bu ilanı okuyarak muayene olurum fakat beni muayene edemedin diyerek kısa yoldan para kazanmak için doktorun yanına gider..
-doktor:neyiniz var dı?
-adam :D oktor bey!hiçbirşeyden tat alamıyorum.
-doktor:getir kızım oradan kara kutuyu der..kara kutunun içine parmağını sokar ve adamın ağzına sürer..
-adam :p ööhhh!!!bu ne ya!!bok gibi..
-doktor:evet bildiniz..bu boktu der..ve adamın ağzının tadını eski haline getirir ve 100 doları alır..
adam bu durumu içine sindiremez elbet..tekrar doktorun yanına giderek..
-adam :D oktor bey!hafızamı yitirdim..eskiye dair hiçbir şey hatırlamıyorum.
-doktor:hımm..peki anlaşıldı..kızımg getir şu kara kutuyu !
-adam: ne!?!? yine o kara kutumu ?!?!?!
-doktor:bakın hafızanız tekrar geldi.verin şu 100 doları
adam sinirle verir ve gider.evinde tekrar doktordan nasıl 1000 dolar alacağını düşünürken aklına bir fikir daha gelir ve -bu sefer yandın! der ve doktora gider
-adam: doktor yine ben.ama bu sefer sorunum bayağı cidi.
-doktor:nedir?
-adam:canım hiç sex yapmak istemiyor.adını duymamla iğrenmem bir oluyor hiç yapmayı istemiyorum.
-doktor:hımmm tamam sorunu anladım.kızım getir şu kara kutuyu :)
-adam:hay senin karakutunun ansını bacısını sülalesini gelmişini geçmişini geleceğini s...........
-doktor :o h oh oh işler açıldı bakıyorumda. cinsel aktiviteler yerine geldi. arzuyla doldunuz. verin bakiim 100 doları :) )))

kadayifustudondurma
30 11 2004, 18:00
Amerikan Deniz Kuvvetleri' ne ait ünlü savas gemisi
Missouri'nin görevlileriyle, Newfoundland'de görevli Kanadali
yetkililer
arasinda 1995 yilinda yapilan ve tümüyle gerçek olan bu telsiz
görüsmesi,
Amerikan Deniz kuvvetleri tarafindan ayni yil açiklanmistir.

AMERIKAN GEMISI : Çarpismayi önlemek için lütfen rotanizi 15
derece kuzeye çevirin. tamam.

KANADALI YETKILILERIN YANITI :Çarpismayi önlemek için biz
sizin rotanizi 15 derece güneye cevirmenizi öneriyoruz. tamam.

AMERIKAN GEMISI : Amerikan Deniz Kuvvetleri gemisinin
kaptani konusuyor.
Tekrar ediyorum rotanizi deđistirin. tamam.

KANADALI YETILILERIN YANITI :Hayir, biz rotamizi
degistiremeyiz. Tekrar ediyorum; siz rotanizi degistirin. tamam.

AMERIKAN GEMISI : Burasi Amerikan uçak gemisi Missouri.
Adimizi duymamis olanlara animsatiyoruz; Amerikan Deniz Kuvvetlerinin
büyük
savas gemisi Missouri'yiz. Lütfen sakanizdan yada inadinizdan
vazgeçin,
derhal rotanizi degistirin. hem de hemen simdi. tamam.

KANADALI YETKILILERIN YANITI : Peki bizde size kendimizi
tanitalim,SS Missouri. burasi deniz feneri. Tamam!

kadayifustudondurma
30 11 2004, 18:00
Utancımdan kıpkırmızı olmuştum


Ondokuz yıl evveldi. Stockholm' e gitmiştim. Bir otele indim.Geceydi.Sabahleyin,
tıraş olmak için lâvaboya gittiğimde, aynanın yanında ilginç bir yazı gördüm.
Lütfen diyordu, tıraştan sonra jiletinizi çöpe atmayın.Yanda bir kutu var, oraya
bırakın. Bir tek jiletle dahi olsa, İsveç çelik sanayiine yardımcı olun. Doğrusu
hayretler içinde kaldım. Çocukluğumdan beri çelik eşya denince akla İsveç çeliği
gelir. Birçok eşya üzerinde İsveç çeliğinden yapılmıştır diye yazardı. İşte o
ülke, kullanılmış bir tek ufacık jiletin bile çöpe gitmesini istemiyor, ona
sahip çıkıyor, gelen turistlere rica yollu uyarıda bulunuyordu. İsviçre' de
zaman zaman, belli periyotlarda, radyolar, televizyonlar, basın bir haberi
duyurur. Şu tarihte, şu saatte, adamlarımız gelecek. Siz lütfen hazırlığınızı
yapın. Okumadığınız, ilgilenmediğiniz, kullanmadığınız ne kadar kitap, dergi,
gazete varsa, kağıt, ambalâj, kutu varsa, velev ki, bir ilaç prospektüsü dahi
olsa, kapının önüne koyun. İsviçre'nin kalkınmasına yardımcı olun. Fazla ağaç
ziyanına engel olun.Beş yaşında idim. Babaannem rahmetli, pirinç ayıklıyordu.
Bir tane yere düştü. Babaannem eğildi, aramaya başladı. Sağa bakıyor, sola
bakıyor, bulmaya çalışıyor. Çocukluk işte, aman babaanne dedim. Bir pirinç
tanesi için bu kadar çaba harcamaya, yorulmaya değer mi? Rahmetli ilk defa
sertleşti bana karşı, öfkeyle doğruldu. Sen oturduğun yerden ahkâm kesiyorsun,
dedi. Hiç pirinç üretilirken gördün mü? İnsanlar ne kadar zorluk çekiyorlar. Bir
pirinç tanesinde kaç insanın göz nuru, alın teri, emeği, çilesi var biliyor
musun? Utancımdan kıpkırmızı olmuştum.Aradan yıllar geçti. Hukuk Fakültesinde
öğrenciyim. Alain'in proposlarını okuyorum. Birden irkildim. Babaannemi
hatırladım. Alain, bir insan yerde bir iğne görüp de eğilip almazsa, bütün
uygarlığa karşı ihanet etmiş olur diyordu. İlâve ediyordu. Bir iğnenin
üretiminde binlerce insanın alın teri, göz nuru, el emeği vardır diyordu.
Japonlar son derece sade, basit, yalın mütevâzı yaşayan insanlardır. Evlerini
mobilya ile eşya ile dolduranlar japonlara göre ruhen tekâmül edememiş, hayatın
mânâsını anlayamamış, zavallı kimselerdir.Böyleleriyle, zavallı, evini belediye
mezat salonuna çevirmiş diye eğlenirler. Bir insanın gösteriş için eşyanın
esiri olması ne kadar acıdır. Vaktiyle Japon ekonomisi bir darboğazdan geçiyor.
İç borçlar, dış borçlar gırtlağı aşıyor. Zamanın başbakanı meclisi toplar.
Kürsüye çıkar. Durumu olanca açıklığı ve tehlikeleri ile anlatır ve şu andan
itibaren der, Allah şahidim olsun ki, Japonların iç ve dış borçları son kuruşuna
kadar ödenmeden, pirinçten başka bir şey yemeyeceğim. Şu üstümdeki elbiseden
başka elbise giymeyeceğim. Dediklerini yapar, en üstten en alta bir israftan
kaçınma kampanyası açılır. Japonya bütün borçlarını öder. Bu durumun toplumun
bütün kesimlerini, tek istisna olmadan kapsadığını söylemeye gerek yok.
Geçenlerde Japon imparatorunun sarayını gördüm. Yarabbim, ne kadar sade, ne
kadar mütevâzı, ne kadar gösterişten uzak...Gerekmediği halde elektriği
yakmakla, suyu kapamadan boş yere akıtmakta, gece çamurlu ayakkabılarımızı
temizlemeden yatmakla, yemek yediğimiz kapları yıkamadan bırakmakla biz de
zalimler sınıfına geçmiyor muyuz? Hayat çok ince, akıl almaz incelikte
ipliklerle örülmüştür. Her şey o kadar birbirine bağlıdır ki, ilkokul okuma
kitabımızdaki bir sözü hiç unutmadım. Bir mıh bir nal kaybettirir. Bir nal, bir
atı, bir at bir orduya savaşı kaybettirir diyordu. Maddî durumumuz ne olursa
olsun, ister zengin olalım, ister fakir, hepimiz çok dikkatli olmak zorundayız.
Bunda parayı da, maddiyatı da aşan büyük bir edep ve incelik vardır.Yazarını
bilemiyorum ama son zamanlarda okuduğum engüzel yazı, kim yazdıysa Allah razı
olsun ...

kadayifustudondurma
08 12 2004, 18:00
] BILGISAYAR MANILERI..
]
]
] Çarsambayi sel aldi
] Bir yar sevdim el aldi
] Keske sevmez olaydim
] Mail listem bos kaldi!
]
] Chatte baska güzelsin
] Mailde baska
] Aldirma söz olur diye
] Tak takistir
] Sür sürüstür
] Inadina gel,
] Gece vakti
] MIRC odasina
]
] Sira sira dikenler
] Beyaz gömlek dikenler
] Bakisindan bellidir
] Sabaha kadar chatenler
]
] Yüzümde çifte benler,
] Hayran oldu görenler
] Bilmem nasil vazgeçe,
] Senden virüs yiyenler.
]
] Bir soganin basi misin?
] Cevahir tasi misin?
] Sana bir mail yollasam
] Cebinde tasir misin?
]
] Bir virüs vurdu bizi,
] Dal gibi kirdi bizi,
] Araya girdi hacker,
] Mailler ayirdi bizi
]
] Yarine mektup yazmadin mi?
] ince oya yapmadin mi?
] Sebek yüzlü kaynanam
] Biz chat yapiyoruz anlamadin mi?
]
] Hey bahtiyar, bahtiyar
] Bahtiyarin vakti var.
] Bir güzelin oldugu kadar
] Çirkinin de chatmaya hakki var.
]
] Masamda çifte hoparler
] Hayran oldu görenler
] Bilmem nasil vazgeçe.,
] Seninle chatlesenler
]
] Modemi 56K gelin
] Islemcisi Pentium gelin
] Cilveli mesajlarindan
] Sevdigin belli gelin.

kadayifustudondurma
08 12 2004, 18:00
Kadinlarin Arkadaslari:

Bir kadin butun gece eve gelmemis. Ertesi sabah kocasina, gece bir
arkadasinda kaldigini soylemis. Kocasi karisinin en yakin 10
arkadasiniaramis ve hicbiri karisinin kendisinde kaldigini onaylamamis.


--------------------------------------------------------------------------------

Erkeklerin Arkadaslari:

Bir adam butun gece eve gelmemis. Ertesi sabah karisina, gece bir
arkadasinda kaldigini soylemis. Karisi kocasinin en yakin 10
arkadasiniaramis ve 5 tanesi kocasinin kendisinde kaldigini onaylamis
ve diger 5tanesi ise kocasinin hala kendisiyle birlikte oldugunu iddia etmis.

kadayifustudondurma
08 12 2004, 18:00
BİR AYRILIĞIN ANATOMİSİ
İnsanların birbirini tanıması için en iyi zaman, ayrılmalarına en yakın
zamandır der Dostoyevski...
Veda acısı, kabuğunu soyar insanın; yıldızını kazıyıp çırılçıplak ortaya
serer.
Birlikteliğin örttüğü tüm kusurları ayrılık sergiler.
Bir ayrılık arifesinde helalleşilir ve o an hakiki tabiatlarıyla yüzleşilir.
Ölene kadar diye söz verilmiştir, ama ölüm yolunda başka tercihler
belirmiştir.
Kararsız prensesin vicdanı azap çekerken 7 cücelerin somurtkanı
aklını başına al diye fısıldar kulağına; haytası ise kalbinin sesini
dinle diye cekiştirir eteğinden.
Hep hayran bakan gözlere, hatalar takılmaya başlar. Amayla biter alelade
iltifat cümleleri:
Sen iyi bir insansın, ama arkadaşlarin kötü,
Seni seviyorum, ama bu ilişkide mutlu değilim,
Ben başka türlü bir beraberlik düşlemiştim vs..vs..
Sonra gelsin uykusuz geceler... bir türlü karar verememeler...
Ruhen gidip gelmeler... Hele biraz daha zaman geçsin diye nikah
ertelemeler...
Birlikteymiş gibi yaparken, sevecek başka yüzler, yüzecek başka denizler
kollamalar..
Aslında bütün bunlar bizim iyiliğimiz içine kendini kandırmalar.
Sonrası hep aynı:
Bekleyenin Hani sonbaharda buluşacaktık. Hazan geldi geçti, sen gelmez
oldun sızlanmaları...
Beklenenin Geliyorum az kaldı oyalamaları...
Bittiğini bile bile işi uzatmalar; söyleyemedikçe hepten batağa
saplanmalar...
Terke makul bir gerekçe ararken hepten çarşafa dolanmalar...
Veda konuşmasında süslü iltifat cümlelerinin arasına, o cümleleri
hiçleştiren mayınlar serpiştirmeler...
Üzgün görünmeler... bağış dilenmeler... ama kaçınılmazdı
demeler...Sözünden caydın yakınmalarını Sen de eski sen değilsin.
Degişmişsin diye göğüslemeler..
...asıl kendinin değiştiğini bilmezden gelmeler...
Ve son sahne:
Terk edenin o mahçup Gönlüm başkasında itirafına karşılık terk edilenin
kırık çalımı:
Uğurlar olsun! Ben yoluma devam ediyorum.
İhanetler hep böyledir: İlki, bir yenisine gebedir; ikincisi daha az acı
verir.
Ondan sonra dur durak yoktur:
Güvenilmez aşık, sevdikçe kıran,gezdikçe ardında bir kırık kalpler mezarlığı
bırakan bir dervişe döner.
Artık acılara hapsolmuştur:
Buluşmak istedikçe ayrılacak, birleşmeye çalıştıkça parçalanacak, sonunda
terk ettiklerinin ahı tutup terk edildiğinde mukadder yalnızlığına
kapanacaktır

kadayifustudondurma
13 12 2004, 18:00
]HAYATA TERSTEN BASLAMAK ] ]Yaşamın en tatsız tarafı sona eriş şeklidir. şüphesiz ki yaşamı tersten ]yaşamak daha güzel, hatta mükemmel olurdu. Nasıl mı : ] ]Cami'de uyanıyorsunuz. Bir tahta sandık içersinde, herkes karsınızda saf ]durmuş, iyiliğinize dua ediyor ve tüm haklar helal edilmis vaziyette. ] ]Tabuttan doğruluyorsunuz, yaşlı, olgun ve ağırbaşlı olarak. Herkes ]etrafınızda, büyük bir itibar, iltifatlar, çocuklar torunlar hepsi hazır. ] ]Arabanıza kurulup evinize gidiyorsunuz. Doğar doğmaz devlet size maaş ]bağlıyor, aylık veya üç ayda bir maaş, hazır ev... ] ]Altmışlı yaşlara kadar herşey garanti, huzur içinde yaşıyorsunuz. ]Sağlığınız gittikçe düzeliyor, kaslar güçleniyor, kuvvetleniyorsunuz. ] ]Bir gün çalismak istiyorsunuz ve işe ilk başladığınız gün size ]hoşgeldin hediyesi olarak bir plaket ve altın kol saati veriyor patronunuz.. ve ]Genel Müdürlük veya bunun gibi yüksek bir makamdan tecrübeli bir insan ]olarak iıe basliyorsunuz. Herkes karışnızda elpençe divan... ] ]Vücudunuzda da bazı hoşa giden hareketler de başlıyor. ] ]Gittikçe zayıflıyor forma giriyorsunuz. ]Diğer hormonal aktiviteler artıyor, fevkalade..... ]Aman ne güzel günler başlıyor... ] ]Derken birgün patron size artık Üniversiteye gitsen daha iyi olur diyor. ]İşi boşver bırak, okumaya başla, harçlığın benden olsun... ] Keyfe bakar mısınız ..Okuduğunuz dersler gittikçe kolaylaşıyor. Ekmek elden, su gölden bir ]dönem başlıyor. Partiler, Diskotekler, Kızların sayısı artıyor. ] ]Derken Anne ve Babanız sizi ***ürüp getirmeye başlıyor, araba kullanma ]derdi de yok artık.. ] ]Günün birinde sizi okuldan da alıyorlar, evde otur, keyfine bak, ]oyuncaklarınla oyna diyorlar... Mamanız ağzınıza veriliyor, zaman zaman ]altınızı bile temizliyorlar, hatta bu durum alışkanlık yaratıyor ve ]hiç tuvalet kullanmamaya başlıyorsunuz. ] ]Derken Anneniz bir gün size süt verme kararını alıyor ve başka bir ]keyifli dönem başlıyor. Mama artık her yerde, her an ve en taze şeklinde hazır. ] ]Bir gün karanlık ılık ve sıcak bir ortama giriyorsunuz. Beslenmek için ]ağzınızı açmaya dahi gerek yok, bir kordondan besleniyor, sıcacık, ]yumuşacık, gürültü ve patırtısız bir ortamda yaşıyorsunuz. ] ]Küçülüyor, kücülüyor, ufacık bir hücre halini alıyorsunuz. ]Ve günün birinde müthiş keyif ile hayatınız bitiyor.... CAN YÜCEL ]----------------------- ]Eflatun sormuşlar; - Birincisi, İnsanoğlunun sizi en çok şaşırtan iki davranışı nedir ? ]Eflatun tek tek sıralamış : Çocukluktan sıkılırlar ve büyümek için acele ederler. ]Ne var ki çocukluklarını özlerler. Para kazanmak için sağlıklarını yitirirler. ]Ama sağlıklarını geri almak için de para öderler. Yarınlarından endişe ederken bugünü unuturlar. ]Sonuçta, ne bugünü, ne de yarını yaşarlar. Hiç ölmeyecek gibi yaparlar. ]Ancak hiç yaşamamış gibi ölürler. ]Sıra gelmiş ikinci soruya : -Peki sen ne öneriyorsun? ]Bilge yine sıralamış : Kimseye kendinizi sevdirmeye kalkmayın ! Yapılması gereken tek şey, ]sadece kendinizi sevilmeye bırakmaktır. Önemli olan; hayatta,en çok şey'e sahip olmak değil, ]en az şeye ihtiyaç duymaktır. ]

kadayifustudondurma
13 12 2004, 18:00
Anneannesinin sözleri yankılandı kulaklarında: 'Oğlum
namaz hiç bu vakte bırakılır mı?' Anneannesinin yaşı
yetmişe dayanmış, ama ezan
okunduğu vakit yerinden sıçrar, yaşından beklenmeyecek
bir hızla abdestini alır ve namazını kılardı.

Kendisi ise,nefsini bir türlü yenemiyordu. Ne
oluyorsa, hep... namaz son dakikalara kalıyor, bu
sebeple namazını alelacele eda ediyordu. Bunu
düşünerek kalktı yerinden, gözü saate kaydı. Yatsı
ezanının okunmasına on beş dakika kalmıştı. Başını her
iki yöne pişmanlıkla sallayarak, Yine geciktirdim
namazı. dedi kendi kendine.

Kıvrak hareketlerle abdestini aldı ve daha elini
yüzünü tam kurulamadan kendisini odasına attı.
Mecburen, hızlı hareketlerle namazı eda
etti. Tesbihatını yaparken anneannesini düşünmeden
edemedi. Bu halimi görse, tatlı-sert kızardı yine
bana. dedi. Çok seviyordu onu ...Hele öyle bir namaz
kılışı vardı ki, onu hep bir gökkuşağı hayranlığıyla
seyrederdi. Namazda öyle bir mahviyeti vardı ki...
hicabından renkten renge girerdi.

O gün akşama kadar derse girmişti. Müthiş bir ağırlık
vardı üzerinde. Duasını yaparken, başını ellerinin
arasına alıp secdeye durdu. Namazdan sonra bir süre bu
şekil tefekkür etmeyi severdi. Gözleri kapanır gibi
oldu. Ne kadar da yorulmuşum. dedi. Daldı gitti
öylece....

Kıyamet kopmuştu. Mahşeri bir kalabalık vardı. Her yön
insanlarla doluydu. Kimi dona kalmış, hareketsiz bir
şekilde etrafı izliyor; Kimi sağa sola koşturuyor,
kimisi de diz çökmüş, başı ellerinin arasında
bekliyordu. Yüreği yerinden fırlayacak gibi atıyor,
adeta kafesinden kurtulmaya çalışıyor,soğuk soğuk
terler döküyordu. Hayattayken kıyamet, sorgu sual ve
mizan hakkında çok şey duymuş ve ahiret hayatı adına
bu kavramlar kendisi için köşe taşı olmuşlardı. Ama
mahşer meydanında ki ürperti, korku ve bekleyişin bu
denli dehşet vereceğini düşünmemişti.

Hesap ve sorgu devam ediyordu. Bu arada onun ismini de
okudular. Hayretle bir sağa, bir sola baktı. Benim
ismimi mi okudunuz? dedi dudakları titreyerek.....

Kalabalık birden yarılmış, bir yol olmuştu önünde. İki
kişi kollarına girdi. Mahşer meydanının vazifelileri
oldukları belliydi. Kalabalık arasından şaşkın
bakışlarla yürüdü. Merkezi bir yere gelmişlerdi.
Melekler her iki yanından uzaklaştılar. Başı
önündeydi. Bütün hayatı, bir film şeridi gibi
geçiyordu gözlerinin önünden.... Şükürler olsun
dedi, kendi kendine ve devam etti; Gözlerimi dünyaya
açtım,Hep hizmet eden insanları gördüm. Babam
sohbetlerden sohbetlere koşuyor, malını islam yolunda
harcıyordu. Annem eve gelen misafirleri ağırlıyor,
yemek sofralarının biri kalkıp, bir yenisi
kuruluyordu. Ben ise, hep bu yolda oldum. İnsanlara
hizmete çalıştım. Onlara Allah'ı anlattım. Namazımı
kıldım. Orucumu tuttum. Farz olan ne varsa yerine
getirdim. Haramlardan kaçındım. Kirpiklerinden aşağı
gözyaşları
dökülürken, Rabbimi seviyorum, en azından sevdiğimi
zannediyorum. Diyordu. Ama bir yandan da O'nun için
ne yapsam az, Cennet'i kazanmama yetmez. Diye
düşünüyordu.Tek sığınağı Allah'ın rahmetiydi.

Hesap sürdükçe sürdü. Boncuk boncuk terliyordu.
Sırılsıklam olmuş, zangır zangır titriyordu. Gözleri
terazinin ibresindeki neticeyi
bekliyordu. Sonunda hüküm verilecekti. Vazifeli
melekler ellerinde bir kağıt, mahşer meydanında ki
kalabalığa döndüler. Önce ismi okundu. Artık ayakları
tutmaz olmuştu. Neredeyse yığılıp kalacaktı.
Heyecandan gözlerini kapamış, okunacak hükme kulak
kesilmişti.

Mahşeri kalabalıktan bir uğultu yükseldi. Kulakları
yanlış mı duyuyordu? İsmi cehennemlikler
listesindeydi. Dizlerinin üstüne yığıldı. Hayretten
dona kalmıştı. Olamaaaazzzz diye bağırdı. Sağa sola
koşturdu. Ben nasıl Cehennemlik olurum? Hayatım
boyunca hizmet eden insanlarla birlikte oldum. Onlarla
beraber koşturdum. Hep rabbimi anlattım. Diyordu.

Gözleri sağanak olmuş, titrek vücudunu ıslatıyordu.
Vazifeli iki melek kollarından tuttu. Ayaklarını
sürüyerek ve kalabalığı yararak
alevleri göklere yükselen Cehennem'e doğru yürümeye
başladılar. Çırpınıyordu. Medet yok muydu? Bir yardım
eden çıkmayacak mıydı?

Dudaklarından kelimeler kırık dökük, yalvarmayla
karışık döküldü..Hizmetlerim... Oruçlarım....
Okuduğum Kur'anlar......Namazım....Hiçbiri beni
kurtarmayacakmı? diyordu. Bağıra bağıra yalvarıyordu.
Cehennem melekleri onu hiç sürüklemeye devam ettiler.
Alevlere çok yaklaşmışlardı. Başını geriye çevirdi.
Son çırpınışlarıydı.

Resülullah, Evinin önünde akan bir ırmak içinde günde
beş defa yıkanan bir insanı o ırmak nasıl temizler,
günde beş vakit namazda insanı günahlardan öyle
temizler. Buyuruyordu. Oysa ki benim namazlarım da
mı beni kurtarmayacak? diye düşünüyordu.

Namazlarım.....Namazlarım....Namazlarım. diye diye
hıçkırdı. Vazifeli melekler hiç durmadılar. Yürümeye
devam ettiler; Cehennem çukurunun başına geldiler.
Alevlerin harareti yüzünü yakıyordu. Son bir defa
dönüp geriye baktı. Artık gözleri de kurumuştu.
Ümitleri sönmüştü. Başını öne eğdi. İki büklüm oldu.

Kollarını sıkan parmaklar çözüldü. Cehennem
meleklerinden birisi onu itiverdi. Vücudunu birden
bire havada buldu. Alevlere doğru düşüyordu. Tam bir
iki metre düşmüştü ki, bir el kolundan tuttu.

Başını kaldırdı. Yukarıya baktı. Uzun beyaz sakallı
bir ihtiyar onu düşmekten kurtarmıştı. kendisini
yukarıya çekti. Üstündeki başındaki tozu silkerek
ihtiyarın yüzüne baktı.

Siz de kimsiniz ? dedi.
İhtiyar gülümsedi: Ben senin namazlarınım.

Neden bu kadar geç kaldınız ?Son anda yetiştiniz.
Neredeyse düşüyordum.dedi....

İhtiyar yüzünü gererek, tekrar güldü; Başını salladı;

Sen beni hep son anda yetiştirirdin, ...hatırladın
mı?


Secdeye kapandığı yerden başını kaldırdı. Kan-ter
içinde kalmıştı. Dışarıdan gelen sese kulak kabarttı.
Yatsı ezanı okunuyordu.Bir ok gibi yerinden fırladı.
Abdest almaya gidiyordu.

kadayifustudondurma
13 12 2004, 18:00
Ali ve Babası
Ali nasıl doğduğunu merak ediyor?

Ali babasına sormuş:
-Baba ben dünyaya nasıl geldim?
-Gece annenle yatmaya gittiğimizde yatağın çevresine şeker koyduk. Sabah kalktığımızda sen gelmiştin.

Ali'nin bu fikir ilgisini çekmiş ve denemeye karar vermiş. Yatarken yatağının çevresine seker koymuş. Sabah bütün karınca, böcekler, vs yatağın çevresindeymiş. Ali:
- Ulan , şimdi size elimin tersiyle bir korum. Ama baba yüreği dayanmaz!

kadayifustudondurma
13 12 2004, 18:00
FELSEFE
Renkli kişiliğiyle ün yapmış bir felsefe hocası, yılın son sınavını yapmak üzere sınıfa girmiş

Bütün öğrenciler çok heyecanlı, hepsi merakla soruları bekliyolar, felsefe hocası sınıfa şöyle bi bakmış, derken sandalyesini kaptığı gibi kürsünün üzerine koymuş..
İŞTE 100 PUANLIK TEK SORU demiş.. BANA BU SANDALYENİN VAROLMADIĞINI İSPAT EDİN
Herkes bir girişmiş yazmaya efendim hızlı hızlı yazanlar harıl harıl düşünenler derken, aralarından biri kağıda tek bi cümle yazmış sonra kalkmış hocasına vermiş, ve sınavı bitirip cıkmış....
Sonuçlar açıklandığı zaman bir bakmişlar koca sınıfta 100 üzerinden 100 alan tek kişi var, o da sınavı 2 dakkada bitirip çıkan çocuk..!!!
Peki acaba çocuga 100 puan getiren o tek cümle neymiş????
HANGİ SANDALYE

kadayifustudondurma
13 12 2004, 18:00
Adamın biri kazada kulaklarını kaybetmiş. Araştırmaları sonucu
iyi bir plastik cerrah bulmuş, ve girmiş ameliyata.
Ameliyat sonrası bandajlar açıldıktan bir süre sonra: - Aman
Allahım Doktor! Bana kadın kulakları takmışsınız! diye bağırmaya
başlamış.
- Kulak kulaktır! demiş Doktor... Kadını erkeği olmaz!
- Yanılıyorsunuz! demiş hasta... Herşeyi duyuyorum ama
hiçbir sey
anlamıyorum